Yeni Mısır: Doğan Görünümlü Şahin

Hikâye iyi okunursa “okyanustan körfeze” tüm arap dünyasında olup bitenlerin şifrelerini çözmek de mümkün olabilir.

Tarih : Mart 08, 2016
Sayı : Mayıs-Haziran 2015
Konu : İrfan
Yazar :Fatih OKUMUŞ

Devrimin kısa hikâyesi

Mısır’ın tarihi her zaman gizemli ve ilgi çekici bulunmuştur. Günümüzde ise Mısır sadece tarihi ile değil sosyal ve siyasi hareketliliğiyle ilgi odağı. Tunus’ta diktatörün ülkeden kaçmasıyla sonuçlanan halk ayaklanmaları Mısır’daki sosyal ve siyasal depremi de tetikledi. Tunus’tan sonra Mısır da kendi devrimini gerçekleştirerek 30 yıllık diktatörü alaşağı etti. Ya sonra? Sonrası halen devam eden bir süreç…

Devrimin yıldönümünde Mısır’ın son yıllarda daha hızlı akmaya başlayan hikâyesini hatırlamakta yarar var. Çünkü bu hikâye iyi okunursa “Okyanustan Körfeze” tüm Arap dünyasında olup bitenlerin şifrelerini çözmek de mümkün olabilir.

25 Ocak-11 Şubat 2011 arasında 18 gün devam eden, başkent Kahire’den başlayarak Süveyş, İsmailiye, Port Said, İskenderiye, Asyut gibi şehirlerin büyük meydanlarına yayılan protestolar neticesinde Mübarek ve ailesi Şarmu’ş-Şeyh’te zorunlu tatile çıktı.

Mübarek’in yetkilerini devrettiği yardımcısı Ömer Süleyman da bir gün sonra çekilmek zorunda kaldı. Savunma Bakanı Mareşal Hüseyin Tantavi başkanlığındaki Yüksek Askeri Konsey (YAK) yönetimi devraldığını ilan etti.

Halk Meclisi ve Şûrâ Meclisi seçimleri yapıldı, ancak meclisin hükümet kurmasına, hatta hükümete ortak olmasına izin verilmedi. Hükümet başkanı ve bütün bakanlar YAK tarafından atanmıştı. Yeni Cumhurbaşkanı seçildi. Seçimin iki turu arasında Halk ve Şûrâ meclisleri feshedildi. 30 Haziran 2012’de göreve başlayan cumhurbaşkanının yetkileri, seçim sonucu belli olunca YAK tarafından kısıtlanmıştı.

Yeni cumhurbaşkanı yılsonuna doğru meclis yeniden açılıncaya kadar yetkileri kendinde toplayan bir karar aldı ve yeni anayasa taslağını halkoyuna sundu. Anayasa kabul edilmekle birlikte sivil tepkiler yükseldi. İhvan’ı diktatörlükle suçlayan muhalifler askeri müdahaleye göz kırptı.

Anayasa tartışmaları sırasında askerler Türkiye’nin 1982 anayasasını örnek almayı önermişti. 3 Temmuz 2013’te askeri darbe yapıldı. Darbeciler yeni bir anayasa ve yeni bir cumhurbaşkanlığı seçimi yaptılar. ‘Meşruiyet lazımsa aha da meşruiyet, anayasa lazımsa onu da biz yaparız’ denilmiş oldu.

Darbe yapılırken açıklanan yol haritasına göre önce milletvekilliği seçimleri yapılacakken, Geçici Cumhurbaşkanı Adli Mansur 2014 başında, yol haritasında ufak bir değişiklik yapıldığını açıkladı. Buna göre önce cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacaktı. Mansur bu arada Sisi’yi mareşalliğe terfi ettirdi. Mareşal Abdulfettah es-Sisi 26 Mart’ta “halktan gelen yoğun isteğe icabet ederek” aday olacağını açıkladı.

22 Mayıs 2014’te, Dünya Müslüman Âlimler Birliği’nin Mısır Şubesi, birliğin genel merkezinin siyasi fetvalar yayımladığı gerekçesiyle kapatıldı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine iki adayın girmesine izin verildi: Mısır Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı; 3 Temmuz darbesinin kudretli generali Abdulfettah es-Sisi ve İhvan’a karşı örgütlenen cephenin liderliğini de üstlenmiş olan Nasırcı Kerame Partisi’nin Genel Başkanı HamdinSabbahi… Her iki aday da seçim kampanyasında, kazandıkları takdirde İhvan’ın “başını ezeceklerini” vurguladı.

26-27 Mayıs 2014’te yapılan seçimleri Sisi’nin kazanması hiç de sürpriz olmadı.

Demokrasiye darbe

Askeri darbeyle başlayan, yeni anayasa ve cumhurbaşkanlığı seçimleriyle taçlanan süreç, Mısır’ı ABD ve Suudi Arabistan destekli ‘güvenlik devleti’ne geri götürdü. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce “Mısır’ın demokrasiye geçmek için en az 25 yıla ihtiyacı olduğunu” söyleyen Abdulfettah es-Sisi, yeni Mısır’ın Mübareksiz Mübarek rejimine dönüşünü müjdeliyordu.

Neo-liberal politikalara angaje olma konusunda İhvan’la, askeri müdahale sonrasındaki yönetimin farkı olmadığı ortaya çıktı. Tahrir’deki 25 Ocak 2011 protestolarının çekirdeğini oluşturan gençlik hareketleri, işçi ve köylü hareketleri ise yerel bir siyaset dilini kurumsallaştıramadı.

Muhafazakârlardan çok da uzak olmayan liberal kesime dayanarak Mübarek sonrası Mısır yönetimini devralma umuduyla 30 yılı aşkın aradan sonra ülkeye dönen eski Nasırcı Baradai, yeterli halk desteği bulamayınca, ordunun dışarıdan desteğiyle bu kez İhvan sonrasında şansının olduğunu düşündü. Fakat ülkede zaten her şeyi yöneten ve neredeyse her şeyin sahibi ordu, ülke yönetiminin sivillere bırakılamayacak kadar önemli bir konu olduğuna karar vermişti. Böylece ortaya yeni Mısır çıktı: Doğan görünümlü Şahin.

Mısır’da halk ne istiyordu, ne oldu?

Mısır’da halk dikta düzeninin bozulmasını istiyordu ve bu düzeni bozdu da. Ancak, halk yeni bir düzeni kuracak araçlardan mahrumdu. Mısır’da 25 Ocak 2011 devriminden itibaren yaşanmaya başlayan sürecin sağlıklı bir düzen oluşturmasının önünde üç engel vardı: Toplumsal diyalog eksikliğine bağlı güven sorunu, demokrasi dersinin iyi çalışılmamış olması ve din-devlet ilişkilerinin tanımlanamamış olması.

Liderini bulamayan, içinden bir liderlik yapısı çıkaramayan halk hareketi, statükoyu değiştiremedi, onu sadece sarsmış oldu. Ülkenin serbest ve demokratik seçimlerle iş başına gelmiş ilk Cumhurbaşkanı’nın askeri müdahale ile görevinden uzaklaştırılması Mübareksiz Mübarek rejimi denebilecek bir dönemi başlattı.

Mısır’ı statüko safından çıkarıp değişim hattına çekebilecek olan yegâne örgütlü yapı İhvan, önce siyasi, sosyal, diplomatik, ekonomik sabotajlarla ve medya karartmalarıyla yıpratıldı, sonra da askeri müdahale ile safdışı bırakıldı.

Toplumsal diyalog eksikliği İhvan’ın laik kesimlerle ve Kıpti Hristiyan toplumunun büyük bölümüyle sağlıklı iletişimini engelleyerek güven bunalımına yol açtı.

Demokrasi kültürünün özümsenmemiş olması, oyun dışı aktörlerin sahaya müdahalesini mümkün kıldı. Mursi’ye karşı darbe, bir sene önce Tahrir’de Mübarek düşsün diye slogan atan birçok solcu ve milliyetçinin gözünde “kahraman Mısır silahlı kuvvetlerinin ülkenin geleceğini Amerikan işbirlikçisi siyasal İslamcıların tasallutundan kurtarma” operasyonuna dönüşüverdi.

Müslüman Kardeşler ve iktidar

İhvan ülke yönetmeye hiçbir zaman talip olmadı, kadrolarını bu amaçla eğitmedi, stratejilerini siyaset üzerinden temellendirmedi. İhvan’ın siyasete bakışını en iyi özetleyen cümle “Biz İslam’a göre yönetilmek istiyoruz, İslam ile yönetmek değil” özdeyişidir.

Müslüman Kardeşler arasında yaygın olan bu ifadeyi ilk kez 1990’da Me’mun el-Hudeybi’den duydum. Hudeybi, Hasan el-Benna’dan sonra İhvan’ın ikinci “mürşid”i, yani rehberlik konseyi başkanı Hasan el-Hudeybi’nin oğlu Mısırlı hukukçudur. Uzun yıllar İhvan’ın sözcüsü olarak görev yapan Hudeybi, Mustafa Meşhur’un iş göremeyecek derecede hastalanması üzerine 2002’de İhvan’ın altıncı mürşidi olarak seçildi, 2004’te vefat etti.

Müslüman Kardeşler Cemiyeti 1928’de İsmailiye’de Hasan el-Benna adlı bir öğretmen tarafından kurulduğunda devrim, siyaset veya devleti içten ele geçirmek gibi herhangi bir yöntemle idareyi ele almak gibi bir amaçları yoktu. Benna ve arkadaşlarının tek derdi bir nesil yetiştirmekti. Nesilleri İslamlaştırmak

İhvan, gerek İngilizlere ve gerekse 1948’de ilan edilen Siyonist İsrail devletine karşı “cihad” yapmak üzere özel gönüllü birlikler oluşturmuş olsa da, prensip olarak ülke içinde siyaset veya orduya doğrudan veya dolaylı nüfuz etmeye çalışmadı. 1952’de Kral Faruk’a karşı Hür Subaylar tarafından yapılan darbe İhvan’ın da onayını almıştı.

Ancak İhvan, o tarihte, bir tür koalisyon teklifi olan hükümette birkaç bakanla yer alma teklifini reddetti. Bunun yerine “siz doğru yaparsanız destekleriz, yanlış yaparsanız uyarırız” yaklaşımını benimsedi. İhvan’ın vaki tavsiyelerini vesayet olarak değerlendiren Abdunnasır, gücü tamamen elinde topladığından emin olunca Müslüman Kardeşler Cemiyeti’ni siyasi parti kabul eden bir karara imza atarak kapattı ve binlerce üyesini tutukladı.  Siyasi partiler daha önce çıkarılan bir devrim komuta konseyi kararıyla zaten kapatılmıştı.

Mısırlı düşünür Fehmi Şinnavi’ye göre İslami hareketler dört aşamadan geçerler: aşk ve heyecan evresi, sosyal hareket evresi, siyasi evre ve nihayet devlet aşaması. Şinnavi, İhvan hareketinin, kurucu liderinin erken ölümü sebebiyle sosyal hareket evresinin sonunda ve siyasallaşma evresinin başında sınıfta kaldığı kanaatindeydi. 

1993’te İhvan’ın Rehberlik Konseyi’ne giren, 2010’da “mürşid” seçilen Muhammed Bedi’ İhvan’ın bu ikircikli tutumunu siyasette daha fazla inisiyatif alma yönüne kaydırmış gözüküyor. Bunun sebebi de Bedi’inSeyyidKutup’tan etkilenmiş olmasıdır.

Oysa Muhammed Bedi’i hapishaneden tanıyan ve cemaatin üst yönetiminde onu refere eden Mustafa Meşhur, Benna’nın anlayış ve yöntemlerine sıkı sıkıya bağlıydı. Meşhur’aMevdudi’nin Cemaat-i İslami’si veya Erbakan’ın siyasi partilerinin politik tecrübelerini araştırıp araştırmadıklarını, bunlardan yararlanmayı düşünüp düşünmediklerini sorduğumda gayet kendinden emin bir ifade ve üslupla “onların İhvan’ı araştırıp örnek almaya ihtiyaçlarının olduğunu, kendilerinin Pakistan veya Türkiye’deki İslami çalışmalardan çok daha eski olduklarını, onlardan öğrenecekleri bir şey bulunmadığını” söylemişti.

Kutup, İhvan’ın sadece eğitim-irşad faaliyetleriyle meşgul olmasını yeterli bulmadığı gibi, daha radikal grupların “emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker” (doğruyu emretme, yanlışı engelleme) adına şiddet eylemlerine başvurmalarını da tasvip etmemişti. Kutub’a göre en büyük münker İslam’ın devlet yönetiminden uzaklaştırılmış olmasıydı ve öncelikle bu yanlışın düzeltilmesi gerekiyordu.

Kutub’un başvurduğu din dili, Benna’nın bir adım ötesine geçiyordu. Aradaki nüans, Kutub’unBenna gibi, insan yetiştirmek ve İslam’ın hayatın her alanına hâkim olmasını sadece talep etmekle yetinmeyip, doğrudan devleti ele geçirme, bu amaçla devrim gerekiyorsa devrim yapma stratejisini açıkça savunması ve bu amaçla 1965’ten itibaren örgüt kurmasıydı. Muhammed Bedi’ de bu örgüte katıldı ve Kutupla birlikte tutuklandı. SeyyidKutub’un 29 Ağustos 1966’da idam edildiği davada Bedi de 10 yıl ceza aldı.

Muhammed Bedi’in 2010 yılında İhvan’ın başına geçmesiyle birlikte, Bedi’in sağlında da hiç anlaşamadığı Ömer Tilimsani’nin “Biz İslam’a göre yönetilmek istiyoruz, İslam’a göre yönetmek değil” anlayışı, İslam’a göre yönetmeye talibiz anlayışına dönüştü. 25 Ocak 2011 ayaklanmasından hemen sonra 30 Nisan 2011’de  “İslami referanslı sivil ve demokratik devlet” paradigmasıyla Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) kuruldu. Parti 6 Haziran’da resmi statü kazandı.

Bu bir kırılma noktasıydı İhvan tarihinde ve ideolojisinde… Daha önce birçok kişi ve grup İhvan yönetimiyle bu noktada ihtilafa düştüğü için ayrılmıştı. Söz buraya gelmişken Bedi’in cemaat yönetiminde, İhvan’dan ayrılmış kişi ve grupların hepsiyle en iyi diyalog içindeki şahsiyet olduğunu da belirtmeliyiz. Bunların arasında, 1990’ların ortasında cemaatten ayrılarak Hizbu’l-Vasat’ı kuran ekip de bulunuyor.

Elbette cemaatin liderliğine Bedi’in geçmesiyle birlikte İhvan’ın kemikleşmiş anlayışı birdenbire değişmedi, ancak onun gelişi değişimi talep edenlerin elini güçlendirmiş oldu. İhvan öteden beri ne siyasete doğrudan müdahil oluyor, ne de siyasi arenayı boş bırakıyordu.

Daha Hasan el-Benna’nın sağlığında yerel seçimlere giren İhvan, Mübarek dönemindeki kimi seçimlerde çeşitli partilerin listesinden veya bağımsız adaylarını meclise soktu. Ancak milletvekillerinin bile niçin orada olduklarına dair fikirleri yoktu. 

Bedi’ döneminde ilk kez İhvan elini taşın altına sokmaya cesaret etti. “Genel mürşit”lik makamında Muhammed Bedi’ olmasaydı İhvan gençlerinin Tahrir Meydanı’na inmesine izin çıkmayabilirdi. Daha önce siyasi parti kurmaya teşebbüs edenleri ihraç eden cemaat, bizzat parti kurarak yönetmeye talip olmazdı. Bedi’ cemaatin başında olmasına rağmen cemaat, o kadar da ileri gitmeyip meclis çoğunluğu ile yetinip, cumhurbaşkanlığına aday göstermeme konusunda o denli kararlıydı ki cemaatten 3 kez “aday çıkarmayacağız” açıklaması yapılmıştı. Bu direncin kırılması kolay olmadı.

2010’da Bedi’inİhvan’ın başına geçmesiyle, 2011’de Mübarek’in istifasına yol açan halk ayaklanması eş zamanlı olarak İhvan’ın hızla siyasallaşmasına yol açtı. İhvan ilk kez muhalefetin fikrî konforundan iktidarın fiilî kaosuna yelken açtı.

Cemaat-parti açmazında İhvan

Müslüman Kardeşler’in, bir türlü “cemaat”le “parti”yi ayrıştıramaması, bir askeri darbeye zemin hazırlayacak fotoğrafı tamamlayacak şekilde, devletin bir dinî cemaatin vesayeti altına girdiği algısını yarattı.

İhvan daha önce en az üç kez cumhurbaşkanlığı için aday çıkarmayacağını deklare etmiş olmasına rağmen, 1 Nisan 2012’de fikir değiştirerek önce Hayrat Şatır’ı, onun veto edileceğinin anlaşılması üzerine HAP Genel Başkanı Muhammed Mursi’yi aday gösterdi. Mursi 17 Mayıs’taki bir televizyon programında  mecliste çoğunluğu teşkil etmelerine rağmen kendilerinin bir tür koalisyon gibi olsa bile hükümete alınmadığını, başbakanın ve bütün bakanların YAK tarafından tayin edildiğini, meclisin işlevsizleştirildiğini, bu sebeple cumhurbaşkanlığı seçiminde aday çıkarmak zorunda kaldıklarını söyledi. Yoksa gücü ellerinde toplama gibi bir arzu ve niyetlerinin olmadığını ekledi.

Seçimin birinci turu 23 ve 24 Mayıs tarihlerinde yapıldı. Oy kullanma işleminin yargıç denetiminde icra edilmesini öngören yasa sebebiyle seçim bir günde tamamlanamıyor. Birinci tura katılan 13 adaydan hiç biri yüzde elliden fazla oy alamadığından seçimin sonucu 16 ve 17 Haziran 2012’da yapılan ikinci turda belirlendi.

İhvan’ın adayı Muhammed Mursi ile Mübarek döneminin son başbakanı Ahmed Şefik arasında geçen mücadele Mursi’nin az farkla kazandığı zaferle neticelendi.

Muhammed Mursi Güney Kaliforniya’da mühendislik doktorası yaptı. Mısır ve Amerikan üniversitelerinde hocalığın yanısıra NASA’da uzay mekiği için motor geliştirme projesinde çalıştı. 2000 yılında Mısır parlamentosuna İhvan milletvekili olarak giren ve grubun sözcülüğünü üstlenen Mursi, devrimden sonra HAP kurulunca İhvan Şûra Meclisi tarafından parti başkanlığına atandı. HAP başkan yardımcılığına İsam el-Aryan, genel sekreterliğe ise Muhammed Sa’d el-Ketatini getirilmişti.

Mursi programını “kalkınma hamlesi” üzerine kurdu. Siyasal sistemi daha katılımcı hale getirmeyi, aşırı merkeziyetçi yapıyı değiştirerek parlamentoyu öne çıkarmayı öneriyor.

Seçimin birinci turuna katılan adaylardan HamdinSabbahi yarışı üçüncü, AbdulmunimEbu’l-Futuh dördüncü olarak tamamladı.

Ömer Süleyman “Seçimi belli adayların kazanması halinde sınırlı bir askeri müdahale olabileceği” uyarısında bulundu. 19 Temmuz 2012’de ABD’deki bir hastanede hayatını kaybeden Süleyman göremese de öngörüsü bir yıl gecikmeyle 3 Temmuz 2013’te gerçekleşecekti.

Arap ayaklanmalarının hâl-i pürmelâli

Kurulu düzenin küresel oyuncuları Mısır’da A planı başarısız olunca B planını, o da tutmayınca C planını devreye sokarak, ama ne pahasına olursa olsun Mısır’ın eski dünyada yeni düzen isteyenlerin safına geçmesini engellemeye kararlıydılar. Nitekim sonunda bu devirde olmaz denilen, mahcup ama kararlı bir askeri darbe ile işi şimdilik bitirdiler.

Kuşkusuz Arap ayaklanmaları beklenmedik ve şaşırtıcıydı. İlk şaşkınlığı üzerinden atan düzenin patronları Tunus ve Mısır’da geç kaldıkları sürecin Libya ayağında ön almaya çalıştılar. BM’nin aceleye getirilmiş bir kararına istinaden NATO şemsiyesi altında Libya’ya düzenlenen saldırılar, Libyalıların kendi topraklarının tamamını kendi elleriyle özgürleştirmesini engellediği gibi Arap isyanlarının barışçıl karakterine de gölge düşürmüş oldu.

Suriye’de iç savaşı mümkün kılan zemin de tam olarak buydu. Silaha sarılan devrimciler meşruiyet krizi yaşadı.

Yemen’de 2014 eylülünden 2015 ocak sonuna kadar yaşanan süreçte, geçiş dönemini yönetmesi öngörülen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hâdi’nin Husi darbecilerin baskısıyla istifa etmesi, daha sonra Husilerin ülkenin büyük bölümünü kontrol etmesidevrim sürecini kesintiye uğrattı. Karşı devrimlerin Tunus hariç her yerde başarıya ulaşması, devrim ateşinin Körfez monarşilerine doğru yayılmasının da önüne geçmiş oldu. 

HİKÂYE İYİ OKUNURSA “OKYANUSTAN KÖRFEZE” TÜM ARAP DÜNYASINDA OLUP BİTENLERİN ŞİFRELERİNİ ÇÖZMEK DE MÜMKÜN OLABİLİR.

MISIR’DA LİDERİNİ BULAMAYAN, İÇİNDEN BİR LİDERLİK YAPISI ÇIKARAMAYAN HALK HAREKETİ, STATÜKOYU DEĞİŞTİREMEDİ, ONU SADECE SARSMIŞ OLDU.

KARŞI DEVRİMLERİN TUNUS HARİÇ HER YERDE BAŞARIYA ULAŞMASI, DEVRİM ATEŞİNİN KÖRFEZ MONARŞİLERİNE DOĞRU YAYILMASININ DA ÖNÜNE GEÇMİŞ OLDU.

2010’DA BEDİ’İN İHVAN’IN BAŞINA GEÇMESİYLE, 2011’DE MÜBAREK’İN İSTİFASINA YOL AÇAN HALK AYAKLANMASI EŞ ZAMANLI OLARAK İHVAN’IN HIZLA SİYASALLAŞMASINA YOL AÇTI.

SURİYE’DE İÇ SAVAŞI MÜMKÜN KILAN ZEMİN,İSYANIN BARIŞÇIL KARAKTERİNE GÖLGE DÜŞMESİYDİ. SİLAHA SARILAN DEVRİMCİLER MEŞRUİYET KRİZİ YAŞADI.

“GENEL MÜRŞİT”LİK MAKAMINDA MUHAMMED BEDİ’ OLMASAYDI, İHVAN GENÇLERİNİN TAHRİR MEYDANI’NA İNMESİNE İZİN ÇIKMAYABİLİRDİ. 

Como tomar Cialis Levitra efectos Kamagra 100 mg Viagra y Cialis Viagra Original Kamagra Oral Jelly Viagra Lida daidaihua Viagra Original Kamagra Fizzy Cialis Levitra Generico Sildenafil generico Levitra Original Cialis Gel 20 mg Propecia Generico Viagra Soft Levitra bucodispersable Perfect Slim Cialis Soft Levitra 20mg Perfect Slim Levitra Generico Levitra Soft Cialis Generico Levitra Soft Cialis precio Priligy Generico Xenical Generico
sac a main chaussure sport Vetement nike chaussure adidas chaussure lunette de soleil Chaussure nike Chaussure adidas
sildenafil preis Red Viagra kaufen Potenzmittel Original Testpakete Cialis Black kaufen Cialis kaufen Cialis 5mg tadalafil kaufen Kamagra Oral Jelly Levitra Original Red Viagra Viagra rezeptfrei Cialis Generika Kamagra kaufen Viagra kaufen Cialis rezeptfrei Levitra Professional kaufen Viagra Flavored kaufen Brand Viagra kaufen Viagra Super Active kaufen Cialis Original Cialis Super Active Viagra Original Viagra with Dapoxetine kaufen Viagra Fur Die Frau Kamagra Effervescent
Acheter Propecia Acheter Priligy Viagra Suisse Cialis Suisse Acheter Levitra Acheter Cialis 5mg Acheter Levitra Orodispersible