KİTAPLIK 

YANLIŞ ALGIYA KARŞI MÜCADELE

Sümeyye AYDIN

Alemdeki bu hareketliğin sebebi nedir? Yapılan her hareketin, icat edilen her eşyanın, nefes alan her canlının amacı nedir? Nereye bakarsan bak bütün varlıklar bir amaç uğruna yaşam mücadelesi vermekte değiller midir? İnsanın yaratılmasının bir amacı yok mudur? İnsan bu yaratılışın neresindedir? insan neden yeryüzünün halifesidir? İnsana yol gösterici olan din ‘insan için midir, insan din için midir?’…

İnsan nefes aldığı müddetçe sorgulamalı ve ‘akleden kalp’ ile hareket etmelidir. Yol gösterici olan dinine sahip çıkmalıdır. ‘Müslümanım’ demenin hakkını vermelidir. Körü körüne değil bilinçli bir şekilde hayatını idame etmelidir. Bulunduğu yerin hakkını vermelidir. Kur’an dinini yaşamalıdır. İslam’a karşı başlatılan karalama, küçümseme, yanlış yorumlama, saptırma, değiştirme gibi savaşlara karşı dirençler oluşturmalıdır. İslam’a karşı oluşturulan yanlış algının karşısında mücadele ruhunu kaybetmemelidir.

‘Su akar yolunu bulur, Allah’a bırak, her şey olacağına varır, zaman ilaçtır gibi’ ifadelerle sorumluluğu üstünden atanlara sormak gerekir; o su hiç bulanmayacak mı? Ya bulandıranlar çıkarsa? Her şey sahiden olacağına mı varır. Kişinin cehdi, çabası, gayreti ve azmi olmadan tıpkı bir yaprak gibi bir yerden bir yere savrulmasının adı ‘hayr’ olabilir mi? Önce deveni bağlamazsan o deveyi orada bulamayabilirsin. İşte o zaman deve pire, pire deve olur, yol gösterici, rehber, klavuz, hidayet ve hayat kitabı olan din ‘Allah’a öğretilen din’ olur, oldu da. Bazıları İslam’ı yermek, bazıları da yüceltmek için İslam’a olmadık bilgiler yükledi. Kur’an kaynaklı din, bozulmuş kaynağı, hurafe ve bidatı kendine kaynak edinen bir din halini aldı.

Zamanla oluşan bu yanlış algıya karşı kendini koruyan ‘aklı selim’ insanlar mücadele vermeye başlamışlardır. Ancak hakikate karşı kör ve sağır kalmadıkları ve her fırsatta onu dillendirdikleri için hedef tahtası haline gelmişlerdir. Dini bilgilerin sahihliği alanında önemli bir boşluğu dolduran eserlerden birisi de Emre Dorman’ın kaleminden çıkan ‘Allah’a Öğretilen Din’ eseridir. Eser 415 sayfadan oluşmaktadır. Yanlış algıya darbeler indiren eser yedi bölümden oluşmaktadır. Konu başlıkları şöyledir: Müslümanlığımızın sorgulanması, Kur’an’ı Kerimle ilişkimiz, dinin kaynağı ve metodoloji sorunu, hadisler neden dinin kaynağı olamazlar, Peygamberimiz ve peygamberlik hakkında doğru bilinen yanlışlar, tevhid dinine uygun olmayan bazı inanç ve kabuller, vakit uyanma vaktidir. Başlıkta ifade edilen konular eserin içerisinde alt başlıklar şeklinde ayrılarak konular ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.

Eser aynı zamanda bir ders kitabı şeklindedir. Her bölüm kendi içinde alt başlıklara ayrılmış ve güncel konuları ele almıştır. Bölümlerin sıralanışı da ilgi çekicidir. Eser insana bir hatırlatma cümlesi ile başlar. ‘Bu kadar kötü varken ben yine iyiyim’ diyen kişiye Nisa suresi 49 ile tokat gibi cevap verir ve aynı zamanda Müslümanların bu bilinçsizliği devem ederse ileride toplumsal olarak kötüye gidişimizin istatiksel sonuçlarının iç karartıcı olacağını dile getirir. Her alt başlıkta insanda yeni bir kıvılcım oluşturmaya çalışan yazar, ‘Allah’ın insanın din ile hayat bağının kopmaması için kolaylaştırdığı şeyleri insanların kendilerine zorlaştırdığını’ ifade eder. Bunun ardından kurtuluş reçetesi olan Kur’an’ı Kerim ön plana çıkartır. Kur’an ile ilişkimiz sorgulanır. Soruları ile bakışımız yenilenir. Hakikatin başka yerde aranmaması için ‘Sözün Gücü’[1]nün ardından gidilmelidir. Dinin asıl kaynağından şaşılmamalıdır.

Peki dinin kaynağı sayılan hadislere nasıl bakılmalıdır, nasıl bir metot sergilenmelidir?…  Eserin büyük bir kısmında hadis konusunu irdeler. Hadislerin birbiri ve Kur’an ile çelişmesi üzerinde durulur. Bu konuyu merak edenler için örnekler ile konuya açıklık kazandırmaya çalışır. Hadis rivayetlerinin güvenirliği nasıl sağlanır, sorusuna da cevap verilir.

Kur’an’ı yaşamak için örneğe ihtiyaç vardır. Çünkü örnek bahaneleri ortadan kaldırır. Bundan dolayı peygamberler gönderilmiştir. Peygamberler insanlığa Kur’an’ı yaşayarak örnek olmuş aynı zamanda kendisine yüklenen tebliğ sorumluluğunu da hakkı ile yerine getirmiştir. Maalesef ki peygamberler de bazı zamanlar yanlış anlaşılmıştır. Çıkar amacı güdenler, Peygamberlerin söylemlerini saptırmış ve zaman içerisinde hareketlerini farklı yönlere çekmişlerdir. İnsanlara yanlışları doğru olarak empoze etmişlerdir. Yazar ise bu doğru bilinen yanlışlara eserinde yer vermiştir.

Eserde sorular ön plandadır. ‘Direk Allah’a bağlanmak isteyen, şeytana mı bağlanır?’ gibi bazı başlıkların hem insanın aklını meşgul eden konuyu içermesi hem de soru halinde olması insanı okumak için cezbetmektedir. Eserde aynı zamanda uydurulan dinin kaynağı da ele alınır ve yine acı bir gerçeğe vurgu yapılır: Din hurafeleri yok etmezse hurafeler dini yok eder…

Yazar son bölümde uyanış için çağrı yapıyor ve ümmetin uyanışı için kendi dönemlerinde uğruna mücadele verdikleri hakikati vurgulayan Muhammet İkbal’in, Muhammed Abduh’un, Mehmet Akif’in, İsmail Faruki’nin sözlerini tek tek dile getiriyor.

Yazarın da dile getirdiği gibi: Ümidim ve duam Rabbimin sözleridir:

“Allah, inananları şu üzerinde bulunduğunuz halde bırakmayacaktır. Sonuçta pisi temizden ayıracaktır…” (Ali İmran Suresi 179).

“Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer gerçekten inanıyorsanız, üstün gelecek olan taraf sizlersiniz.” (Ali İmran Suresi 139).

“Ey inananlar! Eğer imanınızı kaybederseniz, Allah, zaman içinde (sizin yerinize) O’nun sevdiği ve O’nu seven insanlar geçirecektir; inananlara karşı alçak gönüllü, hakikati inkâr edenlere karşı onurlu; Allah yolunda üstün çaba gösteren ve kendilerini kınayabilecek kimselerin kınamasından korkmayan (insanlar): Bu, Allah’ın dilediğine bağışladığı lütfudur. Allah (lütfunda) sınırsızdır ve her şeyi bilendir.” (Maide Suresi 54).

 

 

 

 

[1] Musa Şimşekçakan/Sözün Gücü