KOMPLO TEORİSİ, DİJİTAL FANATİZM VE SİMÜLASYON KURAMI ÜZERİNE
Bilgin ERDOĞAN
Komplo teorisi, bireylere, kurumlara veya devletlere karşı gizlice zarar verme maksatlı planlar olduğunu iddia eden varsayımlar olarak tanımlanır. Fransızca kökenli bu kelimeyi sözlükler, kötü bir amaç uğruna insanların bir araya gelmesi, şeklinde açıklar. Zaten İngilizce ‘conspiracy’ kelimesi con+spirit yani ortak ruh gibi bir anlam ihtiva eder. Dolayısıyla birilerinin zarar vermek üzere birleşmesi komplo, buna yönelik varsayımsal düşünceler üretmesi ise komplo teorisi olarak adlandırılır.
Kült yapılar deyince akla hemen komplo teorileri gelir. Zira bu yapılar, kitleler üzerinde beyin yıkama metodunu komplo teorileri üzerinden yaparlar. İspatlanmamış varsayımlar üzerinden takipçilerini komplo teorileri ile şartlandırırlar. Kişilerin bilişsel çelişkiden kaçma eğilimi veya kendilerini özel hissetme arzusu, komplo teorilerini cazip kılmaktadır. Zira insan, anlamlandıramadığı şeylere kafasında cevap aramak ve yine bu hayatta kendisini özel hissetmek ister. Kült yapılar ise insanların bu ihtiyacını, komplo teorilerini takipçilerine telkin etme yoluyla istismar ederler.
Amerikalı psikanalist Bill Goldberg’e göre, kült yapıların geçmişe nazaran, komplo teorilerini daha etkili kullanmalarının temel sebebi sosyal medya faktörüdür. Zira yaşadığımız dijital dünyada, her ne kadar bilgiye ulaşmak kolay olsa da ulaşılan bilginin sıhhati tartışmalıdır. Ulaşılan bilgi, kimi zaman kirli ve gerçek dışı olduğundan, insanların içindeki bilişsel çelişkiden kurtulma eğilimi ve kendisini özel hissetme arzusu, bu varsayımlara inanma olasılığını güçlendirmektedir. Kimi zamansa dini inançlardaki akıl dışı mitolojik unsurlar, din motifli kült yapılarda komplo teorilerini daha inandırıcı kılmaktadır. İslam dünyası içinde mehdilik, Hristiyanlar içinde mesihlik inancı yüzyıllardır, binlerce insanın milyonları istismar etmesine sebep olmuştur.
Modern zamanlarda gazete ve televizyon gibi medya araçlarının, şimdilerde ise sosyal medyanın komplo teorilerini yaymak isteyenlerin elinde önemli bir propaganda aracı olduğu bilinen bir gerçektir. Sosyal medya, her ne kadar bir özgür fikir platformu olsa da zaman zaman bu durum, insanların güvenliğini ve huzurunu tehdit etmektedir. Bu nedenle mesela bir sosyal medya platformu olan Twitter, ABD'de aşırı sağcı komplo teorileri hareketi QAnon ile bağlantılı 70 binden fazla hesabı askıya almıştı.
QAnon, 2017'de Donald Trump'ın başkanlığı sırasında ortaya çıkan aşırı sağ bir komplo teorisidir. QAnon'a göre Trump, uluslararası şeytani bir pedofil ağı olan Derin Devlet’e karşı savaşmaktadır. Birçok QAnon destekçisi, bu ağın yalnızca çocukları istismar etmediğini, aynı zamanda ömürlerini uzatmak için onları kullandıklarını iddia etmektedir.
Dolayısıyla bu komplo teorisi, Demokrat Parti'deki Barack Obama ve Hillary Clinton gibi siyasi liderler ve Dalay Lama, Papa Francis gibi dini liderler ve George Soros gibi iş adamları, bu şeytani ağın destekçisi gibi lanse edilip Trump'ın bunlara karşı mücadele veren kutlu bir lider olduğuna inanmaktadırlar. İşin hazin tarafı bu propaganda sadece Amerika ile sınırlı kalmamakta aynı zamanda iktidardayken sosyal medyayı çok yoğun kullanan Trump ve taraftarları tarafından, tüm dünyada etkili olabilmekte hatta dizi filmlere kadar konu edilebilmektedir.
Dijital dünyanın düşünsel ve manevi dünyamıza, siyasi tercihlerimize etki ettiği ve siyasi güçlerin sosyal medyayı komplo teorileri ve onların dellalları olan troller aracılığıyla propaganda aracı yaptığı özellikle son yıllarda gözlemlediğimiz bir gerçektir.
Komplo teorileri, ekseriyetle siyasi motivasyon unsuru olarak kullanılan, delile değil sezgiye dayalı kaynağı müphem bilgilerdir. Televizyon dizileri, gazeteler ve bilhassa günümüzde sosyal medya, bu zanni bilgiler yoluyla propaganda yapmaktadır. Özellikle siyasi rekabetin ve politik tartışmaların olduğu zamanlarda tarafgirler, etrafını bu zanni bilgiler ile tahrik etmeye çalışmaktadır. Bu provokatif söylemler ise kimileyin acı birtakım neticelere sebep olmaktadır.
Komplo teorilerinin tarihine baktığımızda, özellikle Orta Çağ’da kilisenin otoritesini korumak için bu nevi söylemler ürettiğini görmekteyiz. Nitekim Osmanlıda da "din elden gidiyor" şeklinde bir propaganda halk üzerinde yıllarca etkili olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti yakın tarihinde ise "Laiklik elden gidiyor veya irtica geliyor" şeklinde propagandalar yıllarca insanların birbirlerini ötekileştirmesine sebep olmuştur. Bununla beraber en son Büyükşehir seçimlerinde kimi siyasilerin kendilerinden taraf olmadıkları takdirde Türkiye'nin beka sorunu olduğuna atıf yapmaları, demokratik atmosferde yapılması gereken seçimleri savaş havasına sokmuş hatta bazı illerde kan dökülmesine sebep olmuştur. Evet, komplo teorilerinin kışkırtıcılığı kimileyin insanların ölümüne dahi sebep olabilmektedir.
Komplo teorilerinin kışkırtıcı sonuçlarını önlemek ve provokatif tesirini kırmak ise ancak Kur'an ahlakıyla inşa olabilmekle mümkündür. Zira Kur'an, müteaddit ayetlerde akletmemiz gerektiğini ve delille hareket etmenin elzem olduğuna atıf yapar. Dolayısıyla bir söylem duyduğumuzda, o söylemin ve yargının ciddiyeti nispetinde o haber kimden gelirse gelsin, onu tahkik etmekle sorumluyuz. Kur'an Zümer suresi 18. ayette "O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah`ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kamil manada kullananlardır" diyerek bize rehberlik yapmakta ve bir söz duyduğumuzda ona körü körüne itimat etmememiz gerektiğini vurgulamaktadır.
Kur'an Enfal suresi'nin 42. ayetinde " ..Ta ki, ölen beyyine üzerine olsun, yaşayan da beyyine üzerine yaşasın. Allah elbette ki çok iyi işitir, çok iyi bilir" ilkesiyle tüm insanlığı delille hareket etmeye çağırmaktadır. Delille hareket etmek sadece dini konularda değil aynı zamanda sosyal ilişkilerimizde, hukuki yargılamalarımızda da karşımıza çıkması gereken ahlaki bir ilkedir. Nitekim Kur'an Hucurat suresinin 6. ayetinde "Size bir fâsık haber getirirse, onu iyice araştırın; yoksa bilmeden bir topluluğa karşı kötülük yapar, sonra da yaptığınıza pişman olursunuz" ayetiyle, kaynağı şüpheli gelen haber karşısında temkinli olmamız gerektiği ifade edilmektedir.
Bununla beraber bir şahsa veya topluluğa yönelik bir yargılama yapıldığında da bunun delille sabit olması elzemdir. Bilhassa, insanların onuru ile ilgili konularda iftira atanlara destek olmak, vebali ağır bir durumdur. Lakin günümüzde özellikle sosyal medyada, insanlar kolaylıkla birbirlerinin izzetine saldırabilmekte ve klavye üzerinden insanları tahkir ve tahfif edebilmektedirler. Oysaki bu yollardan gelen haberlere asla itibar edilmemelidir. Kur'an'ın zina isnadında bulunanlardan dahi dört şahit istemesi düsturunu hayatın her sahasında bir ilke olarak işletebilmeliyiz ki, insanlar ötekileştirdiği kişilere rahatlıkla terörist ve vatan haini gibi yaftalarda bulunmasınlar. Nitekim ikinci isnad, birincisinden daha ciddi ve onur kırıcıdır. Dini ilkeler ve hukuk ise insanlığın onurunu koruma maksadını hayata gerçekleştirmek içindir.
Medya'nın ve hususen sosyal medyanın insanlığın sosyal psikolojisine olan etkisini hatırlatırken Jean Baudrillard'ın Simülasyon Kuramını da hatırlamalıyız. Fransız bir sosyolog olan Jean Baudrillard, modern dünya insanının algısını “Simülasyon Kuramı” ile açıklar. Özellikle kapitalizmin ve medyanın etkisiyle günümüz insanının algısı gerçeklikle kopmuştur. Yaşadığımız evren imajinatif olan ile gerçek olanın karıştığı patafizik bir evrendir.
Suriye’de ölen insan haberleri ve parçalanan bebek cesetleri ve ardından ve hemen ardından çamaşır deterjanı reklamı izlenmektedir. İşte tam olarak anlatılmak istenen budur. Televizyon kapatıldığında insanın aklında kalan bir parça Suriye’deki zulüm ve çocuk cesetleri, bir parça bilmem hangi siyasinin çocuğunun düğün merasimi ve daha bilmem hangi sanatçının son çıkarttığı albüm ve kimin kiminle evleneceği haberi ve yine Afrika’daki derisi kemiğine yapışmış bir çocuk olabilmektedir.
Bu yaşadığımız dünya adeta çok kişilikli bir insan tipini ortaya çıkarmaktadır. Afrika’daki sefaleti seyrederken ardından gelen bir eğlence programı insan duygusunun kökenine dinamit koymaktadır. Sokak çocuklarının veya evsiz insanların haberlerinin ardından çılgın Noel ve Yılbaşı kutlamaları insan duygularını, hakikatin sarsılmaz zemininden kaypak bir alana sevk ettirmektedir. Dolayısıyla her bir şey üret ve erit mantığıyla tükenme esasına göre işlemektedir. Savaşlar eskisi gibi samimi değildir. Savaş malzemeleri için çıkartılmaktadır. Barış hakeza samimi değildir. Medikal malzemeleri sattırmak içindir.
İşte tevhid öyle güçlü bir argümandır ki birbirinden kopuk anlamsızlık çukurunda kaybolmuş böylesi patofizik bir dünyayı ulvi bir anlam ve manayla buluşturur. Yani vahyin ifadesiyle insanlığı anlamsızlığın karanlığından anlamın aydınlığına çıkarır. Zira tevhid ile insan, her bir varlıkta Allah’ın isimlerinin tecellisini görür. İşte bu anlamda insanın İKRA! hitabını anlaması çok önemlidir.
O halde dijital dünyanın tüm olumsuzluklarına rağmen bize gelen bilgilere daha bütünsel çerçevede bakmak, delille ve belgeyle konuşanlara itibar etmek, haberleri dinlerken subjektif değil daha bir üst pencereden değerlendirmek yani hayata daha eleştirel bakmak mühimdir. Bunlar, komplo teorilerinin yıkıcı ve olumsuz etkisini kıracak ve daha huzur ve barış içinde yaşamamıza vesile olacaktır. Aliya İzzetbegoviç'in "Elimde olsa tüm Doğu'nun eğitim müfredatlarına eleştirel düşünme dersi koyardım" tavsiyesi üzerinde düşünmemizin hatta bunu bir an evvel uygulamamızın vakti çoktan geldi diye düşünüyorum.