Nisan ayı başında Vatan caddesinin hemen arkasındaki yeni yerine taşınan Yardımeli Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Sadık Danışman ve derneğin Genel Koordinatörü Sn. Osman İlhan ile yaptığımız sohbeti, ‘hayra köprü olabilmek’ umuduyla dergimizin kıymetli okurlarına takdim ediyoruz.

Öncelikle “Veren el ile alan el arasında hayır köprüsü” sloganıyla yola çıkış serüveninizi okuyucularımızla paylaşarak röportajımıza başlamak istiyoruz. Yardımeli Derneği’nin kuruluş sürecini kısaca özetleyebilir misiniz?

Dr. Sadık Danışman: Bismillahirrahmanirrahim. Yardımeli Derneğimiz 2007 yılının Mart ayında belli bir tüzük çerçevesinde resmi bir müracaatla yola çıkmış, 2007’nin 19 Eylül’ünde de ilk kongresini yapmıştır. Yani derneğimizin resmi kuruluş tarihi 19 Eylül 2007 diyebiliriz. Tabii Yardımeli Derneğimiz kurulurken hem tüzüğümüze yansıttığımız hem de faaliyetlerimizi yürütürken riayet ettiğimiz ilkelerimiz oluştu. Bu ilkeler doğrultusunda derneğimiz, çalışmalarını sürdürmektedir. Sloganımız “veren el ile alan el arasında hayır köprüsü”dür, aynı zamanda şefkat kö rüsüdür. Çünkü Yardımeli Derneği’nin kuruluş amacında bu niyet vardı. İslam bir hayır medeniyetidir. Bu hayır medeniyeti, içinde yaşadığımız dünyada karşılaştığımız sorunları, İslam coğrafyasında yaşanan sorunları izlediğimiz zaman böyle bir derneğin kurulmasının isabetli olacağı kanaati oluştu. Bu düşünceyle Yardımeli Derneği’ni söylediğim tarih itibariyle kurmuş olduk. Çünkü bugün İslam coğrafyasına baktığımızda hemen hemen tüm çevremizde Afganistan’da, Çeçenistan’da, Irak’ta, Somali’de ve diğer ülkelerde yaşanan ya savaştır, ya mülteciliktir, ya yoksulluktur, ya doğal afettir… Bu durumlarla baş başa bırakılan bir coğrafya görmekteyiz. Bu nedenle Yardımeli Derneği kuruluş amacında doğal afetlerle savaşlar, mültecilik ve yoksulluk, bu üç ana alanda faaliyetlerini sürdüren ve bu üç konunun mağdurlarıyla buluşan onlara yardım etmek isteyen, “veren elleri” bu “alan ellerle” buluşturmayı hedefleyen bir dernek…

Bu tür hizmetleri veren derneklerimiz zaten vardı. Ancak, Yardımeli “Karnıyla birlikte kafasını ve kalbini de doyur” ilkesini kendisine şiar edinerek çalışmalarına başladı. Bu hedefe ulaşmada nasıl bir usul takip ediyorsunuz?

SD: Ülkemizde ve İslam coğrafyasında yardım noktasında çok farklı sivil toplum kuruluşlarımız var ve Yardımeli Derneği olarak bu sivil toplum kuruluşlarımızın tamamına şükranlarımızı sunuyoruz. Sivil toplum kuruluşlarımızın, hem ülkemizde hem yurt dışında ifa ettiği çok güzel faaliyetler var. Yardımeli Derneği ulusal ve uluslar arası insani bir yardım kuruluşudur. Hem kendi ülkemizin değişik bölgelerinde hem yurt dışında, İslam coğrafyasının değişik bölgelerinde bu sivil toplum kuruluşlarımızın çok güzel faaliyetlerine de tanıklık ediyoruz, Allah kendilerinden razı olsun. “Hayırda yarışın” emr-i ilahisi doğrultusunda bu tür hayır kurumlarımızı, sivil toplum kuruluşlarımızı ne kadar çoğaltırsak o kadar çok fakire, yetime, savaş mağduruna, muhtaca daha fazla yardım elinin uzanmasını sağlamış oluruz. Bu açıdan bu sivil toplum kuruluşlarımızla birlikte bu tür hayır faaliyetlerini yoğun bir şekilde ifa etmenin gayreti içindeyiz. Ama şu noktayı vurgulamalıyım: Yardımeli Derneği midesinin yanı sıra bu insanların kafasını ve kalbini de doyurmayı kendisine ilke edinmiş. Belki bu manada diğer sivil toplum kuruluşlarından bir farklılığımız olduğu söylenebilir. Tabii acil yapılması gereken yardım mutlaka o aciliyeti içinde ifa edilir. Ama o yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasında süreklilik noktasında, hem veren el hem de alan el açısından mutlaka bizim kalplere ve beyinlere hitap edecek bir çalışmamızın olması gerektiğine inanıyoruz. Bu yüzden mide ile birlikte kalbi ve kafayı doyurma hedefini derneğimizin bir ilkesi haline getirdik. Çalışmalarımız da bu ilkemiz doğrultusunda sürmektedir. Bunun için çok kısa bir örnek vermek gerekirse; kardeş aile programımız var. Bu aileler arasında maddi boyutun ötesinde kalbi alışverişi önemseyen, birbirlerine duygularını aktarabilecekleri bir proje… Bu ve buna benzer başka projelerimiz de var. Özellikle kalbe ve beyne hitap etme noktasında eğitim öne planda gelmekte. Örneğin bizim hem yurt içinde hem yurt dışında eğitime çok farklı boyutlarda yaklaşımımız var. Şu an belki sadece Darfur’daki bir projemizi örnek versek konu anlaşılır sanırım. Sudan’ın Darfur bölgesine yönelik “Bir tuğla, bir kalem ve bir nesil…” projesini başlattık. Hem veren el hem de alan el açısından bu proje yeni neslin eğitimine verdiğimiz önemi göstermekte… Tabii bunun yanı sıra bizim çıkardığımız dergilerimiz var, bunları özellikle gönüllülerimiz aracılığıyla ve bir takım sosyal etkinliklerimizde dağıtarak kalbe ve beyne hitap eden bazı mesajlarımızı vermekteyiz. Ayrıca dönem dönem bazı özellikli eserlerin de topluma, mağdur kitlelere ulaşması noktasında çalışmalarımız var. Bunlardan iki tane örnek vermek gerekirse şunu söyleyebilirim: Değerli hocam Mustafa İslamoğlu’nun eserini Rusçaya çevirme gayreti içindeyiz. İnşallah böyle bir çalışma derneğimize nasip olur.

Hangi eser?

Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir. Bir diğeri de Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri çerçevesinde yine değerli hocamızın Üç Muhammed isimli eserini derneğimize hem veren el hem de alan el olarak katkıda bulunan insanlarımıza ulaştırma çalışması. Tabii bunun ötesinde broşürlerimiz var, özellikle bazı konferanslarımız var, buluşmalarımız var, seminerlerimiz var. Bu tür faaliyetlerle midesinin yanı sıra muhtaç insanımızın kalbini ve beynini de doyurmanın gayreti içindeyiz. Yardımlarda ağırlıklı olarak öncelediğimiz hususlardan biri yapılan yardımın sürekli olmasıdır. İkincisi de, hep verilen bir misal var, balık vermek yerine balık tutmayı da öğretecek bir düzenlemeye geçebilmek. Biz yardımı biraz evvel anlattığım doğal afet, savaş, mültecilik ve yoksulluk kapsamında organize etmeye çalışıyoruz…

Yardımeli Derneği’nin açıkladığı önemli ilkelerinden biri “hayrın kuşatıcı olması.” Bundan kastınız nedir, biraz açar mısınız?

Osman İlhan: Kurani Hayat Dergisine 6. sayısında bize yer ayırdığı için teşekkür ediyorum. Kurani Hayat Dergisi ilk sayısından itibaren derneğimizin destekçisi olmuştur. Reklamlarıyla derneğimizin tanıtımında katkıda bulunmuştur. Yine Gazze yardımları sırasında Ocak ayı sonuna kadar elde edilen abone gelirlerini Gazze’ye Yardımeli Derneğimiz kanalıyla ulaştırdı. Bu noktada Kur’ani Hayat Dergimizin değerli okuyucularına ve bu kararı alan yöneticilerine şükranlarımızı sunuyoruz. İslam bir hayır medeniyetidir. Biz de o hayır medeniyetinin müntesipleriyiz. İnsanlar hayrı üç maksatla yapar, ya da yapılan yardımlar üç maksada bina edilir; haz, çıkar, hayır… Hayrın kuşatıcı olması Yardımeli Derneğimizin kuruluş ilkelerinden biri olup, kuşatıcı hayır, belki Rabbimizin insanı yaratmasında tam tekabül ettiği yerdir. Bu noktada insanın midesi, kalbi ve kafası… Daha farklı bir ifadeyle; Allah insanı üç boyutlu yarattı: Organizma olarak insan, düşünen bir varlık olarak insan, inanan bir varlık olarak insan… Bu konuyu basit bir şekilde ifade edersek: midesi, kalbi ve kafası… Yapılan yardımların insanın acıkan bu üç boyutuna da hitap etmesi gerekir. Yardımları sadece insanın midesine yaptığımızda, onun zihnini ve kalbini eksik bıraktığımızda artık o sadece “alan” konumunda olur. Dolayısıyla hayrın kuşatıcılığı ilkesi çerçevesinde Yardımeli Derneğimiz insanın bu üç boyutunu da dikkate alarak yardımlarını yapmakta ve bu çerçeve içerisinde hedeflerine doğru ilerlemektedir.

Henüz iki yaşında bir kurum olmanıza rağmen birçok projeye imza attığınızı görüyoruz. Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz projelerinizden bahseder misiniz?

SD: Allah nasip ederse önümüzdeki 19 Eylül’de derneğimiz iki yaşını tamamlamış olacak. Bu süreçte neler yaptığımıza bakarsak: Yurt dışında, özellikle Suriye, Lübnan, Filistin mülteci kamplarına ziyaret yaptık. İkinci ziyaretimizi de Nisan sonunda gerçekleştireceğiz inşaAllah. Oralarda 1948’den, 1967’den bu yana mülteci olarak zor bir hayat yaşayan kardeşlerimizle bir araya geldik. Onların sorunlarını, dertlerini dinlemiş olduk. Onlarla nasıl çalışmalar yapabileceğimizi yerinde görerek planladık. Daha sonra yine yurt dışı faaliyeti olarak Darfur’da bulunduk. Darfur’a da bir heyet halinde gittik. Sudan’ın Darfur bölgesine… Darfur’da da yerinde incelemeler yaptık. Darfur’un Niyala kenti çevresinde mülteci kamplarını gezdik. Darfur’a bazı yardımlarımız olduğu gibi biraz evvel de söylediğim gibi bir proje geliştirdik. “Bir tuğla, bir kalem ve bir nesil…” Allah nasip ederse Darfur’da Niyala bölgesinde Yardımeli Derneğimize Niyala valiliği ve belediyesi tarafından tahsis edilen bir arsaya biz Darfur’un özellikle ihtiyaç duyduğu liseyi kuracağız. Bu lisede 200 öğrencimiz eğitim görecek. Bunun 100 kadarı yatılı, diğer 100 kadarı da gündüzlü olacak. Bunun eğitim programını da biz kendimiz oluşturacağız. Bu projenin çalışmaları Sudan Büyükelçiliği nezdinde devam etmekte, buradaki resmi çalışmalar tamamlandığında inşaAllah bu okulun inşası için Yardımeli Derneği hemen işe koyulacak. Biz şu anda resmi prosedürün tamamlanmasını bekliyoruz.

Hedefiniz nedir peki, okul ne zaman tamamlanır?

SD: Bizim bu okulla ilgili ilk hedefimiz 2009’un birinci ayında inşaata başlamaktı. Ama şu anda görülüyor ki dört aylık bir gecikmemiz var. Fakat bu gecikme Yardımeli Derneği’nden kaynaklanan bir gecikme değil. Kur’ani Hayat dergisi aracılığıyla da Sudan Büyükelçiliği makamlarına sesleniyorum, lütfen işlemlerimizi kolaylaştırın, bir an evvel biz Darfur’daki kardeşlerimize liseyi hediye etmek istiyoruz.

BM’nin Sudan’da Devlet Başkanı Ömer elBeşir’e yönelik uygunsuz kararlarının bu gecikmede etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

SD: Hayır, biz Sudan’daki son gelişmelerin yani Ömer el-Beşir ile ilgili uygunsuzca alınan bazı kararların bu olayı etkilediği kanaatinde değiliz. Çünkü Ömer el-Beşir şöyle bir uygulama yaptı: Sudan’ın Darfur bölgesinde farklı farklı sivil toplum kuruluşlarının farklı amaçlarla ve niyetlerle yapmış oldukları çalışmaları durdurdu. Bizim bu tür bir çekinceye mahal verecek bir çalışma yapmamız elbette söz konusu değil. Bizim projemiz sadece Darfur’daki çocukların eğitimine yönelik olduğu için aksamanın Sudan’daki son gelişmelerle ilgili herhangi bir yönü olmadığını düşünüyoruz. Sadece bürokratik işlemlerin yavaş yürümesinden kaynaklanan bir sorunumuz var. Darfur’un dışında, daha önceden de çok yoğun ilgilendiğimiz Filistin’de, faaliyetlerimiz 27 Aralık saldırılarıyla daha da yoğunlaşarak devam etti. Son Gazze saldırılarında –ki, o saldırıları yapanlarla Ömer el-Beşir’e uygulanan yaptırımları mukayese ettiğimiz zaman çifte standardı da açıkça görmüş oluruz- bir katliam yaşandı. Gazze’ye, insanlığa, bebeklere, yaşlılara, çocuklara uygulanan bu vahşi katliamın hukuk çerçevesinde mutlaka hesabı verilmeli. Bu katliamları yapanların mutlaka Adalet Divanı’na çıkarılıp yargılanmaları ve hak ettikleri cezaya çarptırılmaları gerekir. Eğer insanlık bunu beceremezse Gazze saldırıları tarihe çok karanlık bir sayfayı açmış olacak. Ama insanlık bu yargılamayı başardığı zaman tekrar böyle bir vahşet işlenmesinin önüne geçilmiş olacaktır.

Son Gazze katliamında ne gibi yardım faaliyetleri gerçekleştirdiniz?

SD: 27 Aralık saldırılarından hemen sonra Yardımeli Derneğimiz oraya 7 kamyon tıbbi malzeme gönderdi. Bunun yanı sıra Mısır, İsmailiye ve Ariş’teki Filistin’den getirilmiş bütün yaralıları tek tek ziyaret edip kendileriyle ilgilendik. Bunu bir sivil toplum kuruluşu olarak belki ilk defa Yardımeli Derneği yaptı. Diğer kardeş sivil toplum kuruluşları da yaralıları ziyaret etti. Ama derneğimiz sadece Kahire’de değil, İsmailliye ve Ariş’teki tüm hastanelerde tedavi gö- ren Filistinli yaralıları tek tek ziyaret edip nasıl yaralandıkları anlattırıldı, dertleri paylaşıldı. Kendilerine zarf içinde nakit yardımı yapıldı. Bu kapsamda iki kez ziyaret ettik yaralıları. Saldırılar bitmeden gerçekleşen ilk ziyaretimizde Mustafa İslamoğlu Hoca da bize eşlik etti. Saldırıların durmasının hemen akabinde gerçekleştirdiğimiz ziyaretimizde de Kur’ani Hayat Dergimizin Genel Yayın Yönetmeni Fethi Hocam da bizlerle beraberdi. Fethi Hocayla beraber tüm zorluklara rağmen Refah sınır kapısında şartlı çıkış belgesi de imzalayarak Gazze’ye girebildik. Gazze’de işlenen o vahşi saldırılarının yıkıcı izlerini yerinde inceleme fırsatı bulduk. O vahşete karşı o insanların şuurlu duruşlarını, verdikleri direnişi yerinde görme fırsatını bulduk. Bu da bizde zaferin Filistinlilere ait olduğu düşüncesini pekiştirmiş oldu. Zaten başbakanları İsmail Heniye’nin “zafer Filistinlilere ait olacak” sözünü orada karşılaştığımız her Filistinli insanda, kadında, çocukta, yaşlıda, gençte görme fırsatını yakalamış olduk.

Filistin dışında nerelerde ne tür faaliyetleriniz var?

SD: Filistin dışında Yardımeli Derneğimizin, daha geçen hafta ziyaret ettiğim Azad Keşmir’in Muzafferabad bölgesinde de kardeş aile çalışması var. Orada büyük bir kardeş aile programımız vardı, bu programa katıldık. Keşmir Cumhurbaşkanıyla görüştük. Keşmir’deki kardeş ailelerimizi ziyaret ettik. Kardeş ailelerimizle bir araya geldik. Çok güzel bir program icra edildi. Biz, Pakistan ve Keşmir’de Read Foundation kuruluşuyla birlikte çalışıyoruz. Read Foundation kardeş kuruluşumuzdaki arkadaşlar bu programda bizimle beraber oldular. Derginiz aracılığıyla da bu kardeş kuruluşumuza da teşekkür ediyoruz. Orada bir şey daha gördük ki, bu bizi çok sevindirdi.

Muzafferabad’a 2005 depremi sonrasında Türkiye’nin damgası vurulmuş. Çünkü Muzafferabad’daki tüm resmi kurumları Türkiye yeniden inşa etmiş. Muzafferabad’ın merkezinde en güzel yerine çift minareli bir büyük cami inşa etmiş. Biz bununla çok gururlandık. Muzafferabad’da zaten Türkiye’ye karşı çok sıcak duygular taşıyan insanlar vardı. Oraya yaptıkları hizmetleri görünce Türkiye’ye karşı daha çok sıcak bir duygu beslemeye başladıklarını ifade ettiler. Hem yetkilileri hem halkı… Bu memnuniyeti bize uzun uzadıya anlatıyorlardı. Türkiye’nin yaptıklarını, samimi kardeşliğini, Türk yetkililerinin sıcakkanlılığını, Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın deprem sırasında kendilerinin yanında oluşundan duydukları memnuniyeti anlattılar. Biz de kendilerine hep şu cevabı verdik: Bu bizim ümmet olarak yapmamız gereken bir görevdi. Hani şarkta birinin ayağına diken batsa garptaki duyacaktı, Hani komşusu aç yatarken kendisi tok geceleyen bizden değildi, hani ‘Allah’ın sana yardım ettiği gibi sen de başkasına yardım et’ denmişti… Bütün bunlar bizim inancımızın bir mefkûresi. İslam’ın bir hayır medeniyeti olduğunu söylemiştik. Biz bunları kendilerine aktardık ve şunu ifade ettik: Evet bunu sadece biz yapmadık, siz de yaptınız. Kurtuluş savaşında Hindistan’daki Müslümanlar, oradaki Müslüman hanımlar altın bileziklerini, bütün ziynet eşyalarını kurtuluş savaşına gönderdiler. Muhammed İkbal 1,5 milyon sterlini o zamanın zor şartlarında kurtuluş savaşına destek olarak gönderdi. Bunlar ümmetin zaman zaman ifa etmesi gereken görevler. Türkiye’nin Muzafferabad’da yaptıklarını görünce bir Müslüman olarak, bir insan olarak ve bu ülkenin bir vatandaşı olarak bundan büyük bir gurur duyduk ve çok sevindik. 2005 yılında olan deprem çok güçlü bir depremdi. Hemen hemen Muzafferabad’ı yerle bir eden bir depremdi. Bu dönemlerde Yardımeli Derneği kurulmadan evvel özellikle Akabe Vakfımız orada 400 öğrenciyi barındıran bir okul kurmuş, Mustafa İslamoğlu Hocam kendisi bizzat Muzafferabad’da bulunmuş ve bundan da çok büyük bir memnuniyet duyduklarını hem Cumhurbaşkanları hem Başbakanları hem de görüştüğümüz Read Foundation yetkilileri dile getirmiştir. Biz de bu okulu ziyaret etik. Okul şu anda eğitimini sürdürüyor. Okulun başında Prof.Dr. Gulam Mustafa ve Prof.Dr. Naim Kureyşi bulunuyor. Yine yurt dışı yardım faaliyetlerinden Sudan Hartum’da sürekli ihtiyaçlarını giderdiğimiz bir yetimhanemiz var. Ayrıca yine Darfur’da açtığımız su kuyuları var.

Yardımeli Derneği olarak proje bazında devam eden, ulusal ve uluslararası kardeş aile projesi var. Bu projeler çerçevesinde özellikle yine Filistin, Filistin Mülteci Kampları, Habeşistan, Pakistan, Keşmir gibi İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde projelerin hayata geçirilmesi için araştırma, inceleme, gezi programları yapıyoruz. Sudan Darfur’daki eğitim kompleksi projemiz var. Ayrıca 700 öğrencinin kullanacağı sıra ve masanın da dâhil olduğu 75 bin adet eğitim araç ve gereçleri gönderildi. Pakistan Keşmir’deki kız koleji projemiz, yine Gazze’nin imarı için araştırma ve planlamanın ve kardeş ailenin yürütülmesi için Gazze Sosyal İşler B a – kanlığındaki ofis çalışmamız, yine proje olarak daha önce gündemimize aldığımız kardeş aile çalışmamız şu anda devam etmektedir.

Derneğin yurt içinde ne tür faaliyetleri var?

SD: Derneğimiz yurt içinde de sürekli olarak nakdi ve ayni yardımlarını sürdürmektedir. Ramazan ayında yapmış olduğumuz yoksul ailelere yönelik kumanya yardımları gibi. Faaliyetlerimizin büyük kısmı hem yurt içinde hem de yurt dışında paralel yürütülmekte. Bu yıl yirmi ülkede gerçekleşen kurban organizasyonu gibi. Anadolu’dan gelip İstanbul’da okuyan öğrencilerin evlerine destek mahiyetinde gıda ve nakit yardımları yapıyoruz. Yurt dışında yine başta Filistin olmak üzere, Habeşistan, Darfur, Mescid-i Aksa, Filistin Mülteci Kampları, Keşmir gibi İslam coğrafyasının mağdur beldelerinde, Ramazanda kumanya, iftar ve giyim; kurban bayramında da kurban kesmek gibi çalışmalarımız oluyor. Mesela 2007’de Türkiye dâhil 12 ayrı ülkede 14 ayrı bölgede, 2008’de ise 20 ayrı ülkede 22 ayrı bölgede 38 gönüllü dostumuzla birlikte kurban organizasyonu gerçekleştirdik.

Yardımeli Derneği’nin geçen yıl başlattığı “Kardeş Aile” çalışmasının son Gazze saldırısı üzerine büyük bir artış sağladığını görüyoruz. Yardımeli Derneği ile özdeşleşen “Kardeş Aile” çalışmasının nasıl başladığını ve bugün geldiği noktayı okuyucularımız için anlatır mısınız?

SD: 2007 Mart ayında derneğimizi kurduğumuzda, o günkü şartlarda ilk toplantılarımızdan itibaren bir proje yapalım, bu proje hem derneğimizin baş projesi olsun, madem bizler kardeşiz, hem yaşadığımız coğrafyada hem de İslam coğrafyasının ihtiyaç duyan bölgelerinde kardeş aile projesi yapalım diye düşündük. Uzunca bir zaman konuştuktan sonra projenin alt yapısını oluşturmak için hem Türkiye’de hem de yurt dışında çeşitli araştırma, inceleme ve gezilerimiz oldu. Projemizin ilk adımının derneğimizin ilk kurulmasıyla birlikte dört ülkede başlamasında karar aldık. Türkiye, Filistin, Filistin mülteci kampları, Etiyopya – yani Habeşistan- ve Pakistan-Keşmir’de kardeş aile projesini başlattık. Projeyi 24 Mayıs 2008’de yaptığımız uluslar arası bir programla kamuoyuna duyurduk. O günden itibaren de kardeş aile kayıtlarımızı başlattık. Yönetim kurulu olarak projeye başladığımızda hedefimiz ilk etapta 500 kardeş aileyi buluşturmaktı, fakat bu rakam kısa zamanda bine ulaştı. 27 Aralık 2008’de Siyonist İsrail’in Gazze’ye saldırması üzerine acilen toplanan yönetim kurulumuz Gazze’ye acil yardım ulaştırma kararı alarak, her Gazzeli aileye bir kardeş aile bulunması için yoğun bir çalışma başlattı. Elbette, Gazze ya da Filistin bizim için diğer coğrafyalardan farklı. Bunu hassaten belirtmek istiyorum. Filistin’e tarihi bağlarımızla bağlı olmakla birlikte bizim iman coğrafyamızın bir parçasını oluşturması hasebiyle ilk günden itibaren Gazze için özel bir ekip kurduk. En kısa zamanda, İstanbul, Kahire, Ariş, Gazze koridorunu kurarak acil yardımların ulaşması için öncelikli olarak yönetim kurulundaki kardeşlerimizle birlikte acil yardım koridoru kurarak Gazze’ye yardımlarımızı ulaştırmaya başladık.

Gazze’ye özel ‘Kardeş Aile’ çalışması nasıl bir sonuç verdi?

SD: 27 Aralıktan itibaren üç ay içerisinde yalnızca Gazze için kardeş aile kaydı yapacağımızı duyurmuştuk. Nisan ortası itibarıyla toplam 5750 kardeş ailemiz oldu. Bu rakamın 5 bine yakını 27 Aralık’tan bugüne kadar sadece Gazze için kaydedilmiş olanlardır. Daha önce 2008 yılı içerisinde yapılan kayıtlarda da Gazze için yaklaşık 350 kardeş ailemiz olmuştu.

Kardeş Aile çalışmasını neden bu kadar önemsiyorsunuz?

SD: Biz kardeş aile çalışmasıyla olayın sadece ekonomik boyutuna bakmıyoruz. Yurt dışında bulunan kardeş ailelerimizi ziyaret ederken de çok net gördük. Veren kardeş aileler bize mektuplar veriyor, biz de bunları tercüme ederek alan kardeş ailelere gönderiyoruz. Alan kardeş ailelerden gelen mektupları da dernekte Türkçeye çevirerek veren kardeş ailelere iletiyoruz. Burada ekonomik boyutun ötesinde gerçekten kalbe ve beyne de hitap edecek bir kardeşlik bilincinin oluşmasına gayret ediyoruz. Bu ailelerin birbirlerini dönem dönem ziyaret etmesini de teşvik ediyoruz. Mesela, son Keşmir ziyaretimizde veren kardeş ailelerimiz de vardı. Veren kardeş ailelerimizle alan kardeş ailelerimizin buluşma anı gerçekten çok duygulu oluyor. Hakikaten o anı yaşadıktan sonra bu projenin ne anlam taşıdığını daha iyi anlama fırsatı buldum. Kardeş aile çalışmasının bu tür yönleri var, böyle kardeşlik köprülerine vesile oluyor. Gazze’de bulunduğumuz dönemde de aynı tecrübeyi yaşadık. Gazze Sosyal İşler Bakanı Sn. Ahmed el-Kurd ile yaptığımız görüşmelerden sonra kendi bakanlığı bünyesinde bir ofise sahip olduk. Şu anda Gazze’deki ailelere yönelik çalışmalar bu ofisten yürütülüyor. Bizlere bu imkânı sağlayan muhterem Ahmed el-Kurd’a Kur’ani Hayat Dergisi aracılığıyla da teşekkürlerimi sunuyorum.

Keşmir’e olduğu gibi Gazze’ye de Kardeş Aile ziyaretleri gerçekleştirmeyi planlıyor musunuz? Bir de alan kardeş aileleri seçerken hangi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz?

SD: Bizler önümüzdeki dönemde Filistin s nır kapılarındaki ambargo kalkar kalkmaz Gazze’de veren kardeş ailelerle alan kardeş ailelerin birbirleriyle buluşacağı bir program düzenlemek istiyoruz. Alan kardeş aileleri belirlerken göz önünde tuttuğumuz bazı önceliklerimiz var. Özellikle Filistin’de uyguladığımız bu yöntemde, önce şehit aileleri, daha sonra yaralısı bulunan aileler, daha sonra evi yıkılanlar kardeş aile olarak kaydediliyor. Çalışmayı yürüttüğümüz diğer ülkelerde de öncelikli olarak yetim çocuğu olan ailelerinden başlıyoruz. Bu şekilde bir mağduriyet sıralamamız var.

Kardeş aile çalışmasına destek veren aileler daha çok yurt içinden mi yurt dışından mı? Bu çalışmanın hedefi ve kapsamı önümüzdeki süreçte genişletilecek mi?

SD: Şu ana kadar kırkı aşkın ülkeden veren kardeş ailelerimiz oldu. Amerika’dan, Avusturya’dan, Kanada’dan, Estonya’dan, Yunanistan’dan, Azerbaycan’dan, Bulgaristan’dan, ülkemizin her ilinden kardeş ailemiz var. Önümüzdeki dönemlerde Avrupa’da da şu an görüşmeler yürüttüğümüz bir partner kuruluşla çalışacağız. Avrupa’da veren kardeş ailelerimiz olduğu gibi alan kardeş ailelerimiz de olacak. Kardeş aile projesi yalnızca İslam coğrafyasında uygulanacak bir proje değil. Kardeş aile projemizi mağdur olmuş diğer coğrafyalara da zamanla taşıyacağız. Kardeş aile projesinde insanların kimliklerinden ziyade mağdur olmuş olmaları bizim için yeterli gerekçedir. Şu an itibariyle başvurusunu yapıp da onaylanmasını beklediğimiz üç ülkemiz bulunmakta. Bunlar Darfur, Somali ve Irak’tır. Hedefimizde 2010 yılına kadar başta Çeçenistan olmak üzere diğer Kafkas ve Balkan ülkelerinde de kardeş aile projesini faaliyete geçirmek var.

Kanayan coğrafyamızda gerçekleştirdiğiniz çalışmaların ne gibi yansımaları oldu? Bu çalışmalar yeni açılımlar getirdi mi?

SD: Ümmetin veren elleriyle alan ellerini kaynaştırmanın güzel bir örneği oldu “Kardeş Aile” çalışması. Başka ülkelerden de bu programımız beğenilerek bizden talep edildi, şuan da üzerinde çalışıyorlar. Kardeş ailelerimizden biriyle ilgili bir anımı sizinle paylaşmak istiyorum. Filistinli kardeş ailelerimizden bir tanesi burada veren kardeş ailenin göndermiş olduğu meblağ ile kendine ve kızlarına birer salça makinesi almış. Daha sonra kendi imkânları ile biber salçası üretmeye başlıyorlar. Bu salçayı daha sonra Hollanda’ya ihracat yapan bir firmaya satmaya başlamışlar.

Böylece durumları düzelmeye başlayınca bize alan kardeş aile edinmek istediklerini bildirdiler. Kardeş aile çalışmasının bu tarz güzel dönüşleri de oluyor. Oİ: Ben de bir anımı paylaşayım: Habeşistan’daki partner kuruluşumuzun yetkilisinin bize “Yardımeli Derneği’nin iki sene sonra şu andaki mevcut kardeş ailelerinin hiçbir tanesi olmayacak” dedi. Biz de doğrusu ilk etapta şaşırdık, nedenini sorduk. “Çünkü sizin kardeş aile çalışmanız çerçevesinde yapmış olduğunuz yardımlarla o insanlar, bir kısmıyla günlük ihtiyaçlarını karşılarken diğer bir kısmıyla da kendilerine küçük de olsa bir iş kuruyorlar. Biz de onlar kendi geçimlerini sağlamaya başladığı andan itibaren kardeş aileleri değiştireceğiz” dedi. Bunun gibi birçok güzel örnek var.

Ben veren kardeş ailelerle ilgili bir güzelliği de anlatmak istiyorum. İmkânı olan kardeş aile edinir, bu elbette güzel bir şey. Fakat Gazzeli, Habeşistanlı, Türkiyeli bir kardeş aile edinmek için hiç imkânı olmadığı halde ayda 20 TL gönderip nasıl yaparsanız yapın, lütfen, ben de kardeş aile edinmek istiyorum, diyen biri bizi çok duygulandırdı. Keza on öğrenci bir araya geliyor, ya da bir okulda bir sınıfın öğrencileri bir araya gelip bir kardeş aile ediniyor. Mesela İstanbul Eyüp İmam Hatip Lisesi’nden bir sınıf bir araya gelerek bir kardeş aile edindi. Hanımların kendi aralarında yaptığı gün toplantılarından elde ettikleri meblağ ile kardeş aile edinen ailelerimiz var. El işi yapıp bunu çevresine satarak kardeş aile edinen kardeşlerimiz var. Doğuda bir köyde on kişi bir araya gelip, belki kendilerinin de ihtiyacı olduğu halde kardeş aile edinebiliyor. Memurlardan, işçilerden de birçok insan birbirleriyle de kardeşlik dayanışması yaparak yeni bir kardeş aile edinebilmekte. Bunlar Müslümanların kardeş olduğunu derinden hissetme açısından çok güzel örneklerdir. SD: Şu anda Beylikdüzü’nde amelelik yapan on kişi bir araya gelerek bir kardeş aile edindiler. Başka bir yerde bir kardeşimiz iş yerinde öğle yemeklerini yemeyip evden sefer tasıyla yemeğini getirerek öğle yemeğinin ücretini elden alarak onunla bir kardeş aile edindi. Bu ve buna benzer çok güzel yansımaları var Kardeş Aile çalışmamızın.

Tüm ilişkilerin güven üzerine kurulduğu son derece hayırlı ve bir o kadar da hassas bir alanda hizmet veriyorsunuz. Seçimlerden önce yeniden gündeme getirilen “Deniz Feneri” davasıyla bazı medya kuruluşları ile malum siyasilerin, esasında tüm yardım kuruluşlarını töhmet altında bırakmak istediği açıkça görüldü. Sizin bu olaya bakışınız ve derneğin bu gibi ithamlara muhatap olmaması için ne gibi hassasiyetleriniz ve tedbirleriniz var?

SD: Tabii biz Deniz Feneri Derneği davasının boyutlarını bilmiyoruz, ama bildiğimiz şu var: Hayır alanında hizmet etmek için yola çıkmış bir sivil toplum kuruluşu olarak tanıdığımız Deniz Feneri yetkilileri ile görüşmelerimizden bu olayın tamamen bir düzmece olduğu, bu olayın siyasi boyutlarının olduğu, farklı boyutlarının olduğu ve sırf sözün başında söylediğimiz “İslam bir hayır medeniyetidir” fikrinin karşıtı bir durum olduğunu görmekteyiz. Çünkü şöyle bir teklif geldiğini öğrendik: Deniz Feneri Türkiye’de yardım konusunda çok önemli bir noktada, yardımlarınızı gelin BM’nin farklı fonları üzerinden yapın denildi. Fakat Türkiye’deki STK’lar buna hiçbir zaman yanaşmadı, yanaşmayacak da… Kanaatime göre işin özü bu. Müslüman bir insan malı kendi mülkü gibi gören batılı insandan farklı olarak onun bir emanet olduğu bilinciyle hareket etmeli. Yardımeli Derneği’ne destek veren insanların bu duyarlılığa sahip olduğunu düşünüyoruz. Ancak, bu yeterli mi sizce? Sizin aracılığınızla yardımlarını ileten bu duyarlı insanlar ‘verdim kurtuldum’ deyip bırakıyor mu, yoksa verdiği yardımın nereye ne zaman ulaştığını takip ediyor mu? Bu takibi mümkün kılan bir sistem kurabildiniz mi? SD: Şeffaflık ilkesini çok önemsiyoruz. Biz ‘ver ama gerisini sorma’ demiyoruz. ‘Ver ve sorgula’ diyoruz. Bu hususu mutlaka derginiz aracılığıyla da iletmek istiyoruz. Derneğimize bağışta bulunan hayırsever kardeşlerimiz lütfen Yardımeli Derneği’ne yapmış oldukları bağışları sorgulasınlar.

Biz bu türlü sorgulamalara şeffaf bir şekilde hazırız. Bize yapılan yardımların takip edilmesi konusunda bir talebimiz var. Bu konuda derneğimize ulaşan çok az müracaat var. Verdiği yardımın nereye ulaştığını sorgulayanların oranı yüzde beşlerden daha az sayıda. Biz bu oranın yüzde doksanlarda olmasını arzuluyoruz. Bununla ilgili hazırlıklarımızı yapmaktayız. Yardımeli Derneği, yapmış olduğu tüzükle yasal bir sorumluluğa sahip olduğu gibi manevi bir sorumluluğa da sahiptir. Bize bağışta bulunmuş olan kardeşlerimizin kalplerinin bu konuda mutmain olmasını istiyoruz. Yardımeli Derneği’nin kuruluş aşamasında açıkladığı ilkelerini kısaca hatırlatabilir misiniz? Oİ: Derneğimiz en başından beri ilahi sınırlara riayet, emanete sadakat, ahde vefa, şeffaflık, insan onuruna hürmet, redd-i asabiyet, redd-i siyaset, davet ve ülfet, muavenet gibi ilkeleri önemseyerek faaliyetini yürütmektedir. Bu ilkelerin ve hedeflerimizin detaylı izahını arzu edenler www.yardimeli.org.tr adresinden okuyabilirler. Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Eklemek istediğiniz herhangi bir husus var mı? SD: Bize yardım eden hayırseverlere çok teşekkür ediyoruz. Yardımlarını sürdürmelerini bekliyoruz. Gönüllü olarak hizmet edebilecek kardeşlerimize kapılarımızın her zaman açık olduğunu ifade ediyorum. Başbakan İsmail Heniye’nin, Halid Meş’al’in ve bazı Filistinli kurum ve kuruluşların teşekkürlerini ve selamlarını bağışçılarımıza derginiz yoluyla iletmiş olalım.

Yardımeli Derneği olarak burada şunu da belirtmek istiyoruz. Özellikle Gazze saldırılarının başladığı günden beri çok yoğun bir şekilde kardeş aile başvuruları oldu. Biz bu dönemde kardeş aile ile ilgili çok uzun mesai ayırmış olmamıza rağmen şu ana kadar henüz geri dönüş yapamadığımız kardeş ailelerimiz var. Allah nasip ederse Mayıs ayının bitimiyle ulaşılmamış, bilgilendirilmemiş veren kardeş ailemiz kalmayacak. Ayrıca Mart ayı itibarıyla da ödemesi yapılmamış kardeş aile kalmamıştır. Veren kardeş ailelere buradan gösterdikleri hassasiyetten dolayı şükranlarımızı iletiyoruz. Bizim bu coğrafyamızda yaşayan insanlar için çok kıymet ifade etmeyen bu rakamların alan kardeş aileler açısından büyük bir anlam ifade ettiğini vurgulamalıyız. Özellikle manevi olarak, dünyanın birçok coğrafyasından kendilerini hiç tanımayan, görmeyen insanların kendilerini yürekten desteklemeleri, onları kardeş edinmeleri, dolayısıyla maddi olarak imkânları ölçüsünde her ay düzenli para göndermeleri onlar açısından büyük bir olay olmaktadır. Özellikle Keşmir’de ve Habeşistan’da, veren kardeş ailelerin gönderdiği bu rakamların bir ailenin aylık geçimini sağladığını müjdeleyebiliriz. Filistin’de ve Filistin mülteci kamplarında da dünyadan gelen manevi desteğin yanı sıra bir de böyle bir maddi desteğin de farklı bir anlam kazandığını ziyaretlerimiz esnasında bize ilettiler. Oİ: Mensubu olduğumuz hayır medeniyetinin yeniden inşası ve tüm dünyada yaygınlaşması, hem bizim coğrafyamızda hem de diğer coğrafyalarda dayanışma bilincinin ahlaka dönüşmesi için Yardımeli Derneğimiz çalışmalarını devam ettirecektir.

Yeryüzünde Hakkın ve adaletin hâkim olması iyiliğin her yere yayılıp, kötülüğün ortadan kalkması nerede olursa olsun, kim olursa olsun muhtaç ve mazlum tüm ihtiyaç sahibi insanlara ulaşma noktasında yine çalışmalarımıza devam edeceğiz. Biz insanlıkta eş, Müslümanlıkta kardeş olmanın gereği kardeşlik bilinci gereği iyilik ve takvada yarışın, günah ve düşmanlıkta yarışmayın ilkesini düstur edineceğiz. Efendimiz’in (s) “Bir hayra rehberlik eden onu bizzat yapmış gibidir.” müjdesine nail olmak için yine yardımlarımıza devam edeceğiz. Toplumun temel taşı olan ailenin ve insanlığın cehalet, mağduriyet, yoksulluk ve yetimlik karşısında ezilmesine engel olmak için yardımlarımızı devam ettireceğiz. yine tüm toplumların bir parçası olan engellilerin kendilerinin özürle, özürlülerin de kendileriyle imtihan edildiği bu kardeşlerimizin yürüyen ayağı, gören gözü, tutan eli olup onlara yardımlarımızı inşaAllah ulaştıracağız. Yeryüzünün her parçasında yardımlaşmanın, dayanışmanın, kurumlar arasında iş birliği oluşturmanın ve toplumlar arası dayanışmaya öncülük etmenin gayreti içinde olan derneğimiz, imkânları ölçüsünde insani ve mali kaynaklarını acil yardımların akabinde öncelikle eğitim alanında kullanma çabası ve azmi içerisindedir.

Kurani Hayat dergisine bize bu fırsatı verdiği için Derneğimiz, genel kurulumuz, yönetim kurulumuz ve çalışanlarımız adına teşekkür ediyoruz. Kur’ani Hayat Dergisi’ne de yayın hayatında başarılar diliyoruz.

F. GÜNGÖR, M. BAYKUL