Dünyayı ve hayatı algılarken kendimizle ve başka­larıyla iletişim kurmada kullandığımız en önemli araç, dil ve sembollerdir. Dil bize, kendimizi, hayatı ve çevremizi anlamada kolaylık sağlar. Düşünmemiz dil sayesinde gerçekleşir. Kullandığımız dil olayları algıla­mamızın derecesini gösterirken, aynı zamanda bizlerin düşünsel şemasını ortaya koyar. Kelimeler notalara benzer; doğru kullanıldığında, ustanın ağzında bir şahesere dönüşür.

Varlığı kelâm ile başlatan, insanın serüvenini de kelâm ile başlattı. Hak ve sorumluluk verdiği insana, hak ve sorumluluklarını nasıl kullanacağını vahiyle öğretti. Tarihin eksenine kelâmı yerleştirdi. İnsana vahiyle yol gösterdi. Hayatı inşa etsin diye insanı dünyanın “kalfası” (halife) yaptı. Bu kalfa işini iyi yapsın diye insanı vahiyle eğitti.

Bütünsel bir okuma sonucu ulaşılacak maksat ve ruhuyla bütün bir hayatı inşa eden son vahiy Kur’an-ı Kerim’de muhataplara mesajı ulaştırmak ve hayata dönüşümünü sağlamak için iletişimin tüm incelikleri kullanılmıştır. Kur’an’da bir yazılı metnin hatta sözlü bir iletişimin bütün incelikleri yanında; soru sorma yöntemi de muhatabın bilinç üstünü ikna ederek daha sonra bilinçaltını inşada sıklıkla kullanılan yöntemlerden birisidir. Bu yazının amacı Kur’an’da bir hitap ve inşa biçimi olarak soru sorma tekniğinin incelenmesi olacaktır.

İnsanoğlu olarak aslında sadece tek bir zihne sahibiz ancak zihin, birbi­rinden farklı iki ayrı özelliği bünyesinde barındırmaktadır. Zihnimizin bu iki işlevi yapı olarak birbirine benzer. Her ikisinin de çeşitli güçleri vardır. Sözü edilen bu iki işlev, genellikle şu terimlerle ifade edilir; nesnel ve öznel zihin, bilinç ve bilinçaltı, uyanık ve uyuyan zihin, yüzeydeki ben ve derindeki ben, istemli zihin ve istemsiz zihin vs. Bilinçli zihnimizle düşünürüz ama düşünce alışkanlıklarımız bilinçaltımızda oluşur. Bilinçli zihninizle bir şeyin doğru olduğunu tahmin ediyorsanız, bu şey yanlış bile olsa, bilinçaltınız bunu doğru bir düşünce olarak içeri alacak ve kaçınılmaz bir biçimde bunu izleyen deneyimleri yaşamanız için zemin hazırlayacaktır. Bilinçaltınız duygularınızın depolandığı bölgedir ve yaratıcı zihin de burasıdır. Eğer iyi şeyler düşünürseniz iyi şey­lerle karşılaşırsınız; kötü düşünürseniz arkasından da kötü şeyler gelir. Bu şekilde bakıldığında bilinçaltı bizi amaçlarımıza yönlendiren büyük bir enerji kaynağıdır. Bir anlamda bilinçaltı, dünya ve kendimiz hakkındaki inançlarımızın toplamıdır.

Kur’an soruları bilinçli zihnimize bazı önermeler gönderir ve güçlü anlam kurgusu ile beynimizi kabule zorlar. Kabul edilen ve bilinçaltına geçen bu önermeler, sizinle tartışmaya giremez. Bu nedenle, bilinçaltımıza etkili olan Kur’an soruları, yapıcı ve uyumlu düşünceleri bilinçaltımıza kabul ettir­mek ve böylece yeni ve sağlıklı bir hayat ve düşünme alışkanlığı inşa etmektedir. Kur’an ile bilinçli zihnimizde oluşturduğumuz düşünce önermeleri bilinçaltımızı uyararak tüm hayatımızın inşasında etkili olacaklardır. Kur’an’da 81 sûrede toplam 694 soru cümlesi kullanılmıştır. Bu soruların geneline bakıldığında sorular modern dünyada kullanılanın aksine elemek için değil; muhataba mesajı daha etkin verebilmek ve muhatabın hem bilinç üstü hem de bilinçaltının mesajdan etkilenmesini amaçlamıştır. Şefkatli sorulardır ve muhatabına güven verir. Vahiyde cevapsız bir soru yoktur. Muhatap vahyin soruları ile hayatındaki sorunların çözümüne kolayca ulaşabilmektedir. Vahiyde, muhatabın hayatın içindeki sorunları soruya çevrilerek, çöz­mesine yardım etmek amaçlanmıştır. Kur’an soruları en çok “kim (56)”, “ne (46), “nasıl (33), “hangi(30)”, ne yani (40)”, “yoksa (41)”, “hala (24)”, “ nedir(19)”, “neden (15)”, “niçin (11)” gibi sorulan soruya anlam gücü katan ve muhatabın konuyu sorgulamasını sağlayan edatlarla birlikte sorulmuştur.  Kur’an soruları muhatabı ile interaktif iletişimi sağlayan bir iletişim biçimidir. Kur’an soruları ile muhatap olan kişi sürekli sorulan sorulara cevap vererek vahiyle iki taraflı iletişime girmektedir. Allah-kul ilişkisinde, kullar “taakkul” ederek soruların cevaplarını buldukça, vahyin bu metaforik gelgiti sayesinde insan zihninin kıyılarına çok değerli ve hayata anlam katan inciler vurmaktadır. Soruların dili zihinde yeni düşüncelere, onlar da yeni eylemlere yol açacaktır. Muhatabın hayatı yeniden inşa sürecine girecektir.

Vahyin soruları insan zihnine sondajlar yaparak, bilgi edinmek ve ger­çekleri tespit etmek, muhatabın inanç ve hedeflerini araştırmak, muhatabın na­sıl düşündüğünü, ne istediğini, bunu neden istediğini ve bunu el­de etmesini neyin kısıtlayabileceğini ortaya çıkarmaya çalışır.

Soruların tuhaf bir özelliği vardır; bir soruya cevap vermezlik edemezsiniz. Sizi deneyiminiz üzerinde düşünmeye zorlar. ‘Bilmi­yorum!’ diye cevap verseniz bile, yine de soruyu düşünmek ve o cevabı bulmak için deneyiminizi gözden geçirmek zorunda kalmışsınızdır.

Deneyimler, doğduğumuz günden beri yaşadığımız ve anlamlandırdığımız şeylerdir. Her insanın deneyimi farklıdır. O halde her insanın algılaması da farklıdır. Deneyimleri farklı olan insanlar, kendilerine sorulan sorulara cevap verirken elbette aynı nörolojik yolu izlemeyeceklerdir. İşte Kur’an’daki soruların özelliği her farklı deneyime, ortak hitap edebilecek şekilde sağlıklı bir genelleme yapabiliyor olmasıdır. Mesela Rahman Sûresi’ndeki pek çok farklı nimetten bahsedip, “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” sorusunun 30 kere tekrarlanması; farklı hayat deneyimleri olan muhataplara ulaşabilmek ve muhatabın onayını pekiştirmek için iyi bir örnektir. Her muhatabın hayatına ait farklı bazı deneyimleri âyetlerde anılan nimetlerden bazıları ile eşleşecektir.

Sorular sahne ışıkları gibidir, karanlık yerleri aydınlatır.  Yerin­de bir soru yeni alanları aydınlatacaktır. Bir muhataba güçlü bir so­ru sorduğunuzda, ona deneyimlerini ve imkânlarını farklı bir şekil­de süzgeçten geçirme, bilmediklerini sandıkları cevapları bulma fırsatı verirsiniz. Muhataplar, soruların cevaplarını genellikle aşina oldukları yerlerde aramaktadırlar, hâlbuki cevaplar oralarda değildir, yoksa zaten bulurlardı. Kur’an soruları cevabı bulmayı kolaylaştıran bir rehber gibidir. Aslında çoğu kez vahiyde sorular cevabın ta kendisidir.

Sorular aynı zamanda bir kulun kendi kendine getirdiği kısıtlamaları sorgulamak ve önüne seçenekler koymak için de sevk edilebilir. Bu amaçla vahye muhatap olan insanların, kelimelerin arkasında dolaylı olarak anlatılan düşüncenin dip akıntısına ku­lak vermesi gerekir. Kur’an soruları muhatabının zihnini kısıtlamaz ve dolayısıyla ona geniş bir eylem alternatifi sunar.

Soru sormak hele de doğru soru sormak bir sanattır. Allah’ın vahiyde bir hitap biçimi olarak kullandığı soru tekniğini kullanıldığı âyetlere genel olarak bakıldığında dikkatimizi çeken ana başlıklar şöyle özetlenebilir:

  1. Kur’an soruları güçlü sorulardır.
  2. Kur’an soruları genellikle seçenekler sunar ve hangisinin iyi olduğunu açık seçik sorar, ancak muhatabını seçimleri konusunda serbest bırakır. Sorumluluğu da muhatabına yükler.
  3. Kur’an soruları Karşı konulamaz düşünme davetleridir.
  4. Kur’an sorularının muhatabına kabul ettirdiği ön kabulleri vardır ve bilinçaltı önermeler içerir.
  5. Kur’an soruları bilinçli zihnimizce kabul edilen ve bilinçaltına geçen; sağlıklı bir hayat ve düşünme alışkanlığı oluşturmaktadır.
  6. Her bir sorunun bir amacı vardır ve muhatabı eyleme götürür
  7. Probleme değil, hedefe yönelik sorulardır.
  8. Geçmişe değil, hale ve geleceğe odaklanır
  9. Güçlendirici varsayımlar içerir.
  10. Tanımlı bir maksadı vardır.
  11. Bir Sahne ışığı gibi muhatabın deneyimini aydınlatır. Deneyim ve imkânları süzgeçten geçirme imkânı sağlar.
  12. Muhatabının deneyimlerinin bazı alanlarına ışık tutar, bazılarını ise göl­gede bırakır.
  13. Kur’an soruları muhatabından dürüst bir cevap ister.
  14. Sorulan sorularda zamanlama mükemmeldir.
  15. Kur’an soruları muhatapla sağlıklı ilişkiler kurar ve bu ilişkileri devam ettirir. Karşılıklı anlayış ve zımni bir anlaşma üzerine kurgulanmıştır.
  16. Muhatabının duygusal durumlarını ortaya çıkarır. Vahiyle muhatap olan kişinin duygusal durumunu değiştirmeyi amaçlar.
  17. Muhatapla tek taraflı değil, interaktif bir iletişimi yeğler. Muhatabıyla sürekli konuşur ve anında onay bekleyen sorulardır.
  18. Muhatabın düşünce ve davranışlarını tartışmaya açan sorulardır.

Yukarıda bahsedilen ana başlıkları tek tek ele alalım:

  1. Kur’an soruları güçlü sorulardır.

Güçlü soruların kesin ve tam olması gereklidir. Güçlü sorularda beş anahtar özellik vardır:

a. Genellikle ‘ne’ kelimesiyle sorulur. Güçlü sorularda genel sıralama şöyledir:

Ne (hedefler ve değerler)

Nasıl (başarmanın araçları)

Ne zaman (zaman)

Bu ‘ne‘li sorular son derece güçlüdür. Kur’an’da “ne (46 adet), “nasıl (33 adet), ne yani (40 adet)”, “nedir (19 adet)”, “ne zaman(10 adet)” kelimeleri, toplam 133 soruda kullanılmıştır.

Örnek olarak;

”Sahi sen Hesap Günü nedir, bilir misin?” (İnfitar 17)

“Evet sen, sahiden de Hesap Günü nedir bilir misin?” (İnfitar 18)

“O, hiçbir insanın bir başka insana asla fayda sağlamayacağı bir gündür; zira o gün talimat vermek tamamen Allah’a mahsustur” (İnfitar 19)

Yukarda örnek olarak verilen âyetlerde, Allah muhataplarına güçlü bir vurgu ile hesap gününün ne olduğunu sormaktadır. Her ne kadar soruda hesap gününün ne olduğu sorulsa da; soruyu okuyan muhatap, hesap gününün olduğunu ön kabul olarak onaylamış olur. Muhataba hesap gününün kesinlikle olduğu, hesap gününün yaratıcısı ve tüm bilgisinin Allah’a ait olduğu zımnen onaylatılmakta ve son âyette muhatabına bu sorunun sorulmasının asıl nedeni olan cevap; yani kimsenin bir başka kimseye fayda sağlayamayacağı, kaçışın olmadığı, rütbenin ve makamın işe yaramadığı bir hesap günü olduğu mesajı soru tekniği ile verilmektedir. Birçok Kur’an sorusunda olduğu gibi, soru cevabın ta kendisidir.

Niçin‘ (26 kere) ile so­rular genellikle değerleri soruşturur. Bu tip sorular, muhatabın niçin belli bir hareket tarzını takip ettiği konusundaki mantıksal sebeple­rini sıralayarak, yaptığı eylemin zihnindeki algoritmasını bulmasına yardım edecektir. Örnek olarak;

“Hani o babasına “Ey babacığım!” demişti, “Niçin işitmeyen, görmeyen ve senden hiçbir bir zararı def edemeyen şeylere kulluk ediyorsun?” (Meryem 42)

Yukarıdaki soruda, İbrahim peygamber putların güçsüzlüğünü temsilen kullandığı “işitmeyen, görmeyen ve zararı def edemeyen” putlara kulluk etmenin mantıksız olduğunu babasına güçlü bir soruyla sorarak babasının zihninde ciddi bir uyarı oluşturmuştur. Niçin soruları, muhatabı analitik düşünceye zorlar, kişinin yaptığı uygulamanın gerekçelerini sorgulamasını ister. Soruda muhataba söylenen asıl şey, aslında kulluk edilmesi gereken varlığın güçlü olması gerektiği, putların bu özelliğinin olmadığı ve Allahın kulluk yapılmak için gerekli olan tüm özelliklere sahip olduğu kişinin bilincine güçlü bir soru ile önerilir. Bilinç tarafından onaylanan bu soru kişinin bilinçaltını değiştirerek, tüm inanç sistemini değiştirmesini sağlayacaktır.

Diğer bir örnek;“Hem ben, beni yaratana, dahası hepinizin huzuruna varacağı O zata niçin kulluk etmeyecekmişim?” (Yasin 22).

Bu soruda, soruyu soran kişi önce Allah’ın yaratıcı olduğu ve herkesin onun huzuruna varacağı ön kabulünden sonra muhataplarına Allah’a kulluk etmemesinin gerekçesini sorar; ancak soruda muhatapların bilincine, “Allah güçlüdür ve kulluk sadece ona layıktır” mesajı verilir. Bu soruya muhatap olan kişi, soruya ne cevap verirse versin sonuçta bu ön kabulleri kabullenmiş demektir.

Nasıl‘ (33 kere) ile sorulan sorular ikincil öneme sahip sorulardır. ‘Nasıl’ soruları muhatabın kullanacağı araçları araştırır. Öncelikle eylem planı ile ilgilidirler, ama ilk önce hedefler ve değerler olmadan bir eylem planı ortaya koyamazsınız.

“Gözünde canlandırabilir misin Rabbinin Fil Ordusu’na nasıl muamele ettiğini?” (Fil 1). Bu âyette, Allah’ın fil ordusuna nasıl muamele ettiği sorulurken aynı zamanda sorunun cevabı da verilmiştir. Sorunun arka planında fil ordusunun gazaba uğradığı, Allah’a karşı konulamayacağı, en güçlünün Allah olduğu, her kötülüğün karşılığını bulacağı, Allah’ın her olaya müdahil olduğu, olaylarda Allah’ın en önemli faktör olduğu, mazlumlara Allah’ın her zaman yardım göndereceği gibi önermeler sorunun sorulduğu kişiye ön kabul olarak verilmektedir. Vahiy, muhatabını düşünmeye sevk ederek bu cevapları bulmasını ister.

‘Ne zaman’ (10 kere) ile sorulan sorular da ‘ne zamana’ karar vermeden önce ‘ne’ ve ‘nasıl’ı bilmeniz gerekir. Bu tip sorular Kur’an’da genellikle muhatabın “ne” olduğunu ve “nasıl” olduğunu bilmediği kıyametin ne zaman olacağını sormasının çelişkisine vurgu için kullanılmıştır. Örnek olarak;

“Bir de derler ki: “Eğer sözünüze sadıksanız söyleyin bakalım şu vaat ettiğiniz son saat ne zaman gerçekleşecek?” (Yasin 48).

Benzer bir soru âyetinde; “Sana soruyorlar: “Son Saat ne zaman gelip çatacak?” diye. Cevap ver“Onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır;” (Araf 187)

b. Güçlü sorular eyleme geçirir.

Güçlü sorular çözüme yöneliktir. Zihinsel anlama, bir problemi çözmeye ya da bir hedefe ulaşmaya yetmez. O konuda bir şeyler yapmanız gerekir.

Örnek; “şimdi (söyle ey insan): “Allah en iyi hükmeden değil de nedir?” (Tin Sûresi 8)

Âyette, Allah’tan başka kimsenin iyi hükmedemeyeceği, bunun çok açık bir bilgi olduğu ve kişinin onun hükmüne girmesinin kaçınılmaz bir doğru olduğu vurgulanmaktadır. Bu soruda muhatabın beyni en iyi hükmeden Allah’tır hükmünü onaylamaya davet edilmektedir. Bilinçaltı bu ön kabule dayanarak eyleme geçer ve tüm hayatını onun hükümlerine göre değiştirir.

c. Güçlü sorular problemlerden ziyade hedeflere yöneliktir.

Vahiy; geçmişten çok, hâle ve geleceğe odaklanır. Vahiy soruları, problemin üzerinde durmaktansa muhatabı farklı ve daha iyi bir geleceğe taşımayı amaçlar.

Örnek “ve onlardan başkaca da yararlansınlar ve içecek (süt) sağlasınlar. Hâlâ şükretmeyecekler mi?” (Yasin 73).

Âyette tabiatı okuyamayan ve Allahın verdiği değerlere teşekkür etmeyen ve gereğini yapmayan bir muhatap ön kabulüyle muhataba bir nimet örnek verilerek teşekkür etmeye davet ediliyor. Soruda kişinin hayatı okumayı ve verilen nimetlere teşekkür etmeyi öğrenmesi hedeflenmektedir. Soru muhatabın bilincine “artık şükredeceğim” cevabını onaylatmaktadır. Onaylanan bu soru muhatabı, nimetlere şükredebilen ve hayatın değerlerinin anlamlarını okuyabilen bir dönüşüme sokacaktır.

d. Güçlü sorular geçmişte açıklamalar aramak yerine muhatabı geleceğe taşır.

Güçlü sorular ileriyi işaret eder. Çözmek için bir durumun tam olarak nasıl ortaya çıktığını bilmek gerekli değildir. Eğer karanlıktaysanız, elektrik düğmesini açmak için elektrik teorisinden anla­manız gerekmez.

Hani bir zamanlar Rabbin Musa’ya şöyle nida etmişti: “şu zalimler güruhuna git; (şuara 10), Firavun’un kavmine!.. (Ve sor onlara): Hâlâ Bana karşı sorumlu davranmayacaklar mı?” (Şuara 11).

Muhatapların zalim olduğu ve tarihte birçok sorumsuzluk yaptıkları ön kabulü ile başlayan soru, muhatabından geçmişe ait açıklamalar istememekte, bilakis muhatabı geleceğe taşımaktadır ve artık sorumlu davranmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Muhataba “evet sorumlu davranacağız” cevabını telkin etmektedir.

e. Güçlü sorular muhatap için faydalı olan güçlü varsayımlar bulundurur.

Ve onlara “Allah’ın indirdiğine ve Peygamber’e gelin!” denildiğinde, “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz inanç bize yeter!” diyorlar. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyse de mi? (Maide 104)

Âyette, doğru inanca davet edilen bir topluluğun, atalarının inancının kendilerine yettiğini söylemesi üzerine âyet çok güçlü bir varsayım ile (Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyse de mi?) muhatabını köşeye sıkıştırır. Muhatap zorunlu olarak “hayır” cevabı verecektir.

  1. Kur’an soruları genellikle seçenekler sunar ve hangisinin iyi olduğunu açık seçik sorar, ancak muhatabını seçimleri konusunda serbest bırakır. Sorumluluğu da muhatabına yükler.

Hem bakmazlar mı göklerin ve yerin mutlak otoritesine, Allah’ın yarattığı her bir şeyin niteliğine? (Düşünmezler mi) ecellerinin yaklaşmış olma ihtimalini? Bu (vahiy) de değilse, artık hangi habere inanacaklar?! (Araf 185)

Âyette muhatap aklını kullanarak gerçek otoritenin kim olduğunu düşünmeye davet ediliyor. Aynı zamanda ecellerinin yaklaşmış olabileceği ihtimali belirtilerek soru güçlendiriliyor. Muhatap dürüst bir cevaba davet edilerek, sorumluluğunu almak şartıyla, seçiminde serbest bırakılıyor.

  1. Kur’an soruları karşı konulamaz düşünme davetleridir.

Kur’an’da birçok soruda gördüğümüz bu model, muhatabın inançlarını irdelemesi için insan zihnine yapılan derin sondajlardır. Örnek;

“(Allah) değilse kimdir yaratılışı ilk defa başlatan ve onu tekrar tekrar yenileyen? Dahası, kimdir sizi gökten ve yerden rızıklandıran? Allah’la beraber başka bir ilâh ha?” (Neml 64).

Âyette muhatap karşı konulamaz bir biçimde, öncelikle çok aşkın bir soruyla, evreni yaratan ve devamını sağlayan yaratıcıyı araştırmaya yönlendirilir ama soru aslında çok güçlü bir cevaptır.  Devamında sorulan ikinci soruda muhatabın kendinin de gözlemleri ile bulabileceği cevabı düşünmeye davet edilir ve düşünceye sondaj yapılır. Nihayetinde sorulan son soruda, muhatabın içindeki çelişki ele verilerek güçlü bir şekilde onaya zorlanır.

  1. Kur’an sorularının muhatabına kabul ettirdiği ön kabulleri vardır ve bilinçaltı önermeler içerir.

Kur’an’da sıklıkla rastladığımız, güçlü sorular sorma sanatının bir parçası da sorulara en güç­lü ön kabulleri dâhil etmektir. Vahyin sorularında karşılaştığımız en temel özelliklerden birisi birçok sorunun sorudan öte, ön kabuller içermesidir. Eğer soruya cevap verecekseniz, bu ön kabulleri ya kabul edeceksiniz ya da soruya soru ile ce­vap vereceksiniz.

Mesela, Kendi uydurduklarını Allah’a isnat eden ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim biri olabilir mi?” (Araf 37). Bu soruda soruya nasıl cevap verirseniz verin, bahsi geçen kişilerin bazı bilgileri uydurdukları, Allaha isnat ettikleri ve zalim oldukları soruda ön kabul olarak muhataba verilmektedir.

  1. Kur’an soruları bilinçli zihnimizce kabul edilen ve bilinçaltına geçen; sağlıklı bir hayat ve düşünme alışkanlığı oluşturmaktadır.

Kur’an sorularının ana amacı bilgi vermek değil, kişilerin hayatında bir dönüşümü sağlamaktır.

Örnek, Onlara: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” diye sor ve “Allah’tır” cevabını ver! (şimdi de) de ki: “Ne yani, şimdi siz Allah’ı bırakıp da kendilerine bile bir yarar sağlayamayan ve muhtemel bir zararı önleyemeyen varlıkları yâr ve yardımcı mı atadınız?” İlave et: “Hiç görenle görmeyen bir olur mu? Ya da, karanlıklarla (bir ışık kaynağına sahip olan) aydınlık nasıl bir tutulabilir? Yoksa onlar Allah’a O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar tespit ettiler de, bu yaratığı kendilerine (Allah’ı n yaratışından) ayırt edilemeyecek kadar benzer mi göründü?” (Rad 16)

Bu âyet bir insanın bilgiler arasında nasıl bağ kurması gerektiğini ve düşünmenin ana ilkesini vurgulayan ve öğreten çok güzel bir örnektir. Okuyanın zihninde ön kabulü şart olan ve itiraz kabul etmeyen bir soru(göklerin ve yerin Rabbi) ile başlayan âyette daha sonra; muhatap hiçbir gücü olmayan varlıklara güç addetmenin mantıksızlığını düşünmeye davet edilmektedir. Devamında sağlıklı bir bilincin algoritmasının ana şartının akletmek ve bilgiler arasında bağ kurmak olduğu muhataba önerilmekte ve âyet tekrar bir mantık kurgusu olan soruyla konuyu pekiştirmektedir. 

  1. Her bir sorunun bir amacı vardır ve muhatabı eyleme götürür.

Vahiyde soru, çözüme yönelik bir hitap biçimidir. Zihinsel anlama bir problemi çözmeye ya da bir hedefe ulaşmaya yetmez. Anlaşılan konunun bilinçaltında yer ederek çözüme yönlenmesi gerekir.

Vakıa 77-96 örnek olarak gösterilebilir.

“Şüphesiz o, muhatabına değer yükleyen bir hitaptır: “

“korunmuş bir kitap içindedir.”

“Ona ancak temizler dokunabilir:”

“Âlemlerin Rabbinden indirilmedir.”

“Şimdi böyle bir haberi, siz mi kirleteceksiniz?”

“Böylece siz yalanla beslenmeyi alışkanlık haline getireceksiniz.”

“Peki ama, ya can boğaza gelince ne olacak? “

“Ve siz o zaman dehşetle bakakalacaksınız.”

“Ve Biz ona sizden çok daha yakınızdır, fakat siz görmeyeceksiniz.”

“Ve eğer Bize borçlu olmadığınıza inanıyorsanız,”

“(haydi) hayatı ona geri döndürün; tabi ki eğer (inancınızda) sadıksanız.”

AMA eğer Allah’a yakın olanlardan iseniz; “

“(yeriniz) tarifsiz bir huzur, bitimsiz bir rızık ve mutluluğun üretildiği cennetler (olur).”

“Yok, eğer bahtiyar kesimden biri olursanız:”

“Artık, (ey) sözünün eri olan bahtiyarlardan olan kişi: sana selam olsun!”

“Fakat eğer o, yalanlayıp da yoldan sapmışlardan biriyse:”

“artık onun hakkı yürek yakan bir (umutsuzluk) sofrasında ağırlanmak”

“ve çılgın bir ateşe atılmaktır.”

“Hiç şüphe yok ki bu, işte budur kesin gerçek:”

“Öyleyse sen (ey insan), azamet sahibi Rabbin adına hareket et!”

Âyetlerde vahyi kirletmeye çalışan bir muhataptan bahsediliyor. “Şimdi böyle bir haberi, siz mi kirleteceksiniz?”daha sonra gelen âyetlerle muhataplar vahyi değiştiremeyecekleri, bu çabalarının boş olduğuna ikna edildikten sonra tam zamanında” “Peki ama ya can boğaza gelince ne olacak? “sorusu sorulup muhataba ahretten iki manzara gösterilmekte; ikna olduğu varsayımıyla muhatap eyleme (Öyleyse sen (ey insan), azamet sahibi Rabbin adına hareket et!) davet ediliyor.

  1. Probleme değil, hedefe yönelik sorulardır.

Vahiy; geçmişten çok, hâle ve geleceğe odaklanır. Vahiy soruları, problemin üzerinde durmaktansa muhatabı farklı ve daha iyi bir geleceğe taşımayı amaçlar.

Beled Sûresi,7-17. âyetler örnek olarak gösterilebilir;

“Yoksa o, kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor?”

“Ona iki göz vermedik mi?”

“Dahası bir dil ve bir çift dudak?”

“Ve ona (iyilik ve kötülüğün) açık seçik iki yolunu da göstermedik mi?”

 “Bilir misin nedir o sarp yokuş?”

 “Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır;”

 “veya açlık gününde (muhtaçları)doyurmaktır;”

 “(mesela) yakını olan bir yetimi,”

 “ya da evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir düşkünü…”

 “Daha sonra iman edenlerden olmak ve birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmektir.”

Yukarıdaki âyetlerde, yapması gereken sorumlulukları görmezden gelen muhataba Allah’ın her şeyi gördüğü, kendisinin de yapması gerekenleri algılayabilecek duyulara sahip olduğu söylendikten sonra; “niye görmüyorsun” sorusuna yani probleme değil; neyi görmesi gerektiğine (bir kişiyi zincirinden kurtarmak, muhtaçları doyurmak, hakkı ve merhameti tavsiye etmek) yani hedefe odaklanıyor.

  1. Geçmişe değil, hale ve geleceğe odaklanır.

Şuara Sûresi 128–131. âyetlerde;

“Siz, abesle iştigal ederek her bir tepede yüksek bir anıt, bir yapı mı inşa ediyorsunuz?”

“Görkemli binalar kondurarak sürekli yaşayacağınızı mı umuyorsunuz?”

“Elinize her (fırsat) geçirdiğinizde, hukuka tecavüz edip zorbalık (mı) yapacaksınız? “

“Haydi, artık Allah’a karşı sorumlu davranın ve bana uyun! “

Âyetlerde peygamberin dilinden toplumun Allaha karşı büyüklük taslamalarının, ölümsüzlük arayışı ve hukuka tecavüz etmelerinin yanlış olduğu önkabulü ve bilinçaltı önermesinden sonra, peygamber soruda geçmiş sorunlara değil geleceğe odaklanır. “Haydi, artık Allah’a karşı sorumlu davranın ve bana uyun!”

  1. Güçlendirici varsayımlar içerir.

Şuara Sûresi 202-207 bu konuda güzel bir örnektir.

“ nihayet bu azap kendileri farkında değilken ansızın onları bulacaktır.”

 “Bunun üzerine onlar “Bize (ilave) bir süre daha tanınamaz mı?” diyecekler.”

 “Ne! Şimdi onlar azabımızın hemen gelmesini mi istiyorlar?“

 “Düşünsene bir: onlara yıllarca safa sürmeleri için fırsat versek”

 “sonra vaad edilen azap başlarına gelse”

 “safa sürerek kaçırdıkları bu fırsatın kendilerine bir yararı dokunabilir mi?”

Âyetlerde azap gelmiş bir toplumun savunma mekanizması olarak ilave zaman isteğinin anlamsız ve faydasız olduğu bir varsayımla muhataba sorulmaktadır. Yıllarca süre verilmiş ve safa sürmüş birileri varsayımından yola çıkan âyetler; bu kadar uzun süre mühlet verilmesinin, vahye kulağını tıkayan insanlar için, vahyi anlamada ve hidayeti bulup kurtulmada hiçbir yararının olmayacağı mesajı öncelikle muhatabın mantığına onaylatılmaktadır. “vakit gelip çatmadan inanıp hayatınızı inşa etmeye başlayın” mesajı bilinçaltına dönüştürücü bir telkin olarak verilmektedir.  Âyetlerde azap gelmiş bir toplumun ilave zaman isteğinin anlamsız ve faydasız olduğu bir varsayımla sorulmaktadır. Yıllarca süre verilmiş ve safa sürmüş birisi varsayım olarak sunulmakta; bu kadar uzun süre verilmesinin vahyi anlamada ve hidayeti bulup kurtulmada yararının olmayacağı mesajı muhatabın bilinç üstü ve bilinçaltına onaylatılmaktadır.

  1. Tanımlı bir maksadı vardır.

“Ne yani, onlar sebepsiz mi yaratılmışlar? Yoksa kendilerini yaratan yine kendileri mi?” (Rad 35).

Âyette muhatabın, yaratılmasının bir nedeninin olduğu ve bu amacı araştırması gerektiği vurgulanmaktadır. Soruda kullanılan güçlü edatlarla muhatabın bilinçaltı, insanın sebepsiz yaratılmadığı kabulüne davet edilmiştir.

Başka bir örnek, “Yahut (Allah) rızkınızı keserse, size rızık sağlayacak birileri mi varmış? Ama hayır, onlar küstahça bir kibir ve nefret içinde debelenmekteler.” (Mülk 21).

Sorunun maksadı, muhatabının bilinç üstüne mantıklı bir varsayım sunarak, muhatabı Allahın tek ilah olduğuna, tüm mülkün ona ait olduğuna ikna etmektir.

  1. Bir Sahne ışığı gibi muhatabın deneyimini aydınlatır. Deneyim ve imkânları süzgeçten geçirme imkânı sağlar.

Örnek olarak, “VE RABBİN, Âdemoğlunun sulbünden onların nesillerini çıkardığı her zaman, onları kendileri hakkında tanık kıldı: “Ben değil miyim sizin Rabbiniz?” Onlar da “Kesinlikle” dediler, “buna biz şahidiz!” (Bunu hatırlattık) ki, Kıyamet Günü bizim bu gerçekten haberimiz yoktu demeyesiniz,” (Araf 172).

“ya da “Doğrusu bizden önce babalarımız şirk koşmuştu, bizse sadece

Onların peşinden giden bir kuklayız; dolayısıyla, bâtılı icat edenlerin yaptıkları yüzünden bizi mi helâk edeceksin?” gerekçesine sığınmayasınız.” (Araf 173)

Peş peşe gelen bu iki âyette birinci bölümde muhataba insanlığın ilk deneyiminden bir sahne çizilmekte ve kabule zorlayan bir soruyla (Ben değil miyim sizin Rabbiniz?) onay alınmaktadır. Daha sonraki soruda ise insanlığın son deneyiminden (ahiretten) bir insanlık tecrübesi anlatılarak, kişilerin atalarının üzerine sorumluluklarını atamayacağı ve bu gerekçeye sığınamayacağı onların dilinden bir soru ile reddedilmiştir. Bu iki tecrübe süzgeçten geçirilerek sonuç olarak, muhatapların sorumluluklarını üstlenmeleri amaçlanmıştır.

Diğer bir çarpıcı örnek ise;

“şimdi kalıntılarında dolaştıkları kendilerinden önce yalanlamış uygarlıklardan nicelerini helâk etmiş olmamız onlar için yol gösterici olmadı mı? Kuşkusuz bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır: hâlâ mı işitmeyecekler?” (Secde 26)

Bir önceki örneğe göre bu âyet, insanlığın daha net olarak gözlemlediği tarihi tecrübelere bir Sahne ışığı tutarak muhatabın deneyimini aydınlatır. Deneyim ve imkânları süzgeçten geçirme imkânı sağlar.

  1. Muhatabının deneyimlerinin bazı alanlarına ışık tutar, bazılarını ise göl­gede bırakır.

Kur’an Soruları güçlü bir el fenerine benzer. Sorular vurgulanan konulara ışık tutar, ama aynı şekilde başka alanları da karan­lıkta bırakır. Başka bir ifadeyle, sorular içlerinde saklı bulunan ön kabuller sayesinde muhatabın dikkatini belli konulara yöneltir ve dolayısıyla başka konulardan uzaklaştırır. Bir ön kabul, soruyu düşünmeden önce doğru diye kabul edilmesi gereken bir varsayımdır. Bu konuya tipik bir örnek olarak;

O, insanı neden yarattı? (Abese 18), (Elbette) basit bir hayat tohumundan. Önce yarattı, ardından ona takdir yeteneği bahşetti” (Abese19)

Vahyin bu soruları önce insanın organik temeline vurgu yapar. İnsanın diğer tüm canlılar gibi hücrelerden yaratıldığını hatırlatır ancak asıl vurguyu öne çıkarmak için insanın diğer özelliklerini gölgeleyerek, insanın, diğer tüm organik canlılardan en temel farkı olan kavram oluşturma yeteneğini ön plana çıkarır.

  1. Kur’an soruları muhatabından dürüst bir cevap ister.

Örnek olarak, Şerh Sûresi 1–4 verilebilir;

“Göğsünü açıp seni ferahlatmadık mı”?

“Ve yükünü sırtından kaldırmadık mı?”

“Ki o yük belini iki büklüm etmişti!”

“Ve senin şanını yüceltmedik mi?”

Yukarda örnek olarak verilen âyetlerde; peygamberden ve daha sonra gelecek muhataplardan dürüst cevaplar ister. Sorular, muhatapları ile güven temelli bir ilişki içine girer. Muhatabın duygusal zeminini de kullanarak onun sorulara olumlu onay vermesini bekler.

  1. Sorulan sorularda zamanlama mükemmeldir ve iyi bilgi toplar.

Zamanlama, tıpkı fıkra anlatmada olduğu gibi, soru sormada da kritik öneme sahiptir. Bir soru bir an boş bir bakışa sebep ola­bilir, ama beş dakika sonra sorulduğunda ise ‘Hah tamam, bul­dum!’ gibi bir bakış açısı uyandırabilir.

Kur’an soruları muhataba konunun en uygun zamanında taşı gediğine koyarak sorulmaktadır. Allah kullarının o andaki ihtiyacına göre en uygun soruyu sorar. Zira Allah kullarının o andaki ruh halini detayıyla bilendir.

Kıyamet Sûresi 36-40 bu konuya örnek olarak verilebilir.

“NE YANİ, insanoğlu başıboş bırakılacağını mı sanıyor?

“O, bir zamanlar akıtılan bir damlacık sıvı değil miydi?

“Sonra bir parçacık pıhtı olmuş; bu safhada (Allah) onu yarattığı (gibi) şekil de vermişti;

“nihayet ondan erkek ve dişi cinsler var etmişti.

“şu halde aynı (Allah) ölüye hayat vermeye kadir değil midir?           

İlk âyette, vahiy insanın başıboş bırakılmayacağını, bir anlamının olduğunu vurgulayan bir ön soru sorduktan sonra, iyi bir zamanlama ile insanın aşama aşama anlamsızdan anlamlıya geçişini gösteren embriyonik gelişimini anlatmış. Bu aşamaların hepsini kontrol eden yaratıcının, insanı tekrar diriltebileceğini öneren sorular, muhatabı sonunda tekrar en başa götürüyor ve lafı tam yerine koyar; insan başıboş değildir.

  1. Kur’an soruları muhatapla iyi ilişkiler kurar ve bu ilişkileri sürdürür. Karşılıklı anlaşma ve anlayış üzerine kurgulanmıştır.

Sorularda önemli faktörlerden birisi de muhatabın, dürüst bir cevap verdiğini nereden bileceksiniz? Ya size sadece duymayı istediğiniz şeyi söylüyorsa? Nasıl bileceksiniz? Allah muhatabına, sorulan bir soruya dürüst cevap vermediği takdirde kaybedenin kendisi olacağını, zira vahyin kendisinin yararına ol­duğunu sürekli hatırlatır. Bununla birlikte, kulları sorulara cevap vermeyi reddetme hakkına her zaman sahiptir. Kabul edilen ve onaylanan her soru kişinin imanını artırırken; muhatabın Kur’an’da onaylamayı red ettiği her soru onun inkarını artırır.

Kur’an soruları açık ve dürüst sorulardır. Allah muhatabı için bir dürüstlük modelidir. Kulları bunu görünce, sorulara dürüst cevaplar verecektir. Soru tekniğinde soruyu soran muhatabı ile iyi ilişkiler içinde olmalıdır. Aşağılayarak sorulan sorular kişinin bilinç üstünden onay alamaz ve dolayısıyla bilinçaltına geçmez ve kişinin hayatını inşa edici özelliği yoktur. Kur’an soruları muhatapları ile güven temelli iyi ilişkiler kurar, muhatabına hakaret etmez, aşağılamaz, bilmemesi için değil özellikle soruları bilmesi için sorar. Kişinin sorunları soru şeklinde kendisine yöneltilerek soruna ve çözüme dikkat çekilir. Sorular, soru sorulan kişinin sorunlarının cevabıdır.

Örnek olarak;

 “Siz ey insanlar: Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Allah’tan başka sizi gökten ve yerden sürekli doyuracak bir yaratıcı mı var? O’ndan başka ilâh yoktur: şu halde, nasıl böylesine savruluyorsunuz?”  (Fatır 3)

Âyette, muhataba Allahın insanın sevdiği, ona her türlü nimeti verdiği hatırlatıldıktan sonra muhatabın içinde bulunduğu durumun yanlışlığı ve kendi iyiliği için, hangi nedenlerle savrulduğunu sorgulaması isteniyor. Kur’an’da soru tekniği, karşılıklı anlaşma ve anlayışa dayalı ilişki kurmada sıklıkla kul­lanılmıştır. Kur’an’da meydan okuyan bir soru bile saygılı bir şekilde sorula­bilir ve ilişkinin kopmasına gerek kalmaz.

  1. Muhatabının duygusal durumlarını ortaya çıkarır. Vahiyle muhatap olan kişinin duygusal durumunu değiştirmeyi amaçlar.

İyi sorulmuş sorular, muhatabın duygusal durumunu değiştirebilir. Sorulara dahil edi­lebilecek kısıtlayıcı varsayımlarla sorular muhatabı çözüm bulamaz durumlara sokabilir. Hâlbuki Kur’an soruları, şüphesiz, muhatabı daha çare üretir bir hale ge­tirir. Kimi zaman Allah, kişinin duygusal durumunu değiştirmek maksadıyla sorular so­rar. Kulunun, sahip olduğu imkânları hatırlatarak, sevdiği insanları anarak ve yaşadığı olumlu deneyimlerden bahsederek olumlu bir duygu hali oluşturmaktadır.

Örnek olarak;

“Ve onlar orada şöyle feryat figan ederler: “Rabbimiz! Kurtar bizi! (Söz), daha önce yaptıklarımızdan daha farklı, daha iyi şeyler yapacağız!” (Şöyle cevap verilecek): “Size aklını başına almaya gönüllü birine yetecek kadar uzun bir ömür vermemiş miydik?” (Fatır 37).

Âyette muhatabın ahretteki pişmanlığını gösteren duygusal durumu ön plana çıkarılarak, şu anki halini değiştirme amaçlanmıştır.

  1. Vahiy soruları tek taraflı değildir. Muhatabı ile karşılıklı interaktif iletişim içindedir. Muhatabıyla sürekli konuşur ve anında onay bekleyen sorulardır.

 İsra 49–51 bu konuya güzel bir örnek olarak gösterilebilir;

“Bir de tutmuş diyorlar ki: “Ne yani, şimdi biz kemik yığınına dönüşüp oradan da toza toprağa karıştıktan sonra yepyeni bir yaratılışla tekrar diriltileceğiz, öyle mi?”

“De ki: “ister taşa dönüşün, ister demire;”

“ya da mahlûkat içerisinde aklınıza gelebilecek (hayata) en uzak (başka) bir

varlığa!..” Bundan sonra kalkıp da “Kimmiş bizi yeniden diriltecek olan?” diye soracak olurlarsa, “Sizi ilk defa yaratan Kimse!” diye cevapla. Bunun üzerine, kafalarını (kinayeli) sallayarak “Peki, bu ne zaman gerçekleşecekmiş bakayım?” diye sana soracak olurlarsa, de ki: “Kim bilir (!) belki de çok yakında gerçekleşecektir.”

 Yukarıdaki âyetlerde vahiy muhatabının aklında olan soruları gündeme getirerek tek tek tüm mantık kurgularını kullanarak, soruları interaktif olarak cevaplamıştır. Onların itirazlarına tekrar cevap vermiştir. İnteraktif iletişim muhataplar arasında en sağlıklı ve öğrenmede en etkili iletişim yöntemidir. Kur’an’da birçok âyette Vahiy muhatabı ile soru sorup cevabını alarak, muhatabının bilincine sondajlar yapar.

  1. Muhatabın düşünce ve davranışlarını tartışmaya açan sorulardır.

Bir şeyi yapamadığını bildiğiniz bir kişinin bu hareketinin doğruluğunu tartışmaya açmanın birçok yolu vardır. Muhatabınızın düzeltmek istediğiniz davranışlarını tartışmaya açmadan düzeltemezsiniz. Bunun da en iyi yöntemi onun ağzından sorulan sorulardır. Vahiy, muhatabının aklında olan sorulmamış hiçbir soru bırakmamıştır. Hatta onların sorularını ne kadar basit olsa bile vahye taşımıştır. Allahın varlığı dâhil hiçbir konuyu dogma ilan etmemiştir. Mesela,

“işte, kendilerine doğru yol bilgisi geldiği zaman insanları ona inanmaktan alıkoyan şey, sadece şöyle akıl yürütmeleriydi: “Ne yani, şimdi Allah fani bir insanı mı elçi olarak gönderdi? (İsra 94)

“Bu onların, Bizim âyetlerimizi inkârda ısrar etmelerinin ve “Ne yani, şimdi biz

Kemiğe, toza-toprağa karıştıktan sonra yepyeni bir yaratılışla tekrar mı diriltileceğiz?” demelerinin bir karşılığı olacak.” (İsra 98)

Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onları kendi suretleri üzere yeniden yaratacak güce sahip olduğunu, yine onlar için bir gün sona ereceğinde hiçbir kuşku bulunmayan sınırlı bir süre takdir etmiş bulunduğunu nasıl görmezler? (İsra 99)

Sonuç olarak; soru yöntemleri, etkin bir hitap biçimi olarak, vahiyde bütün zenginliği ile kullanmıştır. Kur’an soruları, güçlü, düşünmeye davet eden, düşünme alışkanlığı oluşturan, amacı olan, muhatabını eyleme götüren sorulardır. Kur’an soruları güçlü anlam kurgusu ile bilinçli zihnimize onaylattırdığı düşünceleri, bilinçaltımıza yönlendirerek yeni ve sağlıklı bir hayat ve düşünme alışkanlığı inşa etmektedir. Kur’an’ın maksadını anlamaya çalıştığımız bu günlerde, Kur’an soruları daha iyi aklederek okunmalı ve insanları iyiliğe davet sürecinde bu sorular örneklenerek, bir hitabet biçimi olarak kullanılmalıdır.

 

Kaynakça

  1. İSLAMOĞLU, Mustafa, Hayat Kitabı Kur’an, Gerekçeli Meal Tefsir, İstanbul, 2009.
  2. TURGAY, Biçer, ETKİLİ DİL KALIPLARI “Doğru soru sormak”, Uygulamalarla NLP, Sistem Yayıncılık, 1999.
  3. TURGAY, Biçer, Nlp Kişisel Liderlik, Beyaz Yayınları.
  4. DILTZ, Robert, Dil İllüzyonları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
  5. KNIGHT, Sue, Uygulamalarla NLP, Sistem Yayıncılık.

          6.O’CONNOR, Joseph, LAGES Andrea, NLP İle Koçluk, Hayat Yayınları.