Sadakatin ve İhlâsın zirve noktalarından biri de hiç şüphesiz Sevr’de gösterdiği sadakatle “Sıddîk” sıfatını alan Hz. Ebubekir (r.a.) ve Efendimiz (s.a.v.)’in olduğu sahnedir. Orada, şahitliğin, sadakatin zirve yaptığı o hengâmede Kutlu Elçi “Üzülme, Allah bizimle” diyordu. (Tevbe/40). Âmir Şemmah’ın bu âyeti isim olarak verdiği eseri Beka yayınları arasından çıktı. (Çev. Kadir Kızmaz, Şubat 2012, 165 s.). Amir Şemmah ismini daha önce Ümmeti Uyandıran Şehid: Şeyh Ahmet Yasin, (Bengisu yay. ve Çıra yayınları arasından çıktı) isimli kitapla tanıyoruz. Kur’an’ın ve sünnetin öngördüğü hayat pratiği insana kurtuluşun ve ebedi mutluluğu yollarını gösterir mahiyettedir. Zira imtihan meydanı olan şu dünyada sıkıntının, elemin, kederin, zorluğun sonunda mutlaka bir ferahlık, rahatlama ve huzur vardır. O yüzden “Rabbimiz vermeyi istemeseydi, istemeyi vermezdi” diye boşu boşuna söylenmemiştir. Eserin başından sonuna bu noktada hayat pratiği olan Kur’an ve sünnet ölçüleri var. Sadece bu değil, asr-ı saadette yaşanmış büyük bir hayat pratiği var. Yazar, reçetelerini sunarken mukaddimede, şu ifadeleri kullanıyor: “İşte bu kitap, keder ve sıkıntılardan kurtulmak için insanlığa bir çözüm reçetesi sunmaktadır. Bu çözüm reçetesi, Rabbanî istikamette gitmeyi, Peygamberî yolu takip etmeyi ve nebiler, rasûller ve salihler gibi yaşamayı öğütlemektedir.” Çözümü dışarıda/taşrada aramak değil, kendimizde ve bizden önceki selefi salihin neslinde aramak en doğrusu olacaktır.

Kalpleri düze çıkaracak yol: O’na ihlâsla yönelmekle mümkün

Yazarın önümüze açtığı izlekten yola çıkıyoruz. İlk olarak dünyanın imtihanın meydanı olduğunu, Allah’ın zorluklardan sonra kolaylıklar takdir edeceğini, Allah’ın kendisine karşı gelmekten sakınanı kurtuluş yoluna ileteceğini, yine her şeyin O’nun dilemesi ve takdiri ile mümkün olacağını, rahmetinden ümit kesmememizi, Kur’an’ın mü’minler için hidayet ve rahmet olduğunu ve devam eden başlıklarda da yeis’in yasak oluşu, sabretmenin, sabırla beraber secdenin, namazın, O’na güvenip dayanmanın öğretileri sıralanıyor. Rabbimiz kulunu bu dünya hayatında “zorluklara meyilli bir şekilde yarattığını” (Beled/4) beyan ediyor. Eserde yazar, İbn Kayyım’dan şu önemli sözü naklediyor:

“Acı çeken kalp, ancak Allah’a yönelmekle sükûn bulur.

Korku çeken kalp, ancak Allah’ın ünsiyeti ve yakınlığı ile korkudan kurtulur.

Sıkıntı çeken kalp, ancak Allah’ı tanımakla, O’na güvenmekle ve itaat etmekle huzura kavuşur.

Tereddütlü bir kalp ancak O’nunla irtibat kurup, O’na sığınmakla sükûnete erer.

Hasretle yanan bir kalp, ancak O’nun emrine, nehyine ve kaza ve kaderine rıza göstermekle ve O’na kavuşma vaktine kadar sevgisine sabretmekle ateşini söndürür.

Yoksul olan kalp, ancak O’nun muhabbetiyle, O’na yönelmekle, O’nu devamlı zikretmekle ve O’na tam manasıyla inanmakla fakirliğini giderebilir.

Şayet dünya ve içindekiler o kalbe verilse, kesinlikle onun yoksulluğu giderilemez.” (s.14).

Şaşmaz, sarsılmaz rehbere sadakat

Yazarın alıntıladığı bizim de altını çizdiğimiz bu satırlar sahih bir hayatın ana çizgilerini ve temellerinin nasıl olması gerektiğini ihtiva etmektedir. Yazar bütün bu hayat çizgilerini netleştirecek ve kuşatacak ölçüleri de kitabın ilerleyen sayfalarında bizimle paylaşıyor. Zira elimizde şaşmaz ölçülerin kaynağı, menbaı Kur’an var. Kur’an bizi selamete ve düzlüğe çıkaracak yegâne kaynak. Ve Kur’an’ın ayağa kalkmış, en müşahhas şeklinin de Efendimiz’in sahih sünneti olduğunu da biliyoruz. Hâl böyle iken Kur’an’a olan itaatimizi, ittibamızı gözden geçirmemiz gerekmektedir. “Doğrusu bu Kur’an en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan mü’minlere büyük ecir olduğunu, ahrete inanmayanlara da can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.” (Nisa/174). ardından Efendimiz’in Kur’an’a muhatap olan bizler için müjdesi geliyor: “Sizlere müjdeler olsun ki, bu Kur’an bir tarafı Allah’ın elinde, diğer tarafı ise sizin elinizdedir. Sizler bu Kitaba sarıldığınız sürece ebedî olarak helak olmayacak ve sapmayacaksınız.” (Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, II, 126).

Yazar bundan sonra şu nasihat kabilinden sözlerini sıralıyor: “Gönül hoşluğu, kalp selameti ve huzur istiyorsan, Kur’an’ı okumadan uyuma. Eğer endişeli ise veya tedirginsen ve herhangi bir hususta tereddüt ediyorsan, tefekkür ederek ve tam bir şekilde düşünerek Kur’an’ı oku.

Dikkatini çeken bir âyete geldiğinde onu iyice düşünmeden diğer âyete geçme; aynı âyeti birkaç defa tekrarla, manalarını araştır ve o yüce Kur’an’la yaşa. Okuduğun yer dua ile ilgiliyse, sen de dua emrini yerine getirmek suretiyle dua et. Okuduğun âyette zikir ve tesbihten söz ediliyorsa, sen de Rabbini zikret ve yücelt. Bir kıssadan söz ediliyorsa, Allah’tan kurtuluşa erenlerin tarafında olmayı iste ve azaba uğrayanlardan olmaktan Allah’a sığın. Kur’an, ümitsizliğe, sıkıntılara, durgunluğa ve tembelliğe karşı en iyi ilaçtır. Kur’an’ı güzel bir şekilde hayatına uyguladığında, bu uyguladığın şeyin Allah’ın en mübarek ve en güzel sözü olduğunu unutma. Şunu da bil ki, Allah, insanları hidayete erdirmeyen, şifa vermeyen ve yol göstermeyen bir söz (kitap) indirmekten münezzehtir.” (s.68).

İşini Allah’a havale eden ve vekil olarak Allah’ı seçenlerin akıbetleri hayrolur. Bu anlamda eser, Müslüman’ın sıdkını, sadakatini, ihlâsını kuşatma yönünde altın prensipler ve nasihatler ihtiva ediyor.

Kâmil BÜYÜKER