KİTAPLIK

 

 Kadın Telakkisindeki Değişim Ve Dönüşümün Kavramsal Geçişi: Emanetten Mülke

 

Medine BALLI

  İnsanın ve varlıkların yaradılışı sünnetullahın bir tezahürü olarak çift kutupluluk üzerine kurulmuştur. İnsanda bu çift kutupluluk kadın ve erkek olarak vücut bulmuştur.

Tarihte birçok din, ideoloji ve devletler kadın anlayışında ifrat ve tefrit çerçevesinde teori ve pratikler üretmişlerdir. İslami düşünce ise eşyayı ve varlığı fıtratından, ilk halinden koparmadan hikmet üzere değerlendirmeye/ konumlandırmaya teşvik etmiş ve “ümmetten vasaten” emri çerçevesinde dengeye davet etmiştir. Ne yazık ki bu emrin muhatapları olarak bizler (kadın ve erkek) kadın anlayışımızda olduğu gibi birçok yönden ifrat ve tefrit yollarına savrulmuş ve dengeyi kaybetmişizdir.

1960 da batıda “cinsel devrim” hareketlerinin yoğunlaşması Türkiye’de ise Tanzimat’la birlikte özellikle şekilsel batılılaşma hareketiyle bilinçli ya da bilinçsizce kadın anlayışlarında bir savrulma yaşanmıştır.

Bugünün dünyasında kadına müzik, dizi ve reklamlar üzerinden cinsel meta rolü biçilmiştir. Kadın sermaye sahipleri tarafından araçsallaştırılmış ve tüketim nesnesine indirgenmiştir. Bu bağlamda Kur’ani Hayat dergisinin bu sayısında Nazife Şişman’ın kadın-beden-siyaset konularını içeren “Emanetten Mülke” adlı kitap çalışması Kapitalizm-Feminizm ilişkisine dikkat çekmek için seçilmiştir.

Müellif kitabına Emanetten Mülke[1] adını vermesinin gerekçesini kadın telakkisindeki değişim ve dönüşümün kavramsal geçişi olarak açıklar. Bu bağlamda kendi ifadesiyle “insanın yaratılışına, bu dünyadaki yerine ilişkin varoluşsal sorulara cevap teşkil eden emanet” (s.10) kavramını seçer.

Emanet ve mülk kavramlarındaki değişimi vurgulamak için iki insan tipinin kendileri ve varlık hakkındaki bakış açıları karşılaştırılır. Birincisi kendisi dâhil olmak üzere tüm varlığı emanet bilinciyle sahiplenir ikincisi ise bunları mülk edinip dilediği gibi kullanma hakkını kendinde görür. Kendi bedeni ve varlık üzerinde hak iddia etme ve sahiplenme modernleşmenin bir tezahürü olan sekülerleşme/dünyevileşme ile irtibatlandırılır.

Müellif bu değişim ve dönüşümü aydınlanma ile birlikte uhrevi olanla bağın kopup aklın merkeze alınması ile başlatır. Bu değişimin etki ettiği alanlardan biri de kadının bedeni, toplumsal rolü ve haklarındaki telakkilerdir. Bu çerçevede kitabın bütününde feminizm ideolojisinin felsefesi, tarihi, etkenleri ve ortaya çıkardığı problemler üzerinde durulur.

Kitap, on iki ana başlık ve alt başlıklardan oluşur. Birinci başlıkta modern öncesi dönemden postmoderne beden ve ruh telakkilerindeki değişim ve dönüşüm süreçleri ele alınır. Bu süreç Yunan kültüründe olimpiyat oyunlarında güçlü, güzel erkeklerin merkezde olması, heykeltıraşların, ressamların çıplak bedeni tasvir etmesi ve Yunanlı düşünürlerin bedene felsefi yaklaşımları, Hristiyanlığın ilk günah doktrini ve ilahiliğin beden üzerinde tecessüm etmiş hali olan İsa, Rönesans’la birlikte değişen güzellik ölçütleri, Descartes’in cogito (düşünüyorum o halde varım) çıkarımı ile birlikte beden ve zihnin atomize olması, 20. Yüzyılda değişen cinsellik, ahlak ve ırk anlayışları ve en son siborg çağı ile birlikte klonlama, gen teknolojileri, kalp pilleri üzerinden tahlil edilerek açıklanmıştır.

İslam geleneğindeki beden ve ruh telakkileri ise ruh/nefs, emanet/mülk, zühd/diyet, Vehbi/kesbi kavramları çerçevesinde ele alınmaktadır. Ayrıca değişen beden telakkilerin benlik algısı ve kimlik üzerinde olumsuz etkisine dikkat çekilir.

İkinci ve üçüncü başlıkta toplumsal cinsiyet (gender) kavramının ortaya çıkış süreci feminizm hareketlerinin (kültürel feminizm, varoluşçu feminizm, sosyalist feminizm, liberal feminizm, radikal feminizm) aile kurumundaki rol dağılımına ilişkin görüşleri üzerinde durulur.

Feminizm hareketlerinin modern bir olgu oluşu Rönesans, Fransız devrimi, Aydınlanma ve Sanayi İnkılabı gibi batıda yaşanan değişimlerle irtibatı ele alınır. Bu bağlamda modernite, kamusal/özel alanın özellikleri ve feminist düşünceye yansımaları detaylandırılır.

Sanayi toplumun doğa üzerinde hâkimiyet kurma felsefesi ile doğum kontrol, kürtaj ve estetik operasyonları gibi tıp alanındaki gelişmelerle feminist felsefenin kadın bedeni üzerinde hâkimiyet kurma hedefleri ilişkilendirilir.

Dördüncü başlıkta 12. asırda aşk kavramının şehvani bir duyguya indirgenmesi ve 16. İla 17. asırlarda Fransa saraylarında kurtizan kadınların daha sonrasında ise burjuva kadınlarının lüks tüketimlerinin artması sonucu, kapitalizmin doğuşunda bir etken olduğu vurgulanır. Kadınların toplumsal dönüşümdeki rolüne dikkat çekilir.

Altıncı başlıkta feminizmin bütün kadınların temsilcisi olduğu iddiası ve cinsiyet temelli bir kimlik siyaseti izlediğinden –nüfus, silahsızlanma vs.- küresel sorunlar gibi teşkilatlandığına değinilmiştir. Ayrıca Birleşmiş Milletlerin düzenlediği kadın konferansları ve küresel ölçekteki nüfus kontrolleri, feminizmin kitleselleşmesinde önemli bir etkiye sahiptir.

Sekizinci başlıkta İslam dünyasında, özellikle Ortadoğu’da kadın hakları ve meselelerin batılı değerler üzerinden tartışılması/konumlandırılması sömürgecilikle ilişkilendirilir. Bu ilişki “kolonyal Feminizm” kavramsallaştırması üzerinden açıklanır. İslam dünyasında, kadın meselelerini batılı değer ve ölçütleri esas alarak savunan Cezayirli Halide Mesudi gibi kadınların görüşleri değerlendirilir.

Dokuzuncu başlıkta “İslam’da Kadın Hakları” çerçevesinde geliştirilen asrısaadette kadın hakları vardı, İslam tarihinde erkek egemen din yorumunun varlığı gibi söylemlerde Feminist jargonun etkileri olduğu açıklanır. Bu söylemlerde kültürel ve dini telakki farklılıkların gözetilmediği ayrıca modern öncesi tasavvur ile modern sonrası tasavvuru karşılaştırmanın mantıksal hata olduğu vurgulanır.

On ikinci başlıkta Türkiye’deki “çağdaş” kadınların “İslamcı” kadın anlayışı analiz edilir. “Çağdaş” kadın tipolojisinin ortaya çıkışındaki tarihsel ve siyasal etkenler üzerinde durulur. Bu bağlamda “çağdaş” kadınların “İslamcı” kadın anlayışları; ötekileştirme, kamusal alanın Türkiye’deki hiyerarşik yapısı, toptancı yaklaşım, nevzuhur ve marjinal başlıkları altında eleştirilir.

Eser Nazife Şişman ile başörtü yasakları, kadın ve feminizm konularını içeren üç röportaja yer verilerek sonlandırılır.

 

Sonuç 

Müslüman fert her gün namazlarında Fatiha suresini okuyarak doğru istikamette olup olmadığını tefekkür eder ve sorgular. Doğru istikamette olunup olunmadığı ise ancak kendi değerlerine vakıf olunduğunda ve çağın gelişmeleri, ideolojileri, vs. tanındığında kavranılır. Kişi yabancı olduğu dünyaları tanıdıkça amelleri ve düşünceleri hakkında özeleştiri yapabilme melekesi kazanır. Bazı kitaplar bu melekeyi kazanmak için bir araçtır. Nazife Şişman’ın bu eseri de feminist felsefeyi anlamak/tanımak ve bu konudaki (kadın ve erkek anlayışları) duruşumuzu kendi değer, ilke ve ölçütlerimizi esas alarak konumlandırmak için bir imkândır.

Emaneti hakkıyla korumak/konumlandırmak ve her anımızda doğru istikamet üzere olmak duasıyla…