“Kur’an’ı anlamak, bir milyarı aşan bir kitlenin neden hâlâ her bakımdan sömürge durumunda olduğunu anlamaktır.” (Mevdûdi, Kur’an’ı Nasıl Anlayalım?, s.9).

 Anlamalı insan ki; anlayamıyor insan!

Günümüzün insanı, süre giden hayatını başka standartlara göre değil, Kur’an standartlarına göre tanzim etmeli. Bizlerin O’nu anlamaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bizler, O’nun yöntemleriyle çözüm bulacak bir hayatla ancak mutlu yaşayabilir ve kutlu insanlık yürüyüşünün yolunu yine O’nun ışığıyla aydınlatabiliriz. Kur’an varlığıyla her dem şu hakikati beyan etmektedir insanoğluna; ”Ey parçayı gören, parça parça yaşayan ve paramparça olan insan! Bütünü göremiyorsun, bir adım sonra başına neyin geleceğini bilemiyorsun, itiraf et! Bari gören ve bilen Allah’a inan ve O’na teslim ol! (M. İslâmoğlu, Hayat Kitabı Kur’an s.815). Ancak öyle nefes bulursun derinlerine daldığın bu büyük okyanusta, ancak öyle yol alabilirsin inişi, çıkışı, engebesi, taşı, çakılı çok olan bu uzun yolda…

İnsanlığın, bin bir çeşit tuzaklar ve dayatmalarla öldürülmeye çalışıldığı bir dönemde, varlığın ruhunu çekip alıp, onun yerine sadece cisminin konulduğu zamanlarda ve bu entrikalara birkaç kişinin değil de yığınların aldandığı günümüzde insanoğlu; huzuru, mutmain olmayı ve gerçek mutlulukla gülümsemeyi kaybetmektedir. Vahyi yol kılavuzu olarak hayatının dışına terk edenler aslında kendilerini yoldan çıkarmış oluyorlar ve kılavuza ihtiyaç duymadıklarını bir felaket, bir afet gibi yaşadıkları hayatlarıyla belli ediyorlar. Unutulmamalıdır ki; yol yolcusuz kalmaz, yolcu yolsuz kalır.

Kur’an’da söylenen her söz tam okuduğunuz anda sizi ilgilendirir ve aramaya başladığınız yerden itibaren aradıklarınızı bulur hale gelirsiniz. Bu vahyin eşsiz özelliği ve büyük mucizesi, yıkılmaya başlamış hayatın her alanını öyle tamir eder ki; kulu; kula kulluktan kurtarır. Yürekten acizliği, tembelliği, beşere, ölümlüye köleliği silip atar. İnsanı eşref-i mahlûkat makamına yaklaştırır. İnsanoğlu ancak vahiyle hayatını bir bir didikleyip neyin yararlı ve neyin yararsız olduğunu ayırt eder ve mümeyyiz aklı inşa eder. Sonra da kutlu insanlık yürüyüşünde hakkı ve sabrı önce kendine sonra yolun yolcularına sunar.

Kur’an’ı anlama sorunu

Kur’an’ı nasıl anlayabilecekleri hakkında bir fikre sahip olmayanlardan, Kur’an’ın kendilerine ne dediğinin farkında olmalarını beklemek, gereğinden fazla iyimser davranmak demektir. O halde, varoluşu, varoluşumuzu anlamlı kılan bu mübarek kelamın sesine kulak verelim, onun nasıl anlaşılacağını bildiğimizde, onun ne dediğini de anlayabileceğimize inanalım! (Dücane Cundioğlu, Kur’an’ı Anlamanın Anlamı, s.113)

Kur’an ellerinizde alışılagelmiş diğer kitaplar gibiyse, aylık çıkan bir dergi gibi inceliyor ya da keskin manşetli bir gazeteyi okur gibi okuyorsanız kesinlikle onun konusunu, hedefini, insanlığı ulaştırmak istediği yeri göremezsiniz. Bakışı düzgün olmayan baktığını hiçbir zaman düzgün geremez, eğri yolda doğru, doğru yolda da eğri yürünmediği gibi… Gerçekten O’nu anlamak isteniyorsa önce kafalarda yer eden bütün önyargıları yok etmeli, hepsi zihinden bir bir kovulmalı ve o düşüncelerin yerine önbilgi edinilmeli. Aksi takdirde büyük bir kentin sokaklarında nereye gideceğini bilmeden dolaşan, yolunu kaybetmiş bir yabancıdan farksızdır kişi… O vakit ayetlerin niçin indiği ve bizlerin O’nu anlamaya neden muhtaç olduğu anlaşılacaktır. Ayetler sürekli iniyor çünkü; “Davayı yüreklerin içine yerleştirmekten, çeşitli teorilerle akıl melekelerine seslenmeye kadar; duyguları kamçılamaktan, karşı koyanların gücünü kırmaya kadar; bağlananları eğitip ıslah etmekten, onların ruhuna kahramanlık coşkusunu yerleştirmeye kadar; düşmanları vefakâr dostlar haline döndürmeye, inkârcıları ikrara getirmeye, direnenlerin dayanak noktalarını yıkıp edebi nüfuz imkânlarını tamamen ortadan kaldırmaya kadar, bir dava önderinin, bir hareket liderinin yapması gereken bütün çalışmaları en mükemmel biçimde yerine getirip en uygun şekilde gerçekleştirmesi için(Mevdûdi, Kur’an’ı Nasıl Anlayalım?, s.42).

Vahyin Hayatı İnşası

Nasıl ki su biyolojik hayatın kaynağıysa, vahiy de mânevi hayatın kaynağıdır. Suyun seması gök, vahyin seması arştır. Suyun indiği kalp toprak, vahyin indiği toprak akleden kalptir. İkisi de “indirilmiş” bir nimettir. Âlemlerin Rabbinin indirdiği su ile hayat bulup da O’nun indirdiği vahye sırt dönmek, nankörlüğün daniskasıdır (M. İslâmoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, s.499).

Hayatını vahye inşa ettiren o kimseler, büyük ve yüce bir inşa sürecinden geçmektedirler. İçi boşalan her kavram yeniden diriltilir tasavvurlar yeniden inşa edilir. Sağlıklı düşünemeyen ve fikir üretmeyen zihinler hakikatin nuruyla aydınlanır. Hayatla en derinden alakalı örneklerle ve olaylarla huzurlu ve selim bir yaşam inşa edilir.

Ömer NOYAN