AİLE/ANALİZ

Vahiy Işığında Oyun (2)

Mesut ÖZDOĞAN

 

Oyunun hayvanlar alemindeki rolünü son bölümde yüzeysel olarak ele almıştık. Oyunun doğadaki yeri öğrenim ve antrenman amaçlı ve hayatta kalabilmenin önemli bir mekanizması olduğunu tespit etmiştik.

İnsana gelince; o, algılayabilen, düşünebilen ve karar verebilen bir varlıktır.

Dini, sosyal ve kültürel etkilerine maruz kalan karar mekanizması doğal yaratılış programını değiştirebilmektedir. Bundan dolayı oyunun doğal ortamdaki yerini bulmamız biraz daha zor olacaktır.

“Nefse ve onu düzenleyene,
sonra da ona bozukluğunu ve korunmasını ilham edene ki,
gerçek kurtuluş bulmuştur onu temizlikle parlatan.
Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir!”
(Şems 91:7-10)

 

Doğal hale ulaşmanın en iyi yolu, bozulmamış, has ve saf olan çocukları analiz etmek olacaktır.

Her toplumda ve her kültürde çocuklar oynamaktadır. Oyunlar sportif aktivite, araştırma ve bulma, sosyal aksiyon ve sensor motorik özellikli yarışlardan oluşmaktadır.

Oyunun doğadaki yerinin risksiz öğrenim olduğunu tespit etmiştik. Bu insanda da farklı değildir. Doğal ihtiyacın amacını tespit edebilirsek oyunun da sebebini, hatta gerekliliğini bulabiliriz.

Dünyadaki tüm çocuklarda bulabileceğimiz saklambaç ve yakalanbaç oyunları bizi insanlığın geçmişine götürmekte: Çocukların korumasız olması ve doğada zarar görme riskini düşürmek için en temel fiil ya saklanmaktır ya da kaçmaktır.

Çocukların yaşı artıkça oyunların değiştiğini ve önceki masumane oyunların yerine birbiri ile rekabet etmeye dayalı oyunların yer aldığını kolaylıkla tespit edebiliriz. Bu durum, Kur’an’ın bize aktardığı tarihteki örneklerinden Hz. Yusuf’un kardeşlerinin kendi aralarındaki hırslı yarış ve rekabete dayalı oyunlarına bile yansımıştır:

“Ey babamız!” dediler, “Yarış yapmak için bulunduğumuz yerden (biraz) uzaklaşmış ve Yusuf’u azıklarımızın yanında bırakmıştık…..” Yusuf 12:17

Fiziki aktivite içeren oyunların yine tabiatta hayatta kalmanın bir parçası olduğunu tarihten günümüze gelmiş körebe, misket oyunları, yakar top gibi oyunlardan görebiliyoruz. Hemen hemen hepsi hareketli ve bir ötekine ihtiyaç duyularak oynanan oyunlardır. Bu durum sosyalleşmenin bir numaralı tetikleyicisidir. Yine oyunlarda yenmek, yenilmek, hakka razı olmak ve adil olmak gibi duyguların gelişimi çocuklarda bir takım ahlaki olguların oturmasına da yardımcı olmaktadır.

Son birkaç yüzyılda avcılık ve doğadaki hayat mücadelesi önemini tamamen yitirmiştir. İnsanların uzak geçmişinde ise başarılı avcılar ve güçlü savaşçılar taktir ediliyor ve kahramanlaştırılıyordu. Tabiata uygulanan kanun, güçlü ve yetenekli bireylerin olmasını ve bunların diğer bireyleri korumasını hatta yönetmesini şart koşuyordu. Doğal seleksiyon bu bireyleri belirliyordu. Aynı zamanda bu kişiler kabilelerine güç ve onur kaynağı oluyorlardı.

Bugün ise aynı heyecanı ve hayranlığı spor sektöründe görmekteyiz. İnsanların kitle olarak ilk defa bu ihtiyacı Roma İmparatorluğunda gladyatör arenalarında -bir sektör olarak- tatmin ettiklerini hatırlayalım. Bunu şehirleşmenin ve doğadan kopuşun bir sonucu olarak görebiliriz.

“Andolsun o harıl harıl koşular koşanlara,
(tırnaklarını) çakarak ateşler saçanlara,
sabahleyin baskın basanlara,
derken savurup da tozu dumana katanlara”.
(Âdiyat 100:1-4)

Tabiat insan için bir mücadele alanı olmaktan çıktıktan sonra, insanlık bu temel ihtiyacını spor yarışları ve yarış ligleri ile, sporculara hayranlık besleyerek, tatmin etmektedir. Sektör haline gelmesinin tek sebebi ise doğrudan insanın içgüdü ihtiyaçlarına cevap vermesidir. Önde olmak, hayatta kalmak, ötekileştirmek ve bir gruba aidiyet duyarak onun getirmiş olduğu güçle üstün olmak..

Sonuç yine tarihteki yerini yakalamaktadır. Sporcular ve spor takımları, taraftarlarını gururlandırmakta ve onlarda bir takıma ait olma hissi oluşturmaktadır. Modern toplumlarda geçmişten gelen bu duyguları tatmin etme aracı olarak kabilenin yerini spor kulüpleri, güçlü savaşçıların yerini de futbolcular doldurmaktadır.

Bugüne dönersek: Çocuk oyunları, sporun ve yarışın ihtiyaç olduğuna dair bir delildir. Yalnız sporun insana, sağlık açısı dışında ne gibi bir faydası olabilir?

ABD toplumunda spor temel okul eğitimi kadar değerlidir. Bir öğrencinin ders başarısı düşük olsa bile burs alabilmek için bir spor dalında başarı göstermesi yeterli olabilmektedir. Bunu sadece spora olan hayranlık ile sınırlamak yanlış olur. Bu toplumlarda fiziksel enerjiye dayalı işler değerli görülmekte ve desteklenmektedir.

Spor ve yarış insanı hem fiziki hem manevi olarak en uç sınırlara getirmektedir. Lakin vücudun yapısı itibari ile bir ilerleme kayıt etmek için, sürekli olarak uç sınırlara ulaşmak şarttır. Vücudun sağlık açısından gelişimi ancak bu uç sınırları içinde tutulduğu ve disiplinli olarak aylarca, hatta senelerce sabrederek çalışıldığı takdirde bir başarı elde etmek mümkündür. Aynı zamanda sporcunun beslenme ve uyku düzeni gibi alışkanlıklarını sürekli olarak denetlemesi ve optimal dengede tutması şarttır.

Gördüğümüz gibi spor diye geçtiğimiz ve önemsemediğimiz mevzu, aslen insanın sabır ve disiplin konusunda muhteşem bir öğrenim mekanizmasıdır. Doğrudan yaratılıştan kaynaklanan ve insanın içine yerleştirilmiş olan bu disiplin öğretimi insanı sadece sporda değil, tüm hayat konularında sürekli olarak en uç seviyeye gelme arzusunu geliştirmekte, strese ve zorluklara dayanabilme sabrını arttırmaktadır.

Aynı zamanda sporun deşarj mekanizması olduğunu unutmayalım. Zorluk ve mücadele insan vücudunda stres hormonları salgılamaktadır. Vücut ise aktif şekilde fiziki bir eylem içinde olmadığı taktirde bu hormonlar enerjiye çevrilememekte ve sonuç olarak zarar vermektedir. Sabrımızı artırmanın en iyi yolu aktif ve disiplinli olarak spor yapmaktır.

Dinimizce bu kadar önemli olan ceht ve sabrın kaynağı aslen insanın iç güdüsünde ve doğasında bulunmaktadır. Spor bu bilinci tabii olarak disipline sokmakta, antrenman etmekte ve sağlıklı olmayı sağlamaktadır.