GEZİ-YORUM

MISIR GEZİ NOTLARI (2)

LUKSOR VE SHARM EL SEYH

Afra Nur KAYABAŞI

Mısır’ın Kahire’sini gezdikten sonra şimdi de Luksor ve Sharm El Seyh şehirlerini gezeceğiz. Çok farklı iki atmosferi temsil eden bu iki şehri buyrun birlite gezelim.

 

AÇIK HAVA MÜZESİ; LUKSOR

Nil Nehri kıyılarına kurulmuş tarihi açıdan en önemli ikinci şehir Luksor şehridir. Luksor, Aşağı Mısır denilen bölgede bulunmaktadır. Mısır deyince hepimizin aklına piramitler geliyor elbette. Ancak Mısır’da piramitler haricinde görülmesi gereken yapılar o kadar çok ki. Luksor, Mısır’da bulunan ve tarihi açıdan değerlendirdiğimizde geçmişi yüzyıllar öncesine sahip ve kültürel mirası oldukça fazla bir şehirdir. Şehri ikiye ayıran Nil Nehri ise tarihte yaşamış medeniyetler açısından oldukça kıymetli olmakla birlikte ticaretin ve sosyal hayatın devamı için hayati bir öneme sahip olmuştur.

Tarihte El Uqsur Valiliğinin başşehri olan Luksor, tarihi geçmişi ile yıl içerisinde çok sayıda turistin ilgisini çeken bir şehir olmuştur. Binlerce yıl öncesine dayanan tarihi geçmişiyle Mısır’a ve Afrika’ya hayat veren Nil Nehri’nin bir arada bulunmasından olsa gerek Luksor’u gezerken etkileyici bir atmosfer bizleri karşılıyor. Ayrıca Thebes Harabelerinin üzerine kurulu bu şehir “dünyanın en büyük açık hava müzesi” olarak anılmaktadır. Kahire’den sonra Mısır’da en çok ziyaret edilen bu şehrin gezilmesi için iki gün ayrılması yeterli gelmektedir. Nil Nehri’nin şehri ikiye bölmesinden dolayı, şehrin doğu ve batı olarak gezilmesi gerekmektedir.

KARNAK TAPINAĞI

UNESCO Dünya Mirası’nda bulunan ve bugün Piramitlerden sonra en çok ilgi çeken Karnak, yapımı 2000 yıldan fazla süren tapınaklar bölgesidir. İçerisinde birçok tapınak bulunan bu bölgede şimdiye kadar yapılan çalışmalar sonucu Mısır tarihi ve mitolojisi hakkında çok kıymetli veriler elde edilmiştir. Bugün hala bölgede arkeolojik kazılar devam etmektedir. Her gelen firavun, tapınağa bir önceki firavundan daha iyisini yapmak, daha kalıcı izler bırakmak için eklemeler yapmıştır. Yaklaşık otuz farklı firavunun eklemeler yaptığı tapınağı tamamlayan firavun ise II.Ramses olmuştur.

Tapınağı gezmeye Amon Tapınağı’nın girişinde iki yanında koç başlı sfenkslerin bulunduğu bölgeden yürüyerek başlıyoruz. Tapınakta sağ ve solda bulunan yapılara tam ortadan bakıldığında çok ilerilere giden bir boşluk bulunmaktadır. Sabahın erken saatlerinde buradan güneşin doğuşu esnasında harika görüntülere şahit olunabilmektedir. Sağlı sollu koç başlı sfenksler arasından geçtikten sonra tapınağın Hipostol bölümüne ulaşılmaktadır. 10 metre yüksekliğinde 134 tane sütun bulunan bu bölüm, tapınağın en ilgi çekici alanıdır. Sütunlar arasında yürürken binlerce yıl öncesine bir yolculuk yapıyor hissi veren bu bölümde adeta saatlerce sütunların arasında vakit geçirebileceğimizi hissettik. Sütunların üzerinde bulunan eski yazılar da bugünlere dek muhafazası ile oldukça ilgi çekicidir.

Bugün Sultanahmet Meydanında ve Paris Concorde Meydanında bulunan Dikilitaş’lar Karnak Tapınağı’ndan alınmıştır. Dikilitaş’ın üçüncüsü ise Karnak Tapınağında bulunmaktadır. Bu dikilitaş 3000 yıl önce Kral II.Ramses adına yaptırılmıştır.

LUKSOR TAPINAĞI

Karnak Tapınağından sonra en çok ilgi çeken tapınak Luksor Tapınağıdır. Bu tapınağın yaklaşık 1400 yıl önce yapıldığı düşünülmektedir. Şehrin tam ortasında bulunduğundan şehrin her yerinden rahatça görülebilen tapınağın en ilgi çeken yönü, tapınağın ortasında bulunan camidir. Tapınağın dev girişi Güneş Tanrısı için inşa edilmiştir.

Tapınağın inşasından sonraki dönemlerde Tutankamon, II.Ramses, Büyük İskender, Rome ve Müslüman Araplar tarafından çeşitli eklemeler yapılmıştır. Tapınağın içerisinde bulunan cami ise bugün aktif olarak kullanılmakta olup, içerisinde türbe bulunmaktadır. Gündüz gezildiğinde oldukça etkileyen tapınağın gece ise ayrı bir havası vardır.

Nil Nehri’nden tekne ile karşıya geçerek Luksor’u gezmeye devam ediyoruz. Nil Nehri üzerinde turistlerin turlar yapabileceği süslü ve modern tekneler bulunmakta. Biz ise halkın kullandığı tekne ile karşıya geçmeyi tercih ederek Mısırlı gibi gezimizi devam ettirdik.

KRALLAR VADİSİ

Nil Nehri’nden karşıya geçtikten sonra Krallar Vadisini gezmeye başladık. Krallar Vadisi, 18 ve 20.hanedanlık döneminde Yeni Krallık’ın firavun ve asillerinin gömülmesi için inşa edilen mezarların bulunduğu vadidir. Yapılan piramit mezarlar içerisindeki hazinelerin çalınması ile bu dönemde gizli mezarların yapılması noktasında kararlar alınmış ve dönemin firavunları bu vadiye gömülmüş. Toplam 63 tane kral mezarı bulunsa da hepsini ziyaret etmek mümkün değil. Bugün hala bölgedeki arkeolojik çalışmalar devam etmekte olup, her geçen gün yeni buluntular çıkmaktadır. Kral mezarlarından en önemlisi şüphesiz Kral Tutankamon’un mezarıdır. Arkeolog Howard Carter, yaptığı uzun süreli çalışmalar sonucu 4 Kasım 1922 tarihinde Tutankamon’un mezarını keşfetmiştir. Diğer kralların mezarına göre Tutankamon’un mezarı soyulmamıştır. Tutankamon’un mezarından çıkan yaklaşık 1700 parça değerli eşya bugün Kahire Müzesinde sergilenmektedir. Diğer mezarlardaki hazineler soyulmamış olsa idi bugün Mısır tarihine ait çok kıymetli parçalar sergilenebilecekti. Sadece Tutankamon’un mezarından çıkan hazine Kahire müzesinin bir katını doldurabilmektedir.

Krallar Vadisinde üç farklı kralın mezarını ziyaret ettik. Dağlar oyularak inşa edilen bu mezarlara uzun koridorlardan geçilerek ulaşılabilmekte. İçeride sağlı sollu bulunan kabartma ve duvar yazıları ise renkleri dahi zarar görmeden bugüne dek ulaşabilmiştir.

HATŞEPSUT TAPINAĞI

Mısır tarihinde bilinen ilk kadın firavun olan Hatşepsut, şüphesiz Luksor’da görülmesi gereken önemli bir bölgedir. 22 yıl boyunca iktidarda kalan Hatşepsut için inşa edilen tapınak üç katlı planlanmıştır. Tapınakta Hatşepsut hep sakallı olarak tasvir edilmiştir. Kendisinin toplum içerisinde takma sakal kullanarak erkek gibi görünmek istemiştir. Büyük bir kayalığın oyulması ile inşa edilen bu tapınak bugün oldukça ilgi çekmektedir. Katlar arasında geçiş rampalar ve merdivenler ile yapılmakta. Hatşepsut’tan sonra iktidara geçen oğlu III.Thutmose, annesinin ardından kalan izleri yok etmek istese de dış tehditlerin artması ile buna fırsat bulamamıştır. Hatşepsut’un tapınağı bugüne kadar gelerek binlerce yıl yıkılmadan ayakta durmayı başarmıştır.

MEMNON ANITLARI

18 ve 20. Hanedanlık döneminden kalan bu anıtlar III. Amenhotep’in mezar koruyucusudur. III. Amenhotep döneminde Mısır tarihi açısından çok önemli olaylar gerçekleşmiş, zirve dönemi yaşanmıştır. Bugün yalnızca çok küçük bir parçası sağlam durmaktadır. 18 metre uzunluğunda olan bu anıtlar 1000 ton ağırlığındadır. Heykeller arasından geçen rüzgar melodik ses çıkarttığı için, burayı ziyaret eden Yunanlılar, bu heykellere Memnon Anıtları demiştir.

MEDİNET HABU

III.Ramses’in mezarının yer aldığı tapınağa verilen genel isimdir. III.Ramses bu yapıyı kendi adına inşa ettirmiştir. Dönemin Deniz Kavimleri ve diğer halkların Mısır’a saldırılarını ve onların yenilgiye uğrayışlarını betimleyen rölyeflerle ve yazıtlarla süslenmiştir. Turistler tarafından çok fazla ilgi görmeyen bu tapınak, şehirdeki diğer tapınaklar ve mezarlar kadar önemlidir. Luksor ve Karnak tapınaklarına göre çok daha iyi korunmuş durumdadır.

SHARM EL SEYH

Luksor’un tam karşısında bulunan Sharm El Seyh ise Luksor’dan çok farklı bir bölgedir. Aralarından çok geniş olmayan Nil Nehri geçmesine rağmen ulaşımda nehri kullanmak gibi bir imkan bulunmamakta. Bu nedenle Sharm’dan Luksor’a gitmek için yüzlerce kilometre yol gitmek gerekmektedir.

Şarm el Şeyh, bugün tatil köyleri ve otellerin çok sayıda bulunduğu bir şehir durumunda. Yakın zamana kadar bedevilerin yaşadığı bir şehir olsa da Mısır’da bugün çok sayıda turistin akınına uğramaktadır.  1967 yılında İsrail ile yapılan savaşta Sina Yarımadasının İsrailliler tarafından işgal edilmesi şehrin tarihi açısından dönüm noktası olmuştur. İsrail bu bölgede tatil köyleri, oteller açarak bölgenin turizm merkezi olması yönünde ilk temelleri atmıştır. 1978 yılında devlet başkanları arasında yapılan anlaşma ile Sina Yarımadası Mısır’a teslim edilmiştir. Eskiden balıkçıların yaşadığı küçük bir kasaba iken çok kısa sürede turizm merkezi olmuştur. Bugün hala otellerle, restoranlarla her geçen gün gelişmeye ve turistlerin ilgisini çekmeye devam etmektedir.

Şarm el Şeyh’in bu kadar turistlerin ilgisini çekmesinin sebebi nedir? Mısır tarihi geçmişi ile bizleri çağlar öncesine sürüklerken, doğal güzellikleri ile de kendisine hayran bırakan bir ülke. Bu ülkede bir şehirde binlerce yıl öncesine şahit olurken başka bir şehirde deniz altında büyüleyici bir dünya ile karşılaşabiliyorsunuz. Mısır tam da bu yüzden tüm çağları ve zamanları hissedebilmek açısından karış karış görülmesi gereken bir ülkedir.

Şarm el Şeyh ve buraya yakın bulunan Dahab, denizaltı açısından Mısır’ın en zengin şehirlerindendir. Tüplü dalış veya şnorkelle dalış yapılarak bu denizaltı güzelliklerine şahit olunabilmektedir. Tekne ile denize açıldıktan sonra denize belirli noktalardan dalış yapılarak dünyanın çok nadir denizlerinde görülebilen nadir balık cinslerine şahit olunabilmektedir. Rengarenk bir dünya ve çeşit çeşit balıklar arasında yüzerken etkilenmemek mümkün değil.

Sina bölgesi deniz altı zenginlikleri dışında var olan çölleri ile de oldukça dikkat çekicidir. Bir tarafı Kızıldeniz olan bölgenin diğer tarafı dağlarla kaplıdır. Dahab’da dalıştan sonra çölde safari ile gezimize devam ediyoruz. Birkaç saatlik gerçekleştirdiğimiz safaride mola vererek çölde çadıra misafir olduk ve çaylarını içtik. Sabah rengarenk balıkları arasında ardından dağlar arasında geçirilen bir gün, ardından birçok duyguyu aynı anda hissetmemizi sağladı. Şarm el Şeyh bu anlamda farklı manzaraları aynı anda görebileceğiniz ve farklı duyguları aynı anda hissedebileceğiniz harika bir şehirdir.

Bu yazımızda Luksor ve Şarm el Şeyh şehirlerini gezerek Mısır seyahatimizin sonuna geldik. Bir sonraki gezimizde buluşmak ümidiyle.