DENEME

 

AİLE OLMAK / OLABİLMEK

 

Özlem Artukoğlu YERSEL

 

Aile demek birlik demek, beraberlik demek, saygı demek, sevgi demek, huzur demek, muhabbet demek, sorumluluk demek, düzen demek, güç demek, destek demek, paylaşmak demek, uyum demek, sınır demektir.

Aile demek aslında toplumun bel kemiği demektir.
Aile eğer sağlam basarak ayakta duruyor ve bilinçli bir hayat yaşıyorsa toplumun bel kemiğine destek veriyor demektir. Aile aslında en küçük cemaat birimlerinden biridir fakat gerçek aile olabilmenin şartı iman paydasında birleşmektir. Eğer iman paydasında birleşirseniz ve bu şuurda yaşamaya gayret ederseniz cemaat olmuşsunuz demektir.

Aile demek paylaşmak demektir demiştim. Çünkü her şeyin paylaşıldığı tek ortam ancak aile ortamıdır. Başka hiçbir şekilde bunun bir istisnası yoktur.  Eğer bir ailede bu şuur yoksa yani bu bilinçle yaşamıyorsa başta o ailede muhabbet yoktur, huzur hiç yoktur. Bunu sağlayacak olanlar ise ailenin temeli olan anne-babalardır. Eğer ebeveynler bu şuuru oluşturmak için çaba harcarlar ve çocuklar da bunun farkında olursa o aile gerçek bir aile olmaya adayıdır.

Aile bireylerinin bu küçük cemaati ayakta tutmak için görevleri /sorumlulukları vardır. Babanın görevi en başta ailenin geçimini helal yoldan kazanmaktır.  Baba, aile bireylerinin ihtiyaçlarını karşılarken mâ’ruf ve mâ’kul olmalıdır. Eğer istekler onu aşıyorsa veya ihtiyaç değil de aşırıya kaçılmışsa bunu da en güzel şekilde aile bireyine anlatmalıdır. Eğer karşıdakinin gönlünü alır ve ona nedenlerini açıklarsa büyük bir ihtimalle karşıdaki de bunu güzellikle kabul edecektir. Eğer ebeveynler doyumsuz ve tatmin olmayan bir çocuk yetiştirmek istemiyorlarsa zaten çocuğun her istediğini almamalıdırlar. Ebeveynler gerekenin dışına çıkıldığında hayır demesini bilmelidir ki çocuklarda isteklerini kontrol etmeyi öğrensin. Böylece çocuklar da hem israf etmemeyi hem de tasarruf yapmayı öğrenmiş olurlar.

Asıl mutluluk insanın elindekiyle mutlu olmasındadır. Her istediğini alması değildir. Bunu da Ebeveynler başta kendileri yaşayarak çocuklarına göstermeli/ öğretmelidir. Çünkü çocuğa verilen en güzel eğitim eylemlerle/fiili verilen eğitimdir. Babanın diğer bir görevi de evden işe geldiğinde işteki sorunları eve taşımayıp kapıdan güler yüzle girmektir. Eşi de çocukları da bütün gün onu beklemektedir, gün içinde yaşadıkları olayları paylaşmak isterler soracakları ve anlatacakları şeyler vardır, onları da can kulağıyla dinlemeli hatta bunun için sohbet ortamı hazırlanmalıdır.

Ailede en büyük görev anneye düşer. Çünkü bütün gün  evden de çocuklardan da anne mesuldür. Evdeki düzeni sağlamak, çocukların bakımı ve sorumlulukları anneye aittir. Anne hem çocuklarının temizliği, yemeği, terbiyesi hatta gün içinde yapacağı her türlü aktiviteden, hem de evinden sorumludur.

Ayrıca eşi eve geldiğinde, eşini güler yüzle karşılamalı aile içinde bir soğukluk olmaması için aile içi aktiviteler düzenlemelidir. Zira yemek saati, çay saati, muhabbet saati ve diğer aktiviteler çoğunlukla annenin elindedir. Bu yüzden ailenin de belkemiği annedir diyebiliriz. Fakat aile demek, aynı zamanda paylaşmak ve destek vermek demektir. Bu yüzden eşler hep birbirleriyle paylaşım içinde ve gerektiği yerde destek vererek/alarak bu işi kolaylaştırmalıdır. Ebeveynler bu konuda her zaman yardımlaşmalı ki çocuklar da onları örnek alıp yardımlaşmayı öğrensinler.  Ayrıca bütün bunlar da ebeveynlerin uyumu çok önemlidir. Bir konuda karar verecekleri zaman birbirleriyle istişare edip ortak bir sonuca ulaşmalıdırlar. Bir ebeveyn bütün sorumluluğu diğer ebeveyne yüklerse, bu durum çocuklarda yanlış izlenim bırakır.

Evet ailenin huzurlu bir hayat sürmesi için herkesin sorumluluğunu bilmesi lazımdır. Çocuklar da böyle bir ailede büyürlerse, büyük bir ihtimalle bu bilinçte bireyler olurlar.

Bir evde her bireyin özel olduğunu ve özel bir yerinin olduğunu hissetmesi, o evin muhabbet yuvası olmasını sağlar. Bütün aile bireylerinin o evde kıymetli olduğunu ve herkesin sözünün de kıymetli olduğunu bilmesi, o evin sağlıklı ve güçlü bir ev olmasını sağlar.

 

Değil mi ki hepimizi Allah birer şaheser olan insan (adayı) olarak yaratmış ve her birimize ayrı ayrı özellikler ve güzellikler bahşetmiştir. Bir aile eğer bu bilinçle çocuklarını yetiştirirse, çocuklar kendini değersiz, işe yaramaz hissetmez aksine özgüveni yerinde manen sağlıklı bireyler olurlar . Böyle bir aile, topluma artı bir değer olarak yansır. Onlar da  çevrelerine  bu gözle bakmaya başlarlar.

Her şeyin bir hakkı olduğu gibi, evliliğin de insan üzerinde hakkı vardır. O yüzden bireyler evleneceği zaman bu bilinçle evlenmeli, evliliğin bir oyun ve eğlence alanı olmadığını bilmelidirler. Evlilik kâh mutluluğu, kâh kederi, kâh hastalığı, kâh sevinci, kâh sıkıntıyı kâh hüznü / kederi, kâh darda kalıp her şeyi paylaşmayı,  yani her şeyi beraber sırtlanmayı gerektirir.

Eskiler bu işi çok güzel başardılar. Ama bizler, günümüz sosyal medyanın da bize sundukları ile maalesef mutluluğu hep zenginlikte sandığımız için ve hep elimizde olanlara şükredeceğimiz yerde elimizde olmayanları dert edindiğimiz için hiçbir sıkıntıyı paylaşmak istemiyoruz. Fakat her şey paylaştıkça güzelleşir, hatta yokluk bile!!!

Sahi bazen asıl yokluk varlık, asıl varlık yokluk değil midir?!