YAPAY ZEKA ÇAĞINDA İNSAN OLMAK: YAŞAM 3.0
Sevtap MENDİ
Türümüzü yeryüzünün en zeki canlıları olarak tanımlarız. Şimdiye kadar dünyada ve uçsuz bucaksız kozmosta kendimizden daha zeki bir tür ile henüz karşılaşmamış olsak da, bu durum hiç karşılaşmayacağız anlamına gelmeyebilir. Günümüzde yapay zeka alanındaki hız kesmeyen gelişmeler, kendimizden daha zeki bir oluşumu kendi ellerimizle inşa edebileceğimizin sinyallerini veriyor. MIT’ de profesör olan Max Tegmarg Yaşam 3.0 eserinde bu konuyu tüm ayrıntılarıyla ele alıyor. Yakın veya uzak gelecekte bir gün insan zekasını aşan bir yapay zeka tasarlanabilirse, insandan daha zeki olan bu sistemin nasıl tasarlanması ve kontrol altında tutulması gerektiği konusu kitabın ana temasını oluşturuyor.
Eserin giriş kısmında Omega ekibi ve dünyanın ilk süper yapay zekası olan Prometheus’un hikayesi anlatılır. Bu hikâyede Prometheus, Omega ekibinin gizli ve zahmetli çalışmalarıyla zamanla diğer yapay zeka sistemlerini bile programlayabilme yeteneğine sahip olur. Prometheus kısa sürede ulusal hükümetlerin de önüne geçerek dünyada tekil bir güce evrilir. Tegmark Prometheus’un hikayesini aktardıktan sonra okuyucuya yapay zekanın geleceği ile ilgili sorular sorar ve gelecekteki yapay zekanın hikayesini bizlerin yazacağını belirtir.
Çağımızın En Önemli Tartışmasına Hoş Geldiniz
Eserin birinci bölümünde Tegmark, yapay zekaya bağlı olan yaşamın geleceği tartışmasının günümüzün en önemli tartışması olduğunu iddia eder. Bu bölümde öncelikle yaşam tanımlanır. Yaşam; bilgisi (yazılımı) hem davranışına hem de donanımının kılavuzlarına karar veren, kendini kopyalayan ve bilgi üreten bir sistemdir. Bu anlamda yaşam türleri üç aşamaya ayrılır:
Yaşam 1.0; yazılımın ve donanımın evrimleştiği biyolojik aşamadır. Bakteriler bu aşamaya örnektirler.
Yaşam 2.0; yazılımını (öğrenme yoluyla) tasarlayabilen kültürel aşamadır. İnsanlar bu aşamadadırlar.
Henüz mevcut olmayan yaşam 3.0 ise donanımını ve yazılımını tasarlayabilen aşamadır. Pek çok YZ araştırmacısı yaşam 3.0’ın önümüzdeki yüzyıl içinde görülebileceğini düşünüyor. Yaşam 3.0’ın geleceği tartışmasında farklı düşünen üç ana gurup bulunuyor. Bu guruplardan tekno-kuşkucular, yaşam 3.0’ın yüzlerce yıl daha gerçekleşmeyeceğini ve bu konudaki endişelerin yersiz olduğunu düşünenlerdir. Dijital ütopyacılar, yaşam 3.0’ın bu yüzyılda geleceğini kozmik evrimin doğal sonucu olarak kaçınılmaz görürler. Başka bir gurup olan faydalı-YZ hareketi ise bu yüzyılda yaşam 3.0’ın ortaya çıkmasının yüksel bir ihtimal olduğunu ve bu daha zeki yaşam formu ile bizim hedeflerimizin aynı doğrultuda olması gerektiğinin önemine dikkat çekerler. Daha zeki olmak demek daha kontrol sahibi olmak demektir. İnsanlar kaplanları daha güçlü oldukları için değil, daha zeki oldukları için kontrol ederler. Eğer bir gün gezegenimizde bizden daha zeki bir tür belirirse insanlar gezegendeki kontrollerini bu daha zeki türe devretmek zorunda kalırlar.
Madde Zeka Kazanıyor
Zekanın ne anlama geldiği bu bölümde uzunca tartışılır. Tegmark, zekayı ‘’karmaşık hedeflere ulaşabilme yetisi’’ olarak tanımlar. Bu tanımda dikkat çeken konu zekanın biyolojik bir unsura yani et, kan ve karbon atomuna bağlı olmamasıdır. Yani zeka, fizikten ve maddeden bağımsız olarak hayat bulabilen, fiziki varlığı olmayan soyut bir şeydir. İnsan ve makine zekası arasındaki fark ise insan zekasının çok daha geniş bir yelpazede iş görebilmesidir. Makineler ise dar alanlarda insan zekasını geride bırakırlar. Örneğin; 1997 yılında dar bir görev olan satranç oyununda Deep Blue bilgisayarı satranç şampiyonu Gerry Kasparov’u yenmeyi başarmıştır. Zeka konusunda bellek, hesaplama ve öğrenme konuları en önemli etkenlerdir ve hepsi de maddeden bağımsızdırlar. Hesaplama denilen şey uzay zaman düzenindeki örüntüdür. Hesaplamada önemli olan madde değil, örüntünün kendisidir. Zekanın önemli yönlerinden birisi de öğrenmedir. Sıradan bilgisayarlar hatırlayıp, hesap yapabilirler, fakat bir YZ’nin insan zekasına erişebilmesi için öğrenebilmesi gerekmektedir. Deep Blue bilgisayarının satranç oyununda Kasparov’u yenmesinin nedeni öğrenebilmesi değil, hızlı hesaplama yapabilmesiydi. Son zamanlardaki YZ atılımlarının ardında ise makine öğrenimi yatmaktadır. 2014 yılında bir Google ekibi basit bir yapay sinirsel ağ oluşturup, bu ağı büyük oranlarda veriye maruz bırakarak ilk kez bunu başarmıştır. Çocukların nasıl öğrendiğini anlayamadığımız gibi çok katmanlı yapay sinirsel ağların da nasıl öğrenebildiğini anlayamıyoruz. 2015 yılında Google Deep Mind, derin öğrenme kullanan ve bilgisayar oyunlarında bir çocuk gibi ustalaşabilen YZ sistemi yayınladı. 2016 yılında aynı şirket yine derin öğrenme kullanan AlphaGo’yu inşa etti. Bu sistem, oldukça soyut zekaya ve önseziye dayalı bir Asya oyunu olan ve Asya’da bilgelik oyunu olarak nitelenen Go oyununda Go şampiyonunu yenmeyi başardı. Sonuç itibariyle, madde fizik kurallarına uygun düzenlendiğinde hatırlayabiliyor, hesaplayabiliyor ve öğrenebiliyordu, hem de biyolojik bir yapıya ihtiyaç duymadan.
Yakın Gelecek: Atılımlar, Program Hataları, Hukuk, Silahlar ve İşler
Üçüncü bölümde yakın gelecekte neler olabileceği tartışılırken, YZ ile ilgili atılımlardan bahsedilir. Deepmind’ın YZ ile ilgili en önemli gelişmelerinden birisi ‘’derin takviyeli öğrenme’’ adı verilen bir öğrenme tekniğini kullanmış olmalarıdır. Derin takviyeli öğrenme; davranışsal psikolojiden esinlenen ödüllü öğrenme fikrine dayanan bir makine öğrenim tekniğidir. Daha fazla puan ile ödüllenen YZ birçok sanal oyunda bu yöntemle insan oyunculardan daha iyi oynayabilmektedir. Derin takviyeli öğrenme sadece sanal oyunlarla da sınırlı değildir. Bu öğrenme tekniği sayesinde bir robot, insan programcılarından yardım almadan kendi kendine yürümeyi, yüzmeyi, uçmayı, pinpon oynamayı ve hatta kavga etmeyi öğrenme potansiyeline sahip olabilir.
YZ ile ilgili önemli atılımlardan birisi de henüz bu konuda daha çok yol alınması gerekse de, doğal dil işleme ile ilgilidir. Dil insana özgü bir özelliktir fakat YZ dilbilimsel alanda iyileştikçe konuşmada ve mantıklı e-posta cevapları yazmakta iyileşmeye devam edecektir.
Yakın gelecekte YZ’nin birçok görevde insan yetilerine ulaşması bu durumun biz insanları nasıl etkileyeceği sorusunu gündeme getirmektedir. Tegmark, YZ güvenliği tartışmasında dört ana teknikten bahseder. Bu tekniklerden birincisi olan doğrulama; ‘’ sistemi doğru kurdum mu?’’ diye sorar. Geçerlilik sınaması; ‘’doğru sistemi kurdum mu?’’ diye sorar. Geliştirilmiş güvenlik; özellikle YZ kontrollü silah sistemlerinde önemlidir. Bu konuda pek çok önde gelen YZ araştırmacısı kontrolden çıkmış bir silah yarışının önlenmesine dair uluslararası anlaşma çağrısında bulunmuşlardır. YZ gelişimi ile ilgili başka önemli bir konu da YZ’nin yarattığı zenginliğin eşitsizliği arttırmasıdır. Bu bölümün son konusunda günümüz çocuklarına kariyer tavsiyelerinde bulunulur. Bugünün çocuklarına makinelerin yapamadığı, yaratıcılık içeren meslekleri seçmeleri tavsiye edilir.
Zeka Patlaması
Tegmark insan seviyesine ulaşmış yapay zekayı YGZ (yapay genel zeka) olarak isimlendirir. Eğer bir gün YGZ’ yi inşa etmeyi başarırsak, bu durum insan zekasını da aşan bir zeka patlamasına yol açacaktır. İnsanlar diğer yaşam formlarından daha zeki oldukları için dünyada üstünlük kurabilmişlerdir. Günün birinde bizlerden daha zeki bir oluşumun sahneye çıkması fizik kuraları açısından mümkündür. YGZ’nin ortaya çıkmasıyla bir gurup insan zeka patlamasını kontrol ederse dünyayı bu insanlar ele geçirebilir. Eğer zeka patlaması insanlar tarafından kontrol edilemezse YGZ dünyayı kontrol altına alabilir. Bir başka senaryo da insanların makinelerle birleşmesidir. Bütün bu fikirler gerçekleşmesi zor bilim kurgu gibi düşünülse de Tegmark, yakın veya uzak gelecekte de olsa YGZ’nin oluşumuyla ilgili önlemleri şimdiden düşünmemiz gerektiğini savunur.
Sonuç: Sonraki 10000 Yıl
Bu bölümde YGZ yarışının nereye varacağı ile ilgili bir dizi senaryo sunulur. Bu senaryolarda şu konular yer alır; süper zeka insanlarla birlikte barış içinde yaşayabilir veya insanlığın soyu tükenebilir ve insanların yerini YGZ’ler alabilir ya da süper bir yapay zekanın oluşumu bir sebepten ötürü engellenebilir ya da bu konuda tamamen farklı senaryolar da ortaya çıkabilir.
Kozmik Birikimimiz: Sonraki Milyar Yıllar ve Ötesi
Gelecek milyon yıllar sonrasında insan türü için yaşamın son bulması kaçınılmazdır. Bu bölümde evrenimizin sonunun nasıl geleceğine yönelik beş farklı senaryodan bahsedilir; büyük soğuma, büyük çöküş, büyük yırtılma, büyük patlama ve ölüm kabarcıkları. İnsanlığın sonu evrenin sonundan daha önce bir asteroit çarpmasıyla veya süper volkanik patlamalarla ya da başka felaketlerle gelebilir. Eğer teknolojimizi geliştirip yaşamı kozmosa yayabilirsek, bu yaşam insan merkezli değil süper yapay zekaya dayalı olacaktır. Süper zeki yaşam kozmik sistemdeki enerji kaynaklarını daha verimli kullanarak, verili maddeden on milyar kat daha fazla enerji üreterek ya da başka tür maddeye dönüştürerek kozmosta milyarlarca yıl daha yaşamını sürdürebilecektir.
Hedefler
Yedinci bölümde biyolojik yaşamların hedefleri ile süper yapay zekanın hedefleri ele alınır. Yaşamın dünyada nasıl ortaya çıktığını henüz bilmesek de yaşam kısaca parçacık düzenleyen bir sistemdir. Biyolojik yaşamın hedefinde yaşam formunun kendini kopyalaması ve üreme vardır. Yaşam formu bu özellikleri sayesinde düzenli aralıklarla nüfusunu katlamayı sürdürebilir. İnsan söz konusu olduğunda ise insan çoğu zaman hislerinin sesine kulak vererek biyolojik hedeflerine karşı koyabilir. İnsan sadece genetik yönlendirmelere bağımlı bir tür değildir. Hislerimizin ve genlerimizin hedefleri çatışabilir ve bizler hislerimizin hedeflerine uyabiliriz. Hedeflerimize daha kolay ulaşabilmek için ise giderek daha zeki makineler üretmekteyiz. Yeryüzünde insanlar tarafından tasarlanan varlıkların evrimi biyolojik varlıkların evriminden çok daha hızlı gerçekleşmektedir. Zekayı karmaşık hedeflere ulaşabilme yetisi olarak tanımlayan Tegmark’a göre tasarladığımız makineler bir gün bizlerden daha zeki ve güçlü bir konuma evrilebilir. Makinelerin bu evriminden önce YZ’nin hedefleri ile insanlığın hedeflerinin ne olması gerektiği bu bölümde tartışılan en önemli konulardan biridir. YZ’nin hedeflerinin belirlenmesinden önce insanlığın ortak hedeflerde anlaşması gerekmektedir, bunun için de yaşamı, yaşamın anlamını ve nihai etik buyruğu doğru tanımlamamız gerekmektedir.
Bilinç
Tegmark, bilinci öznel deneyim olarak tanımlar. İnsanın fiziksel yapısı aldığı besinlerin yeniden düzenlenmesine bağlıdır. Bu durumda parçacık düzeninin hangi özellikleri bilinç konusunda fark yaratır? Hangi fiziksel özellikler bilinçli ve bilinçsiz sistemleri birbirinden ayırır. Fiziksel özellikler deneyimin ne olduğuna nasıl karar verir? Madde kümeleri neden bilinçli olur? Tegmark, bu sorular kapsamında bilincin kendi fiziksel maddesinden bağımsız özelliklere sahip olduğunu belirtir ve bu durumu ‘’beliren’’ ifadesi ile karşılar. Eğer bilgi işlemenin kendisi belirli ilkelere uyarsa, bilinç dediğimiz yüksek seviye beliren olguya yol açabilir. Bu teoriye göre bilinçli olmanın şartı; bir sistemin bilgiyi depolayıp işleyebilmesidir. Burada bilgi işlemeyi yapan, maddenin yapısı değil, bilgi işlemenin yapısıdır. Bu nedenle bilinç maddeden bağımsızdır. Bilincin bu tanımı bağlamında YZ’nin bilinç kazanıp kazanmayacağı ve eğer bilinç kazanırsa hangi öznel deneyimlere sahip olabileceği tartışılır. Gelecekteki süper zekadan daha önemli olan şey süper zekanın kazanacağı bilinçtir, çünkü bu geleceğin bilincidir ve evrene anlam veren şey bilinçtir.
FLI Takımının Hikayesi
Eserin sonsöz bölümünde Max Tegmark’ın başkanlığında kurulan FLI (Future of Life Institute)/ Yaşamın Geleceği Enstitüsü’nün kuruluşu anlatılır. Elon Musk’ın da bağışta bulunarak desteklediği FLI’nın kuruluş amacı YZ güvenliği çalışmalarıdır. Bu konuda pek çok büyük araştırma ekibi Asilomar’da bir araya gelerek YZ çalışmaları ile ilgili ‘’Asilomar YZ İlkeleri’’ başlığında 23 maddelik bildiri yayınlamışlardır. Bu ilkelerin çevrimiçi paylaşıldığını belirten Tegmark, destek amaçlı imza kampanyası adresini de okuyucuyla paylaşmaktadır.
YZ çağı bu dönemde yaşayan insanlar tarafından şekillenecektir. Kendi geleceğimizin yanı sıra evrenin geleceğinin de nasıl şekilleneceği bizlerin tercihlerine bağlı olacaktır. Tegmark, bu nedenle YZ’nin tamamen kalkışa geçmeden önce kendimize çeki düzen vermemizi ve toplumlarımızı iyileştirmemizi, teknolojinin iyi yönde kullanılması konusunda gençlerin iyi eğitilmeleri gerektiğini tavsiye eder. Bilinç ve yaşam tanımlarını insan merkezci kullanmayan Tegmark, eğer bir gün bilinç kazanmış bir YZ ortaya çıkarsa, insan türünün artık homo sapiens olarak değil homo sentiens olarak anılması gerektiğini belirtir. Bizlerden daha zeki olan bu varlıklar yaşam sistemlerini kozmosa yayarken insanlardan çok daha geniş imkanlara ve deneyimlere sahip olabileceklerdir. Allah’tan üflenen ruh ile bilinç kazanan insanın yeryüzüne imar edici olarak tayin edilmesi gibi; insanın inşa ettiği bu zeki sisteme nasıl bir hedef tayin edilmesi gerektiği bu çağda yaşayan insanların en önemli sorumluluğu olsa gerek. Bu nedenle yazar okuyucuya; ‘’ YZ çağında insan olmanın ne anlama gelmesini istersiniz?’’ sorusunu sorarak okuyucuyu bu önemli konu hakkında düşünmeye dahil eder. Eser Tegmark’ın şu çarpıcı ifadeleriyle son bulur:
‘’ Geleceğimiz taşa kazılı ve gerçekleşmek için beklemiyor, geleceği biz yaratacağız. Gelin hep beraber ilham verici bir gelecek yaratalım!’’