NEDEN BRİTANYA'DA İSLAMOFOBİNİN YÜKSELİŞİNDEN İNGİLİZ MEDYASI SORUMLU?

NEDEN BRİTANYA'DA İSLAMOFOBİNİN YÜKSELİŞİNDEN İNGİLİZ MEDYASI SORUMLU?

 

Çeviren: Şebnem ÖZTEKİN

 

Birleşik Krallık’taki gazetecilerin yüzde 0,5'inden azı Müslüman. Bu nedenle bu kadar çok yanıltıcı hikâye olmasına şaşılmamalı.

 

Basın düzenleyicisi IPSO, bir haber başlığı ile ilgili yaptığım şikâyeti “önemli ölçüde yanıltıcı” olarak değerlendirdi. Daily Star Sunday’in yaptığı haber başlığı şu şekildeydi: "Birleşik Krallık camileri terör için para topluyor". Gazete, İngiltere camilerinin aslında "hiçbir şekilde karışmadığına" dikkat çekerek 2. sayfadaki hatasını açıklığa kavuşturdu. Bu, The Sun'ın "her beş İngiliz Müslümandan birinin cihatçılara sempatisi var" manşetinin benzer şekilde yanıltıcı olduğunu kabul etmek zorunda kalmasından sadece bir hafta sonra geldi.

 

Bu tür yanlışlıklar sadece magazin basını ile sınırlı değil. Örneğin Times, Müslümanların “teröre sessiz kaldığını” iddia etmiştir. Bu iddia, o zamandan beri sadece İçişleri Bakanı Theresa May tarafından değil, aynı zamanda Neil Basu ve Scotland Yard’ın eski terörle mücadele şefi Richard Walton gibi üst düzey terörle mücadele görevlileri tarafından da kesin bir şekilde reddedilmişti.

 

Sorun sadece yanıltıcı hikayeler değil elbette. Son zamanlarda İngiltere basınında İslam inancını suç ile ilişkilendiren makalelerle karşılaşıyoruz. "Müslüman Çocuk İstismarı" veya "İmam Çocuk İstismarcısı Dövülerek Öldürüldü" gibi başlıklar var. İkinci başlık, Büyük Manchester Polisi Emniyet Müdürü'nün "dehşete düşmesine" ve gazeteyi eleştiren açık bir mektup yazmasına neden oldu.

 

Yine İngiltere basınında Müslümanların yarattığı açık tehdit hakkında sansasyonellik ve korkutuculuk da yaygındır. “BBC Müslümanları Sizden Daha Çok Önemsiyor” (Daily Star); “Pizza Ekspresinin Helal Sırrı” (The Sun); "Müslümanların Oyu % 25 Üzerinde Belirleyicidir" (Daily Mail) gibi başlıklar “Müslümanların tehdit yarattığı” algısını güçlendirmektedir.

 

Peki bunda ne var diyebilirsiniz. Haklı olarak basın özgürlüğüne değer veren bir ülkede yaşıyoruz ve gazetelerin satış oranını yükseltmek için sansasyonel manşetler kullanması mantıksız değildir. Teröre başvuran grupların birçoğunun kendilerini Müslüman olarak tanımladığını ve bunun inkâr edilemeyecek derecede ciddi bir tehdit olduğunu biliyoruz. Ancak “yanlış” hikayelerin -Müslümanların aşırı sağ “ötekileştirilmesi” ile uyumlu olacak şekilde yeniden gündeme getirilmesi- “gerçek” dünyadaki sonuçları göz ardı edilemez.

 

Cambridge Üniversitesi tarafından yapılan son araştırmalar gösteriyor ki, ana akım medyanın Müslüman topluluklar hakkında yaptığı haberler, iki yıl önce Stockholm'de düzenlenen bir İslamofobi Yuvarlak Masa toplantısının bulgularını doğrulayarak, Britanya'daki Müslümanlara karşı artan bir düşmanlık atmosferine katkıda bulunuyor. Medyanın İslamofobinin büyümesinde hiçbir rolü olmadığını iddia etmek artık savunulabilir bir pozisyon değil.

 

İngilizlerin yarısından fazlası İslam'ı (İslamcı radikal gruplar değil, ana akım din) Batı liberal demokrasisine bir tehdit olarak görüyor. Metropolitan polisine göre, küçük çocukların yüzde 30'undan fazlası Müslümanların 'İngiltere'yi ele geçirdiğine' inanıyor ve Müslümanlara yönelik nefret suçu her geçen yıl %70 oranında artarak devam ediyor.

 

Elbette, hükümetin İslamofobi sorununu ciddiye alması, hepimizin medyayı daha iyi hesaba katması, hataları ve yanlışlıkları bildirmesi gerekiyor. Ancak gazete editörlerinin de medyadaki bu soruna sahip çıkması ve çözmek için kayda değer adımlar atması önem arz etmektedir.

 

Geçen yıl Müslüman Haberleri Konferansı'nda sunulan araştırmaya göre; günlük hayatta ötekileştirmeye dayalı kullanılan dilde gelişmeler olmuştur ancak dini cehalet, gazete seçkinlerimizin bazı kesimlerinde hüküm sürmeye devam ediyor. İslami inanç ve kültürle ilgili alanlarda çalışan gazeteciler için haber dili üzerinde bir özel eğitim ve hassas konular için bir klavuz hazırlığı zorunlu hale gelmelidir.

 

Londra'daki City Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, medyada Müslümanların çok az temsil edildiğini gösteriyor: Birleşik Krallık’taki gazetecilerin %0,5'inden azı Müslümandır; bu, ulusal nüfusun neredeyse %5'ine denk gelmektedir. Bu çeşitlilik eksikliği muhtemelen daha üst düzey pozisyonlarda daha da büyüyecektir. Bununla birlikte, daha çeşitli bir işgücünün kapsama alanını iyileştirmesi ve yanlış rapor verme olasılığını azaltması muhtemeldir. Müslüman gazetecilerin sadece editör toplantılarında bulunması bile daha dengeli haberciliğin tesis edilmesinde gerçek bir fark yaratacağının farkındayım.

 

Medya kuruluşlarının çeşitliliği geliştirmek ve bu açığı kapatmak için birtakım engelleyici önlemler alması gerekiyor. Medya kuruluşları bunları yaparken; çeşitlilik programları, ücretli stajlar ve hızlı öğrenim programları aracılığıyla her farklı din mensubundan yetenekleri dahil edebileceği daha fazla sosyal yardıma ihtiyacı olacaktır.

 

Son olarak, basının kendi kendini düzenleme konusundaki bariz yetersizliğini göz önünde bulundurulduğunda, daha etkili düzenlemelere ihtiyaç duyulabilir. Daha güçlü caydırıcı önlemler, tamamen yanlış aktarılan hikayelerin yazılı veya online olarak yayınlanmasını engelleyecektir. Önemli ölçüde yanıltıcı bir ön sayfa başlığı, eşit büyüklükte bir ön sayfa özrü ve mali bir ceza ile düzeltilmelidir.

 

İslam veya Müslümanlar hakkında düzenli karalamalardan ve İslam inancının suçla birleştirilmesinden kaçınmak basit bir adalet ve eşitlik isteğidir, ayrıcalık değildir. Ülkenin gazetecilerinden ve editörlerinden çok fazla bir şey istemiyoruz.

 

 

 

Dipnot:

İlgili makale linki: https://www.independent.co.uk/voices/why-british-media-responsible-rise-islamophobia-britain-a6967546.html

 

Follow