AİLE/ANALİZ

 

PARALEL EVREN: YAPILANDIRILMAMIŞ/SERBEST OYUN

Ayşe Demet AKGÜN

   (Psikolojik Danışman)

 

Yapılandırılmamış, Serbest Oyun Nedir?

Çocukların kendi merak ve keşif güdüleriyle başlattıkları, belirli bir hedef gözetmeyen, hiçbir müdahale olmaksızın istedikleri rollere büründükleri, hiçbir kuralın olmadığı, gidişatına yalnızca çocukların karar verdiği oyundur. Çocuk yalnızca zevk almak için değil ihtiyaç duyduğu için de oyun oynar.

Biz yetişkinlerin tek bir amaca bağlayamayıp ‘ne yapıyor bunlar?’ dediğimiz, çocuğumuzu salıncakta sallarken arada da sayıları öğreteyim kaygısıyla ‘birr, ikii, üçç…’ demediğimiz, o anın bütünüyle yaşandığı zamanlardır.

Pragmatist dünya her şeyden kısa vadede bir fayda sağlamaya zorlasa da; asıl iyiyi seçmek, vicdan sahibi olmak, sorumluluk almak gibi kalıcı becerileri uzun vadede kazanırız. Oyun, tüm bu becerileri hayatın içinde öğrenmek için biçilmiş kaftandır. Şu iki güzel cümle bu tarifi oldukça yerinde ifade eder;

 “Çocukların oyunu, oyun değil; onların en gerçek uğraşıdır.”  Montaigne

“Mantık sizi A’dan B’ye götürür. Hayal gücü ise her yere.” Albert Einstein

Oyunun çocuk hayatında çok farklı işlevleri vardır; yapmak istediği şeyleri deneyimlediği laboratuvar, yaşadığı olayları hazmettiği sindirim sistemi, hayal gücü ile kurduğu eşsiz bir dünya, gerçek ile hayal arasındaki köprü olabilir. Her haliyle oyun, yanı başımızdaki ‘paralel evren’dir.

 

Oyun Ne Zaman Başlar?

İnsan yavrusu da dahil olmak üzere bütün yavrular oyun oynama güdüsü ve becerisiyle doğmaktadırlar.

Bebek doğduktan birkaç ay sonra ebeveynleriyle ve etraflarındaki dünyayla oyun oynamaya başlar, çıkardığı seslerin ve gösterdiği tepkilerin fark edildiğini gören çocuk, bu iletişim kanalını oyun haline getirir.  Bazen yemek ve uyku gibi temel ihtiyaçlarına bile tercih eder. Biraz büyüdüklerinde karakterler ve hikâyeler icat edecekleri hayali oyunlara dalarlar. Yaşıtlarıyla bir aradayken içgüdüsel olarak oyunlar kurarlar. Oyun, çocukluk için o kadar temel bir şeydir ki, hapishane ya da mülteci kampları gibi zor koşullarda yaşayan çocuklar arasında bile görülür.

Sol beyin sonuç odaklı, sağ beyin ise süreç odaklıdır. Bizi geçmiş ve geleceğe sıkı sıkıya bağlayan, mantıksal düşünen, hesap kitap yapan, planlayan tarafımız sol beynimizdir. Diğer taraftan sağ beynimiz empatiden, sezgiden, soyut düşünce ve bilişsel gelişimden hayal gücünden ve yaratıcılıktan sorumludur. Merak ettiğimiz, hayal ettiğimiz, bağ kurduğumuz, heyecanlandığımız taraftır. Sağ beyin sayesinde, zamanın olmadığı yerde, tam da şu anın içinde yaşarız. Bu yetilerin baskın olduğu minik bir çocuk, oyunun da hayal ettiği her şeyi gerçekleştirebilir.

“Sezgisel bir zihin kutsal bir armağandır, gerçekçi zihin ise sadık bir hizmetkârdır. Hizmetkârla gurur duyan, ancak armağanı unutan bir toplum oluşturduk.” A.Einstein

 

Doğanın Oyuna Katkısı

“Serbest oyun doğanın çocuklara çaresiz olmadıklarını öğretme yöntemidir.” Petergray

Doğa, beyin gelişimi, ince ve kaba motor kasları gelişimi ve duyu çalışmaları için mükemmel bir kaynaktır. Doğada zaman geçirmek odaklanma ve yaratıcılık becerilerini geliştirir. Eline bir sopa alan çocuk onu taşıyarak vücudunu çalıştırır, dengesini sağlamayı, alet kurmayı öğrenir. Başlangıçta sadece sopa olan şey; bir kılıca, ata ya da ejderhaya dönüşebilir. Elinde sopayla gezen bir çocuk aslında akademik performanstan bedensel performansa kadar, kişisel disiplinini geliştirdiği birçok beceri kazanır.

Doğa, çocukların daha geniş bir dünyayı deneyimlerken, kendilerini de deneyimledikleri bir araçtır. Örneğin ağaca tırmanmak; hedef belirlemek, sorumluluk almayı öğrenmek, sorun çözmek, kendi sınırlarını fark etmek ve geliştirmek, risk almak ve aldığı riski hesaplayabilmek için donanımlı, harika bir yoldur. Öte yandan doğadaki canlılarla, bir köpek ya da keçiyle yakınlaşmaya çalışan çocuk empati kurma, sorumluluk alma gibi birçok beceri geliştirir. Doğayı, beraber yaşadığı diğer canlıları daha iyi tanır. Zira tanımadığımız bir şeye saygı duyup korumamız mümkün değildir.

Çocuklar yeteri kadar doğa da zaman geçirmeyip, yeteri kadar hareket etmediği takdirde; fiziksel olarak sakarlık, denge problemleri, bir iş yaparken dikkatini o şeye vermede zorlanma, duygularını kontrol edememe, problem çözme yöntemleri kullanamama ve sosyal etkileşimlerde zorluklar yaşamaya yatkın olurlar.

“Küçük bir çocuğa ‘koşma, zıplama ya da tırmanma’ demek, ona ‘nefes alma’ demek gibidir.” J.Lansbury

 

Tehlike ve Risk Ayrımı

Araştırmalar gençlerin 1950’lere oranla 5 ila 8 kat daha fazla klinik düzeylerde endişe ve depresyon yaşadığını ortaya çıkardı. Çocukların riskleri yaşama özgürlüğü azaldıkça, çocuklarda psikopatolojik sorunlarda artış başladı.

“Eğer çocuklar yaşlarına uygun riskli oyunlara katılmaktan alıkonulursa, toplumda artan oranda duygu, düşünce ve davranış bozuklukları gözlemleyebiliriz.” Sandeter (2011)

Çocuklar riskli yerlerde, riskli şeylerle oynamayı sever. Kendi potansiyelini deneyerek, zorlayarak nereye kadar gidebildiklerini görmek isterler. Hatta var olan halinden bir adım daha ileri giderek sınırlarını aşmak ister ki, bu hal insanda ölene kadar devam eder.

Ancak bu noktada riskli ve tehlikeli şeylerin ayrımını yapmak gerekir. Böylece çocuklar engellenmez, yetişkinler gerilmez…

Örneğin, çocuğun iki tekerli bisiklet sürmeyi denemesi riskli bir şeyken, bisikletle yolun ortasından gitmesi tehlikeli bir şeydir. Ya da kamp ateşi yakmak riskli ve aynı zamanda kontrol yeteneğimizi artıran faydalı bir deneyimken, evin içinde ateş yakmaya kalkışmak tehlikedir.

Özgürlük isteği ve korku birleştiğinde heyecan ortaya çıkar. Bu yüzden riskli oyunlar daha ilgi çekicidir. Aynı zamanda çocuklar oyun yoluyla korku ve öfkelerini uygun şekilde yönlendirmeyi öğrenirler.

Çocukların biraz zor şeyleri denemelerine izin verdiğimizde belki başarısız olup o an üzülseler de, kendilerini tekrar toparlayabildiklerinde özgüvenleri gelişecektir.

Risk ve tehlikenin farklı bir boyutu da yetişkinlerin, çocuklara hazır olmadıkları riskleri alma konusunda baskı yapmasıdır. Örneğin, hazır hissetmeden yüksek bir kaydıraktan zorla kaydırmak ya da kendinden güçlü bir çocuğu koşuda yenmesi için onu yersiz cesaretlendirmek gibi. Yetersiz durumdaki çocuğu zorlama ve rekabet telkini oyuna zarar verir. Eğlenceden ve yapıcılıktan uzaklaştırır.

Başka bir yazının konusu olsa da; bilgisayar oyunlarını da risk ve tehlike ayrımında değerlendirip, çocuklarımıza ona göre sunabiliriz.

Sonuç olarak risk ve tehlike konusunda ayrımı iyi yapamazsak yaprağına zarar gelmesini istemediğimiz ağacın köküne zarar verebiliriz.

 

Serbest Oyun Çocuğa Ne Katar? Faydaları Nelerdir?

“Hiçbir şey bir çocuğun beynini oyun kadar aydınlatamaz.” Dr.S.Brown

* Serbest oyun türlerinden biri olan Rol Yapma/Canlandırma oyunları, harika bir terapidir. Çocuk duygularını oyun yoluyla aktarmış olur. Örneğin yüzmeyi yeni öğrenen bir çocuk, oyunda sürekli boğulan birini kurtardığını söyleyebilir. Boğulma endişesini bu şekilde dışa vurarak kontrol altına almaya çalışmaktadır.

* Oyun, yetişkin müdahalesinden uzak olduğundan kontrol çocuğun elindedir. Bu sayede kendi kararlarını almayı, kurallar koymayı, kendi sorunlarını çözmeyi öğrenir. Tahta parçalarıyla bir at çiftliği kuran çocuk neyi nereye koyacağını tasarlar.

* Beraber kurdukları sosyal oyunlarda birbirleriyle anlaşmayı, karşısındakini memnun etmeyi, istemediği bir durum yaşadığında öfkesini yenmeyi öğrenir. Oyunda istediği rolü alamayan çocuk bu isteğini bağırarak ifade ettiğinde davranışlarının sonucunda oyunun bozulduğunu yaşayarak öğrenir. Aynı şekilde elindekini arkadaşına vermek istemeyen bir çocuk oyunun devam etmesi için çözüm yolları aramaya yönelir.

* Yetişkinler tarafından yönetilmeyen serbest oyun, çocukların kendilerini yönetme becerilerini geliştirir. Kendini yönetme becerisini, irade kelimesiyle açıklayabiliriz. İradenin iç motivasyonla desteklenmesi ise okul başarısı için önemli bir gereklilik olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede ‘Serbest Oyun’, akademik başarıyı olumlu yönde etkiler. Yapılan bir araştırmada, çocuğun sekizinci sınıftaki akademik performansını tahmin etmede en yakın sonuç veren göstergenin o çocuğun üçüncü sınıftaki sosyal yetileri olduğunu ortaya koyuyor.

* Çocuk oyunla farklı şeyler deneyerek neleri sevdiğini, ilgi ve yeteneklerini keşfedebilir. Oyunu kendi yönetirken hissettiği kontrol duygusu da onu mutlu eden şeylerdendir. Günlük hayatında ifade edemediği duyguları oyun ile ifade edebilir ve bu duygularla başa çıkabilmeyi öğrenir. Örneğin yeni doğan kardeşinin varlığına henüz alışamamış bir çocuk, oyunda kardeşine vuran bir çocuğu canlandırabilir, ya da babasının kendisiyle maça gitmesini isteyen bir çocuk, oyunda çocuğuyla maça giden bir baba rolüne girebilir.

* Serbest oyun, çocukların analitik ve stratejik düşünme becerisini de geliştirir. Önceden tanımlanmış bir hedef olmadan değişik stratejilerin denenmesine dayanan bir oyun türü olduğu için, beynin problem çözme ile ilgili bölümündeki nöronların bağlantılarını kuvvetlendirerek beynin yapısını değiştirir. Böylece beklenmedik durumlarla baş etme yetimizi geliştirir.

 

Oyun Oynamazsak Ne Olur?

* Yapılan araştırmalar kırk yıl öncesine göre obezite oranının üç kat arttığını gösteriyor, bu durumun en önemli sebeplerinden biri, hep şikâyet ettiğimiz; çocuklarımızın fiziksel aktivitelerinin azlığı. Çocukken aktif olan insanlar büyük oranda büyüdüklerinde de aynı şekilde devam ediyorlar.

* Büyükşehirlerde yaşayan çocuklarda ciddi oranda kas kaybı ve denge bozukluklarında artış gözlemlenmiştir.

* Depresyon ve kaygı bozukluğu tanısında yalnızca son on yıldaki yüzde on sekiz artış, serbest oyun oynama fırsatlarındaki düşüş ve aynı dönemde okula verilen ağırlık ve okula ayrılan zamandaki artışla paralel gidiyor.

* Oyun süresinin kısıtlanmasının sonucunda kaygılı, mutsuz ve sosyal uyumu düşük yetişkinlerle dolu bir nesil oluşmasından endişe ediliyor. Şımarır diye sevgimizi göstermekten çekindiğimiz çocuklarımızı, yarıştan geri kalmasın diye oyundan da mahrum bırakmayalım!

 

Serbest Oyunda Ebeveynin Rolü

İyi niyetler, her zaman iyi sonuçlar doğurmaz…

Söz konusu serbest oyun olunca yapmamamız gerekenler, yapmamız gerekenlerden çok daha fazla.

* Çocuğumuzun oyununa katılmak isteyebilir ya da bunu o, bizden isteyebilir. Bu durumda çocuğumuzun oyundaki otoritesini kabullenmeli ve onu bir yetişkin mantığıyla değerlendirmemeliyiz. ‘Sen tavşansın evin suyun içinde’ dediğinde, “Aa ama tavşanlar karada yaşar” demek yerine suya atlayabilmeliyiz.

* Çocuk oyun oynarken öğrenir, ancak öğretmek için oyun oynamak, oyunun alanını çok daraltır. Yaptığı uçağı gösteren çocuğa, ‘getir bak ben sana daha güzel çizmeyi öğreteyim’ demek yerine ‘Uçağının rengi öyle mi böyle mi’ diyerek çocuğun yaptığına odaklanabiliriz.

* Oyunda çocukların çatışma yaşadığını gördüğümüzde adalet kaygısıyla ya da oyunu daha eğlenceli hale getirmek adına müdahalelerde bulunmak konusunda aceleci davranmayı seviyoruz. Müdahale etmeden önce onlara zaman, fırsat tanımalıyız. Aksi halde sorun çözme becerilerini geliştirmelerinin önüne ket vurmuş oluruz.

* Çocuğunuza güvenin. Sizin rehberliğinizde, konuşmak ve yürümek gibi çok karmaşık şeyleri bile öğrendi. Onların destek ve güvenlik ağı olmaya devam etmeliyiz, yapmak istedikleri şeylerde onları teşvik etmeliyiz. Zorlamakla umursamamak arasındaki dengeli yerde durmalıyız.

 

Serbest Oyun Ortamını Nasıl Geliştirebiliriz?

Serbest oyun için belli özelliklere sahip bir ortama ihtiyaç yoktur. Her ortam, her durum oyunun başlaması için her an hazırdır.
Hayatın akışında bazı şeyleri araç olarak kullanıp bu ortamı destekleyebiliriz.

* Çocuğun öncellikle zaman ihtiyacı vardır. Bu noktada ona daha çok fayda sağlayacağını düşündüğümüz etkinlik kurs vb. faaliyetleri seyreltip ona bulunduğu zamanı yaşama imkânı vermeliyiz.

* Çocukla sohbet etmek, onun hayallerini gerçeğe indirgemeden dinlemek çok güzel bir zemin hazırlar. Kedisinin eve uçarak nasıl girdiğini anlatırken onu dinlememiz gibi.

* Mümkün olduğu kadar doğaya çıkmak gerekir. Bazen evinizin önündeki boş arazi bile harika bir ortam oluşturabilir.

* Ekranlarla aramıza mesafe koymak, oyun için gerekli zamanı oluşturma da bize çok yardımcı olacaktır.

* Kitaplar, filmler ve belgeseller oyuna zenginlik katmak için birer araç haline getirilebilir. Örneğin, denizde geçen bir film izleyen çocuk, kendine o hafta oyun için birçok malzeme bulmuştur bile.

* Doğadan toplayıp oluşturabileceğiniz, isterseniz satın da alabileceğiniz farklı boyutlardaki tahta parçaları, kumaşlar, kutular, lego dediğimiz yapı oyuncakları da oyun için her şekle girebilecek çok amaçlı malzemelerdir.

 

‘Benim Canım Sıkılıyor!’

Büyüklerimizin “Bir de bu ‘sıkıntı’ çıktı başımıza, eskiden biz böyle bir şey bilmezdik’” dediğine hemen hepimiz şahit olmuşuzdur.
Gerçekten haklılar mı?

Prof. Spacks’a göre “sıkılmak kelimesi on dokuzuncu yüzyıla kadar kimsenin sözcük dağarcığında yoktu. O zamanlarda sıkılma belirtisi gösteren kişinin sözcük karşılığı ‘uyuşukluk’tu ve bu durum hiç hoş karşılanmazdı.

Zamanla bize emek ve vakit kazandıran makinalar, artan zamanlardaki ‘mutluluk arayışı’ derken artık sıkılıyoruz! Sıkıntının en iyi yanı insanı bir şeyler üretmeye teşvik etmesidir.

Çocuklarımızın sıkıntısını yapıcılığa teşvik etmek gerekir. Ancak bunun için paniğe kapılmaya gerek yok. Sıkıldıklarında onlara güvenin, bırakın kendileri çıkış yolu bulsun. Sıkıldılar diye telaş içinde yapacak bir şeyler bulmaya çalıştığımızda; çocuğa ‘sen kendi başına bir şeyler bulamazsın’ mesajı verir ki bu çocuğu âtıllaştırır.

Can sıkıntısıyla, dikkatimizi kendi düşüncelerimize ve duygularımıza yönelterek kendimizle ilgilenme fırsatı buluruz. Böylece sıkıntımızı üretkenliğe dönüştürmeye kaynağından; içimizden başlayabiliriz.

Bazen de bilgisayar, televizyon, telefon vb. ekranlardan dolayı sıkılmaya zamanı kalmayan çocuklarımızı, sıkılmaları için onlardan uzaklaştırabiliriz.

Büyükler Oyun Oynar mı?

Büyüdük diye oyun bitti mi?

Şöyle bir düşünürsek, kaygılarımızı hafifleten, bulunduğumuz gerçeklikten çok daha ötesine geçiren her şey bir oyundur aslında. Bu bazen elimize aldığımız bir örgü, bazen toprakla buluştuğumuz bir an, bazen bir kitap, bir film, bazen bir yürüyüş, bazen de kendimizi, çocukların halının üzerinde bıraktığı lego parçalarını oynarken bulduğumuz zamanlardır…

“OKU” kelimesine ‘hayatı anlamlandırmak, bağ kurmak’ anlamı verirsek, oyunun da bir okuma olduğunu açıkça görebiliriz.

Büyüdükçe öğrenme ile oyunu birbirinden ayırdık. Çocukları vesile kılıp, oyunla açılan aramızı yeniden düzeltebiliriz.

 

 

Kaynakça

https://www.egitimpedia.com/?s=serbest+oyun

Louv, R. (2017). Doğadaki Son Çocuk, Tübitak Y.

https://www.tzv.org.tr/#/haber/1064