Yardım Faaliyetlerinde Sürdürülebilirlik
Zeynep ÇAKIL
Yardım, Kur’an-ı Kerim’de infak olarak bizden çokça istenen övülen teşvik edilen bir eylem. Bir salih amel çağrısı. Fıkhî boyutta zekat, ibadet boyutunda sadaka, günahların kefâreti sadedinde arınma olarak karşımıza çıkan muhteşem bir imkan...
Hepimizin aklına gelen soruyu sorarak başlayalım. Peki, bu kadar sosyal yardımlaşmanın ibadet olarak teşvik edildiği hatta farz olarak (zekat) emredildiği ilahi bir kitabın muhatabı olan toplumlar, neden sayıları her gün artan bu kadar yardıma muhtaç yoksul ve açlık sınırında yaşayan insan topluluklarını bünyesinde taşır ve çözüm üretemez? Sonuçlara baktığımızda Burada bir şeylerin yanlış gittiğini görüyoruz. Yardım konusunu oturup yeniden düşünmeliyiz bu muhteşem imkânı yanlış ya da etkin kullanamadığımızdan dolayı, yoksulluğun azalacağı yerde çoğaldığına şahit oluyoruz.
Müslüman toplumların hepsinin de aynı olmadığını, refah bakımından aralarında uçurum olan ülkeler görürüz. Savaş bölgelerinden kaçan insanlar neden İslam ülkelerine sığınmaya değil ölümü göze alarak Avrupa’ya yönelmektedir? Hac döneminde kesilen milyonlarca kurban eğer açlık sorunu yaşayan Afrika ülkelerine işlenmiş et olarak gönderilse kimse açlıktan ölmez. Müslümanlar pahalı hac ve umre organizasyonlarında beş yıldızlı lüks Mekke otellerine bıraktıkları para ile fakir bölgelerin açlık ve susuzluk sorununu çözülebilirdi.
Yardım ve infak konusunda bir zihniyet değişimine ihtiyacımız olduğu kesin. Yardım fıkhının bu çağın ihtiyaçlarına göre yeniden güncellenmesi gerekiyor. İnsanların bilinçlenmesi ve yardımların doğru yönetilmesi adına din alimlerimiz bu alana dair yeni güncel çağdaş içtihatlar ortaya koymalı.
Bugün bizim uyguladığımız yardım faaliyetinin vahyin anlayışı ile uyuşup uyuşmadığına bakmalıyız. Mesela Allah Resulü’nün dilenen birine bir ip ve balta verip gidip odun toplayıp getirmesini onu satıp rızkını çıkarmasını öğütlediğini biliyoruz. Dilenmeyi yasaklıyor. Boş oturana selam dahi vermiyor.
Aç olan birinin anlık karnını doyurabilirsiniz ama sürekli yardım alarak yaşamaya alışan biri artık çabalamayı bırakıyor. Ve asalak olarak hayatını sürdürmeye başlıyor. Yardım kuruluşunun ya da infak sahiplerinin yapılacak yardımları da akıllıca yönetmek gibi bir sorumluluğu var. Yapılan yardımlar kişinin ayağa kalkıp yürümesini mi sağlıyor yoksa onu asalak birine mi dönüştürüyor üzerine düşünmemiz lazım.
İnsani yardım faaliyetlerinde klasik anlayışta birincil amaç, insan kayıplarını önlemek, su, yiyecek, barınma gibi acil ihtiyaçlarını karşılayıp bölgeden ayrılmak şeklinde devam ediyor. Bu yaklaşım maalesef yeni krizleri çözmüyor ya da azaltmıyor. Çıkan yangınlara su dökmek hem çok masraflı hem yangınları bitirmiyor. Yangının çıkış sebeplerini bulmak ve çözümler üretmek sürdürülebilir bir yardım olacaktır.
İnsani krizlerin önlenebilmesi ve ortadan kaldırılabilmesi için yerel aktörlerin güçlendirilmesi kısa, orta ve uzun vadeli planlar yaparak hayata geçirilmesi gerekir. Önleyici tedbirler her zaman daha az maliyetli kalıcı ve işlevseldir. Yardım faaliyetinin sürdürülebilir ve uzun vadede çözüm olabilmesi için öncelikli yatırım yapması gereken alanlar, sağlık, barınma, eğitim ve kalkınmaya yönelik olmalıdır.
Anadolu’yu gezerken görürsünüz elli haneli küçük kasabalara köylere devasa büyük görkemli camiler yapılmış içerisinde kat kat halılar avizelerle süslenmiş toplasan caminin üçte birini doldurmayacak cemaate sahip yerlere yapılan bu masraflı gösterişli ibadet yerlerinin bir infaktan çok israf olduğuna üzülerek şahit olursunuz. İnfak sahibi sadakasını ya da zekatını bir okulun tamiri, araç gerecinin yenilenmesinde kullanmayı sevap olarak görmüyor. Cami yaptırmanın daha sevap olduğunu düşünüyor. Camilerin sadece ibadet edilen yerler değil aynı zamanda bir eğitim mekânı olarak da kullanılmasında dinen bir sakınca yoktur. O devasa yapıların namaz saatleri dışında boş bekletilmesi israftır. Köy ve küçük kasabalarda eğitim yerlerinde mekân sorunu camilerle çözülebilir. Devlet memuru olarak çalışan imamların namaz saatleri dışında boş kalması israftır. Mesela yardım kuruluşlarının desteği ile internete erişimi olmayanlara, camide internet hizmeti sunarak uzaktan eğitimle üniversite lise veya mesleki bir eğitim alan kişilere hizmet verebilir. İmamlar bunu koordine edebilir. Belki o camiye yapılan masrafla köylüye küçük işletmeler, iş atölyeleri, mesleki beceri kursları açılsa köyden kente bu kadar yoğun göç olmayacak kentlerin de yoksulluk düzeyi azalacak. Coğrafyanın uygunluğuna göre arıcılık, hayvancılık, tarım imkânları sunmanın cami yaptırmaktan daha fazla infak ruhuna uygun olduğunu anlarsa o zaman bir şeyler doğru gitmeye başlar ve yardımlar yoksulluğu azaltabilir.
Fakirliğin, yoksulluğun, eğitimsizlikle direk alakalı olduğundan hareketle insâni yardım kuruluşları kişilerin eğitim alma olanaklarının güçlendirilmesi yönünde projeler üretmeli. Ticari iş yapan bir kuruluş doğudaki suyu olmayan okullara su temin ederek yaptığı harcamayı yıllık vergisinden düşürdüğünü söylemişti. Yıllık yüksek vergi veren kurumlar, bunları ihtiyaç sahibi bölgelerdeki en dezavantajlı grup olan çocuklar ve kadınların ihtiyaçlarına dönük projelerde kullanabilir. Vergi ve zekat ikisi birden ağır gelebilir bir işletmeye ama kanunen ikisini aynı anda kaynak olarak kullanabilme olanağı mevcut.
Yardım konusunda bir zihniyet değişimi için çaba sarf edilmeli. Yoksa yardımlar uzun vadede ihtiyaçları karşılamayan, sadece yaraya pansuman konumunda kalacak. Doğuda her yıl fakir ailelerin çocuklarına bayramlık alan bir yardım kuruluşunun yerel yetkilisine bayramlıklara harcanan parayı, bölgede okula gönderilmeyen eğitim imkânından yoksun genç kızların masrafını karşılayarak İstanbul’a yatılı eğitime göndermesini teklif ettiğimde kabul etmedi hayır sahipleri bayramlık için para veriyor dedi. Eğitimin elbiseden yemekten öncelikli bir yardım olduğu anlayışı hem infak sahipleri hem yardımları organize eden kurumların politikası olmadıkça yardım edecek insan sayısı azalmayacaktır.
Sürekli insanların günlük, anlık ihtiyaçlarını gidermeye yönelik yardım etme anlayışından, uzun vadede yardım almayacak pozisyona geçebilmesi için üretime dönük politikalar üretilmeli. Yardıma muhtaç kişilere mesleki beceri kazandıracak atölyeler kurulabilir öğrenirken para kazanabileceği iş alanları oluşturulabilir.
Özellikle savaşta eşini kaybetmiş mülteci veya eşlerinden ayrılmak zorunda kalmış geliri olmayan kadınların en büyük sorunu çalışırken küçük çocuklarını bırakacak yerlerinin olmamasıdır. Bu kadınlara yapılacak sürdürülebilir yardım iş bulma ve küçük çocuklara ücretsiz kreş hizmeti vermek olabilir. Bu destekle hem çocuğa kaliteli bir ortam sunulmuş olacak hem de anne rahatça çalışıp geçimini sağlayacaktır.
Birçok ailenin geçim sıkıntısı çekmesi yardıma muhtaç hale gelmesinin sebepleri içerisinde aileyi yöneten ebeveynlerin yetişkin bir birey olamaması, evliliğe hazır olmadan yuva kurması, kötü alışkanlıklarının olması veya psikolojik hastalıklarının olduğunu görürüz. Yardım kurumları ailelilere yardım yaparken, psikolojik destek hizmeti de sunabilirse çok anlamlı bir yardım olacaktır. Problemin teşhis ve tedavi edilmesi, olumsuz sonuçların bertaraf edilmesi adına önemli bir katkı sağlayacak ve bu sürdürülebilir bir yardım olacaktır. İnsani yardım götürülen bölgeye iş ve üretim alanları kurularak yardım sürdürülebilir.
Sürdürülebilir insani yardımın bir diğer ayağı da kurumsal yetkinliktir. İnsani yardım kuruluşunun aktörleri sürekli gelişime ve yeniliklere açık olmalı. İnsani yardımın etkinliği ve verimliliği yardım kuruluşunun barındırdığı personelin kalitesi ve donanımı ile yakından alakalıdır. Yardım çalışanının kendisinden ne beklendiğinden emin olması, iş tanımının iyi yapılmış olmasına bağlıdır. Sistemde faaliyet gösteren insani yardım çalışanı, görev yaptığı kurumun standartlarına ve değerlerine mutabık bir anlayışla hareket edebilmelidir. Kurumun her çalışanı bir pazılın parçaları gibi bütünü oluşturmalı ve yansıtmalıdır. Her yıl performans denetimi ve hizmet içi eğitimlerle kalite sağlanmalıdır. Yardım kurumlarında işe alınacak personel sosyal yardım alanını okumuş mesleki beceriye sahip kişilerden seçilmelidir. İnsani yardım kurumları, kaynakların doğru kullanımı ve yardımların profesyonel yapılabilmesi için önceki tecrübeleri iyi analiz edip raporlamalıdır. Her seferinde daha iyiye giden bir tedarik yapılanması gerçekleştirmelidir.
Mazlumun dini sorulmaz anlayışından hareketle, yardım faaliyetlerini israfı önlemek, kaynakları doğru kullanmak adına her türlü ideolojik kamplaşmadan arındırarak bir çatı altında iş birliği ve iş bölümü yaparak sistemli, planlı, sürdürülebilir bir anlayışla bu çağın ihtiyaçlarına göre yeniden ele almamız gerektiğine inanıyorum.
Yardım faaliyetlerini genelde sivil örgütler, vakıflar yürütüyor. Bu örgütlerin öncülüğünde bir istişare toplantısı düzenlenebilir. İçinde akademisyenlerin, sosyologların, din alimlerinin, yardım kuruluşlarının olduğu bir komisyon çalıştay yaparak bu durumun analizi yapabilir, hazırlanan rapor doğrultusunda acil eylem planı ve proje üretilebilir.