Yanlış Anlaşılan Bir Sapkın: “Aryus”

Dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olan Hıristiyanlık asırlara damgasını vuran tarihi bir serüvene sahiptir. Hıristiyanlığın günümüze kadar ulaşan etkilerinin doğru yorumlanabilmesi için her şeyden önce tarihi gerçeklere sadık kalınarak aktarılması/anlaşılması gerekir.

Tarih : Agustos 04, 2017
Sayı : Temmuz-Ağustos 2017
Konu : Deneme
Yazar :Fehmi İlkay ÇEÇEN

 

Dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olan Hıristiyanlık asırlara damgasını vuran tarihi bir serüvene sahiptir. Hıristiyanlığın günümüze kadar ulaşan etkilerinin doğru yorumlanabilmesi için her şeyden önce tarihi gerçeklere sadık kalınarak aktarılması/anlaşılması gerekir. Aslında her konuda yapılması gereken budur. Tarihi, özellikle de dinler tarihini yanlış okursak geleceğimize yanlış yön verip, sonu gelmez tartışmaların kapısını aralamış oluruz. Bu yazımızda Müslümanlar arasında yaşayan “Muvahhid Aryus” algısının eleştirisini yapıp okuyucuyu gerçeklerle baş başa bırakacağız.

Doğru Bilgiyi Paylaşmanın Önemi

Adaleti ayakta tutup doğruyu eğip bükmeden net bir şekilde söylemek Allah’ın emridir.  Gerçek bilgi kendi çıkarlarımızla çatışsa bile Allah rızası için doğruyu konuşmak zorundayız. Gerçekleri herkesten gizleyebilirsiniz ancak Allah’tan hiçbir şey gizli kalmaz.  Yüce Kur’an şöyle buyurur:

“Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Nisa, 135)

Bir insanın Allah’a saygı duyduğunun ve güvendiğinin gerçek kanıtı doğruyu savunup söylemesinden anlaşılır. Bu yüzden Kur’an bize şu mesajı verir:

“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sözün doğrusunu söyleyin.” (Ahzab, 70)

Bir topluma öfke duymamız onların hukukunu yok saymamızı gerektirmez. Duygusal davranıp sevmediğimiz kimselerin haklarını yiyemeyiz:

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Âdil olun; bu takvâya daha yakındır. Allah'tan sakının. Çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide, 8)

Gerçekler hoşumuza gitse de gitmese de bir fotoğraf makinesinin çektiği resim gibi hakikati çarpıtmadan ortaya koymalıyız. Kur’an’ın yaşamın her alanında doğru bilgiye ve adalete verdiği önem gayet açıktır. Kur’an, yalanın ve çarpıtmanın hiçbir türüne asla geçit vermez. Vahyin bize verdiği bu ilkeleri hatırlattıktan sonra şimdi konumuzun detaylarına geçebiliriz.

İslam Düşüncesinin Aryus Algısı

Müslüman gelenekte Aryus tek tanrı inancını savunan mücahit gibi gösterilir. Aryus, Hz. İsa’nın Allah’ın kulu ve elçisi olduğu inancını canını verme pahasına savunduğu kabul edilir. Müslümanlara arasında Aryus ve Aryanizm hakkında çeşitli değerlendirmeler şöyledir:

“Eflâtunun ortaya atdığı teslîs [Trinite] fikri, ilk yazılan dört bozuk İncîlde yer almışdı. Kostantin, bu teslîs fikrini de yeni İncîle koydurdu. Aryüs ismindeki bir papas, bu yeni İncîlin yanlış olduğunu, Allahın bir olup, Îsâ aleyhisselâmın, Onun oğlu değil, kulu olduğunu söyledi ise de, bunu dinlemediler, hattâ aforoz etdiler. Aryüs Mısra kaçdı ve orada tevhîdi nesr etdi ise de, öldürüldü.”[1]

“Büyük Kostantin, putperest iken, (m. 313) de Hristiyanlığı kabul etmişdi. 325 de, İznik’de, 318 papazı toplayıp, bütün İncillerin birleşdirilerek, bir İncil yazılmasını emr etmiş ise de, papazlar, dört İncil bırakmısdı. Bunlara eski putperestlikden de birçok sey sokulmusdu. Noel gecesinin yılbası olmasını da kabûl etmis, Hristiyanlık resmî bir din olmusdu. [Îsâ aleyhisselâmın İncil’inde ve Barnabasın yazdığı İncil’de, Allahü teâlânın bir olduğu yazılı idi.] İstanbul piskoposu Atnas, teslis tarafdârı idi. Aryüs ismindeki bir papaz, dört İncilin yanlış olduğunu, Allahü teâlânın bir olduğunu, Îsâ aleyhisselâmın, Onun oğlu değil, kulu ve Peygamberi olduğunu söyledi ise de, dinlemediler. Hattâ aforoz etdiler. Aryüs tevhîdi nesr etdi ise de, çok yasamadı.”, “… Teslise inananlara gâlip gelmek üzere iken, mîlâdın 336 târîhinde şiddetli bir ağrıdan ansızın vefât etmisdir.[2]

(Okuduğumuz altı çizili iki yer aynı yayın evinden çıkmış iki farklı kitaba aittir. Birinde Aryus’un öldürüldüğü, diğerinde ise ani bir rahatsızlık sonucu doğal yoldan vefat ettiği yazılıdır. Biri diğerini tutmayan iki senaryo ile karşı karşıyayız. Hakikat Kitapevinin icat ettiği bu senaryoların hangisi hakikat? Kendileri içlerinde çelişki ve yalan barındıran bu zihniyet insanlığı nasıl aydınlatacak? Bu soruların cevabını okuyucunun vicdan ve mantığına havale ediyoruz.)

“…Nihayet 300’lü yıllara gelindiğinde Pavlusçu Hristiyanlık, Apostolik Kilise’nin çıkardığı yeni bir problemi, “Arius fitnesi”ni konuşuyordu. İskenderiye’de bir kilisede görevli olan Arius da önceki muvahhidler gibi teslis inancına karşı çıkıyor, Allah’ın birliğini ve Hz. İsa a.s.’ın bir peygamber olduğunu haykırıyordu...”[3]

“…Başlangıçta İskenderiye papazlarından olup Aryan mezhebinin sahibi olan Aryos ve taraftarları gerçekten muvahhid (Allah'ı birleyen) idiler. Bunlar İsa (a.s.)'ın bir kelimetullah (Allah'ın kelimesi) olduğunu ve fakat Allah'ın aşağısında olup mahlûk (yaratılmış) olduğunu ve Hz. İsa'nın bir ilâh değil yaratılmış olgun bir insan olduğunu benimsiyorlardı…”[4]

“…Hıristiyan mezheplerinden birisi de Ariusçuluktur. Arius, İskenderiye’de piskoposu idi. O mücerret (içerikten yoksun) bir tevhid inancına sahip olup İsa peygamberin Tanrı tarafından yaratılmış bir kul ve gökleri ve yeri kendisi vasıtasıyla yarattığı bir kelime olduğunu öne sürmekte idi…”[5]

“…Bizans İmparatoru Konstantin önceleri putperestken, sonradan Hıristiyan oldu ve bütün İncillerin birleştirilmesini emretti. Konstantin, İncil’e önceki dini olan putperestlikten de bazı şeyleri sokturmuştu. Aryüs, bu yeni İncil’in yanlış olduğunu, Allah’ın bir olup, İsa aleyhisselamın onun oğlu değil kulu olduğunu söyledi. İznik’te 325’te toplanan papazlar, Aryüs’ü aforoz ettiler, Aryüs Mısır’a kaçtı. Aryüs’e bağlı olanlar yok edilmeye başlandı. Konstantin pişman olup Aryüs’ü İstanbul’a davet ettiyse de gelirken öldürüldü.”[6] Konsilden sonra bir milyon Hıristiyan öldürüldü.[7]

“Ariusçuluk-Arianizm: Teslisi kabul etmeyip tevhide inanan eski hıristiyan gruplardan biri. Muvahhid papaz Arius’un izinden giden tevhide inanan hıristiyanlık. IV. Yüzyıl ve sonrası hıristiyanlığında büyük tartışmalara yol açan ve katolik kilisesince sapıklık sayılan İskenderiye’li papaz Arius’un, Hz. İsa’dan beri, papalığın ve sonraları devletin tüm baskılarına rağmen devam edegelen tevhidî çizgideki Hristiyanlık Ariusçuluk veya Arianizm diye isimlendirilir. Bu inanca göre, Hz. İsa, kesinlikle bir tanrı değil; peygamberdir…”[8]

“Aryus aynı zamanda Hz. İsa’nın da asla Tanrı olamayacağını savunmuştur. Şöyle ki; Hz. İsa’nın var olmadığı bir zamanı düşünmek imkânsız değildir; fakat Tanrı’nın zamanda bir başlangıcının olduğunu düşünmek hayal etmek imkânsızıdır. Buna göre İsa, Tanrı değil de, Tanrı tarafından yaratılmış bir beşerdir; fakat diğer insanlar gibi yaratılmış olmasının yanı sıra bir peygamber olması hasebiyle bir takım üstün meziyetlere haizdir. Ayrıca İsa, diğer insanlar gibi beşeri tabiata sahipti ve bir beşer olması hasebiyle de Tanrı’nın hoşnud olup olmayacağı fiillerde bulunma noktasında özgürdü. (…) Aryusçu öğretinin bu temel ilkeleri, bu gün de pek çok muvahhid Hıristiyan’ın dünya görüşünün temeline oturmaya devam etmektedir.”[9]

“Tarihi bilgiler Hıristiyanlık ortaya çıkıp hakimiyet tesis edene kadar Hz. İsa (aleyhisselam)’ın bağlıları olan muvahhid/mü’min İsevi topluluklar bulunduğunu ortaya koymaktadır. Roma İmparatorluğu’nun gücüyle miladi 325’te İznik Konsili’nde devre dışı bırakılan Ariyüs ve takipçileri bu çizginin gözde takipçileridir…”[10]

“İznik konsili, öncesinde de tevhidi savunan Hristiyan din adamlarının önemli tartışmalara yol açtıkları görülür. Bu süreçte afaroz edilen Arius bunların arasında en çok tanınanı olmakla birlikte pek çok tevhid savunucusu bulunduğu biliniyor. İskenderiye’de yaşayan Arius ve çok sayıda din adamı Tevhid yanlısı idi. İnanışlarının (resmen) sorulması üzerine Arius ve bazı Hristiyan din adamlarınca kaleme alınan ve 13 din adamı tarafından imzalanan bir deklarasyonda Hz. Îsâ’ya ilah denilmesine karşı çıkılmaktadır. Hz. Îsâ’nın yaratılmış olduğu ve bir peygamber olduğu gerçeği ilan edilmektedir.”[11]

Yukarıdaki geçtiği şekilde olmasa da Aryus’u tevhitçi gösteren başka araştırmacılar da bulunmaktadır.[12] Aşağıda göreceğimiz üzere tarihi belgeler ortaya konduğunda Aryus’un sanıldığı gibi tevhitçi olmadığı anlaşılmaktadır.

Aryus Kimdir, Öğretileri Nelerdir?

Aryus’un doğduğu yıl kesin belli olmayıp 280 yılından önceki bir tarihte Kuzey Afrika’da (Libya) dünyaya geldiği var sayılmaktadır. Doğum tarihi olarak verilen 250 yılı da kesin değildir.[13] 314 veya 1313 yılında İskenderiye piskoposluğunda rahip olduğu tahmin edilmektedir. Uzun boylu, zayıf, gri saçlı bir hatip olan Aryus, mantıkçı olduğu gibi de şairdir. Başarılı bir kilise yöneticisi olduğu için çok sayıda kişinin dikkatini çekmiştir. Şiirsel ilahiler şeklinde vaazları kadınları, liman işçilerini ve çocukları kiliseye çekiyordu. Antakyalı Lukianos’un talebesi olan Aryus’un, inancını anlattığı Thalia/Şölen isimli bir de şiir kitabı mevcuttur.[14]

Daha çok itikadi tartışmalarda adı geçen Aryus’un İznik konsili öncesi yaşamı hakkında çok fazla bilgi yoktur olanlar da kesin değildir. Aryus’un öğretileri kendisinden sonra Aryanizm olarak yaşamış ve zaman içinde farklı kollara ayrılmıştır. Kuzey Afrika ve Kuzey Avrupa ülkelerinde Aryusçu akıma benzer inanışları taşıyan toplumlara geçmişte ve günümüzde rastlanmaktadır.[15] Yehova Şahitleri için tam olarak Aryusçu diyemesek bile Aryusçu anlayışa çok yakın olduklarını ifade edebiliriz.

Aryus teslis inancını reddetmez kendisine göre yorumlar ve İsa’nın Allah ile yaratılmışlar arasında yarı tanrı pozisyonunda olduğunu savunur,[16] zati açıdan Allah’a benzer olduğunu iddia eder.[17] Aryus ile kilisenin ihtilaf ettiği nokta tam olarak burasıdır. Aşağıda yapacağımız alıntılar Aryusun itikadını ve oluşan ihtilafı daha da anlaşılır hale getirecektir:

“İznik Bildirgesi, Arius’un Öğretişini kesin bir dille çürütmek için Mesih’in Baba’yla aynı özü paylaştığını vurgulamıştır. Arius’la ilgili tartışmalar,  Hıristiyanlık öğretisi tarihinde ünlü olan iki sözcükle ilgiliydi: Homoousios (aynı doğa) ve Homoiosios (benze doğa). Aradaki fark,  bu terimlerin başındaki Grekçe öneklerde yatar. Homo aynı, homoi ise benzer anlamına gelir. Arius Mesih’in evrendeki tüm unsurlardan önce yaratıldığını, doğaüstü ve göksel bir varlık olduğunu söylüyor, hatta doğasının Tanrı’ya benzer olduğunu belirtiyordu. Bu açıdan Arius, homoiosios terimini benimsemiştir.”[18]

“…Arius, Tanrının birliğini ve Tanrısal monarşizmi değerlendiriyordu. Kelimenin tam anlamında Baba, yegane Tanrıdır. O yegane gerçektir. Tanrının tek başına olduğu bir zaman dilimi vardır. Belli bir anda iradesiyle ve kararı ile Oğul’u yoktan yarattı veya meydana getirdi. İşte o zaman, zaman ve çağların ard arda gelişi başlamıştır…”[19]

“… Rahip (Arius) Doğuda yaygın olan “önceden var olma” –Tanrı zamanın başlangıcından önce İsa’yı tasavvur etti ve sonra onu kâinatı yaratmak için kullandı- görüşünü kabul etmekteydi. (…) Arius; İsa’nın Tanrıyla insan arasında bir mertebede bulunan bir yaratılmış olduğu fikrini ortaya atmıştı. (…) Arius İsa’nın kutsallığını inkâr ediyor muydu? Hayır. İster doğası gereği kusursuz olsun ister Tanrı’nın emrine tabi ya da onun eşiti olsun, Tanrı onu hükmetmesi için cennette kendi katına yükseltmişti ve onun bir benzeri yoktu.”[20]

“Aryanizm olarak bilinen tanrıbilimsel akım İskenderiyeli (Mısır) rahip Aryus’tan adını almaktadır: temel olarak Oğul’un, Baba’nın tanrısallığına katılmayıp, Baba’ya bağımlı olduğunu ileri sürüyordu. Oğul, Baba’nın sadece ilk ve en yüce yaratığıdır, çünkü var olmadığı bir zaman olmuştur.”[21]

“Aryus, hem teslisi hem de İsa’nın Allah’ın Oğlu olduğunu kabul ediyordu. Ancak İsa Mesih’in Allah gibi “Başlangıçsız” olduğunu kabul etmiyordu, aralarındaki fark buydu.”[22]

“… Ona (Arius) göre, Oğul, Baba'nın bir yaratığı idi. Önceden ezeli olarak mevcut değildi. Bunun için Oğul'a ancak dolaylı olarak Allah diyebiliriz diyordu Arius…”[23]

“Aryus’a göre İsa Meshi ne tam anlamıyla Allah, ne de sadece insandır: Allah’ın özünden gelen ilk ve en yüce yaratığıdır. Bazı eserlerde ileri sürüldüğü gibi Aryus hiçbir zaman “İsa Allah’ın Oğlu değildir, kuludur aynı zamanda da resulüdür. Sizin, bizim gibi insandır, bunun haricinde hiçbir şey değildir” demedi.”, “ Aryus bizim inandığımız İncil’e inanıyor, İsa’nın Tanrılığını da kısmen kabul ediyordu[24]

“Arius’a göre, İsa Mesih ne tam anlamıyla Allah, ne de tam anlamıyla insandı, ancak Allah’ın, kendi özünden yarattığı ilk ve en yüce varlıktı. İznik-İstanbul İman İkrarı, İstanbul Konseyi’nde 381’de tasdik edildi.”[25]

Kilise Babası Atanasyus İsa’nın her şeyi ile tanrı olduğunu ve Baba tanrı ile aynı özü/doğayı paylaştığını savunurken, Aryus İsa’yı tüm yaratılmışların üzerinde ancak Baba tanrının aşağısında yarı tanrı konumuna yerleştirir.[26] Aryus’un savunduğu fikirler yetişmiş olduğu İskenderiye Okulu’nda aldığı eğitimin sonucu olabilir. O, kendisinden önce benzer görüşe sahip olan kilise babalarının kanaatlerini daha sistematik bir hale getirmeye çalışmıştır.[27]

İznik konseyi işte bu itikadi kargaşayı sonlandırmak için toplanmıştır. Başka bir deyişle Atanasyus ile Aryus arasında teslis inancının nasıl anlaşılacağı münakaşası vardır. Yoksa bazı İslam tarihçilerinin düşündüğü gibi Aryus hiçbir zaman Kur’an’ın kast ettiği anlamda “İsa Allah’ın kulu ve elçisidir” dememiştir.

İznik Konsili ve Toplanma Nedeni

Roma imparatorları ilk üç asır boyunca Hıristiyanlara göz açtırmamışlar ve akla hayale gelmedik zulümleri Hıristiyanlara reva görmüşlerdir.[28] Hıristiyanlık devlet tarafından tanınmamasına rağmen toplum tarafından benimsenmiş, geniş taraftar kitlesi oluşmuştur. Bu durumun farkında olan İmparator Costantin iktidara geldiğinde önceki imparatorlar gibi davranmayıp, Hıristiyanlara yönelik yasakları kaldırdı ve Hıristiyanlığı resmen tanıdı.[29] Ancak resmi tanıma pek çok sorunu ve derin fikir ayrılıklarını su yüzüne çıkardı. Artık yer altına saklanma gereği duymayan ve zulmedilme tehlikesi ortadan kalkan Hıristiyanlar gizli yaptıkları tartışmaları açıktan yapabilecek emniyete ulaşınca bölünmeler/parçalanmalar hemen kendisini gösterdi.[30]

İmparatorluğun başkentinin neredeyse her köşesinde İsa’nın tabiatı konusu tartışılıyordu.  Nissalı Gregorios bu durumu şöyle anlatır: “Eğer bu şehirde bir esnafa gidip alışveriş yapmaya kalksanız sizinle Oğul Baba tarafından evlat edinilmiş midir edinilmemiş midir? diye tartışmaya başlayacaktır. Bir fırıncıya ekmeğin kalitesinden şikâyet etseniz fırıncı size Baba Oğuldan daha üstündür diye cevap verecektir ve hamama giden irine üstünü ört diyecek olsanız o da size Oğul hiçlikten (ex nhilo) yaratılmıştır diye cevap verecektir.”[31]

Ancak bu devirin en büyük görüş ayrılığına Aryus’un fikirleri sebep olmuştur. Aryus öylesine büyük bir tartışmanın fitilin ateşlemiştir ki, bölünmeler imparatorluğun iç güvenliğini sarsacak noktaya ulaşmıştır. Bu sorunu çeşitli girişimlerle önlemeye çalışan imparator başarılı olamayınca[32] ihtilafın giderilmesi ve ülkede sükûnetin sağlanması için İznik’te toplantı yapılmasına karar verdi.[33]

Daha sonra “I. İznik Konseyi” diye anılacak olan bu toplantı Hıristiyan âleminin ilk ekümenik/evrensel konsilidir.[34] Roma İmparatoru Büyük Costantin zamanında 325 yılının tahmini olarak Mayıs-Ağustos ayları arasında yapılan bu konsilin[35] etkileri günümüzde de sürmektedir. Konseyin toplanmasının nedeni ve ana gündem maddesi Aryus’un İsa’nın tabiatı hakkındaki açıklamalarıdır.[36] Dini bayramların takvimlerinde değişiklikler yapılması da konsilde konuşulan konular arasındadır.[37] Bütün bunlara ek olarak kilise teşkilatlanmasına yönelik yirmi kadar kanon belirlenmiştir.[38]

Bu konsilde Aryus ve karşıtları aynı İncilleri kullanmışlardır.[39] İncillerin, pek çok İncil içerisinden seçildiği Müslüman yazarlar tarafından iddia edilse de konsil karar ve kaynaklarında böyle bir bilgi yoktur.[40] Aryus’un fikirleri mahkûm edilince kitapları da yakılarak imha edildi muhtemelen bu durum Müslümanlar tarafından “gerçek İncillerin yakılması” olarak algılandı.[41]

Thomas Michel bu konuda şunları söyler: “İskenderiyeli iki tanrıbilimci olan Atanasyus ve Aryus arasında başlayan tartışma tüm Hıristiyan Kilisesine yayıldı ve İlk Ökümenik (Evrensel) Konsilin İznik’te toplanmasına neden oldu. Atanasyus (ö. 373) ve Aryus (ö. 336) Tanrı Kelâmının olmakla birlikte, Kelâmın doğasını farklı şekilde algılıyorlardı. Atanasyus’a göre İsâ’da beden alan Kelâm, yani Tanrı Sözü, ezeliydi, yaratılmamıştı ve baştan beri Tanrıyla birlikte idi. Aryus’a göre ise Tanrı Kelâmı ezeli değildi, Tanrı tarafından, evren yaratılmadan önce ama zaman içinde yaratılmıştı. Aryus’a göre İsâ’da ezeli, yaratılmamış Kelâm değil, bir yaratık beden almıştı. Tartışma Kilisede uyuşmazlıklara neden olduğundan, hangi ifadenin gerçeğe daha yakın olduğuna karar vermek üzere Konstantin İznik Konsilini topladı.  Konsil Atanasyus’ın ileri sürdüğü formülü onayladı ve Aryus’unkini reddetti.  Konsilin saptadığı ve imanın kısa özetini içeren Credo (Amentü - İman ikrarı)da Tanrı Kelâmının bir yaratıktan değil, Tanrının gerçek doğasından ileri geldiği belirtildi.”[42]

Aryus’un benimsediği amentü metni okununca şiddetli tepkiler gösterilmiş, önemli mevkilerde bulunan birkaç din adamı ve tarihçi dışında kimse Aryus’a destek olmamıştır.[43] Karşılıklı yoğun münakaşaların yapıldığı konsil sonunda oluşan/onaylanan ve bugün yüz milyonlarca Hıristiyanın kabul ettiği amentü metni şöyledir:

“Her şeye gücü yeten, görülen ve görülmeyen şeylerin Yaradanı olan bir tek Baba Tanrı’ya inanıyoruz; Bir tek Rab İsa Mesih’e de inanıyoruz: Tanrı’nın Oğlu, Baba’dan doğan, biricik Oğul, yani Baba’nın öz varlığından oluşan, Tanrı’dan Tanrı, Nurdan Nur, gerçek Tanrı’dan gelen gerçek Tanrı, yaratılmış değil, doğurulmuş, Baba’nın aynı öz varlığına sahip olan, Kendi aracılığıyla gökteki ve yerdeki her şey yapışmış, biz insanlar için ve kurtuluşumuz için gökten inmiş, insan bedeni almış ve insanlar arasında yaşamış, sıkıntı çekmiş ve üçüncü günde ölümden dirilmiş, göğe yükselmiş, dirilerle ölüleri yargılamaya gelecek olan O’dur; Ve Kutsal Ruh’a da inanıyoruz. Buna karşılık ‘Rab İsa’nın mevcut olmadığı bir devre vardı’, ‘O doğurulmadan önce yoktu’, ‘hiç yoktan meydana geldi’, ‘Tanrı’dan başka bir maddeden veya özden yaratıldı’, ‘değişebilir’ veya ‘başka bir hale gelebilir’ diye ileri sürenlere gelince, kutsal, evrensel ve havarilerin yolunda olan Mesih İnanlıları topluluğu onları lanetlemektedir.””[44]

Yukarıdaki amentü dikkatlice incelendiğinde her bir vurgu Aryus’a reddiye ve eleştiri taşır. Metin olduğu gibi Aryus’u ve Aryanizmi mahkûm etmek için tanzim edilmiştir.[45] Bu sonuca itirazların olduğunu ve alınan kararın tartışmaları bitirmediğini de ekleyelim.[46] Konseyin neden böyle bir metin ortaya koyduğunu anlayabilmek için Aryus’un savunduğunu öğretiyi bilmek gerekir.

Bilal Baş, Aryus’un İsa Mesih hakkındaki itikadi görüşlerini şöyle açıklar:

“Aryüsçülüğün temsilcilerinden Asterius’a göre Tanrının yaratıcı bir vasıta yaratması gerekliydi çünkü yaratılmış varlıklar onun doğrudan faaliyetinin ağırlığını kaldıramazdı. Tanrı Oğlu, Tanrının iradesi ile bağımsız bir varlık olarak yaratılmıştır. O kutsal metinlerde ‘hikmet’, ‘kelime’ gibi isimlerle ifade edilmektedir. Diğer bütün yaratılmışlar gibi onun da bir başlangıcı vardır. Başka bir ifade ile onun olmadığı bir zaman vardır (hadistir). Aryüs, Nicomedialı Eusebius’a gönderdiği mektubunda bu konuda şunları söyler: “Tanrı ve Oğlunun birlikte ezelden beri var olduklarını söylemek kabul edilemez. Tanrı Oğul’u öncelemelidir. Böyle olmadığı takdirde biz Oğul’un Baba’nın bir parçası olduğunu ya da ondan sudur ettiğini (emanation) ya da en kötüsü Oğul’un da doğurulmamış (agennetos) olduğunu kabul etmek durumunda kalırız.” Oğul, kendi yaratılışının gayesine uygun olarak önce zamanı ve daha sonra bütün mahlûkatı yaratmıştır.”

“Bunun yanında Tanrının diğer sıfatları da Oğula verilmiştir. Ne var ki bu sıfatlar Oğulda Tanrıda olduğu gibi değildirler. Çünkü Oğul tabiatı icabı bu sıfatları kapasitesi ölçüsünde kendisinde barındırabilmektedir. Bu nedenle o Baba’nın imajı ve Tanrı isimlerini hak etmiştir. O Tanrının kendini izhar etmesindeki vasıtasıdır. Bu nedenle ona tapılır (…) O sadece kendisine öğretilenleri bilebilir. Oğul kendisine verilen söz konusu özel konum nedeniyle Tanrı Oğlu ismine hak kazanmıştır. Ona Tanrı demek de yanlış olmayacaktır ancak onun Tanrılığı hiçbir zaman Babanın Tanrılığına eşit değildir.”

“Aryüs çok fazla değinmemekle birlikte Kutsal Ruh hakkında onun Oğul tarafından yaratılan yüce bir varlık olduğunu ve derece olarak da Oğul’dan aşağı ve diğer mahlûkattan yukarı olduğunu belirtmektedir. Böylece yukarıdan aşağı derecelenen bir teslis anlayışını kabul etmekte olan Aryüs teslisin uknumlarının kutlarının birbirinden farklı olduğunu söylemektedir.”[47]

Görüldüğü gibi Aryus teslisi ve İsa’nın Rab/Tanrı olduğunu kısmen kabul eder, sadece geleneksel Hıristiyanlıktan farklı yorumlar.[48] İznik konsili işte bu farklı yoruma itiraz için toplanmıştır. Yoksa Aryus ve karşıtları arasında başka sorun yoktu, aynı kilisesi kullanırlar, aynı ayinleri yaparlardı.[49] Konsilin toplanma sebebini İncillerin dörde indirilmesi olarak göstermek asıl gerekçeyi bilmemekten kaynaklana bir yanılgıdır. Bununla birlikte muvahhid/Müslüman bir Aryus’tan söz etmek imkânsızdır. Şayet Aryus, iddia edildiği gibi İsa Mesih için “Allah’ın kulu ve elçisi” deseydi İznik konsiline hiç kabul edilmez, hatta bu konsil hiç olmazdı.

Şunu da hatırlatmadan geçmek istemiyoruz. İznik konsili bütün İslami kaynaklardan ve Muhammed (as)’ın doğumundan en az 246 yıl önce yapılmıştır. Bu şu anlama gelir: konsil incelenecekse, toplanma sebebini ve sonuçlarını kayıt altına alan, olayı yerinde gözlemleyen tarihçilerin eserleri dikkate alınmalıdır, bunlar da sınırlı sayıdadır.[50]  Birbiri ile çelişen sonraki eserler, kendilerinden yüzlerce yıl önce gerçekleşen bir olay hakkında sağlıklı bilgi veremez.

Birbirini Doğuran Yanılgılar

Aryus’u tek tanrıcı mücahit gibi görmenin/göstermenin asıl amacı Hz. İsa sonrası tevhid inancını savunanların varlığını ispat etme gayretidir. İsa (as)’ın vefatından sonra elbette tek ilaha inanan kişi ve toplumlar olmuştur ancak yanlış delillendirme yapılarak bu iddia güçlendirilemez. Bu yanlış başka sorunlar doğurmuştur. Örneğin bazı Hıristiyan yazarlar İslam’ı Aryusçuluğun devamı olarak görmüşlerdir. Yani eğer Aryus’un iddiaları İslam’a uygun ise “Muhammed Aryus’tan etkilenmiş olmalıdır” tezi geliştirilmiştir.[51]

Oysaki gerçek çok daha farklıdır. İslam, Hz. İsa’yı asla Aryus’un düşündüğü gibi yarı tanrı/bir alt tanrıcık ya da tüm zamanlardan önce yaratılan tanrısal karakterli birisi olarak tanımlamaz. Kur’an’a göre İsa (as), bu makaleyi yazan ve okuyanlar gibi Allah’ın kuludur. Bizden tek farkı Allah’ın onu seçerek vahyetmesi/elçi yapmasıdır. İsa aracı tanrı ya da şefaatçi değildir. İster Atanasyus olsun ister Aryus olsun her ikisinin de savunduğu teslis biçimi şirk olup, Kur’an ile bırakın uzlaşmayı en temelden çatışma halindedir. Dolayısı ile Aryus’un muvahhid/müslüman göstermesi tarihi gerçeklere ve Kur’an’a ne kadar aykırı ise Muhammed (as)’ın Aryus’tan etkilendiğini iddia etmek de bir o kadar yanlıştır.

Yeri gelmişken şunu da ilave edelim; Müslümanlara arasında yaygın olan Nur-u Muhammedi sapkın inancı ile Aryus’un İsa’ya bakışı arasında çok ciddi benzerlikler vardır. Allah’ın ilk olarak İsa’yı onun aracılığı ile de evreni yarattığı inancı, Allah’ın önce Muhammed (as)’ı, onun nurundan da kâinatı var ettiği iddiasına dönüştürülmüştür. Bu noktada tasavvuf geleneği farkında olmadan Aryus’un izinden gitmektedir.[52]

Yapılan bir diğer vahim yanlış ise konsilden her dışlanıp aforoz edileni muvahhid zannetmektir. Bu konuda Bilal Toprak’ın kanaatlerini biz de paylaşıyoruz: “Kanaatimize göre herhangi bir dindeki heretik akımlar oryantalist bir bakış açısıyla çalışılmamalıdır. Yani bir dini karalamak, açığını aramak veya zihnimizde, inanç dünyamızdaki kavramları, o dinin temellerinde bulmak için bir yol olarak kullanılmamalıdır. Sözgelimi Hıristiyan geleneğindeki monoteist temayüller veya Kitabı Mukaddes tenkitçiliğinde ortaya çıkan yaklaşımlar, hemen tevhit temayülü olarak değerlendirilerek, bir saldırı aracına dönüşmemelidir. Diğer bir ifadeyle çalışılacak heretik akımların mutlaka “tevhitçi” olması gerekmiyor.”[53]

Aryus ve Aryusçuluk mevzusunda da bakışımız böyle olmalıdır. Aryus teslisi eleştirmez, kendi zihnindeki teslis inancını savunur. Onun takipçilerinin yüzyıllar içinde İslam’a yakın bir çizgiye gelmeleri de mümkündür[54]. Ancak elimizde net bir belge olmadan, kesin hüküm cümleleri ile Aryus’u ve diğer aforoz edilen kilise babalarını Müslümanmış gibi göstermek isabetsizdir. Bu yanlış anlayış başka çarpık algıların türemesine neden olmaktadır.

Sonuç Olarak…

Hıristiyanlık tarihinde derin izler bırakan Aryus gerçekte bir muvahhid değil teslis öğretisini farklı yorumlayan ve bu yüzden Hıristiyanlarca dışlanan bir figürdür. Eğer tarihi olduğundan farklı gösterirsek bu ileride bir sorun olarak bize geri döner. Bu durum İslam ve Müslümanların aleyhine olur. Müslüman araştırmacıların Aryus’u Müslüman göstermeler tarihi belgelere ve kanıtlara aykırıdır. Fakat bununla birlikte Aryus’un inancını tarihi gerçekliğine uygun olarak ortaya koyan Müslüman tarihçi ve araştırmacılar da mevcuttur. [55]



[1]Hüseyin Hilmi Işık, Hakikat Kitapevi, Saadeti Ebediyye, s: 43

[2]Harputlu İshak Efendi, Hakikat Kitapevi, Cevap Veremedi, s: 4.

[3]Ebubekir Sifil, Müslümanca Bir Hayat İçin, s: 331-332. Sifil’in İranaeus'u Tertullian, Origen, Lucian vs gibi teslisçileri muvahhid sayması çok ilginçtir. Oysa adı anılan kilise babaları teslisi reddettikleri için değil farklı yorumladıkları için eleştirilmişlerdir. Aralarındaki kavga “İsa’nın tanrılığının nasıl anlaşılması” noktasındadır.

[4]Elmalılı Hamid Yazır, Maide Suresi, 17. Ayetin Tefsiri.

[5]İbn Hazm, el-Fısal, I/64. (Tahir Aşirov, İbn Hazm’a Göre Hıristiyan Mezhebleri, Milel ve Nihal, 6 (3), s: 106’dan naklen).

[6]Türkiye Gazetesi, Yeni Rehber Ansiklopedisi, c: 2, ARYÜS (Arius) Maddesi.

[7]Tacettin Şimşek, İsevilikten Hıristiyanlığa, s: 118.

[8]Ahmet Kalkan, Kavram Tefsiri, c: 6, s: 290.

[9]Muhammed Atau’r-rahim – Ahmed Thomson, Bir İslam Peygamberi Hz. İsa (Tercüme: Gülsüm Mehdiyev), s: 145-146.

[10]Ebubekir Sifil, Nüzul-i İsa Bir İtirazın Tahlili, s:51.

[11]Muharrem Yıldız, Erken Dönem Hıristiyanlık, s: 247.

[12]Salih Akdemir, Kitab-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerim’e Göre Hz. İsa, s: 124-125 ve Mehmet Bayrakdar, Bir Hıristiyan Dogması Teslis, s: 124.

[13]Bilal Baş, Bir Hıristiyan Mezhebi Olarak Aryüsçülük, s: 41.

[14]Richard E. Rubenstein, İsa Nasıl Tanrı Oldu, s: 62-63.

[15]Mehmet Bayrakdar, Bir Hıristiyan Dogması Teslis, s: 126-127 ve Tacettin Şimşek, İsevilikten Hıristiyanlığa, s: 120-121.

[16]Hıristiyanlık Tarihi, (Tercüme: Sibel Sel-Levent Kınran) s: 167.

[17]Günay Tümer, Hıristiyanlıkta ve İslam’da Hz. Meryem, s: 20.

[18]Wayne Grudem, Hıristiyan İlahiyatı, s: 120.

[19]M. Hans Lietzman, Eski Kilise Tarihi, (Tercüme: Mehmet Aydın), s: 86.

[20]Richard E. Rubenstein, İsa Nasıl Tanrı Oldu, s: 65-66.

[21]St. Antuan Kilisesi,  Kilise Babalarından ve Yazarlarından Alıntılar, s: 176.

[22]İsa Karataş, Gerçekleri Çarpıtanlar, s: 39.

[23]Francis Dvornik, Konsiller Tarihi, İznik'ten II. Vatikan'a (Tercüme: Mehmet Aydın), s: 6.

[24]Yakup Yazman, İznik Konseyinde Ne Oldu?, s: 5, 19.

[25]İstanbul Luteryen Kilisesi., Augsburg İman Bildirgesi, (Tercüme: Nur Nirven), 17. Dipnot, s: 8-9.

[26]Richard E. Rubenstein, İsa Nasıl Tanrı Oldu, s: 83-85.

[27]Mehmet Çelik, Süryani Tarihi -1, s: 108 ve Turhan Kaçar, Geç Antik Çağda Hıriatiyanlık, s: 58

[28]Eusebios, Kilse Tarihi, (Tercüme: Furkan Akdemir), s: 209-238.

[29]Mehmet Aydın, Hıristiyan Kaynaklarına Göre Hristiyanlık, s: 22

[30]Ayşe Yılmaz, Sosyal ve Siyasi Olayların Konsillere Etkisi (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), s: 13.

[31]Richard E. Rubenstein, İsa Nasıl Tanrı Oldu, s: 25-26

[32]Mustafa Sinanoğlu, Hıristiyan ve İslâm Kaynaklarında Tartışmalı Bir Dinî Toplantı: İznik Konsili, İslami Araştırmalar Dergisi, Sayı: 6, s: 8-9.

[33]Turhan Kaçar, Roma İmparatorluğu’nda Kilise Konsillerinin Siyasallaşması: İznik Örneği, Sosyal Bilimler Dergisi, 2002-2003, s: 6-8.

[34]İhsan Özbek, İslam İkliminde Kutsal Kitaplar, s: 221.

[35]Yücel Dağlı, Hıristiyan Konsilleri ve II. Vatikan Konsili'nin Küresel Süreçteki Anlamı, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi),  s: 16 ve Alparslan Yalduz, Konsillerin Hıristiyanlık Tarihindeki Yeri ve İznik Konsili, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi c: 12, s: 281.

[36]Mehmet Aydın, Hıristiyan Kaynaklarına Göre Hristiyanlık, s: 160, Bilal Baş, Bir Hıristiyan Mezhebi Olarak Aryüsçülük, s: 53, Hasan Darcan, Athanasius ve İsa anlayışı (Kristolojisi), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), s: 128.

[37]Yakup Yazman, İznik Konseyinde Ne Oldu?, s: 15.

[38]Mürsel Özalp, I. İznik Konsili’nin Hıristiyan Teolojisindeki Yeri ve Önemi,  (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), s: 99-105.

[39]G. Barker, O’nun İzinde Hıristiyanlık ve Laiklik Tarihi, s: 46 ve Bilal Baş, Bir Hıristiyan Mezhebi Olarak Aryüsçülük, s: 92.

[40]Mehmet Çelik, Süryani Tarihi -1, s: 120-123; Mustafa Sinanoğlu, Hıristiyan ve İslâm Kaynaklarında Tartışmalı. Bir Dinî Toplantı: İznik Konsili, İslami Araştırmalar Dergisi, Sayı: 6, s: 16; Yakup Yazman, İznik Konseyinde Ne Oldu?, s: 16; Alparslan Yalduz, Konsillerin Hıristiyanlık Tarihindeki Yeri ve İznik Konsili, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi c: 12, s: 286-293;

[41]Bilal Baş, Monoteist bir Hıristiyanlık Yorumu: Aryüsçülük Mezhebi, Divan: Disiplinler Arası Çalışmalar Dergisi, sayı: 9, s: 168, (3. Dipnot) ve Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c: 15, sayı: 28, s: 12-183, (87. Dipnot).

[42]Michel, Hıristiyan Tanrı Bilimine Giriş, s: 99-100.

[43]İsa Karataş, Gerçekleri Çarpıtanlar, s: 34, Mehmet Çelik, Süryani Tarihi -1, s: 116

[44]Yakup Yazman, İznik Konseyinde Ne Oldu?, s: 8-13.

[45]Bilal Baş, Bir Hıristiyan Mezhebi Olarak Aryüsçülük, s: 57-58.

[46]St. Antuan Kilisesi,  Kilise Babalarından ve Yazarlarından Alıntılar, s: 176 ve Mehmet Çelik, Süryani Tarihi -1, s: 123-130.

[47]Bilal Baş, Bir Hıristiyan Mezhebi Olarak Aryüsçülük, s: 87-89

[48]Turhan Kaçar, Geç Antik Çağda Hristiyanlık, s: 56-61 ve Yakup Yazman, İznik Konseyinde Ne Oldu?, s: 18.

[49]Bilal Baş, Bir Hıristiyan Mezhebi Olarak Aryüsçülük, s: 99.

[50]Daniel Wickwire, Kutsal Kitabın Değişmezliği, s: 321.

[51]R.J. Gotthei, Bir Hıristiyan Bahira Efsanesi, (Hazırlayan: Fatımatüz Zehra Kamacı), s:100-101;  Hüseyin Yaşar, Hıristiyan Dünyasında Kur'an Karşıtı Söylemin Tarihsel Kökleri, s: 256 v e Mahmut Aydın, Monologdan Diyaloğa, s: 39.

[52]Sufiler arasında yaygın olan bu inanışın tahlili için bkz: Mahmud Çınar, Nur-i Muhammedi İnancının Ortaya Çıkışı ve Kaynakları.

[53]Bilal Toprak, Montanizm: İlk Dönem Apokaliptik Bir Reform Hareketi, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), s: 64.

[54]Fatih Orum, Tasdik Tebyin ve Nesih, s: 158-161.

[55]Bkz: Şinasi Gündüz, Din ve İnanç Sözlüğü, s: 41; Şinasi Gündüz, Hıristiyanlık, s: 33; Mehmet Aydın, Hıristiyan Kaynaklarına Göre Hristiyanlık, s: 23; Mahmud Aydın, İsa Tanrı mı İnsan mı?, s: 8; Mehmet U. Sakioğlu, Hz. İsa Nasıl Tanrısallaştırıldı, s: 181; Muhammed Tarakçı, St. Thomas Aquinas, s: 144-151; Osman Cilacı, Dinler ve İnançlar Terminolojisi, s: 39; Muhammed Bin Abdulkerim eş Şehristani, “El-Milel ve’n Nihal” (Dinler ve Mezhepler Tarihi, Tercüme: Muharrem Tan), s: 197