KİTAPLIK KÖŞESİ

 

Bir Taş At – Sümeyye AYDIN

    İnsanlık çıkmaz sokağa girmiş bir durumdadır. Bunun sebebi ise yanlış işaretlerin takip edilmesidir. Müslümanların yeni bir uyanışa ihtiyacı vardır. Ümmet yeniden var olmalı ve la ilahe illallah çağrısı altında bir araya gelmelidir.

Uyanış aynı zamanda doğru bir şekilde ilerlemelidir. Bu uyanışın gerçekleşmesi için yıllar önce Seyid Kutub, Aliya İzzet Begoviç, Ahmet Yasir, Ali Şeriati, Cemalettin Afgani, Necip Fazil Kısakürek, Mevdudi, Mehmet Akif Ersoy, Malcolmx, Zeyneb Gazali ve sayamadığımız nice davet ve dava adamları çabalarını her yönden ortaya koymuşlardır. Bu dava adamlarının hepsi iz bırakmışlardır ve izlenmeye değerdir. Seyid Kutub’un Yoldaki İşaretler kitabı ise bu uyanış yolculuğu sırasında bize eşlik edecek önemli eserlerdendir. Aynı zamanda düşünürümüz bu eseri, Kur’an’da müşahede edilen ilahi metod ile ilgili sürekli araştırma ve incelemeler neticesinde ortaya koyduğu kanaatleri olduğunu da belirtmiştir.

Kitabımız hem aklımıza hem vicdanlarımıza dokunan Seyyid Kutub’un en önemli eseridir. İslâm düşüncesine hatırı sayılır katkı sağlamıştır. Yoldaki İşaretler; sık sık başvurulması gereken bir eser olma özelliğini hiçbir zaman kaybetmemiş bir çalışmadır. Seksenlerin, doksanların İslamcı gençliğinin elinde bir işaret değer olmuştur. Büyük davaların ilk tohumları bu eserlerin katmış olduğu diri ve dinç bir ruh ile atılmıştır.

Düşünür, kitabını, gelmesi sabırsızlıkla beklenen “öncü topluluk” için kaleme aldığını özellikle belirtmektedir. Bundan dolayı Yoldaki İşaretler’in dikkate değer bir yönü ‘örnek Kur’an nesli’ kavramsallaştırması oluşturmasıdır. Kutub’a göre, sahabe nesli ilk örnek Kur’an neslidir ve bu nesli inşa eden de Kur’an’dır. İçine hiçbir yabancı unsurun karışmadığı Kur’an, şu an elimizde olduğuna göre sahabe toplumunun benzerini inşa etmek olanaksız değildir.

Kitap; Örnek bir Kur’an Nesli, Kur’an Metodunun Hususiyeti, İslam Toplumunun Doğuşu ve Hususiyetleri, Allah Yolunda Cihat, Bir Yaşam Tarzı Olarak La İlahe İllallah, Alemin Nizamı, Medeniyet Ancak İslamiyet’tedir, İslam Düşüncesi ve Kültür, Müslümanın Milliyeti Akidesidir, Uzun bir Geçiş Dönemi, İslam’ın Üstünlüğü, İşte Yol başlıklarından oluşmaktadır.

Düşünürümüz, okuyucuya çağı ele alarak önce farkındalık kazandırır. En iyi değerlere ve metoda sahip olan İslam’a, Müslümanların sahip olmasına rağmen nelerin gerisinde kalındığı ve bu durumda Avrupa’ya karşı maddi bir üstünlük sağlanmasının mümkün olmadığını gözler önüne serer. Kesinlikle bunun bir geri adım olmadığını ve bu aşamada diğerlerinde olmayan başka bir meziyetle, medeniyetin yeniden inşa edilmesi olanağı öne sürülür.

‘..Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah’ta o toplumun gidişatını değiştirmez..’(Rad/11) ayetindeki gibi Örnek Kur’an neslinin oluşması için, önce insan kendini değiştirmelidir. Bu değişim ise Mekke’nin ilk yıllarında, doğru inşa edilen akide ile olur. Kutub akidenin ne kadar önemli olduğunu örnekler ile açıklar. Gerçek bir akide için gerçek bir teslimiyet gereklidir. Teslimiyet gerçekleştirmiş insan, akideyi vicdana, harekete, görünüşe ve pratik hayata yerleştirmiştir ve bunlardan asla ödün vermez.

Cahiliyye anlayışı yok olmuş değildir, şekil değiştirmiş bir organizma olarak Müslümanların zihnindedir. Kutub, İslam toplumunun doğuşu için bu zihniyetin temizlenmesi gerektiğini ve bu zihniyet temizlenmezse kurulacak toplumun asıl amacına hizmet edemeyeceğini, hizmet vereceği tek şeyin ise cahiliyyenin devamı olacağının vurgusunu yapar. Bugün toplumsal olarak şahit olduğunuz bazı yapılar da bunun en belirgin örnekleridir.

Eserimiz, kurulacak olan toplumun en önemli özelliği dil, ırk, uyruk, bölge ayrımı gözetmeksizin bir araya gelmesidir. Tarihin seyri boyunca hiçbir toplum böylesine zengin ve renkli sosyal unsuru bir araya getirmemiştir ve tarihte bunun birçok örneği mevcuttur.

Eserimiz cihad nedir, İslam’da yeri nedir, nasıl uygulanmıştır, cihad ve savaş arasındaki fark nedir, Mekke’de neden savaşa izin verilmemiştir ve nedenleri nelerdir gibi soruları açıklığa kavuşturmuştur. İslam dini barış dini değil midir, neden savaş yapılmaktadır gibi sorular ayetlerle cevaplandırılmıştır.

Kutub, İslam inancının yayılması için iki taraflı cihad olduğunu göstermiştir.  Biri kalbin mutmain olduğu cihad, diğeri ise özgürlük ortamını oluşturup kişiye rahat tercih sunabilmesi için ortam oluşturan cihaddır. Bu ortamın oluşması içinde insanın iradesini köleleştiren sistemle ve kişilerle savaşılması gerekir. İslam savaşa izin verirken adabını korumuş, hak ve hukuku gözetmiştir. Çok güzel bir şekilde anlatılan cihad kavramı, insan zihninde doğru bir yere oturtulmuştur.

İslami bir cemaat oluşturan insan kulluk görevini sadece Allah’a yapmalıdır. Allah’a kulluk öncelikle inanç yapısında varlık kazanmalı ve kendisini dışa vurmalıdır. Tabi olduğu rejimde, yasamada, yürütmede ‘Allah ne der?’ kaygısı olmalıdır. ‘La ilahe illlallah’ şahadetinin altını doldurmalıdır. Kişi neyi reddettiğini ve neyi kabul ettiğini farkında olmalı ve yaşantısını ona göre şekillendirmelidir. Eylemleri ile söylemleri bir olmalıdır.

İslam hareket ister. Fiiliyata dökülmüş bedeller ister. ‘Ben tek kişiyim, ne yapabilirim?’ diyen bir ümmet istemez. Ümmet diyorum çünkü Hz. İbrahim’de tek başına bir ümmetti. Tek olduğu için vazgeçmedi. İbrahim medeniyetini kurdu. Seyid Kutub’ta bu medeniyeti tekrar kurmak için bizleri harekete çağırıyor. Çağırmayla kalmıyor yoldaki işaretleri de bizlere sunuyor.

Kutub’un da dediği gibi dönem ‘ümmet’ dönemidir. İnsanlığa yeni bir dünya düzeni sunmak için sahneye çıkma sırası İslam’ındır. Müslümansan vazgeçmemelisindir. Suya atılan taş misali attığın her adım dalga dalga yayılacaktır. Müslümana düşen anı değerlendirip oluşan halkayı güçlendirmektir. Küçüğe büyüğe, aza çoğa takılmamalıdır. Ateşe su taşıyan karınca gibi safını belli etmelidir. Herkes üstüne düşen takvanın/sorumluluk bilincinin farkında olmalıdır.

Bize bu yolda doğru atılacak adımlar için işaretler sunan ve son nefesini bu yolda veren Seyyid Kutub’u rahmetle anıyoruz.