GÖZETİMİN “GÖNÜLLÜ” ARACI: YENİ MEDYA
Dilara ÖZTEKİN
Gözetim, modern dünyanın onu kontrol altında tutmaya yarayan en önemli boyutudur. Bu bağlamda modern kentler, “gözetim toplumu” için önemli bir zemin teşkil eder. Modern kentlere ulus-devletin ışığında bakmak, gözetim toplumunun doğduğu ve üzerinde şekillendiği alanı incelemek için önemli bir göstergedir. Fakat dijital alandaki teknolojik gelişmeler, gözetimin modern kentlere içkin yapısını genişletmiş; onu zamandan ve mekândan bağımsız bir olgu olarak tüketime sunmuştur. İşte tam bu noktada “yeni medya”dan bahsetmek mümkün. Yeni medyanın dinamikleri, güç ilişkileri ile doludur (Mansell, 2004). Bu sebeple bu yazıda, yeni medya ve gözetimi, ulus devlet ve egemen iktidar bağlamında değerlendirmeye çalışmak istiyorum. Görmenin tarihsel ve ideolojik dönüşümü ile birlikte görüngü, hizmet amacından tahakküm amacına doğru evirilmiştir (Yanık, 2017). Çünkü yeni medya çağında her şeyin görünür olması, aynı zamanda kontrol edilebilir olmasını ve tahakküm kurulabilir bir pozisyonda bulunmasını da beraberinde getirmiştir (Babacan, 2016). Böylelikle, egemen iktidara önemli bir gözetim imkânı sunan yeni medya, aynı zamanda egemen iktidarın yeniden üretimi açısından da başat bir rol oynuyor. Egemen iktidarın hegemonyasının aracı olarak gözetim, onun tahakkümü altındaki bireyleri kendisinin nesnesi olarak sunuyor.
Bu bağlamda, ilk olarak, birbiri ile bağlantılı iki önemli kavramdan bahsetmek yerinde olacaktır: Panoptikon ve Süperpanoptikon.
Jeremy Bentham’ın 1785 yılında tasarladığı ve panoptikon (bütünü gözetlemek) adını verdiği hapishane tasarımı, sistemli gözetimin koşullarını ve birey davranışlarının nasıl otokontrole alındığını göstermektedir (Werret, 2008). Bu sistemde, “çevrede halka halinde bir bina, merkezde bir kule; bu kulenin, halkanın iç cephesine bakan geniş pencereleri vardır” (Bozkurt, 2000). Merkezi kuledeki gözetmen, gözetlenilenler tarafından görülememekte böylelikle görünmeden gözetlemek, bireylerin eylemlerini her koşulda denetlemek zorunda olmalarına yol açmaktadır. Daha sonraları bu sistem, kapitalist üretim tarzında işçilerin izlenebilmeleri için uyarlanmış ve böylelikle bunun “ilk öznesi emekçi sınıf” olmuştur (Kalabalık, 2016). Burada temel amaç, egemen iktidarın tahakkümünü sağlamanın bir aracı olarak üretim ve onun denetlenmesidir. Bu yol ile yaşamın geneline yayılacak bir düzenin ve tektipleştirmenin yayılması da kolaylaşacaktır çünkü panoptikonun çıkış noktası, üretimin yeniden üretimini sağlamaktır; bunun amacı ise tektipleştirmektir (Kalabalık, 2016). Bu bağlamda panoptikon, farklılığı ve çeşitliliği öğüten bir mekanizma olarak karşımıza çıkıyor (Bauman, 2014, s. 60). Panoptikonun bir diğer boyutu ise süperpanoptikondur. Süperpanoptikon, gözetimin elektronik ortam aracılığı ile sağlanmasıdır. İşte tam bu noktada yeni medya kavramı devreye giriyor. Yeni medya, panoptikondan süperpanoptikona dönüşümü mümkün kılan bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. E-mail, e-ticaret, sosyal medya, mobil uygulamalar, wifi gibi terimler, yeni medya kavramına dahil edilen ve hayatımıza yeni medya ile birlikte giren terimlerdir. Bu bağlamda yeni medya araçlarının diğer geleneksel medya araçlarından farkı şu şekilde açıklanmıştır:
“Mehmet Emin Babacan (2015), yeni medya araçlarının diğer geleneksel medya araçlarından farklı ve yapısal bir özelliği olan bütün etkileşimlere açıklığı yüzünden ortamın kolayca yönlendirilebilir, provoke edilebilir ve amacından saptırılabilir bir araç hale gelmesinin de mümkün olduğundan” (Karabağ, 2016) bahsetmiştir. “Bununla birlikte gerçek hayatta toplumsal hareketin örgütlü yapısını ve kolektif bilincini kavramamış bireyler (yeni karakter) kendi sosyal medya hesapları üzerinden atomize olarak yerel ve küresel iktidarın etkilerine çok daha fazla açık hale gelebilmektedirler” (Sarı, 2015, s. 299).
Bugün karşı karşıya kaldığımız ve süperpanoptikonu mümkün kılan dijital alandaki teknolojik gelişmeler, gözetimden kaçışı sınırlı hale getirmiş, hatta imkansızlaştırmıştır. Bu sınırlılığı, bizzat öznenin kendisi egemen iktidara sunmaktadır. Çünkü Bauman’ın ifade ettiği üzere, süperpanoptikonun ayırt edici özelliği, gözetim türünün gönüllülüğe/rızaya dayalı olmasıdır. Böylelikle iktidar gücünü bu rızadan almaktadır. Nitekim, “klasik gözetimde iktidar ile mücadelede kamuoyu yaratımı bir baskı unsuru iken; yeni gözetimde kamuoyunun bizzat kendisi mücadele edilecek düşünce ve eylemlerin içinde bulunmaktadır” (Yanık, 2017). Bugün mevcut durumumuz ise bunu ispatlamaktadır:
“Modern dönemde iktidar ve özne ilişkisini kompleks hale getiren, karşılıklı bağımlılığı ve rızayı oluşturan birçok unsur var iken, günümüzde bu ilişki yeni medya araçlarıyla daha dolayımsız ve aracısız gerçekleşebilmektedir.” (Babacan, 2016). “Söz konusu bu ilişki günümüzde yeni medya araçlarıyla aracısız biçimde öznenin kendi iradesi ve rızasıyla gerçekleşmektedir” (Toprak, 2009).
Egemen iktidar, bu rıza ile kendi gücünü yeniden üretme imkânı buluyor ve gözetimi bu yol ile meşrulaştırıyor. Başka bir deyişle, bireyin yeni medya araçları ile kendini gözetimi kolay bir nesne olarak sunması, egemen iktidarın birey üzerindeki hegemonyasını güçlendiriyor (Babacan, 2016). Bu anlamda teşhir etme, gözetimin meşrulaştırıcı aracı olarak yeni sosyal medyanın karakteristik bir özelliği haline gelmiştir (Kalabalık, 2016). Burada asıl tehlike, gözetim üzerinden kurulan bu hegemonyanın gündelik yaşamımızda normal bir olgu olarak içselleştirilmesidir. 20.yy’ın önemli düşünürlerinden biri olan Foucault, panoptik sistemin temel hedefinin “tutukluda, iktidarın otomatik işleyişini sağlayan bilinçli ve sürekli bir görülebilirlik halini yaratmak” olduğunu ifade eder. Bu sistem “gözetim altında tutmanın, eylemi itibariyle kesintili olsa bile, sonuçları itibariyle sürekli olmasını sağlamak”tır (Foucault, 1992, s. 252), yani aslında bunun bir yaşam tarzı haline gelerek gündelik hayatımızda normal bir olgu olarak varlığını devam ettirmesi, bu sistemin sürekliliği için temel bir işleve sahiptir. İktidar karşıtı toplumsal hareketler üzerinde yeni denetim ve gözetim teknolojileri kullanılarak baskının şiddetinin günden güne artması (Çoban, 2014); insanların sürekli izlendikleri izlenimini onlara aşılamakta, bu da insanların bilinçsiz bir şekilde kendi eylem ve söylemlerinde otokontrole/otosansüre başvurmalarına yol açmaktadır:
“Gözün iktidarında insanlar sistemin kendisini yeniden üretmesine hizmet eden bedenlerdir… Gözetim toplumu açısından, gerçekte iktidar için en büyük başarı toplumsal bilincin kendi gardiyanı haline gelmesidir, yani iktidarın gözünün toplum tarafından içselleştirilmesidir. Tüm toplumsal yaşam bu süreçte bir hapishaneye dönüştürülmüş olur” (Çoban, 2014).
Bunun en bilinen örneği Orwell’ın 1984 distopyasında görmek mümkün. Toplum, Büyük Birader denilen “bürokratik organizasyon” (Bozkurt, 2000) tarafından her an gözetleniyor ve kayıt altına alınıyordu. Bu sistemde insanların düşünceleri bile denetim altındaydı; “Düşünce Polisi” her alanda gözetimi mümkün kılıyordu. Gözetimin aracı olan tele-screenler, insanlara izlendiklerini hissettiriyor böylelikle daimî bir otokontrolü ve insanların kendilerini denetlemesini sağlıyordu. Böylelikle tüm toplumsal yaşam hapishaneden farksız hale getirilmişti. Günümüzde benzer işlevi yeni medya üstlenmiştir. 1984’te “distopya” olarak aktarılan ve distopyanın nesnesi olan gözetim, ulus-devlette bir “gerçeklik” olmuştur. İçinde yaşadığımız gerçeklik, roman olarak okunduğunda bile birçoğumuza dehşet verirken, hepimizin o romanın gerçek özneleri olduğunun farkında değiliz.
Sonuç olarak, yeni medya araçları öznelerine sınırsız bir katılım ve müdahillik imkânı sağlıyor. Bunu yaparken egemen iktidara önemli bir gözetim alanı açan yeni medya, iktidarın söylemleri ve etkileri karşısında bireyi çok daha fazla korumasız hale getiriyor (Babacan, 2016). İnsan yaşamlarını birer “profile” indirgeyen araçlar; gerçekliğin salt “görünenden ibaret” olduğunu aşılarken, bizi asıl gerçeklikten günden güne daha fazla koparmaktadır. İçeriğin öznesinin bizzat bireylerin ta kendileri oluşu, bu gerçekliğin farkına varılmasının önünde en büyük engeldir. “Baudrillard, bir simülasyonlar dünyasında yaşandığına, medyanın sunduğu modeller ile gerçek arasındaki ayrımın bulanıklaştığına işaret eder. Gerçekliğin yitimi, sanalın iktidarına zemin hazırlamıştır” (Okuyan & Taslaman, 2018). Sanalın iktidarı, tüketimin öznesine bireyi yerleştirerek var olan sistemin yeniden üretilmesine katkı sağlamaktadır. Çünkü, modern dünyada görünürlüğün ön koşulu tüketmektir. Yeni medya araçları, insanların kendilerini en kolay tüketime sunabildiği alanlar olarak kendini göstermekte, birey görünmez olmanın verdiği korku ile bu araçlara sıkı sıkıya bağlanmaktadır. Artık, Descartes’in “Düşünüyorum Öyleyse Varım” Cognito Anlayışı bugün “Görülüyorum Öyleyse Varım” sığlığına kadar çekilmiştir (Yanık, 2017). Görülür olmanın, “varlığın elementi” sayıldığı bu sistemde, ulus devlet ve onun tahakkümünün yeniden üretimi hiç de zor olmasa gerek. Bu döngü böyle devam ederken, kaybettiğimiz gerçekliği aramaya ne zaman başlayacağımızdan ziyade asıl mesele bunu isteyip istemediğimizdir.
Kaynakça
Çoban, B. (2014). Göz ve İktidar: "Vitrinlere Değil Gökyüzüne Bak!". EUL Journal of Social Sciences, 2-15.
Babacan, M. (2016). Yeni Medya ve Toplumsal İktidar Bağlamında Özne. Çankırı Karatekin üniversitesi SBE Dergisi, 519-542.
Bauman, Z. (2014). Küreselleşme. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Bozkurt, V. (2000). Gözetim ve İnternet: Özel Yaşamın Sonu mu? Birikim Dergisi, 75-81.
Foucault, M. (1992). Hapishanenin Doğuşu. Ankara: İmge Yayınları.
Kalabalık, K. (2016). Sosyal Medya ve Gözetim Sorunu. Birikim Dergisi, 38-45.
Karabağ, Ç. (2016). Yeni Medya Eski Yöntem: Sosyal Medya Kullanımı ve Politika İlişkisini İncelemek. Birikim Dergisi, 64-69.
Mansell, R. (2004). Political Economy, Power and New Media. New Media & Society, 96-195.
Okuyan, H., & Taslaman, C. (2018). Jean Baudrillard’ın Simülasyon Kuramında Ayartma Kavramı. Uluslararası Din & Felsefe Araştırmaları Dergisi, 29-45.
Sarı, E. (2015). İletişim ve Medya Çalışmalarında Etnografi. İstanbul: Literatürk Academia.
Toprak, A. (2009). Toplumsal Paylaşım Ağı Facebook: "Görülüyorum Öyleyse Varım". İstanbul: Kalkedon Yayınları.
Werret, S. (2008). Potemkin ve Panoptikon: Samuel Bentham ve On Sekizinci Yüzyıl Rusyasında. İstanbul: Su Yayınevi .
Yanık, A. (2017). Bir Süperpanoptikon Olarak Yeni Medya: Yeni Medya Işığında Gözetimin Eleştirisi. E-Gifder, 785-800.