Ramazan'da İmsak

Makale: Alper Gökçe

 وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَیِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ الَّيْلِ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّـَٔاتِ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِرٖينَ

“O namazı tam kıl, gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.” (Hud 11/114)

Farz olan namaz vakitleri ile alakalı Rabb’imiz tarafından bildirilen ayetler incelendiğinde karşımıza Hud Suresi 114. ayet çıkmaktadır. Yazımızın konusu olan sabah namazı vaktinin, güneş doğmadan önceki zaman dilimlerini içerdiği göz önüne alındığında, bu vakitlerin bahsedilen ayetteki gecenin gündüze yakın vakitleri içerisinde yer alması bir zorunluluktur. Çünkü günün gece bölümleri ile ilgili olan ya da gündüz bölümüne dahil olmayan tek kavram gecenin gündüze yakın vakitleri (وَزُلَفًا مِنَ الَّيْلِ)” kavramıdır. Dolayısıyla, farz namaz vakitlerini öğrenebilmek için, günün gece bölümü ile ilgili ayrıntılı bilgilere ulaşmak ve öğrenmek bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda gün ve özellikle gece kavramları hakkında Kur’an’da verilen bilgilerin ortaya konulması ve incelenmesi gereklidir.

  • GECE

Kur’an’da özellikle günün gece bölümü hakkında karşımıza İsra Suresi 78. ayet ve Tekvir Suresi 17. ayet çıkmaktadır:

 

اَقِمِ الصَّلٰوةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ وَقُرْاٰنَ الْفَجْرِ اِنَّ قُرْاٰنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا

“O namazı tam kıl, güneşin batıya geçmesinden gecenin karanlığına kadar; bir de fecrin Kur’an’ını kıl. Fecrin Kur’an’ı gözle görülür.” (İsra 17/78)

وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ

“Karanlığın ince olduğu zaman geceye.” (Tekvir 81/17)

Ayetler incelendiğinde gecenin karanlık derecelerini bildiren kavramlar tespit edilebilmektedir. Bu kavramlar sırası ile İsra Suresi 78. ayette geçen “ğasak ( غسَقِ)” yani gecenin şiddetli koyu karanlığı[3] ifadesi ile Tekvir Suresi 17. ayette geçen “asas (عَسْعَسَ)” yani karanlığın ince olması[4] kavramlarıdır. Kelimelerin anlamları dikkate alındığında gecenin, karanlığın yoğun olduğu ve karanlığın inceldiği yani dağılmaya başladığı bölümler olmak üzere zaman dilimlerine ayrıldığı görülmektedir. Gece hakkında bilgi alınan asas kelimesinin anlamı incelendiğinde ise asasın yani karanlığın inceldiği zamanların gecenin içerisinde simetrik olmalarıdır; yani hem gecenin sabah bölümünde hem de akşam bölümünde[5] bulunmalarıdır. Bu bilgiler ışığında gecenin bölümlerini Şekil-1’deki gibi ifade edebiliriz:

Gecenin koyu karanlığının başlaması, astronomik tan[6] olarak isimlendirilmektedir. Koyu karanlık, gecenin akşam bölümünde, Güneş'in, onu göremediğimiz ve ufkun altında 18 dereceye indiği vakitten başlayarak gecenin sabah bölümünde ufka 18 derece yaklaşmasına kadar hareket ettiği zaman dilimini kapsamaktadır.

Sonuç olarak günün gece bölümü karanlığın derecelerine göre 3 ana bölümden oluşmaktadır. İşte asas kelimesi ile ayrıntılı bir şekilde bildirilen gecenin iki bölümü, kısacası gecenin karanlığının dağılmaya başladığı yani gecenin yavaş yavaş aydınlanmaya başladığı bölümler, Hud Suresi 114. ayette gecenin gündüze yakın bölümleri olarak ifade edilmekte ve farz namazlarının kılındığı özel vakitler olarak bizlere bildirilmektedir.

Konumuz olan sabah namazı vakti de bu vakitler içerisinde kılınan namazlardan bir tanesidir.

  • GECENİN GÜNDÜZE YAKIN BÖLÜMLERİ

Günün gece bölümünde, Güneş’in doğmasına yakın zamanlar içerisinde yer alan gecenin gündüze yakın bölümleri hakkında biraz daha detay vermemiz gereklidir. Müddesir Suresi’nin ilgili ayetleri bu detayları ortaya koymaktadır:

وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَ (34) وَالصُّبْحِ اِذَا اَسْفَرَ (33)

Dönüp gitmekte olan geceye, Esfar (اَسْفَر) olduğu zaman Subha (الصُّبْحِ) dikkat edin!” (Müddesir 74/33-34).

Bu ayetlerdeki gecenin gündüze yakın bölümleriyle ilgili anahtar kelimeler esfar ve subh kelimeleridir. Burada, 33. ayette geçen gece kavramının henüz Güneş doğmadığından dolayı gecenin koyu karanlığını kısacası karanlığı ifade etmekte olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Demek ki Rabb’imiz, gecenin karanlığını takiben esfar olduğunda subha dikkat etmemizi isteyerek bu zamanların önemini vurgulamakta ve gecenin karanlığını takiben gökyüzünde olan değişiklikler hakkında bilgiler vermektedir. Ülkemizde yer alan belli başlı mealler incelendiğinde genel olarak esfar kelimesine “ağarmak”[7], subh kelimesine de “sabah”’[8] anlamları verildiği görülmektedir. Oysa bu kelimelerin Kur’an-ı Kerim’deki kullanımları incelendiğinde, Rabb’imizin daha ince ayrıntılar verdiği ortaya çıkmaktadır.

 

  • ESFAR VE SUBH

 

Müddessir Suresi 34. ayette genel olarak ağarmak, aydınlanmak anlamları verilen “(اَسْفَرَ) esfera” kelimesinin kökünün Kur’an’da kullanıldığı diğer yerleri incelediğimizde, Abese Suresi 38. ayeti görmekteyiz:

وُجُوهٌ.    يَوْمَئِذٍ.    مُسْفِرَةٌ
“Bazı yüzler o gün ışık saçacak, aydınlanacak.” (Abese 80/38).

Ayette ismi fâil olarak geçen “مُسْفِرَ (müsfira)” ifadesi ahirette bazı kimselerin yüzlerindeki aydınlanmayı anlatmaktadır. Bu aydınlığın detaylarını öğrenmek için Kur’an’daki diğer ayetleri incelediğimizde de Al-i İmran Suresi 106. ayetindeki, “Bazı yüzlerin beyaz olacağı gün (يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ)” ifadesini görürüz. Tıpkı Abese Suresi’ndeki gibi ahiretteki bazı yüzler için kullanılan “تَبْيَضُّ (tebyeddu)” kelimesinin kökü sözlükte şöyle açıklanmıştır: “Renkler arasında bulunan (بَيَاضٌ) [beyâdun - beyazlık] sözcüğü, (سَوَادٌ) [sevâdun - siyahlık] sözcüğünün zıddıdır.”[9] 
Abese ve Al-i İmran Surelerindeki iki ayeti birlikte değerlendirdiğimizde, Müddessir Suresi’nde geçen اَسْفَرَ (esfera) fiilinin beyaz renk ile ilgili aydınlanmayı ifade ettiği ortaya çıkmaktadır. Gecenin karanlık olan bölümünün siyah renk ile ifade edildiği Bakara Suresi 187. ayette geçen “esved (الْاَسْوَد)” kelimesini de göz önüne aldığımızda, gecenin karanlık olan bölümünün siyah renkle, aydınlığa yakın olan bölümünün de beyaz renkle ifade edildiğini görmekteyiz. Bunu Nebi’mizden gelen oruç hakkındaki bir hadis ile de teyit edebiliriz. İlgili hadis şöyledir:
“…Bu siyah iplik ile beyaz iplik, gecenin karanlığı ile gündüzün beyazlığından ibarettir…[10] Bu bilgi sayesinde, “(اَسْفَرَ) esfera” fiili ile alakalı sözlüklerde yer alan “isfar (اِسْفَار) sözcüğü özellikle renkle ilgili kullanılır”[11] ifadesini hem Kur’an hem de hadis ile teyit etmiş ve beyaz rengin sebep olduğu aydınlanmayı ifade ettiğini ortaya koymuş bulunmaktayız.

Genel olarak sabah anlamı verilen “(الصُبْح) subh” kelimesi de renk için kullanılır: “…Renklerden bir renktir. Dediler ki aslı kırmızılıktır, dediler ki sabaha da kırmızılığından dolayı sabah denilmiştir. İçindeki ateşin kırmızılığından dolayı da kandile misbah (مصباح) denir.[12] ve aynı köktendir. Râğıp el-İsfahani’nin kaleme aldığı Müfredat isimli eserinde ise subh daha ayrıntılı bir şekilde tanımlanmıştır: “Gündüzün başları, yani ufkun Güneş’in üst kenarı(nın ilk ışıkları)yla kızardığı vakit…(الصَّبَحُ): Saçta bulunan şiddetli, koyu kırmızılık. “صُبْحٌ”a veya “صَبَاح”a benzetme yapılarak (böyle denmiştir.)[13]
Subhun yani bu kırmızılığın, gecenin karanlığını takiben ortaya çıkan beyazlığın meydana gelmesinden sonra oluştuğunu ve gözlemlenebilir[14] olduğunu da yukarıda Müddessir 33-34. ayetlerde ortaya koymuştuk. Sonuç olarak 33 ve 34. ayetlerin tamamen Güneş’in doğuş anlarına yakın zamanlarda gökyüzünde oluşan renklerle ilgili olduğunu ortaya koymuş bulunmaktayız. Böylece görüyoruz ki: "…Kur'an-ı Kerim renkleri, resim sanatında olduğu gibi özel bir dil anlatım biçimi, bir tarz olarak kullanmış, çok geniş bir varlık şeması içinde değişik pozisyonlarda işlemiş, böylece onları, kendi hallerinde renkler durumundan kurtararak, Kur'an kültürü ve mesajının bir taşıyıcısı durumuna yükseltmiştir…"[15]

Müddesir Suresi’nin 33 ve 34. ayetlerini elde ettiğimiz bilgilere göre değerlendirdiğimizde, “Gecenin karanlığının ardından, beyazlık olduğu zaman kırmızılığa dikkat edin (yemin olsun)” anlamı ortaya çıkacaktır. Demek ki gecenin ardından gökte beyazlık varken kırmızılık başlamaktadır ve bu vakitler çok önemlidir. Bu vaktin gökyüzünde kolayca gözlemlenebilen karşılıkları Resim 1-5’te olduğu gibidir. Ayetlerde geçen, gecenin ardından gelen beyazlığın sebep olduğu aydınlık, Resim 2[16] ve 4’te, hemen sonrasında oluşan kırmızılık ise Resim 3 ve 5’teki fotoğraflarda görüldüğü gibidirler. Şimdi, buraya kadar ayetlerden ortaya çıkan bilgiler ışığında, gecenin Türkçede sabah alacakaranlık olarak isimlendirilen bölümünde meydana gelen renk değişikliklerinin oluşum sırasını  ortaya koyacağız ki gecenin sabaha yakın bölümlerindeki karanlığın incelmesinin de sıralaması böylece ortaya çıkacaktır:
1- Gecenin karanlık bölümü (ğasak غَسَق) (Resim-1),
2- Karanlığın incelmeye, dağılmaya başlaması ile oluşan beyaz rengin siyah renkle bir araya geldiği, aydınlanma bölümü (اِسْفَار isfar) (Resim 2,4),
3- Kırmızılığın ortaya çıkması (الصُبْح subh) ile birlikte beyaz, kırmızı ve siyah rengin bir arada olduğu bölüm (Resim 3,5).

Bu bilgilerin ardından, gökyüzündeki renk değişikliklerine (beyaz rengin sebep olduğu aydınlanmaya) karşılık gelen zaman dilimine verilen özel bir ismin olup olmadığını tespit etmemiz gerekir. Hud Suresi 81. ayet bu konuda bizlere ışık tutmaktadır. Bu ayet, Lut (as) ve kavminin azap gelmeden önce bulundukları yeri terk etmeleri ile ilgilidir: “Misafirler dedi ki: ‘Ey Lut! Biz Rabb’inin elçileriyiz; onlar sana asla ilişemeyecekler. Karın hariç ailenle birlikte gecenin bir bölümünde yola çık; içinizden kimse arkasına bakmasın. Bunların başına gelecek olan ona da gelecektir. Azapla buluşma zamanları subh (الصُّبْحُ) vaktidir. Subh yakın değil mi?’” (Hud 11/81)

Bu ayette Rabb’imiz, Lut (as) ve kavmine gecenin bir kısmında yola çıkmaları emrini verirken subhu da gözlemlemelerini emretmektedir. Bunu “Subh yakın değil mi?” ifadesinden anlamaktayız. Daha önce ayetlerde geçen kelimelerdeki detaylara ulaşmak için yapıldığı gibi “gecenin bir bölümü” ile ilgili zamanın detaylandırılması için de Kur’an’daki diğer ayetlere başvurmalıyız. Kamer Suresi’nin 34. ayeti şöyledir: “Lut ailesi dışında kalanlara, taş yağdıran (bulutlar) gönderdik. Lut’un ailesini, seher vaktinde oradan uzaklaştırmıştık.” (Kamer 54/34)

Hud Suresi 81. ayet ve Kamer Suresi 34. ayet birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkmaktadır ki seher vakti subhdan önceki bir zaman dilimidir. Gecenin karanlığını takiben gökyüzünde ortaya çıkan değişimleri gösteren resimleri hatırlayacak olursak, subhdan önceki zaman dilimlerini gösteren değişikliklerin Resim 2-4’te olduğu görülecektir. Seher vakti olarak Rabb’imizin emrettiği zamanın gecenin karanlığını takiben ortaya çıkan aydınlanma ile birlikte gökyüzündeki beyazlığın olduğu zaman dilimlerini kapsadığı görülmektedir. Bu durumda gecenin karanlığını takiben ortaya çıkan beyaz renk ile ilgili aydınlanmanın olduğu vakitlere Rabb’imiz tarafından “seher vakti” adının verildiği de ortaya çıkmaktadır. Bu tespiti takiben seher vakti ile birlikte Rabb’imiz, Resim 2 ve 4’teki gibi bir araya gelen siyah ve beyaz renklerin oluşturduğu görüntülerden sonra Resim 3 ve 5’te görülen kırmızılığın oluşum metotlarını, nasıl ve ne şekilde olduğunu da En’am Suresi 96. ayetinde bildirmektedir. Beyazlığın ardından siyah ve beyazın arasına kırmızılığın nasıl girerek ortaya çıktığını, bu ayette geçen “(فَالِقُ الْاِصْبَاحِ) fâliku’l ısbah” ifadesi açıklamaktadır.
 “O, kırmızılığı (الْاِصْبَاحِ) yarıp ortaya çıkarandır…” (En’am suresi 6/96)
Felak (فلق) kelimesi, “Bir şeyi yarıp onun parçalarını birbirinden ayırmak.”[17]  anlamına gelmektedir. Bu bilgiler ışığında günün seher vakti ile birlikte Güneşin doğuş anına kadar olan bölümleri kapsayan resimler incelendiğinde konu daha rahat bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Güneş battıktan belirli bir zaman sonra zifiri bir karanlık oluşmakta ve günlük faaliyetler herhangi bir ek ışık kaynağı kullanmadan yapılamamaktadır (Resim-1). Gecenin karanlığının bastırdığı bu dilimin başlangıcına astronomik tan dendiğini ve güneşin ufkun 18 derece altına inmesi ile gerçekleştiğini daha önce belirtmiştik.  Gökyüzünde ölçü -simetriklik- olduğundan dolayı, sabaha doğru Güneş doğu ufkunun altında 18 dereceye gelinceye kadar zifiri karanlık devam eder (Şekil 1-2). 18 dereceden itibaren, doğu ufkunda Müddesir Suresi 34. ayette belirtilen beyazlık, aydınlık ifade eden görüntü ile birlikte siyah ve beyaz renkler ortaya çıkar. Seher vakti girmiş olur ve hafif bir aydınlanma başlar. Resim 6 ve 7’de bu görüntüler görülebilir:   

Zamanın ilerlemesi ile birlikte 18 dereceden sonra Güneş ufka doğru yaklaşmakta ve Resim 8-13’te görüldüğü gibi doğu ufkunda Güneş’in doğuş açısı merkez olmak üzere ortadan itibaren hafif kırmızılık belirmektedir. Kırmızılık, ortadan itibaren içten dışa doğru aydınlık -beyazlık- arttıkça yatay bir şekilde ufuk boyunca genişleyerek beyaz ve siyah tarafların arasına girmekte, siyah ve beyaz renkleri yırtarcasına sağa ve sola doğru ilerleyerek doğu ufku boyunca uzamakta, ufuktaki siyah ve beyaz tarafları yavaş yavaş birbirinden ayırmaktadır.    

Kırmızılığın bu şekilde yayılması bütün ufuk boyunca gerçekleştiğinde ise gökyüzünde Resim 14 -18’de görülen renklerden oluşan görüntüler meydana gelmektedir. Bu zaman dilimi aynı zamanda kırmızılığın renginin en yoğun, koyu olduğu dilimdir.

Doğu ufkundaki bu görüntülerden sonra Güneş ufka yaklaşmaya devam etmekle birlikte kırmızılığın tonunda azalma başlamakta ve Güneş ufkun üzerine çıkarak doğmaktadır. Doğuş esnasında ve sonrasındaki görüntüler ise Resim 19-22’de olduğu gibidir.

                                   

Özellikle 19-22 arasındaki fotoğraflarda dikkatinizi çekmek istediğimiz nokta şudur: Görüldüğü üzere Güneş’in doğuşunun yaklaşması ile birlikte ufuktaki kırmızılık yavaş yavaş kaybolmakta ve yerini sarı, turuncu renk almaktadır.

Güneş’in gecenin karanlığını takiben hareketlerini ve gökyüzünde oluşturduğu bu renk değişikliklerini detaylı bir şekilde ortaya koyduktan sonra konumuz olan imsak (kur’an el-fecr) da işte bu anlardan bir döneme karşılık geldiği bilinci ile asıl olan noktaya odaklanarak detayları değerlendirmeye geçebiliriz.

 

  • İmsak (kur’an el-fecr)

Kur’an’da sabah namazı vakti ile ilgili ayetler araştırıldığında karşımıza diğer bir ayet olan İsra Suresi 78. ayet çıkmaktadır. İlgili ayet şöyledir:

اَقِمِ الصَّلٰوةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ وَقُرْاٰنَ الْفَجْرِ اِنَّ قُرْاٰنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا

O namazı tam kıl, Güneş’in batıya geçmesinden gecenin karanlığına kadar; bir de Fecrin Kur’an’ını kıl. Fecrin Kur’an’ı gözle görülür.” (İsra 17/78)

Makalemizin başından beri ortaya konulduğu üzere gökyüzündeki karanlık ve aydınlanma ile birlikte oluşan görüntüler/renk değişiklikleri kısaca farklı iki rengin bir araya gelmesi, Güneş’in konumu/açısı ile alakalıdır ve değişmektedir. Bununla birlikte İsra Suresi’nde geçen Güneş’in batıya geçmesi de onun konumu yani açısı ile ilgilidir. Dolayısıyla İsra Suresi 78. ayette geçen “fecrin Kur’an’ı” ifadesine gelinceye kadar geçen kavramların Güneş’in açıları ile alakalı olduğunu göz önünde bulundurursak, “fecrin Kur’an’ı” kavramının da Güneş’in açısı ile alakalı olduğu öngörüsünde bulunabiliriz. Zaten fecr kelimesinin  Nur Suresi 58. ayetinde “salat’il-fecr (صَلٰوةِ الْفَجْرِ)” şeklinde “sabah namazı” anlamında kullanımı da mevcut olduğundan, bu kavramın da sabah namazı ve bu esnadaki Güneş’in açısı ile alâkalı olduğunu çıkarsayabiliriz. Bu şartlar altında, İsra Suresi 78. ayetinde geçen “kur’an el-fecr (قُرْاٰنَ الْفَجْرِ)” yani “fecrin kur’anı” ifadesinin anlamını dikkatli bir şekilde ortaya koymak şarttır. Kelimelerin kök anlamlarından başlayarak ilerlemeye çalışalım:
Kur’an” kelimesi KA-RA-E (قرأ) kök harflerinden oluşmakta ve “bir araya getirme, toplama [18] anlamına gelmektedir. Bu, en az iki şeyi toplamak, bir araya getirmek[19] demektir. Özetle “kur’an” kelimesi farklı iki şeyi bir araya getirmek, toplamaktır. Ayetleri bir araya topladığından dolayı elimizdeki kitaba da Kur’an denilmektedir.
Fecr”in (فجر) sözlük anlamı ise “Bir nesneyi genişçe bir şekilde yarmak”tır.[20] Bu anlam, Rabb’imizin En’am Suresi 96. ayette subhun (kırmızılığın) ortaya çıkmasını anlatırken yarıp çıkarmak anlamında kullandığı fâlik (فَالِقُ) kelimesinin kök anlamı ile tam bir paralellik içermektedir. Gecenin gündüze yakın bölümleri içerisinde gökyüzündeki değişiklikleri içeren bu kavramlar ile alakalı ilk akla gelen soru, “Kök anlamları birbirine benzer olan bu kelimelerin farklılığı nedir?” olacaktır. Neden Rabb’imiz subh ile alakalı felak kelimesini kullanırken İsra Suresi 78. ayette kur’an el-felak değil de kur’an el-fecr kelimesini kullanmaktadır? Veya nüzul sırasını dikkate alırsak neden En’am Suresi 96. ayette “fâlikul ısbah ( فَالِقُ الْاِصْبَاحِ )” yerine “müfeccirül ısbah (الْاِصْبَاحِ مُفَجِّر   )” ifadesini kullanmamıştır?

Kök anlamları “bir araya gelmek[21], yarmak[22]” gibi olan bu kavramların gökteki yada Güneş’in açılarındaki karşılıkları nelerdir, nasıldır? Bunları da gerçek hayattaki karşılıklarını gösteren fotoğraflar eşliğinde anlamaya çalışalım:

Yaşadığımız alanlarda binaların ve yeryüzü şekillerinin, nem, bulut gibi coğrafi ve çevresel etkenlerin bulunmasından dolayı bazen resimlerde elde edilen görüntüler tam anlaşılmayabilir, bu yüzden 12.000 metre yükseklikte çekilen resimleri de değerlendirmekte fayda vardır.

Kırmızılığın (subh) ortaya çıkması ile ilgili ayeti tekrar hatırlayacak olursak:

 “O, kırmızılığı (الصُّبْحِ) yarıp ortaya çıkarandır…” (Enam Suresi 6/96).
Ayeti değerlendirdiğimizde kırmızılığın ortaya çıkma şekli, yarılması, felak kelimesi ile ifade edilmekte olup kısa bir ânı değil bir süreci göstermektedir. Felak’ın, esferi (beyazlığı) takiben gecenin karanlığının ardından başladığını hatırlayıp Resim 24 ve Resim 27’yi başlangıç olarak aldığımızda, beyazlığın hemen ardından gelen kırmızılık, fotoğraf karesinin az bir kısmında görülmekte ve geri kalan bölümlerinin de siyah, karanlık olduğu görülmektedir. Resim 25 ve 28’i incelediğimizde Resim 24 ve 27’ye göre kırmızılığın ortaya çıkmasının yani felak sürecinin gittikçe arttığı, resim karelerinin gittikçe aydınlandığı ve kırmızılığın yayıldığı görülmektedir. Bu süreç Resim 26 ve 29’daki Güneş’in doğuş anına kadar devam etmektedir. Doğuş anında gökyüzünün oluşan kırmızılığın yerine sarardığı da gözden kaçırılmamalıdır. Devam eden bu süreç esnasında daha önce belirttiğimiz üzere Resim 24 ve 27’deki kırmızılığın tonu ile Resim 25 ve 28’deki kırmızılığın tonu arasındaki farklılıkları da göz ardı etmemek gerekir.
Pekiyi, bu süreç içerisinde hangi andan itibaren oluşan görüntü fecr olarak değerlendirilebilir? Felaktan fecre geçiş süreci nasıl olmuştur? Bu soruların cevabı için felak kelimesinin tanımına tekrar ihtiyaç vardır. Felak (فلق) kelimesi, “Bir şeyi yarıp onun parçalarını birbirinden ayırmak” anlamına gelmektedir. Nitekim bu kelime Şuara Suresi 63. ayette denizi, Enam Suresi 95. ayette tane ve çekirdeği yarmak anlamlarında kullanılmıştır. Şuna özellikle dikkat edilmelidir ki kelimenin anlamında bir şeyi yarmak ifadesi geçtiğinden dolayı, yarılan şey örnek verilen ayetlerde olduğu gibi bir tek şey olmalıdır.

Sadece Resim 31’de görüldüğü gibi siyah ve beyaz taraflardan bahsetseydik, onların yarılması değil ayrılması söz konusu olabilirdi. Oysa bu kelime ile ayrılma, sebep değil sonuç olmaktadır. Kısacası فَلَقَ (felak) kelimesindeki anlam sıralaması, bir şeyi yarmak ve yarılan şeyin parçalarının birbirlerinden ayrılması şeklinde olacaktır. Bu nedenle yarılmadan dolayı ayrılma olacaksa, önce siyah ve beyaz renklerin bir araya geldiği görüntünün bir tek adı veya bir tek şeyi ifade ediyor olması zorunludur.

“Kur’an” kelimesinin iki şeyi bir araya getirme, toplama anlamından yola çıkarsak, gecenin karanlığını takiben simsiyah olan gökyüzüne (Resim 30) seher vakti esnasında ortaya çıkan beyazlığın eklenerek siyah ve beyaz tarafların bir araya gelmesi ile ufukta oluşan görüntü “Kur’an” olarak isimlendirilebilir diyebiliriz (Resim 32,33).

Bu tespitler elde edildikten sonra konumuza kaldığımız yerden devam edelim. Yani felaktan fecre geçiş aşamalarına geçebiliriz. Fecrin tanımını tekrar edersek “Fecr (فجر), bir nesneyi genişçe bir şekilde yarmak”tır. Bu tanımda odaklanılması gereken şey yarılan şeyin genişliğidir. Felak ve fecr arasındaki farklılık bu tanımlamalarda yatmaktadır. Felak kelimesinde yarılan tek şey olma zorunluluğu var iken fecr kelimesinde bu yarılan şeyin genişçe olması gerekmektedir. İlgili resimleri tekrar ortaya koyacak olursak:

Fecrin tanımındaki gibi yarılmanın genişçe olma özelliğinden dolayı Resim 34 ve 36’da görüldüğü üzere yarılmanın ilk anları değil genişçe yarılmanın olduğu ve tamamlandığı Resim 35 ve 37’deki gibi olmalıdır diyebiliriz. Bu tespitleri takiben “kur’an el-fecr’’ Resim 38’deki gibi olacaktır.

Nebi'mizden gelen Ramazan ayındaki imsak vakti ile alakalı şu sözler de öngörümüzü desteklemektedir:

...Abdullah b.Mesûd (r.a.)'dan demiştir ki;  “Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Bilâl'ın ezanı sizden birini sahur yemeği yemekten alıkoymasın. Çünkü o; ibâdette olanınızın ( istirahate) dönmesi, uyuyanınızın da uyanması için ezan okur. (Râvi), yahud da "nida eder" dedi. Müsedded der ki; Yahya iki elini birleştirerek[23]; "fecir şöyle görünen değil," dedi ve (devamla); "tâ şöyle görünene kadardır" diyerek işaret parmaklarını uzattı[24][25], “…enine yayılan kızıllığı görünceye kadar yiyin, için…[26]
Benzer olarak rivayet edilen diğer bir hadis: “Sabah namazını aydınlığa kadar geciktirin. Çünkü öyle yapmak sevap bakımından daha üstündür[27] şeklindedir.
Sonuç olarak, Nebi’mizden oruca başlama, imsak zamanı ile alakalı nakledilen sözlerde, kırmızılık ortalığı kaplayıncaya, yayılıncaya kadar yani gördüğümüz ufkun tamamını kaplayıncaya kadar sahur yapabileceğimizi bildirmiştir. Öyleyse hadislerde geçen, “gerçek fecr (fecr-i sadık)” ile ilgili resimler; 39, 40 ve 41’deki gibi olacaklardır.

  • SONUÇ

Fecr kelimesi, siyah ve beyaz tarafların geniş bir şekilde ayrılmasını diğer bir ifade ile kırmızılığın bütün bir ufka yayılmasını ifade etmektedir (Resim 39-41). Fecrin Kur’an’ı ifadesinin oluşum aşamalarını tekrar gözden geçirirsek,  o aşamaya gelinceye kadar siyah ve beyaz tarafların ayrılmasına sebep olan yarılmanın felak kelimesi ile ifade edilmekte olduğunu da hatırlarsak, fecrin Kur’an’ı ifadesindeki fecr kelimesinin manasında, yarmak anlamının ön plana çıkarılmaması gerektiği anlaşılır. Çünkü kelimenin bu süreçte yarılma anlamı ile bir ilgisi yoktur, kısacası o ana kadar yarılanlar yarılmış bulunmaktadır. O ana gelinceye kadar yarılma, felak kelimesi ile ifade edilmiştir ve  bunun, beyazlığın başlamasından sonra başlayan ve belli bir zaman dilimini kapsayan bir süreç olduğu ilgili resimler eşliğinde ortaya konulmuştur. Dolayısla fecr kelimesi, yarılmanın ana manası içerisinde bulunan “felak (فلق)”ın ne kadar olması gerektiğini yani genişliğini bildiren bir zaman ifadesi olarak kullanılmıştır. Bu yaklaşımımızın yani fecr kelimesinin zaman bildiren bir anlamda kullanılışının, Kur’an-ı Kerim’de de bir örneği bulunmaktadır. Kadir Suresi 5. ayetinde Allah,  “(سَلَامٌ هِىَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ) O gece, fecr vaktine kadar güvenlik ve esenlik gecesidir.” ifadelerini kullanmıştır. Daha açık bir ifade ile fecr kelimesi,

anlamını ortaya koymaktadır. Zaten Arapçada gökyüzünde seher vakti esnasında görülen beyaz rengin de zaman[28] anlamında kullanımı bulunmaktadır.

Bu konuda son bir özet yapalım:

Kur’an el-fecrin oluşum aşamaları şöyledir:
1- Gözlemlenen ufukta siyah ve beyaz tarafların bir araya gelmesi (kur’an),
2- Kur’an’ın kırmızılık (subh) tarafından bölünerek siyah ve beyaz taraflara ayrılma şekli (felak)

3- Ayrılmanın bütün ufuk boyunca tamamlanması (kur’an el-fecr)  

Kur’an el-fecr açıkça gözlenebilen, kırmızılığın en yoğun, koyu olduğu ve bu özel anlardan sonra kırmızılığın -yoğunluğunun azalmasına rağmen- Güneş doğuncaya kadar devam ettiği bir süreçtir. Kur’an el-fecr gözlendiği sırada Güneş’in hareketleri doğu veya batı ufkunda birbirlerinin simetriği olur ve bu ifade Güneş’in ufuk ile yaptığı özel açıyı gösterir. Böylece kur’an el-fecr ifadesinin sabah alacakaranlığında bulunan ve bizim imsak olarak adlandırdığımız vakti ifade ettiği ortaya çıkmaktadır (Resim 38,40,41). Diğer bir ifade ile imsak, gecenin karanlığını takiben bir araya gelen siyah ve beyaz tarafların bütün ufuk boyunca ayrılmasıdır. Bu tespit ile birlikte İsra Suresi bulunmaktadır. 78 ayetinin meali ise:

olmalıdır kanaatindeyiz.

 

Dipnot

[1] Yazar tarafından Uçuşta Namaz Vakitleri adlı eseri esas alınarak hazırlanmıştır.

[2] Kaptan, Pilot.

[3] Râgıp el-İsfahani, Müfredat, Pınar Yayınları Nisan 2021, s.1072

[4] Râğıp el İsfahani Müfredat, Pınar Yayınları Nisan 2021, s.995

[5] Asas, ‘’gecenin başlangıcında ve  bitişinde gerçekleşir’’. Râgıp el-İsfahani, Müfredat, Pınar Yayınları Nisan 2021, s.995

[6] Astronomik alacakaranlık, Güneş’in, ufkun altında azami 18 dereceye inmesine tekabül eder ve nazari olarak, çıplak gözle çok zayıf yıldızların görülmesine elverişlidir. (Meydan Larousse, Ala Md., s. 261, 1969-1973 (Türkçe), Meydan Gazetecilik ve Neşriyat Ltd. Şti.)

[7] Kur’an’ı Kerim ve Yüce Meali (Prof. Dr. Süleyman ATEŞ). Kur’an Mesajı Meal-Tefsir (Muhammed ESED). Kur’an’ı Kerim ve Türkçe Anlamı (Prof. Dr. Murat SÜLÜN). Kur’an Türkçe Çeviri (Hüseyin ATAY). El Camiu li Ahkami’l-Kur’an (İmam KURTUBİ), Burç yayınları (aydınlanmak). Hak Dini Kur’an Dili (Elmalılı M.Hamdi YAZIR), Azim yayınları (açtığı sıra). Kur’an’ı Kerim ve Türkçe Meali (M.Beşir ERYARSOY, Ahmed AĞIRAKÇA), (Aydınlanmak). Kur’an Meal Tefsir (Mehmet OKUYAN). Hayat Kitabı Kur’an Kelime Meali (Mustafa İSLAMOĞLU).       

[8] Kur’an’ı Kerim ve Yüce Meali (Prof. Dr. Süleyman ATEŞ). Kur’an Mesajı Meal-Tefsir (Muhammed ESED). Kur’an’ı Kerim ve Türkçe Anlamı (Prof. Dr. Murat SÜLÜN). Kur’an Türkçe Çeviri (Hüseyin ATAY). El Camiu li Ahkami’l-Kur’an (İmam KURTUBİ), Burç yayınları. Hak Dini Kur’an Dili (Elmalılı M.Hamdi YAZIR), Azim yayınları. Kur’an’ı Kerim ve Türkçe Meali (M.Beşir ERYARSOY, Ahmed AĞIRAKÇA). Kur’an Meal Tefsir (Mehmet OKUYAN). Hayat Kitabı Kur’an Kelime Meali (Mustafa İSLAMOĞLU).

[9] Râğıp el-İsfahani, Müfredat, Pınar yayınları, Nisan 2021, s.257

[10] Buhari, Oruç, no.26: Ebu Davud, Oruç, no.2349

[11] Râğıp el-İsfahani, Müfredat, Pınar yayınları, Nisan 2021, s.720

[12] İbn Farisi, Mu’cemu Mekayisi’l Luga, ilgili md.

[13] Râğıp el-İsfahani, Müfredat, Pınar yayınları, Nisan 2021 s.828

[14]…Subh yakın değil mi?” (Hud 11/81)

[15] Sadık Kılıç, Kuran Sembolizmi (Renklerin ve Şekillerin Dünyası), Kılıç Kitabevi, Ankara, 1991, s.28

[16] Ekinoks günleri olarak bilinen 23 Eylül ve 21 Mart günlerinde, ekvatora yakın yerlerde sadece bir müddet kırmızılığın herhangi bir tonu olmadan beyaz renk görülebilir. Normal olanı ise beyazlığın görülmesinden kısa bir süre sonra kırmızılığın belirginleşmesi, birlikte gelişmeye devam etmesidir.

[17]  İbn Farisi, Mu’cemu Mekayisi’l-Luga, ilgili md. Râğıp el İsfahani, Müfredat, Pınar yayınları, Nisan 2021, s. 1141

[18] İbn Farisi, Mu’cem-u Mekâyîs Fi’l-luğa, “k-r-y” md.

[19] Bakara Suresi 2/228. ayete istinaden “Dilciler, temizlik dönemiyle hayız dönemini bir araya toplamayı, cem etmeyi düşünerek böyle demişledir...” ifadesinden, Râğıp el-İsfahani, Müfredat, Pınar yayınları, Nisan 2021 , s.1189.

[20] Râğıp el-İsfahani, Müfredat, Pınar yayınları, Nisan 2021 , s.1107.

[21] Kur’an

[22] Fecr, Felak

[23] Resim 34,36

[24] Resim 35,37,38

[25] Ebu Davud, Oruç, no.2347

[26] Ebu Davud, vakt’us-sahûr, no. 2348; Sünen’ut-Tirmîzî, Macae fî beyân’il-fecr, no. 709

[27] Darimi, Salat, bab 21:Nesai, Mevakit, bab 27

[28] “Beyaz Arapların içine öyle işlemiştir ki bazen zaman ölçüsü olur, ‘Onu iki beyazdır görmedim’ derler; ‘iki gündür’ ya da ‘iki aydır’ demektir." (ez-Zemahşeri, Esasu'l-Belaga, s.57)

 

Kaynakça

A.GÖKGÖZ. Bütün Yönleriyle Fotoğrafçılık Siyah-Beyaz, Renkli. İstanbul: Afa Matbaacılık, 1977.

Darimi. Sünen-d Darimi. Beyrut, 1975.

el-Buḫārī, Ebu Abdillah Muhammed İbn İsmail (810-870). Sahih-i Buhari ve Tercemesi. Çeviren Mehmed SOFUOĞLU. İstanbul: Ötüken Yayınları, 1990.

el-Ezdî, Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş‘as b. İshâk es-Sicistânî. Sünen-i Ebû Dâvûd . Çeviren İbrahim KOÇAŞLI. Tarih yok.

et-Tirmiẕī, Ebū ʿĪsā Muḥammed b. ʿĪsā. Sünen-i Tirmizi. Tarih yok.

ez-Zemahşeri. ez-Zemahşeri, Esasu'l-Belaga. Tarih yok.

Ferâhidî, Ebû Abdurrahman Halil b. Ahmed b. Amr. Kitabü'l-Ayn. İran, 1409.

GÖRCELİOĞLU, Ertuğrul. «Güneş Açıları ve Bunların Peyzaj Düzenlemelerindeki Önmi.» İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Yayınları 36,Seri B, no. 3 (1987): 35.

İbn Fâris b.Zekeriyya. Mu'cemu Mekayisi'l-Luga. Mısır, 1969.

Kılıç, Sadık. Kuran Sembolizmi (Renklerin ve Şekillerin Dünyası). Ankara: Kılıç Yayınları, 1991.

LAROUSSE, Pierre. Meydan Larousse. Çeviren Adnan BENK. İstanbul: MEYDAN GAZETECİLİK VE NEŞRİYAT LTD.ŞT, 1970.

Mütercim Asım, Efendi. Kâmûsu'l-Muhit Tercemesi. Çeviren Eyyüp TANRIVERDİ Mustafa KOÇ. İstanbul: T.C Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2013.

Nesai, Ahmed bin Şuayb bin Ali bin Sinân bin Bahr bin Dina. Sünen-i Nesai. Tarih yok.

Râğıp el, İSFAHANİ. Müfredat, Kur'an Kavramları Sözlüğü. Çeviren Yusuf TÜRKER. İstanbul: Pınar Yayınları, 2021.

YAZIR, Elmalıl Hamdi. Hak Dini Kur'an Dili. Çeviren Emin IŞIK,Nusret BOLELLİ,Abdullah YÜCEL İsmail KARAÇAM. İstanbul: Azim dağıtım, 1992.

Z.CEYHAN. «Amatör ve Profesyoneller İçin Renkli Fotoğraf Bilgileri.» Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yayınları, 1998.

 

.

 

Follow