ANALİZ

 

DOĞRUSUNU YAPMAK; GEREKTİĞİ GİBİ ÜRETMEKTİR

Mustafa Demir

 

Günümüz Üretim-Tüketim ilişkisinde zulüm işlenmektedir! Bunu baştan açıkça ve yüksek sesle haykırarak belirtmeliyim. “Çığlık atmalıyım!” da denilebilir buna. Gerçekten, bu konu insanlık bakımından içler acısı bir durumdadır. Rızık ve eşya, asla bulunması gereken yerde durmuyor, dolayısıyla ortada dünya çapında büyük bir zulüm işleniyor. Bunu şöyle de söyleyebiliriz: Evrendeki kaynaklar yağmalanıp talan ediliyor. İnsanoğlu tabiata işkence ederek, kendisine boyun eğdiriyor. Bu, şu demektir: insan, Tanrı’nın yasalarını hiçe sayarak onu ihlal ediyor. İnsanın söz konusu pervasızlığı en çok da üretim eyleminde kendini gösteriyor. Her şey o kadar çarpık ki, insanın birisi “israf” kavramından söz açtı mı, diğeri ya da yanındaki hemen tüketim kavramını dille getirir. Bu kısır döngü, bireysel ilişkiler bağlamında da böyledir, toplumsal anlamda da. Yani pratikte kişisel ve kurumsal yaklaşımlar da aynı şekildedir. Öncelik hep tüketime verilir. Bu ifsat/bozukluk ciddi bir sorundur. Ben de tüketimden önce üretime bakmak gerekir diye düşünüyorum… Evet, bu noktada şunu söylemek isterim: israf, üretimle başlar, fakat üretim yetki ve etki gücünü öyle bir kullanır ki, suçlu olan sanki tüketimmiş gibi gösterir.

Tüketimin gücü, üretimin gücüne bağlıdır, yani üretilen miktar ile sınırlıdır. Üretim yeteri kadar yapılırsa, tüketim de ihtiyaç olan ile sınırlı kalır. Dolayısıyla aşırı, zararlı ve israf konusu olan bir tüketim ortaya çıkmaz. Böylece iki de bir tüketimden yakınılıp durulmaz. Bu bağlamda insanın doğa ile eşgüdüm içinde yaşaması mümkün olabilir. Diğer bir ifade ile evrende işlemekte olan yasalarla uyumlu bir süreç içinde hayat devam eder gider. Hatta bu sayede toplumda eşitlik, hak-hukuk, özgürlük, mutluluk, barış gibi değerler de artarak bireysel ve toplumsal erdemlilik güçlenir. Üretimdeki ahlaki boyut sayesinde, sınırlı ve yok olma tehlikesi ile karşılaşılan kaynakların bitmemesi bile sağlanabilir. Kapitalist zihniyetin, üretimde tabiata işkenceci yöntemler uygulayarak ondan daha fazla ürün alabilmesi tam bir kaynak katliamıdır. İşkence ile tabiattan ihtiyacın çok üzerinde ürün elde etmesi ve bunu kimsenin umursamaması gerçekten ahlaksızlık ve korkunç bir cinayettir.

İnsanın temel ihtiyaçları olan çeşitli kalemlerdeki endüstriyel üretiminin ahlaki boyutlar içinde yapılması normaldir. Buna kimsenin bir diyeceği yok. Ancak mevcut çevre ve tabiatı tahrip eden üretim tarzları herkes için zararlıdır. Bu anlamda “arsa üretimi” adı altında yeşil ve suyu bol bölgelerde turizm geliri adına yapılan işlemler daha çok zararlıdır. Şimdi çok belli değil, ama, yıllar sonra insanlığın ortak malı olan tabiata işkence uygulayarak turizm adı altında elde edilen yararlardan daha büyük zararların yaşanacağı kesindir. Yerleşim adına çevreye, vahşi kapitalizmin ortaya çıkardığı sömürgeci ticaret ulaşımı adına arza zarar veren düzenlerin ahlaki değerlerle bağdaşır bir yanı yoktur. Bütün bunlar hiç şüphesiz, hak ölçü üzere yapılmayan üretim yüzünden olmaktadır; mizansız dünya!

Allah, insanları cehenneme doldurmak için yaratmadı, onlara vezni bozuk mizansız bir dünya da sunmadı. Allah insanlara hem dünyada hem ahirette esenlik ve barış diyarını tebliğ ve teklif etti. Gel gör ki; insan ne Allah’ı ne Ahireti ve ne de Dünyayı hak ölçü üzere bilemedi, tanıyamadı.

Aklını kullansaydı/YÜRÜTSEYDİ, ihtiyaç miktarı üretir ve ihtiyacı kadarıyla yetinip geçinirdi! Gerçek şu ki, insanoğlu ihtiyaçlarını çıkarcı kafasıyla doğru hesaplayamadı. Okkayı, başkasına eksik, kendisine fazla koydu; bir türlü hak ölçü ile ihtiyaçları tespit edemedi… Anlayamadı, çözemedi, doğrusu bu anlamda yeterli çabayı da göstermedi. Kendisine Rabbinden ilham edilen iyilik ve kötülüğü yerinde kullanamadı. Oysa bugün kulak verseydi Vahye, aklını yürütseydi onun üzerine, dünya böyle kan revan içinde olmazdı.

Bütün bunları yazarken, Salih Akdemir (Allah mağfiretini esirgemesin, inşallah) hocanın, Kur’an’daki kavramlar üzerine gösterdiği çabalarını (çabalamalarını) hatırlıyor ve düşünüyorum. Yukarıda yazdıklarımın tamamı onun “İBADET” kavramına verdiği anlamların esinlemesi desteğiyledir.

[“Abd” kökünün anlamı, “kul olmak” değil, “yapmak, yaratmak, gerçekleştirmek, üretmek, çalışmak’ tır”.][1]

 

İşte; “ibadet” kelimesinin kök anlamlarından birisi de üstteki ifadede görüldüğü gibi “üretmek” kavramıdır… Elbette kavramın diğer anlamları değerli olup birçok şeyi kafamızda canlandırmaktadır. Ancak “üretmek” kavramı konumuz bakımından önceliklidir. Zaten anlamlara baktığımızda kelimelerin birbirleriyle ilişkili oldukları görülebilir. İbadet kavramının anlamları özünden hareketle onun için “hayır/iyilik üretmektir” demeyi tercih ediyorum. İyilik üretmek, yani hayırlı bir üretim yapmak; üretilen ne ise onu gerektiği kadar üretmektir. Hatta buna şu özellikleri de eklemek yerinde olur, gerektiği gibi; gerektiği miktar, gerektiği zaman, gerektiği kalitede, gerektiği teknik şartlarda, vs. olması… Bu noktada israf kavramı hakkında şunu söylemek istiyorum, bu aynı zamanda “israf” kavramının da tanımı olacaktır: gerektiği gibi üretmemek; sınırları aşmak, aşırı gitmek, yani israftır.

Üretilmiş şeyi tüketmemek olabilir mi? Haksız yere üretenler, bin bir çeşit reklamlarla ve asla adaletli olmayan yöntemlerle tükettirirler. İşte onun için üretmek, öncelikle ele alınmalıdır. Üretim-tüketim dengesini sağlayabilmek gerçekten çok önemlidir. Örneğin; ticarette, daha sonra satmak, ya da karaborsa mekanizmasını işletmek için “serbest stok” uygulaması işlemektedir, bu çok yanlış bir şeydir. Bunun anlamı, “ihtiyaç fazlası var” demektir. Bu nedenle “ihtiyaç fazlası stok” değil, “acil stok” uygulaması daha doğrudur. Böylece evrendeki her türlü kaynağın yağmalanıp talan edilmesinin önüne geçilir. İbadetten sadece namaz, oruç, hac gibi ritüelleri anlayıp üretimi dikkate almayan müsrif toplumlarda zulümden başka bir şey çıkmaz. Onlar, ha bire “elhamdülillah, yarabbi şükür” deyip Allah’ın herkes için yarattığı kaynakların hepsini kendilerinin zannederek israf edip dururlar. Kullanılan elektrik ve su miktarının refah kriteri olduğu bir zamanda tasarruf edelim diye; “elektrikleri kapatalım, muslukları kısalım” uygulamalarından ziyade “İhtiyaç Fazlası
Üretim” azgınlığı ile mücadele etmek daha doğrudur ve asla ihtiyaç fazlası üretilmemeli, diye düşünüyorum…

Üretim gerektiği gibi dizginlenemezse, zengin azınlık daha da zenginleşip azgınlaşır ve bu durum asla herkese yönelik bir iyilik getirmez. “Elbette Allah, asla insanlara zulmetmez; ama insanlar kendilerine zulmeder.” (Yunus 10: 44).

Söz sonu; zulmü umursamayanın, zulme uğraması kaçınılmazdır…