ŞEFFAFLIK TOPLUMU
Medine BALLI
Byung-Chul Han, 1959 doğumlu Güney Koreli bir yazardır. 1980’lerde Almanya’ya taşınır. Burada felsefe, Alman edebiyatı ve Katolik teolojisi üzerine yoğunlaşır. Daha özelde on sekiz, on dokuz ve yirminci yüzyıl felsefesi, kültür kuramı, medya kuramı, din, etik, estetik, fenomenoloji ve kültürlerarası felsefe gibi alanlara yönelir. Bu alanlarda birçok eser kaleme alır. Bu eserlerinden biri de “şeffaflık” kavramı çerçevesinde çağdaş dünyanın toplum özelliklerini kaleme aldığı “Şeffaflık Toplumu”[1] adlı eseridir.
Byung-Chul Han, şeffaflık kavramının siyasette, ekonomide, hayatın birçok alanında yaygınlaştığına dikkatleri çeker. Bu yaygınlaşmadan beklenti demokrasinin, enformasyon özgürlüğünün ve verimliliğin artmasıdır. Böylece yeni dogma “şeffaflığın güven yarattığı şeklinde” (s.11) ortaya çıkar. Han’a göre bu yargıda unutulan nokta, güven kavramının hasar gördüğü bir toplumda gerçekleştiği şeklindedir. Han, hasar gören bu güven anlayışının sonuçlarını şeffaflık toplumunun özellikleri bağlamında açıklar. Bu toplum özelliklerini olumluluk toplumu, teşhircilik toplumu, apaçıklık toplumu, porno toplumu, ivme toplumu, teklifsizlik toplumu, enformasyon toplumu, ifşa toplumu, kontrol toplumu gibi başlıklarla ele alır. Bu başlıkların temel fikrini şöyle açıklayabiliriz:
Olumluluk Toplumu
Han, şeffaflığı “toplumsal süreçlerin tümünü kapsayan ve onları köklü bir değişikliğe uğratan sistematik bir zorlama” (s.16) olarak tanımlar. Günümüzde şeyler pürüzsüzleştirildiklerinde, eylemler işlemsel hale geldiklerinde, zaman şimdikiler dizisine indirgendiğinde, görüntüler pornografik hale geldiğinde şeffaflaşırlar. Şeffaflık tekilliğin her türünü ortadan kaldırır. “Şeffaflık aynının cehennemidir.”(s.16)
Han’a göre şeffaflık kavramı kamusal söylemde hâkimiyet kurmasıyla, fetişleştirilmiş ve totaliter bir görünüm kazanmıştır. Şeffaflık talebi birçok yönden bir paradigma değişimine neden olmuştur. Bu paradigma değişimi, toplumda olabildiğince olumsuzluğun tasfiye edilmesini ve yerine olumluluğun hâkim kılınmasını sağlar. Böylece şeffaflık toplumu kendini bir olumluluk toplumu olarak gösterir.
Olumluluk toplumu diyalektiği ve yorum bilgisini terk eder. Olumsuz bir duyguya yer vermez. İnsan ruhunu yeniden organize etmeye çalışır. Genel yargısı like/beğenim üzerinedir. İletişimin hızını aksatacağı için her türlü olumsuzluktan kaçınır.
Teşhircilik Toplumu
Han, teşhircilik toplumunu “kült görevi” gören nesnelerin özelliklerini resmederek açıklar. Buna göre bir nesnenin “kült değeri” kazanması teşhir edilmesiyle değil, var olmasıyladır. Erişilememek, kilit altında olmak kült değerini oluşturan olumsuzluklardır. Ancak olumluluk toplumunda bir şeyin varlık kazanabilmesi sergilenmesine bağlıdır. Bu teşhir zorlaması şeylerde ki “aura’yı” ortadan kaldırır. Facebook ve Photostop çağı “kült değeri görevi gören insan simasında ki”[2] aura’yı yok etmiş, teşhir edilen bir yüze (face) dönüştürmüştür. Dijital fotoğrafta ki bu olumsuzluktan arındırma işlemleri doğumu ve ölümü, kaderi ve olayları içermeyen şeffaf fotoğrafçılığı ortaya çıkarmıştır.
Teşhircilik toplumu her öznenin kendi reklam nesnesi olduğu, her şeyin sergi değeriyle ölçüldüğü, pornografik, ifşa edilmiş ve çıplaklaştırılmış bir toplumdur.
Apaçıklık Toplumu
Şeffaflık toplumunda her şey örtüsüz, apaçık bir şekilde sunulur. Bu durum hayal gücünün ve fantezinin oluşmasını engeller. Bir “kendilik etkinliği” olan hayal gücünün oluşmaması “haz ekonomisini” yok eder. “Hayali ve anlatısal yan yollara izin vermeyen dolaysız zevk pornografiktir.”(s.32)
Şeffaflık bir simetri durumu olduğu için asimetrik ilişkileri ortadan kaldırmaya çalışır. Bu ilişkilerden biri de güçtür. Güç kendi başına şeytani değil, çoğunlukla üretkendir. Toplumun siyasi yapılanması için yeni alanlar ortaya çıkarır. Haz ekonomisine katkıda bulunur. Güç, kamuya açık alanda oynanan stratejik bir oyundur. Gücün kötülük olmadığına aşk ilişkileri örnek verilebilir…
Porno Toplumu
Han, bu bölümde güzel, yüce, erotik ve pornografik olan arasındaki temel fakları ele alır. Buna göre erotik, çıplaklığın doğrudan gözler önüne serilmesi değildir. “Erotik gerilim çıplaklığın sürekli sergilenişinden değil, görünüp kaybolmanın sahnelenişinden kaynaklanır.”(s. 41) Pornografik olan ise örtüsüz çıplaklığı yansıtır. Bedeni düzdür, kesintinin olumsuzluğu yoktur. Topyekûn teşhir etme ile sırrı ortadan kaldırır.
Han, pornografik fotoğrafın özelliklerini Roland Barthes’in fotoğrafta tespit ettiği iki öğe üzerinden açıklar. Bunlardan ilk öğe “studium”dur. Studium hedefsiz ilgiyi, tasasız arzuyu, beğenmeyi (I like) içerir. Belirleyici özelliği şeffaf ve apaçık olmasıdır. İkinci öğe ise “punctum”dur. Sevmeyi, yararlanmayı, duygulanmayı içerir. Enformasyonun sürekliliğini kesintiye uğratır. Tekdüze fotoğraflarda “punctum” eksiktir. Pornografik fotoğraflar pürüzsüz, şeffaf, belirsizlik içermeyen, tek düze görüntülerdir. Erotik fotoğraflar ise pürüzsüz ve şeffaf değil; çatlak, bozuk, içsel kırıkları olan görüntülerdir.
İvme Toplumu
Han, bu bölümde şeffaflık toplumu özelliği olarak ivme toplumunu ele alır. İvme toplumunda hızlanmak için “anlatıya” değil, “eklemeli” bir yönteme başvurulur. Çünkü ekleme anlatıdan daha şeffaf ve hızlandırılabilir bir süreçtir. Dini törenler anlatısal bir yapıya sahiptir. Tören alaylarının ayırt edici özelliği sahnelemedir. Kendi özel zamanlamalarına sahiptir. Dolayısıyla ilerlemelerini hızlandırmak anlamlı değildir. İşlemcinin (prozessor) iletişiminde anlatısallık yoktur. Bir şeyi anlatmaz sadece sayar. “Etkinliği resimsiz, sahnesizdir.” (s.48) Hiçbir sahne kalmadığında, her şey şeffaflaştığında ise toplum müstehcenleşir.
“Günümüzde zamana ilişkin kriz ivmeden değil, zamansal dağınıklık ve bağlantısızlıktan kaynaklanır…İvme kendi başına asıl problem olmadığı için çözüm de yavaşlama değildir. Yavaşlama kendi başına bir ölçü, bir ritim, bir rayiha üretmez.”(s.51)
Teklifsizlik Toplumu
Han, bu bölümde on sekizinci yüzyıl dünyasının “teatral” toplumu ile bugünün “teklifsizlik” toplumunu karşılaştırır. Teatral toplumda kamusal alan bir sahnedir. Sahne, mesafe ortamını oluşturduğu için iletişim ayinsel biçim ve işaretler ile gerçekleşir. Teatral olan dokunsal olmadığı için ruhun yükünü azaltır. Tiyatro, eylem ve duyguların temsil edildiği, yorumlandığı yerdir.
Modern dönemde mesafenin yerini teklifsizlik aldı. Teklifsizlik ideolojisine göre toplumsal ilişkiler ne denli bireyin iç dünyasına yaklaşırsa, mesafeleri yok ederse o kadar gerçek ve güvenilirdir. Teklifsizlik toplumu mahremiyetlerin sergilendiği, satıldığı, tüketildiği bir pazardır.
Teklifsizlik, sosyal medya ve kişiselleştirilmiş arama motorları ile her türlü uzaklıktan arınmış yakınlığı sağlar. Böylece internet ortamı kişinin mahrem alanına dönüşür. Ayrıca teklifsizlik nesnel oyun alanlarını yok ederek öznel alanlar oluşturur. Bu durum narsistik bir işgali yansıtır. “Narsisizm insanın kendisiyle mesafesiz teklifsizliğin, yani kendine mesafenin yokluğunun ifadesidir.”(s. 55)
Enformasyon toplumu
Han, Platon’un mağara meselini bir bilme türü olarak değil, bir yaşam biçimi olarak yorumlar. Ona göre bu meselde “anlatı dünyası” “bilgi dünyasının” karşısına konmuştur. Bir şeffaflık toplumu olarak günümüz toplumu, Platon’un hakikat dünyasının aksine “metafizik bir gerilim” barındırmaz. “Şeffaflıkta (Transparenz) aşkınlık (Transendenz) yoktur. Şeffaflık toplumu ışık olmaksızın içini gösterir…her şeyi içi görünebilir kılan ışıksız bir ışınımdır.” (s.59)
Han, şeffaflık toplumunu bir enformasyon toplumu olarak tanımlar. Şeffaflık toplumu hakikat ve görünüşlerden yoksundur. Hakikat ve görünüşler şeffaf değildir. Şeffaf olan tek şey “boşluktur”. Bu boşluğu gidermek için enformasyon yığınına başvurulur. Enformasyon hakikat içermediği için aydınlık getirmez. Tam tersi karmaşıklığa yol açar.
İfşa Toplumu
Han, bu bölümde on sekizinci yüzyılda bir şeffaflık talebinin habercisi olarak Jean-Jacques Rousseau’nun düşüncelerine yer verir. Rousseau, “İtiraflar” adlı eserinde amacının “insanı tüm doğal hakikati içinde göstermek” olduğunu ifade eder. “Yüreğin” bir kristal gibi geçirgen olması gerektiğini düşünür. Han, Rousseau’nun herkesi yüreğini açmaya davet etmesini “yüreğin diktatörlüğü” olarak tanımlar. Tam şeffaflıkta ahlakın zorunlu olarak despotluğa dönüşeceğini düşünür. Bunun bir örneği olarak günümüzde dijital ağ hiçbir ahlaki buyruğa uymaz. “Geleneksel olarak hakikatin teolojik-metafizik ortamı olagelmiş yürekten yoksundur.”(s.66)
Kontrol Toplumu
Han, eserin son bölümünde şeffaflık toplumunun bir özelliği olarak kontrol toplumunu ele alır. Günümüz toplumunu Jeremy Bentham'ın panoptikon’undan esinlenerek “dijital panoptikon’a” benzetir. Günümüzün kontrol toplumunda Bentham’ın merkez-çevre ayrımı tümüyle yok olmuştur. Bentham’ın panoptikon’unda yalıtılmış mahkûmların aksine dijital panoptikonda hiper-iletişim gerçekleşir. Bentham’ın panoptikon’u ahlaki ve biyopolitik buyruklar, dijital panoptikon ise ekonomik buyruklar içerir.
Dijital panoptikon’un oluşturduğu kontrol toplumunda bir değer olarak özgürlük kavramı da değişime uğradı. Gözetleme, özgürlüğe karşı bir saldırı olarak gerçekleşmiyor. İnsanlar bu gözetlemeyi gönüllü olarak kabul ediyor. Bu durum kişinin hem faili hem de kurbanı olduğu bir “özgürlük diyalektiğini” ortaya çıkarmış oldu…
[1] Han, Byung-Chul; “Şeffaflık Toplumu”, Metis Yayınları, İstanbul, 2017
[2] Bu tespit Walter Benjamin’e aittir.