VAR MISIN, YOK MUSUN?

VAR MISIN, YOK MUSUN?

Alim KINIK

 

Giriş

Bir ömür yolcu olan insanın içinde ve dışında seçenekler var; hayr/takva/iyilik/infak veya şerr/fücur/kötülük/nifak… Yolun rengini etkileyen bu tercihler, aynı zamanda insanın hayat kalitesini de şekillendirmektedir.

İnsanın tabiatında bulunan yardımlaşma ve dayanışma, içinde yaşadığı toplumu da canlı tutan bir dinamiktir. İyilik, her türlü adaletsizliğe karşı ahlakî bir duruştur.

Ama bugün gelinen noktada kuruntular ve kırıntılar toplumları felakete sürüklemektedir. Özellikle medya, toplumun önemli bir kesimi üzerinde derin bir etkisi bulunan yoksulluğu “yok sayarak” ya da yoksulluk gerçeğini yeniden üreterek sunmaktadır. Küresel boyutta ‘sömürü merdivenleri’ üzerinden yükselen neoliberal politikalar, dönüşen kentlerin gecekondu damarlarına kadar yayılmaktadır.

Bu düzlemde yardımlaşma, dayanışma, paylaşım kültürünün kırıldığı günümüzde; insanoğlunun (iki karakteristiğinin) yürüyüşündeki durumu, Kabil’in düşüş ve ateş kompleksi ile Habil’in ayna ve toprak örnekliği araçları üzerinden ele alabiliriz.

 

1-Kabil Kompleksi

-Düşüş

Kardeşinin ve ‘öteki’nin emeğine tamah eden insana da yabancılaşmış demektir. Kadim düşüşün süreğen hali olan bu dünyevileşme, kötülüklerin başı olmuştur. Böylece mülkiyet hırsızlığa dönüştü, servet putlaştırıldı; hırs prim yaptı; ganimet ranta evrildi, rant sömürü motivasyonu oldu. "Hayatta kalma mücadelesi" dayatıldı; nüfus artışındaki dengenin ancak hastalık, salgın, kıtlık ve savaş sonucu, güçsüzlerin elenmesiyle korunacağını dillendirildi. Bu zincirleme reaksiyon, endüstriyel kapitalizmin çarklarına direnen bütün güzel hasletleri de un ufak etti. Zamanla tecimsel ahlaka maruz kalanların kendisi de nesneleşti. Gittikçe antisosyalleşen insan yalnızlaştı, ücrasına kaçtı; bu korkuyla her şeyi stoklama-istifleme hastalığına kapıldı. Refah katsayısı yükseldikçe tekâsür krizi büyüdü ve ‘empati’ duygusu köreldi.

Toplumun hemen hemen her katmanında birbirine kapalı sınıflar oluştu(ruldu); bu sınıflar arasındaki uçurum beraberinde (dikey) güç tahakkümü getirdi. Kendinden iyi olana tahammül edememenin kompleksi oluştu. Özellikle toplumun alt katmanlarında çalıştığı halde, verilen ücretlerle ‘yoksulluk’ veya ‘açlık’ sınırının altında bırakılan insanlar oluştu; işsizler, evsizler, dezavantajlılar, sokak çocukları çoğaldı.

Diğer taraftan (mal biriktirme hırsı, miskinlik/tembellik gibi saiklerle) kendilerini yardımların merkezi kılan dilenciler de fakirlerin ihtiyaçlarının önünü perdeledi; fakirlerin itibarı zedelendi, kanaat örselendi.

Yoksulluğun makro faktörleri olarak, küreselleşme sömürüsü, sermaye dağılımının bozulması, ekonomik krizler, uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, işsizlik rakamları, savaş ve göç olgusu öne çıktı.

 

-Ateş

Böyle bir kültür endüstrisinin medyasında kelimeler/kavramlar giderek kirlendi: suça meyilli yoksullar, gösteriş budalası dinciler, rantçı tarikatler, şirketleşen cemaatler… temsilleri yaratıldı. Panfobik temsillerle hayırseverlik öldürüldü, teşhire sempati giydirildi.

Bu mecralarda gerçekleşen yardımlaşma seansları gösteriye dönüştü; medyatik şovlar, afişe şöhretler, duygusal ajitasyonlar eşliğinde bağış toplandı, rakam şişirildi. Ticari çıkarlar kamu yararının önüne geçti. İnsan reklama kurban edildi; özellikle sosyal medya vitrin olarak kullanıldı.

Dramatize edilen yoksulluk; özendirilen zenginlik, yerilen fakirlik; kışkırtılan mahalle baskısı ile oluşan riya nöbetleri aldı başını gitti. Egemen zihniyetin (bahçe sahiplerinin) üst diliyle üretilen söylemler sonucu medya seçkinleri/yerlileri ve medya düşkünleri/ göçebeleri oluştu.

Mazluma yardım edebiyatı, zalimi unutturan yayınlar yapıldı, politikalar üretildi. Hep (diri diri toprağa gömülenin) cinayetin üzeri örtüldü. Daha fazlasını elde etme beklentisiyle verme anlayışı (istiksar) öne çıktı. Haksızlık ve zulümleri maskelemek için (sünnetullah ile çelişen) kader inancı dayatıldı.

Özellikle eğitim alanında aileler çocuklarının temel ihtiyaçlarını bedensel ihtiyaçlar olarak görmeye başladı, böylece yeni nesil içerisinde mutsuzluk, depresyon gibi problemler yaygınlaştı.

Kent kaotiği rantta çevrildi. Dışlamak, aşağılamak, ötekileştirmek imaj, itibar, statü olarak kimseyi tatmin etmedi. Yoksulluk ağlayan bir kadına, okuyamayan bir çocuğa, tinerci bir gence indirgendi; fakirler beceri yoksunu olarak resmedildi. Maddi ve manevi intiharlar diyet olarak görüldü.

Dahası âtıl dokunuşlarla mihnet altında bırakılan göçmenler, ‘sığınmacı’ öfkesinin hedefine konuldu; insanlık sahillere vurdu.

Medya dolayımında yoksulluk ‘muhtaçlık’ veya ‘çaresizlik’ şeklinde görselleştirilerek seyirlik olarak sunuldu; yoksulluğu yaratan sebepler yok sayıldı: Yoksullar tehlikeli sınıflar olarak lanse edildi; siyasetin payandası olarak gösterildi. Bu sunumla yoksulluk suçlulukla, suçlularda yoksullarla özdeşleştirildi.

 

2-Habil Örnekliği

-Ayna

İçinin aynaları körelmemiş ve örneklik teşkil eden insanlar da hep oldu; hayırda yarışan, paylaşıma ön ayak olan; fakirhanesini kardeşine, komşuna, akrabasına, yetime açan; gönlünün kırkıncı odasında insana yer veren…

Prososyal olmak ayna olmaktır. Maddi-manevi, sosyolojik-psikolojik, fiziksel-düşünsel iyilik üretmek, yardımlaşmak, dayanışmak, paylaşmak insanı derinleştirir. Prososyal davranışı ve adalet üzerine sorgulamaları çocukluktan itibaren kazandırmak gerek. Çünkü insan insanın ufku ve anlamıdır.

Birlikte yaşama bilincinin tezahürü olarak yardımlaşmak ruhun huzurunu artırır, mutluluğu çoğaltır. Gönüllülük, yeterlilik duygusunu güçlendirir. ‘Yardım’ kelimesinin zihinde ilk akla getirdiği birlik, beraberlik, tam bir ahenk içinde olmaktır. Güven vermek, cömert olmak, ihsanda bulunmak önemli erdemlerdir. İnsan insana merhametli olmalıdır; çünkü iyilik birleştirici, kötülük ayırıcıdır.

Darda olanların göğsüne genişlik kazandırmak ‘fakr’ makamıdır. Vicdan rüzgarı insanın ruhunda ahenkli bir iz bırakır. Gören göz, duyan kulak, hisseden gönül alır dağıtır; iyiliği elden ele gönülden gönüle yapar. En güzeli sessizce/gizlice verilendir; istenmeden yapılandır.

İslam, toplumda yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayan selamlaşma, ikram etme, hediyeleşme, karz-ı hasen, tasadduk gibi davranışları telkin eder, yardımlaşma ve dayanışmayı engelleyen bencillik, hased, ihtiras gibi davranışları ise yerer.

Fakirlere yapılan yardım, toplumsal iletişimde önemli bir görev icra eder, sevgiyi ve ülfeti pekiştirir. Yardımlaşmak fıtri ve evrensel bir bağ olarak boy verir.

 

-Toprak

İnsan sosyal bir varlık. İbn Haldûn, insanlar için toplu yaşamanın zorunluluğunu filozofların, insan doğası gereği medenîdir şeklinde ifade eder ve insanın zorunlu ihtiyaçlarının üstesinden gelmesinin tek başına başarmasının düşünülemeyeceğini söyler.

Toprak dahi zulmetmez, emeğin karşılığını verir. Dayanışma ve yardımlaşma iyiliğe yol, kötülüğe settir. Eşitlik duygusunu geliştirir.

İyilik, tebessüm gibi külfetsiz bir yardım olabileceği gibi bazen de alın terinden, zihin terinden fedakârlık yaparak insanların ihtiyaçlarını giderme şeklinde daha külfetli bir yardım olabilir.

İnsan fıtratındaki ‘emril bil maruf neyhi anil münker’ farizasını somutlaştırmalıdır.

Vakıf kurumunu çoğaltmalı; sivil toplum kuruluşlarıyla güçlendirmeli; kooperatifler ile işbirliği oluşturmalı; sürdürülebilir hayırseverlik, stratejik bağışçılık (filantropi) geliştirilmelidir.

Zekat, bir sosyal dayanışma kurumu olan ifa edilmelidir. İnsanın onurunu önceleyen ‘sadaka taşı’ naifliğiyle, bir sosyal statü olanı yaratmadan herkesin ve her şeyin infak edilmesinin önü açık tutulmalıdır.

Yardım alınırken; aza kanaat etmek, ihtiyaçtan fazlasını istememek, kerîm olandan istemek, yapılanı azımsamamak, şükretmek önemli adımlar...

Yardım yapılırken; rıza-i barî için yapılmalı; ihtiyaç sahibi aranmalı; gösterişten kaçınılmalı; insanlar rencide edilmemeli; çıkar beklentisi olmamalı, işe yarar mallar verilmeli, yapılanlar hiçbir zaman başa kakılmamalı; hiçbir yardım küçük görülmemeli; iyilikler zamanında yapılmalı; gizliliğe önem verilmelidir.

 

Sonuç

Yolculuk ve değişim niyette başlar; mazeretlerle biter, böylece yardımlaşma ahlakından kopuşlar yaşanır.

Yardımlaşmak, yoksullardan önce insanın kendini korumasıdır. Yanlış yolları (hırsızlık, intihar, nefret söylemi vb.) kapatmaktır. Yardımlaşmak (zengin ile fakir arasındaki, aç ile tok arasındaki) uçurumları kaldırmaktır. Yardımlaşmak sevgi ve ülfet üretmektir; hasedi ve kini söndürmektir. Yardımlaşmak insanı, insanlığı çoğaltmaktır. Yardımlaşmak birlik ve beraberlik kanatlarını takmaktır. Yardımlaşmak dostluk ve kardeşlik bağlarını güçlendirmektir.

Devletlerin ‘hâk temelli’ sosyal politikalardan ‘hayr temelli’ insanî politikalara geçiş yapması gerekir. Sosyal yardım sisteminin amacı yardımları arttırmak değil, yoksulluğu ve paylaşıma ket vuran yolsuzluğu azaltmak olmalıdır. Toplumda herkesin insanca yaşayabileceği şekilde refahtan, ekonomik zenginlikten ve servetten payına düşeni alması gerekir. İnsanları miskinleştirmeden, paylaşmayı bir sorumluluk meselesi haline getirmelidir.

Yardımlaşmada güven tesisi edilmeli; şeffaflığa önem verilmeli; rencide etmeyen denetimlerle istismarın önüne geçilmeli; sivil ve yerel çabalar çoğaltılmalıdır. Adaleti güçlendirecek bir ahlak vurgusu geliştirilmeli; açgözlülük yerine tokgözlülük ikame edilmelidir.

Habil’in adayışı öne çıkarılmalıdır, Kabil’in hırsına prim verilmemelidir. Fakirlerin medyaya maruz kalmasından çok onların gönüllerine dokunulmalıdır.

‘İyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta değil!’ İnsan sorumlu davranırsa, imkanlarını paylaşırsa, karşılık beklemeden iyilik yaparsa, aşırıya kaçmazsa, arınırsa ilâhî rızaya matuf bir kul olabilir. Allah’ın hoşnutluğu takvâ ile, insanların hoşnutluğu ise iyilikle kazanılır.

Follow