SUHUF

YASİN: “İNSAN” SİMGESİ

Kadir CANATAN

 

Yasin Suresi, Mekke’den indirilen ve toplam 83 ayetten oluşan orta uzunlukta bir suredir. Bu sureyle ilgili olarak kaynaklarda iki şey söylenir. İlk olarak o “Kur’an’ın kalbi”dir (Hadis). İkinci olarak bu sure, halk arasında en fazla ezberlenen ve ölenlere ya da ölmekte olanlara okunan bir suredir. Bu gelenek de yine hadis kaynaklarına dayandırılmıştır. Mekke döneminin ikinci evresinde gelen sure, bu dönemde gelen surelerin karakteristik özelliklerini yansıtır. Surenin genel yapısına bakılınca, tevhid, vahiy, nübüvvet, ahiret ve diriliş gibi konular ele alınır. Ayrıca bazı peygamber kıssalarına da yer verilir.

Surenin ismine gelince, bu surenin ilk ayetinde geçen “Yasin” kelimesi bu surenin adı olmuştur. Ne anlama geldiği konusunda kaynaklarda en çok vurgulanan şey, Tay kabilesinin dilinde “Ey insan/adam, ey insan!” anlamına gelmesidir. Bunun yanında Allah’ın isimlerinden biri olduğunu söyleyenler olduğu gibi, Hz. Muhammed’in de isimlerinden biri olduğunu düşünenler de vardır. Tüm bu bilgiler dikkate alındığında üç katmanlı şöyle bir yorum yapılabilir (Ali Bulaç, Kur’an Dersleri, C. 5, Sh. 564, Çıra Yayınları: İstanbul 2016).

  • Ey insan/Âdemoğlu, ey türünün tekil bireyi, ferdi! Bu manada hitap soyut insanadır.
  • Ey peygamber, ey son elçi! Bu ifadeyle onun elçiliği kuvvetle vurgulanmaktadır.
  • Ey insan olmaklığın en kâmil örneği, efendisi/önderi, ideal tip olan Muhammed Aleyhissalatü vessalam! Bu ifade adeta Türkçe’deki “adam gibi adam” deyimine yakın bir anlam çağrıştırmaktadır.

İnsanı simgeleyen Yasin Suresi, kronolojik sıralamada 41. sıradadır. Gerek bundan önceki, gerekse sonraki surelerde sık sık insana ve özelliklerine atıf yapılmaktadır. Deyim yerinde ise Kur’an, insana insanı tanıtan bir kitaptır. Geleneksel bilimlerde ifade edilen “üç marifet”ten birini “Marifet- Nefs” (Özbenliği Tanıma) teşkil eder. İnsan kendi nefisini tanıyarak kendi hakikatini kavrar. İkinci marifet, “Marifetullah” (Allah’ı Tanıma)dır. Allah’ı tanımak ve kişinin kendini tanıması arasında sıkı bir ilişkisi kurulmuştur: “Nefsini bilen Rabbi’ni bilir.” Eski Yunan filozofları, kişinin kendini tanımasını felsefenin temeli yapmışlardır. Müslüman bilgeler ise, bu konuyu, daha temel bir konuyla bağlantılı kılmışlardır. İnsanı ve varlığı “Allah adıyla oku”yan Müslüman bilgeler, insanın hakikatini Allah’ın hakikatiyle birleştirmişlerdir. Üçüncü marifet ise, “Marifet-i halk” (Yaratılışı Tanıma)dır. Kur’an sadece insanın kendisini tanıyarak değil, aynı zamanda yaratılışın her bir katmanını tanıyarak Allah’a ulaşabileceğini vurgular. Nitekim Fussilet Suresi’nin 53. ayeti şöyle seslenir: ”Onlara âyetlerimizi ufuklarda ve özbenliklerinin içinde göstereceğiz. Ta ki, onun Hak olduğu kendilerine ayan beyan belli olsun.” Kur’an’a göre insanın kendi içindeki ve dışındaki tüm ayetler (olgular, göstergeler, kanıtlar vs.) insana kılavuzluk ederler. Bu kılavuzluk, “fizikten metafiziğe” geçişi amaçlayan bir yol göstermedir. “Allah adıyla okuma” denilen şey de tam olarak budur.

Seyyid Hüseyin Nasr’ın belirttiği üzere “Çağımızın fiziği vardır ama metafiziği yoktur.” Modern bilim fiziğe odaklanarak, onu metafiziksel temelinden (hakikatinden) bağımsız kılmıştır. Artık modern fizik, insana gayp ve Allah konusunda bir şey söylememektedir. Metafiziği olmayan modern bilim, “Allahsız” (ateist) bir bilimdir. Oysa geleneksel tüm bilimler, kendi konularını metafizik konularla bağlantılı kılmışlardır. Sözgelimi Ortaçağda bir estetikçi Allah’ın yarattığı şeylerdeki güzelliğe meftundur ve o güzellikleri yansıtır. Tüm güzellikler Allah’ın “Cemal” sıfatının izdüşümleridir.

İnsan konusu ilahi kitapta o kadar önemli bir konudur ki, daha ilk gelen sure ve ayetler de, Allah insana kendi doğası hakkında açıklamalar yaparak başlar. Alak Suresi’nde insanın “alak”dan yaratıldığı, Allah’ın kalemle yazmayı öğrettiği, insana bilmediğini öğrettiği, bununla birlikte insanın kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık edeceği vurgular. Asr Suresi’nde insanın gerçekten ziyan içinde olduğu, ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenlerin, birbirlerine hakkı tavsiye edenlerin, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerin bunun dışında oldukları belirtilir. Tin Suresi, insanın çifte doğasına dikkat çeker: “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik. Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.” (95:4-6). Örnekleri çoğaltmak mümkündür, ancak biz bunlarla iktifa ediyoruz.

Pekiyi, insanı simgeleyen Yasin Suresi insan hakkında ne söylemektedir?

Bu surenin ilk ayetlerinde tarihsel ve kültürel bir varlık olarak insanın özelliklerine dikkat çekilir. Ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarmak için Kur’an’ın mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirildiği haber verilmektedir. Başka ayetlerde de insanın zindanlarından biri olarak geleneğe teslim olması söz konusu edilir. Gelenek, özellikle sahih olmayan, bozulmuş bir gelenek insanların yeniliklere yönelmesini engeller ve onların gözlerini kör eder. Atalara duyulan aşırı saygı ve sevgi, onların zindanı olup çıkıverir. Hak dine ve peygambere karşı çıkan toplumların en önemli argümanı geleneklere sıkı sıkıya bağlanmak ve “biz atalarımızın izinden ayrılmayız” demeleridir.

Gelenek, öylesine güçlü bir kapandır ki, Kur’an bu kapana düşmüş insanları şöyle karakterize eder: “Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.” (36:10). Ancak her halükarda gelenekleri yıkan ve yeni mesaja kulaklarını açan insanlar da vardır. İşte, peygamber, bu insanlara hitap eder: “Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele.” (36:11). Şu halde gelenek ve tarih, insanın aşamayacağı bir yokuş değildir.

Arap toplumunun geçmişe dönük yüzü ve atalarına bağlı oluşu dikkate alınırsa, Kur’an’da neden tarihi kıssaların anlatıldığı açıklığa kavuşur. Kur’an, onlara onların diliyle konuşmakta ve tarihi örneklerden ve toplumlardan bahsederek, içine düştükleri kıskaçtan kurtulabileceklerini göstermektedir. Geçmiş toplumların elçilere çıkardıkları zorluklardan bahsederken, aslında kendilerinin de benzer bir tutum içinde olduklarını hatırlatmaktadır. Yasin Suresi’nde kendilerine iki elçi gönderilen bir toplumun sakinlerinden bahsedilir ki, bu tarihi örnek üzerinden bir ders verilmektedir.

İkinci olarak Yasin Suresi, cansız yeryüzünün nasıl canlandığını, gece ve gündüzün hallerini, gezegenlerin konumlarını ve nesillerin yüklü bir gemide nasıl taşındığını anlatır. Burada insan-doğa ilişkisi, onlara bir ders ve ibret kaynağı olarak lanse edilir. Doğa içinde yaşayan bir topluma, Allah’ın yeryüzündeki “ayetleri” yoluyla konuşmaktan başka çare yoktur. Buradan insan hayatının durumu, ölüm ve diriliş gibi meseleler insanın varoluşsal sorunlarına cevaplar üretilir. Dirilişi inkâr eden bir topluma, ölen ve yeniden canlanan doğanın halleri ibretlik bir hadise olarak sunulur.

Üçüncü olarak Yasin Suresi, insanın yabancılaşma serüvenine dikkat çeker. “Belki kendilerine yardım edilir diye Allah’ı bırakıp da ilâhlar edinenlere” (36:74) bu ilahların onlara neden yardımcı olamayacakları anlatılır. Çünkü yabancılaşma olayında insan, kendi yaratıklarının bir kölesi ve hizmetçisi haline gelmektedir. “Onlar, ilâhlar için (hizmete) hazır asker oldukları hâlde, ilâhlar onlara yardım edemezler.” (36:75).

Yasin Suresi’nin ele aldığı her üç mesele de, insanın nasıl kendi kendine tuzak kurduğu anlatmaktadır. Aslında mesele, insanın kendi kendisiyledir. İnsanın kendini tanıması, kendi kendine kurduğu tuzakların farkına varması çok önemli bir meseledir. Ne tarih ve gelenek, ne de dünya ve insan yapımı putlar insanın kurtuluşunu sağlar, bilakis bunlar kurtuluşun önüne dikilen engellerdir ya da sahte çözümlerdir.

Hz. Peygamberin getirdiği şey, “ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır” (36:69). O ne şiirdir ne de başka bir şeydir. Şiir söylemek ve insanları şiirle oyalamak, peygamberlere de yakışmaz. Onu, bir şair ve sihirbaz olarak görmek ya da damgalamak, gerçek ile sahteyi birbirine karıştırmaktır. Şair ve sihirbaz, insanları oyalar ve gerçekçi olmayan çözümlerle avutur. Peygamber ise, insana içinde bulunduğu çıkmazı ve bu durumdan nasıl çıkacağını gösterir.

 

 

 

Spot:

Eski Yunan filozofları, kişinin kendini tanımasını felsefenin temeli yapmışlardır. Müslüman bilgeler ise, bu konuyu, daha temel bir konuyla bağlantılı kılmışlardır. İnsanı ve varlığı “Allah adıyla oku”yan Müslüman bilgeler, insanın hakikatini Allah’ın hakikatiyle birleştirmişlerdir.

 

Arap toplumunun geçmişe dönük yüzü ve atalarına bağlı oluşu dikkate alınırsa, Kur’an’da neden tarihi kıssaların anlatıldığı açıklığa kavuşur. Kur’an, onlara onların diliyle konuşmakta ve tarihi örneklerden ve toplumlardan bahsederek, içine düştükleri kıskaçtan kurtulabileceklerini göstermektedir.

 

Yasin Suresi’nin ele aldığı her üç mesele de, insanın nasıl kendi kendine tuzak kurduğu anlatmaktadır. Aslında mesele, insanın kendi kendisiyledir.