KİTAPLIK

 

NURETTİN TOPÇU/AHLÂK NİZÂMI

Medine BALLI

Nurettin Topçu Osmanlı İmparatorluğunun yıkıldığı, İttihat ve Terakki Cemiyetinin devlet yönetiminde etkisini yitirdiği, Cumhuriyetin kurulduğu bir dönemde çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdi. Dolayısıyla siyasi rejim değişikliğiyle beraber ortaya çıkan problemlere, fikirsel gruplaşmalara şahit oldu. Topçu’nun politik görüşlerinde ve “Ahlak Felsefecisi” olmasında söz konusu dönemlerin siyasi konjonktürü ile eğitimi için Fransa’da bulunmasının önemli bir tesiri vardır.

Topçu’nun “Ahlâk Nizâmı”[1]  adlı eseri de ele aldığı dönemin problemlerini içeren çeşitli yayınlardaki makalelerinin derlenmesinden oluşmaktadır. Eserinde kapitalizm ve komünizm gibi etkin ekonomik sistemlerinin tenkidi, yeni bir devlet nizamının keyfiyeti ile halkın ve münevverlerin sorumluluklarını ahlâk kavramı üzerinden kaleme almıştır. Bu eser bağlamında Topçu’nun fikirlerini şu şekilde izah edebiliriz:

1-Topçu batan bir dünya nizâmı içerisinde bulunulduğunu, ferdin ve neslin vicdan ile âhlak değerlerinde sistemli bir çöküşün yaşandığını; ahlâkta, hukukta, sanatta, dinde ve devlette yeni bir nizâmın zarurî olduğunu düşünmektedir. Nizâmı eşyayı düzenleme, birbirlerine bağlama ve bir ahlâk eseri; anarşizmi ise nizâm düşmanlığı olarak tanımlayan Topçu, mukaveleye (sözleşim) dayalı “ahlâk nizâmını” şu şekilde açıklar:

Anarşiyi insanın düşünme gücü olan ahlâk değil, kaidesizliği içinde barındıran ihtiraslarımız yaratmıştır. Dolayısıyla ihtiraslardan derece derece fedakârlık etmek mukaveleyi (sözleşim) doğurur. İçinde yaşadığımız medeniyet ve geleneklerimizin günlük menfaat ve kararlarımızı üstün seviyeye çıkaracak olan kuvvetlere sahip olması şahsiyetimizin değerini taşıyan ve hareketlerimizle mühürlenen mukaveleyi; normal, aşikâr mühürlü mukaveleden ayırmaktadır. Böyle bir mukavele ile kurulan nizama “ahlâk nizâmı” denir.

2- Topçu, ahlâk temeline dayandırdığı nizamın kuvvetli bir devletçilik ile kurulabileceğini savunur. “Devlet bir insandır” (s.26) diyerek devletin soyut olmayışına dikkatleri çeker. Asıl problemlerin siyasi rejimlerin şekli değil, iktidarda olan şahsiyetlerin sorumluluklarının farkında olmaları ve ona göre ülkeyi yönetmeleridir. Bu sorumluluk iradesi de Allah’tan gelir. Yalnız Nurettin Topçu özellikle burada din devletini kastetmediğini açıklar. Çünkü din kurumlaşınca herhangi bir ferdin eline geçer. Onun istediği devlet kurucusunun kendi iradesini Allah’a teslim etmesidir.

3- Topçu, mektebi ferdin sosyal görevlerini yerine getirebileceği bir hazırlık aşaması, üniversiteyi bir milletin kültür merkezi ve millet kültürünün kaynağı, gazeteyi halkın mektebi olarak tanımlar. Fakat bu kurumların asıl işlevlerini yerine getirmediğini düşünür. Bu bağlamda âlimleri, aydınları, sanatkârları, eğitimcileri, siyasetçileri çöküşe götüren süreçleri iyi okumadıkları, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmedikleri için tenkit eder.

4- Topçu, dini mecburî inançlar olarak tanımlar. Bu mecburîliğin dışardan bir takım vaadler ve tehditlerden kaynaklanmadığını iç hayatımızda yapılan tecrübelerin mahsulü ve bu tecrübeyi yapan sonsuzluk iradesinin vicdani değer kazanması olarak açıklar. Şeriatı da, dinî hayatın kaynağı ve esası olarak değil, bu iradenin tecrübe basamaklarını kolaylaştıran birer basamak olarak görür. Dolayısıyla belli dönem ve toplumlara uymayan kanunlar nasıl yaşayamazsa ebedî şekilde kalıplaşmış şeriatlarında insanlıkla beraber yürümeyeceğini düşünür. Her dönemin gerçek icaplarına sahip olan İslâm’ın softa, hurafeci, din tüccarları gibi ulema denilen bir grubun elinde yüksek değerlerinden sıyrıldığı için hayat kuvvetini kaybettiğini söyler.

5- Topçu, Türk milletinin karakteristik özelliklerinin İslam’la buluşmasıyla dünya tarihinin en büyük harikasının doğduğunu ifade eder. “Irk sade kendi varlığı ile birlik yapamaz” (s.160) der. Türk dünyası da birlik içinde kurtuluşunu sağlayabilmesi için İslam’ın birleştirici ruhuna sığınmalıdır. Çünkü maddi unsurların esaslı karakteri, bölünebilmek,  sonsuz parçalara ayrılabilmekken; Ruh cevherinin temel yapısı birlik, çokluk içinde birliği yaşatmaktır.

6- Topçu, “mülk muhteremdir” der. (s.109)  Yalnız mülkün muhteremliği ferdin hem kendi hem de başkalarının şahsiyetini esir etmemesi koşuluyladır. Ferdî esir eden kuklaya çeviren mülkü ahlâkî ve meşru olarak görmez.

7- Topçu, iktisadi sebeplerden köyden şehre göç ile beraber aile ve ahlâk nizâmında bozulmaların meydana geldiğini düşünür. Bu göçlerin sebep olduğu problem üzerinde durur ve çözüm önerileri sunar. Anadolu’nun iş hayatını düzenleyecek iktisadi sistem olarak kooperatifçiliğe dayalı devlet sosyalizmini savunur. Ruhçu bir sosyalist düzene muhtaç olmanın sebebi olarak işsizlik, sefalet, haksızlık ve en önemlisi kişiye eğilmeye götüren kudretsizlik ve kurtuluşa götürecek otoritenin yokluğu olarak görür. Bu sistemin uygulanmaması durumunda tarihi maddeciliği bünyesinde barındıran komünizm tehlikesini bertaraf edebilecek başka bir kuvvetimizin olmayacağını ifade eder.

8- Topçuya göre, kapitalizmi serbest iktisadi sistem doğurmuştur. Liberal iktisadın daha fazla üretim ve kazanç sağladığını savunan görüşleri tenkit eder. Bu bağlamda sermayeye bakışını da şu şekilde açıklar:

Ona göre büyük sermaye sahibi, yüzbinlerce, belki de milyonlarca insanın emeğini eline geçirmenin yollarını bilen adamdır. Sermaye sahibinin kazanç dediği şey de “medeni bir dalâverenin” (s.202) mahsulüdür. Büyük sermaye olarak kalan miras dul kalan kadınla, sahipsiz ana-babanın ihtiyaçlarını karşılayacak ve yetimlerin yetiştirilmesini sağlayacak kadar kabul edilebilir. Çünkü büyük sermaye cemiyetindir; onu kullanan öldükten sonra cemiyete iade etmelidir.

9- Topçu, Yahudilere bakışını “ Allah’ın insanlığın başına musibet olarak yarattığı bir kavim” (s.235 ) olarak açıklar. Onların para ile ilişkileri üzerinden ağır bir şekilde tenkit eder. Bu tenkitlerine örnek olarak da Yahudi düşünürlerden Spinoza, Karl Marx, Freud, Emile Durkheim ve Levy-Brühl’ün kendi alanlarında ürettikleri fikirlerle temiz inanç ve hakikatlere saldırdıklarını ifade eder.

10- Nurettin topçu, makalelerinin büyük bir bölümünü komünizmin anlaşılmasına ayırır. Komünizmi doğuran sebep olarak sömürgecilikle beraber ortaya çıkan büyük sanayinin işçi sınıfını oluşturan kitleleri servet sahiplerinin esareti altına sokması olarak görür. İslam dini kişinin ruh cephesini beslediğinden ve bizdeki madde kuvveti büyük sanayiye bağlı olmadığından Türkiye’de komünizmin doğması beklenmezdi. Ama “Jön Türklerin” komünizme götüren maddeciliği müessese olarak batıdan getirmeleri ve yenilik ve inkılâp adıyla yapılan ruh düşmanlığının komünizmi bu topraklara getirdiğini açıklar.

Eserin son makalelerinde; komünizmin temel doktrinleri, kaynakları, komünizme karşı yapılan felsefi ve hukukî tenkitler, komünizm ve sosyalizmin karşılaştırılması ve çözüm önerileri üzerinde durur.

Sonuç olarak şunları ifade edebiliriz:

Kapitalizm ve komünizm türü ekonomik sistemler yaratılışı “ahsen-i takvim”[2]   üzere olan insanı maddenin esiri kılmıştır. Bu esirlik durumu insan onurunu zedeleyici sonuçlara sebep olmuştur. Her ferd özünü, onurunu ve saygınlığını kazanmak için aktif bir çaba içerisinde olmalıdır. Bu yola sonuç odaklı bakmamalı ve ekonomik düzenlerin hayatımızı her alanda kuşatması nedeniyle psikolojik yenilgi içerisine girmemelidir. Sorumluluğunu kuşanmalı, küçük adımlarla da olsa tarafını belli etmeli ve değerlerini yaşama gayreti içinde olarak korumalıdır. Çünkü insan bu imtihan yolculuğunda zaferle değil seferle yükümlüdür…

 

 

 

[1] Topçu, Nurettin; “Ahlâk Nizâmı”, Dergâh Yayınları, İstanbul 2018. 347 s.

 

[2] Tin 95/4