HAŞYETULLAH; SÜREKLİ ALLAH’IN HUZURUNDA OLMA BİLİNCİ

Bünyamin DOĞRUER

 

Allah inancı, müminin zihninde salt bir itikad, kanaat ve inanç olmaktan çıkıp kalbine doğru bir imana, varoluşsal bir ilişkiye, canlı-duygusal bir bağa dönüştükçe bireyin yaşamının bütün boyutlarına nüfuz etmesi, etkilemesi o oranda artar.

İman, donup kalan bir şey değil, bilakis gelişme ve gerilemeye müsait bir yapıdadır. Sahabeler; Kur’an’dan önce biz imana çağırılırdık diyorlar. İslam’ın insanları, O’ndan başkasından ummazlar, O’na yönelirler, O’na sığınırlar, ihtiyaçlarını O’ndan isterler, O’nun dilediği olur dilediği olmaz diye iman ederler. O’ndan başka hiçbir şeyden korkmazlar. Kalplerini Allah’a tahsis etmişlerdir. Mümin bir kalbe sahiptirler. Mümin bir kalp ise, Kur’an ayetlerinde imanı artıran kanıtlar bulur.

Havf kavramı Kur’an’da 124 defa zikredilmektedir. Sözlükte korkmak, bilinen veya hissedilen bir işaretten dolayı irkilmek, bir tehlike karşısında ne olacağı endişesi içinde olmak, gelecekte hoşlanmadığı bir şeyle karşılaşma düşüncesiyle kalbin yanıp üzülmesi, kesin bir bilgiye sahip olunmadan şüphe ve zanna dayalı olarak gerçekleşecek kötü bir olay karşısında veya sevilen bir şeyin yitirilecek olmasından dolayı insanda oluşan olumsuz ruh hali anlamındadır. Havf, içerisinde şüphe barındırması açısından ümitle bir şeyi bekleme anlamındaki reca ve tama ile benzerlik arz eder. Birisi iyilik beklentisi diğeri kötülük beklentisi olmasına rağmen her ikisinde de kesinlik yoktur. Bu durum şu ayetlerde vurgulanmıştır. “O’nun merhametini umarlar (reca) azabından korkarlar (havf) çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur”. (İsra 17/57)

Haşyet, tazim ile karışık korku anlamına gelir. Bu kavram Kur’an’da 48 defa kullanılmıştır. Haşyet, havf’dan daha şiddetlidir, korkularını bilerek tazimle birlikte korkmadır. Haşyet namaz kılmak gibi müminlerin özelliklerinden biri olarak da zikredilir. Haşyet duyulmaya en layık olan Allah’tır.

Ve onlar ki, Allah’ın sıkı tutulmasını buyurduğu(bağları) sıkı tutarlar, Rablerine karşı son derece saygılı ve duyarlı davranır. (O’nun çağrısına sağır kalanları bekleyen) o pek kötü hesaptan korkarlar”. (Rad 13/21)

Korkunun ifrat, tefrit ve itidal şekli vardır. İnsanı ümitsizliğe düşüren korku ifrat derecesinde korkudur ki, bu yerilmiş bir korkudur, iyi değildir. Çünkü ümitsizlik “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz. Allah bütün günahları bağışlar” (Zümer 39/53) ayetine ters düşmektedir… Kur’an’ın beyanına göre Allah’ın rahmetinden ancak kafirler ümit keserler”. (Ankebut 29/23-Yusuf 12/87-Hicr 15/ 56)

Az olan, insanın söz, fiil ve davranışları üzerinde etkisi bulunmayan korku, tefrit korkusudur ki bu korku değildir, değersizdir. Mutedil korku, iffet, vera, takva ve sıdk sahiplerinin korkusudur ki bu korku, sahibini Allah’ın rahmet, mağrifet ve nimetlerinden ümitsizliğe düşürmediği gibi günah ve kötülüklerle dolmasına engel olur, makbul olan korku bu korkudur.

“Orası ıslah edilmişken yeryüzünde fesad çıkarmayın O’na korkarak ve umarak dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti iyi hareket edenlere yakındır”. (Araf 7/56)

“Rabbini içinden yalvararak (azabından) korkarak yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an ve gafillerden olma”. (Araf 7/205)

“Allah’tan kulları içinde ancak alimler korkar(haşyet)”. (Fatır 35/28) Bu ayetin ifade ettiği haşyet, belirsizlikten değil, kesin bilgiden kaynaklanan korkudur”. İslam akidesi ve düşüncesi Allah’a samimiyetle bağlı gönüllerde (bu hakikatin yer etmesine neden olurlar) yalnız Allah’tan haşyet ve korku duyulması hakikatin yer etmesine neden olurlar. Her şeyin ve insanların Rabbi olan Allah’tan başkasından korkmamak. Bu Kur’an’ın arz ettiği müminlerin bir vasfıdır.

“O inananlar ki başka insanlar tarafından, “bakın, size karşı bir ordu toplanmış, onlardan kendinizi koruyun!” şeklinde uyarmışlardı, ama bu, onların sadece imanını arttırdı ve “Allah bize kafidir; O, ne mükemmel bir koruyucudur!” diye cevap verdiler”. (Al-i İmran 3/173)

Kendisinden korkulan ve hayat duyulan güç, fayda ve zarara malik bulunan güçtür. Bu da, yalnızca Allah’ın gücüdür. Bu güç, müminlerin Allah’tan haşyet duymalarını sağlar. Onlar yalnızca her kuvvetliden daha kuvvetli olandan korktuklarından onların yanında yeryüzünde korkulacak hiçbir güç söz konusu olmayacaktır. Ne şeytanın ne de onun dostlarına hiçbir güç söz konusu olmayacaktır.

“Onlardan korkmayın, benden korkun, şayet mümin iseniz onlardan sakınmayın, benden sakının!” (Bakara 2/ 150)

Kur’an, güçleri ve değerleri yerli yerine oturtacak bir ölçü yerleştirmesi için indirilmiştir. Varlık aleminde bir tek gücün bulunduğunu ve onun da Allah’ın gücü olduğunu yerleştirmek için. Aynı şekilde, evrende iman değerinden başka değerin olmadığı hakikatini da yerleştirmiştir. Allah’ın kuvveti kiminle beraber olursa, o bütün zahiri kuvvetlerden yoksun olsa bile, onun için bir korku yoktur. Allah’ın kuvveti kimin aleyhinde olursa, bütün güçler ona dayanak olsa bile, onun için bir emniyet ve huzur söz konusu değildir. Aynı şekilde, iman değerine sahip olan, bütün iyilikleri elde etmiş demektir. Onu kaybedene de hiçbir şey yarar sağlayamaz.

İbadet, akidenin davranışlara yansımasıdır. Akide sağlam olmayınca ibadette sahih olmaz. Başkalarından değil, yalnızca Allah’tan korkmak kolay kolay gerçekleşmeyen bir duygudur. Allah için her şeyden soyutlanmak lazımdır. İster düşüncede ister davranışlarda olsun, şirkin her türlü gölgesinden kurtulmak kaçınılmazdır. Allah’tan başka birisinden korkmak, inanç ve amelin tamamıyla Allah’ın rızasına uygun olması için, Kur’an’ın uzak durulmasını emrettiği gizli bir şirkin her türlü gölgesinden kurtulmak kaçınılmazdır. Allah’tan başka birinden korkmak, inanç ve amelin tamamıyla Allah’ın rızasına uygun olması için, Kur’an’ın uzak durulmasını emrettiği gizli bir şirkin çeşididir.

“Onlardan mı korkuyorsunuz. Eğer mümin kimseler iseniz asıl korkmanız gereken Allah’tır.” (Tevbe 9/13)

Mümin kalbinde Allah korkusundan başka korkunun yer etmesi caiz değildir. Allah korkusu, zorbaları hakir görmeyi sağlamakta ve korkunç tehlikeler karşısında insana cesaret aşılar. Yüce Allah, iki ayrı korkuyu bir kalpte bir araya getirmez. Allah’tan korkan, O’nun dışında hiçbir şeyden korkmaz. İnsanın yüceliğine yakışan da budur. Kılıç ve kırbaç korkusu, aşağılık kişilerin düştüğü bir seviyesizliktir. Allah korkusu daha evla, daha yüce ve daha temizdir. Üstelik Allah korkusu, gizli ve açık vicdanlara arkadaşlık eder. Allah’ı bulan nasıl korkar? Niye ve neden korkar? Allah’ın gücünden başka güçler saçma olduğundan, Allah’ın saltanatından başka bir saltanattan korkulmayacağından müminin de korkması mümkün değildir. Mümin kalbi, yeryüzünde hiçbir gücün sarsamayacağı kadar sağlam olmalıdır. Çünkü O, emrinde galip ve kulların üzerinde kahredici güce sahip Allah’ın gücüne bağlanmıştır.

Allah korkusu, Allah’ın celal sıfatlarına ve azabına yöneliktir. “Allah kullarına zerre kadar zulmetmez”. (Nisa 4/40) Yüce Allah, varlığını, birliğini, meleklerini, kitaplarını, ayetlerini ve peygamberlerini inkâr edenleri, yalanlayanları ve isyan edenleri cezalandıracağını Kur’an’da bildirmiştir. İsyankâr insan, tevbe edip af dilerse bağışlanır. İnkâr, isyan ve zulmüne devam ederse cezalandırılır. İşte insan, bu inkâr, isyan ve zulüm sebebiyle Allah’ın cezalandırmasından korkar. Yüce Allah kendisini hem bağışlayan hem de cezalandıran olarak tanıtmıştır. İşte Allah korkusu insanın, Allah’ın mağfiret ve rızasından mahrum kalma, acı ve şiddetli azabına uğrama endişesi taşımasına yöneliktir.

“Onların üzerlerinde de ateşten tabakalar ve altlarında da tabakalar vardır. İşte Allah bununla kullarını korkutuyor. Ey benim kullarım benden korkun” (Zümer 39/16)

Allah’ın azabına, ahrete ve cehenneme inancı tam olan mümin ahret korkusunu, azap korkusunu sürekli içinde taşır ve bu korkuda Allah’ın makamına duyulan korkuyla birliktedir. Asıl hayat ahiret hayatı olduğuna ve onun nimetleri dünya nimetlerinden çok daha üstün olduğu gibi, azabı da çok daha şiddetli olduğuna göre, öncelikle korkulması gereken ahiret azabıdır, bu azabı tattıracak olanda Allah’tır. Şu hâlde mümin öncelikle Allah’ın kahhar, cezalandırması şiddetli, hesap vermede çabuk olmasından çekinir, bir yandan O’nun engin bağışlanmasını, rahmetin umması kendini yine de havfından alıkoyamaz.

Allah’tan, makamından, büyük günün azabından korkan insanların dünya hayatındaki korkuları da bu korkuya yöneliktir. Onlar Allah’ın hadlerini ikame edememekten korkarlar (Bakara 2/229), adalet yapamamaktan korkarlar (Nisa 4/3), küfredenlerin kendilerini fitneye düşürmelerinden korkarlar (Nisa 4/101), kendilerinden sonra gelenlerin Allah’ın yolunda gerektiği gibi yürüyemeyeceklerinden yerlerine geçeceklerin İslam’a bağlı kalamayacaklarından (Meryem 19/5) korkarlar.

Bunların yanı sıra, her insan gibi elbette müminlerin de dünya hayatları ile ilgili birtakım korkuları olacaktır. Sözgelimi, Hz. Musa gibi yakalanıp öldürülmekten korkmak, ilk zayıf dönemlerinde sahabelerin, insanların kendilerine zarar vermelerinden korkması, Hz. Yakub’un Hz. Yusuf’u kurt yer diye korkusu gibi korkular normal korkulardır. (Kasas 28/18-Enfal 8/26-Yusuf 12/13) Bu tür korkular müminleri hiçbir zaman görevlerini yapmaktan ve Allah’ın yolunda gidip O’na güvenmekten alıkoyamaz. Onların asıl korkuları Allah’tandır ve Allah’ın dini konusundadır, bu korku içinde yaşadıklarında Allah korkularını emniyete çevirir (Nur 24/55) ve onlar için bir başka korku ve üzüntü söz konusu olamaz, bu onların şerri yaygın olan günün azabından (İnsan 76/7) duydukları korkunun da emniyete çevrilmesi demektir.

Kur’an’da peygamberlerin (Ahzap 33/39), alimlerin (Fatır 35/28), akıllı insanların Rad (13/9), hidayete erenlerin (Tevbe 9/18), muttakilerin (Enbiya 21/49), salihlerin (Beyyine 98/7-8), namazlarını kılan (Meariç 70/27), hayırda yarışan (Müminun 23/60), kurtuluşa eren müminlerin (Nur 24/52), meleklerin (Enbiya 21/26), canlı cansız bütün varlıkların (Nahl 16/49) Allah’tan korktukları bildirilmiştir.

Allah’tan korkanlar, peygamberlerin uyarısına kulak verirler (Fatır 35/18) iman edip Salih ameller işlerler (Beyyine 98 /7-8), Kur’an’dan öğüt alırlar. (Taha 20/3) Kur’an kıssalarından ibret alırlar. (Naziat 79/26) Allah ve peygamberlerin emirlerine uyarlar. (Nahl 16/49-50) Kur’an okununca derileri ürperir. Kalpleri Allah’ın zikrine karşı yumuşar. (Zümer 39/23) ve günahları terk ederler. (Maide 7/27)