Siber Niyet

Alim KINIK

[email protected]

Henüz bir metni soyutlayamayan zihinler için sanal gerçeklik ve merhamet edilmeyenlerin insafına kalmak nasıl bir vurgun?

Kitlelerin afyonu popüler kültür yerini karanlık yönler barındıran dijital kültüre bırakıyor. Sosyal medya çoğu zaman bir kaçış ortamı olarak görülüyor; vakit öldürüyor, ağrıyı gideriyor. Bu ortamlar sinik bir rahatlama sağlasa da, gönüllü olarak bireyin kendini otoritelere ihbar ettiği bir mekanizma olarak öne çıkıyor. İnternetin arayüzü (köpükte sörf) ile arka sokakları (deep-dark web) arasında uçurumlar var.

İmaj çağında, kayıtlı kültürün çöküşü şeffaf bir şiddetin yükselmesini kaçınılmaz kıldı. Geniş kitleler, küçük elit grupların ürettiği enformasyona maruz kalıyor.

Yapay zeka, kitlelerin bilinçaltını okuyor/soluyor. Algoritmalar bireylerin tercihlerinden yola çıkarak potansiyel tüketim davranışlarını kestirebiliyor ve sürekli ve sorgusuz tüketimi teşvik ediyor. Bu teknolojik belirlenimcilik birçok şeyi yakınlaştırıyor, lakin yaşanan/düçar olunan körlüğe henüz bir cevabı/çaresi yok.

Siber zorbalık, asparagas haber, mobil küfürleşme, pedofili, enfornografi, intihar, mafya, kumar, uyuşturucu, bağımlılık gibi birçok olgu bilinçli bir internet kullanıcısı olunması gerekliliğini kaçınılmaz hale getiriyor.

İnsan öncelikli olarak yaşadığı zamanın ve mekanın sorunları ile yüzleşmelidir. Çünkü herkese çağının şiddetinden sorulacak.

***

Sanal dünya, çok kimlikli, çok kişilikli, çok maskeli bir iletişim ağı durumda. Burada (1) piyasanın sürekliliğini muhafaza eden, (2) tüketim alışkanlıklarını çeşitlendiren / körükleyen, (3) işini bilene(!) alan açan patolojik bir etikten (hipokrasi) söz edilebilir. Medyanın etik lansmanı kimseyi yanıltmasın, bu sunum sadece göz boyayan bir yöntem.

Bu çoklu ortamda ‘beğen’ilme arzusu kışkırtılıyor ve entellektüel ruh sığlaştırılıyor; süregiden düzen rızası yeniden üretiliyor. Kitleler, ‘anlamdan arındırılmış’ haber ihtiyaçlarını sosyal medyadan karşılıyor. Kurgulanmış paylaşımlar, olumsuz benlik imajları yaratıyor.

Evet dünya global bir köy ama, ilişkiler yüz yüze değil. Bu köyün yerlileri ve göçebeleri var. Ve kimseyle göz göze gelemeden kaçırılan solgun hayatları… Farklı sosyal medya platformlarının odaklandıkları temel yapı taşları birbirinden farklılık arz ediyor. Dolayısıyla bu mecrada yeni-dijital eşitsizlik göstergeleri kendisini dayatıyor.

Ciddi yatırımların yapıldığı, büyük bir istihdamın oluştuğu bu sektörde ahlakî kaideler ne kadar ciddiye alınabilir? Ya da ahlak nasıl bir ‘dayanıklı tüketim maddesi’ olarak kalabilir üzerinde düşünmek gerek.

İnsanlar sosyal medya mecralarında yeni kimlikler edinerek işe başlıyorlar. Bu yeni kimliklerini ilgi alanlarına veya (öz benliklerinden koparak oluşturdukları) ikincil benliklerine göre seçiyorlar. Oluşturdukları bu (anomi) kimliklerle olumlu/tutarlı ya da olumsuz/tutarsız hareket ediyorlar, etkinlik ortaya koyuyorlar. Bu örtülü kimliklerle sorumluluk ortadan kalkınca oluşturulan şiddet de meşruiyet kazanıyor. R. Sennett, Karakter Aşınması’nda yeni kapitalizmin insanı yalnızlaştırdığı ve ahlakî kimliğini oluşturmasını engellediğini dile getiriyor. Bu örtülü benlik teşhirinin ölçüsü, durağı, ilkesi ne olmalıdır?

Bu saiklerle hareket eden toplulukların bilinçaltı bilançoları incelendiğinde insanlığın ciddi psikolojik ve sosyolojik problemlerle karşı karşıya olduğu sonucuna varılabilir. Araştırmalara göre internet bağımlılığı artıyor, internet yoksunluğu acı veriyor, ‘gelişmeleri kaçırma korkusu’ bir saplantı halini alıyor, çevrimiçi olma arzusu gittikçe uzuyor…

Özellikle herşeyi sanal dünyada yaşayan yeni nesil gerçek hayat deneyimlerinden mahrum kalıyor. Gerçek ilişki, simüle edilmiş ilişkilerle değiş tokuş ediliyor. Aşırı teknoloji kullanımı hem beden hem de ruh sağlığını sarsıyor. Yabancılaşmış, asosyal, depresif, narsist ya da özgüvensiz karakterler yetişiyor. Dahası U. Eco’ya göre sanal ortam kalıcı aptallık yapıyor; Z. Bauman’a göre keyifli bir tuzak; H. Arendt’e göre kötülüğün sıradanlığı…

Sosyal medya, algı yönetimi, manipülasyon, değersizleştirme için çok müsait bir platform. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yapılan paylaşımlarda rencide edici bir muhalefet sergileniyor. Bu mecrada tahammülsüzlük zirve yapmış, her şey itibarsızlaştırılıyor, mahremiyet çiğneniyor, bilgi metalaştırılıyor, söylemler sloganlaştırılıyor. Hiç kimse hiçbirşeyi üzerine alınmıyor. Sanal ortam bazen de insanın içindeki bozuk kişiliği ortaya çıkarıyor, ortaya konulan etkinlikler bilinçaltını açığa vuruyor.

Diğer taraftan sosyal ağların gizlilik ilkeleri ve ayarları sürekli değişiyor. Yüklenilen bilgiler uzun vadede amacının tersine dönebiliyor; kişisel bilgiler ifşa edilebiliyor. Assange, Snowden gibi isimlerin, internet üzerinde ‘veri madenciliği’ ile devşirilen bazı önemli bilgi ve belgeleri medyaya sızdırmaları hatırlandığında ‘dijital ortamda saklı bir şey kalamaz’ denilebilir… Herkes her an görünürde ve hedefte bulunmaktadır.

Sosyal medya platformlarında yer alan bilgiler, belgeler, profiller, avatarlar istihbarat örgütlerinin ve kriminal şebekelerin iştahını kabartıyor. Yüz tanımadan, retina analizinden, parmak izinden, selfie’den ‘beş göz ortakları’ denilen ülkelerin dijital veri paylaşımından bahsediliyor. Yapay zekâyla ve robotik sahte hesaplarla dinlemeler / görüntülemeler yapılabiliyor.

Algı operasyonlarının en büyük amacı yanılgıyı geniş kitlelerde (ekseru nas) doğruymuş gibi aktarmak ve bir gündem oluşturmak. Avazı çıktığı kadar bağırıyorlar, beğenmediklerini şeytanlaştırıyorlar, istediklerini de aziz gibi gösteriyorlar.

Derin internetin özeti: iradesini yönetemeyen başka iradelere teslim olur.

***

Bundandır ki sanal dünyada gösterilen davranışın ya da yapılan işin dijital bir standardının / elektronik bir sorumluluğunun olması gerek. Peki nedir bu âlemin etiği?

Evet, insanlık tekâmül ediyor; yaratılış ile aynı etimolojiden gelen ‘ahlâk’dan kopmak insanlıktan kopmak anlamına geleceği unutulmamalıdır.

İslam’ın sosyal hayat için vaz ettiği hukukî ve ahlakî kaideler internet ve sosyal medya mecrasında da geçerlidir. Emri bil maruf, nehyi anil münkere tabi olmak her zaman ve zeminde tedavüldedir. Yani internette, hayrın/takvanın ve şerrin/fucurun kapıları bir tık ötede duruyor.

Çevriiçi olma niyetleri, online kalma süresi ve mekanları, üretilen içerik, ortaya konulan söylem makro ahlakî kriterler çerçevesinde disipline edilmelidir.

Müslüman artık mahallesine değil ulus-aşırı konuştuğunun farkında olmalıdır. Bu ortamda farklı kültürler, inançlar, düşünceler, tercihler etkileşim içinde bulunmaktadır.

Böyle bir ortamda öncelik kötüye / şiddete / nefrete talib olmamak, prim vermemektir. Akabinde dürüst olmak, samimi olmak, tarafsız olmak, yalan söylememek, iftira etmemek, dedikodu yapmamak (trol olmamak), küfürden kaçınmak, emeğe saygı göstermek (kaynak göstermek, intihal yapmamak), gösterişten ve ikiyüzlülükten kaçınmak gibi ilkeler sıralanabilir.

Söylemin ortamı önemli bir retorik güce sahip. McLuhan’ın deyimiyle, ‘araç mesajdır’, mesaj ahlaktır. Sanal ortamda dijital itibar rencide edilmemeli, negatif paylaşımlar kaynağından engellenmelidir. Siber saldırılara karşı dijital özgürlük korunmalı, kişisel verilerin güvenliğini sağlamalı, mahremiyet ifşa ve ihlal edilmemelidir.

Bir sınır var olmalıdır, ilke var olmalıdır, amaç var olmalıdır, anlam var olmalıdır, çünkü sınırsızlık mümkün değildir.

Sosyal medya ihtiyaca binaen ve fonksiyonel olarak kullanılmalı, aşırı yorumdan ve veri çöpçülüğünden kaçınılmalıdır. İnternete bırakılan izin siber dünyada sonsuza kadar kaldığı unutulmamalıdır.

Potansiyel olarak sosyal medya yoluyla “kötülüğün” yayılma hızı, “iyiliğin” yayılma hızından daha fazla olduğu ölçülüyor. İfşa edilen kötülüğe ortak olmak, onu çoğaltmak suçtur / günahtır.

Hayatta dürüst olunduğu gibi sosyal medyada da dürüst olunmalıdır. Kâbil’den bu yana insanlığın köküne dökülmek istenen ‘öç yasası’na karşı, Habil gibi bir tutum ortaya koyarak iyilikle kötülük bir olmaz. …” (Fussilet 34) ilkesini düstur edinmek gerek.

Kim şahdamarından daha yakın olanı görebilecek bir feraset ve basiret ile kuşanabilir?