Âlemlere Rahmet Efendimiz (s) bir hadisinde;

“Bu dünyada bir garip yolcu” gibi olmamızı söyler. Yol, yolcu içindir. Peki, yolcu ne içindir? Yolcu, hakikat içindir. Çünkü Allah gökleri, yeri ve dahi içindekileri bir oyun, bir eğlence olsun diye yaratmamıştır. Yolunu İslam, İstikametini hakikat, rehberini de Kur’an olarak belirlemiş bir mü’minin istikametini muhafazası sadakati oranındadır. Tam da sözün burasında sadakatin Kur’anca tarif edilmesi lazımdır. Kur’an’da sadakat, sadece doğru sözlü olmayı değil, bütünüyle doğru olmayı ifade eder.

Sadık olmak sözün de ötesinde sözünün eri olmayı gerekli kılar. Bu da demektir ki sadakat, doğru sözlü olmakla başlar. Sadıklardan olmak ise doğru söylemenin bedelini ödemekle elde edilir. Bedeli ödenmemiş bir doğru hiçbirimizi hakikate ulaştırmıyor. Özellikle günümüz şartlarında hakikatin bilgisine ulaşmak mümkün hatta teknolojik imkânlarla oldukça kolay sayılabilirken, hakikatin ahlâkı olan sadakate erişmek oldukça zor bir iştir. Kolayın tam zıddı olarak zorun zehri dışında, lezzeti ise içinde gizlidir.

Nasıl her yolculuğun bir bedeli varsa, hakikate uzanan yolculuğun bedeli de sadakattir. Yolculukta konaklanan mola yerleri bir nevi ilahi imtihan potasıdır. Tam dinlenme zamanında nefislerin gevşediği bir sırada Rabbimiz adeta istikamet kontrolü yapar. Bakalım hak yolcusu moladan sonra da istikameti muhafaza edecek mi? Yoksa yeniden yola revan olmanın meşakkatinden kaçış yollarına mı başvuracak?

Ankebût Sûresi’nin 69. âyeti hakikate varan yollar hakkında bize net bir ipucu verir: “Bizim uğrumuzda cihad edenler var ya biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz. Şüphesiz Allah, O’nu görüyormuş gibi davrananlarla beraberdir.’’ Demek ki sadakat aynı zamanda büyük bir cihattır. Ve bu cihadın kahramanı da muhsin kavramı ile kodlanmıştır. Niye? Yolculuk boyunca bir an İlahi gözetimin kaydı altında olduğunu unutmak istikamette milimetrik sapmalara neden olmasın ve bu milimetrik sapma bizi tahmin bile edemeyeceğimiz neticelere sürüklemesin diye.

Sadakatin dipdiri muhafazası da niyetlerin güncellenmesi ile mümkündür. Niyet, bir mü’mine istikamet veren hayat enerjisidir. Özetleyecek olursak;

Sadakat, doğru söylemekle dokuz köyden kovulacağını bile bile, onuncu köye hicret etme bilincidir.

Sadakat, güçlünün haklı olduğunu savunanların çoğunlukta olmalarına aldırmadan, hakikatin en büyük güç olduğuna güvenmektir.

Sadakat, herkes nereye giderse gitsin, eller ne derse desin, istikametten taviz vermemektir.

Sadakat, yol şartları ne olursa olsun, hava şartları ne olursa olsun, yalnızca imanın şartlarına tabi olmaktır.

Şimdi gelin Kur’an’a, Hucurat Sûresi’nin 15. âyetine kulak verelim;

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki Allah’a ve Resulüne iman ettikten sonra şüpheye düşmeyip, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücahede etmektedirler. İşte onlar sadıklardır.”

Rabbim hepimizi dünyada ve ahirette hem sadıklardan eylesin hem de sadıklarla beraber eylesin! Âmin!

Filiz TAVUKÇU