Akşam kente bir Meryem gibi girer
Bir çocuk kutsal bir çocuk doğurur gibi
Her yönden bir ses yükselir bu karanlık nedir
Kurban kesilirkenki karanlık
İbrahim’in bıçağındaki karanlık loşluk aydınlık
Keskin ışık
İsmail
İsmail bir çocuk başından serçe geçen
Mavi bir gül nöbeti sertçe geçen
Omzundan arşlar dökülen

“Köpük, Şiirler III.”

Yürüyen İsmail’i göreceksin babasının yanında
Susamış kertenkeleye acıyan
Kendi alınyazısının ötesinde
Ve İbrahim sırtına bir kuş gibi konmuş gelecek
zaman

“Dördüncü Ayin, Ayinler.”

Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti

“Hızırla Kırk Saat-2, Şiirler I.”

Kudüs’te
Hazırlandı kaya
Yerden yükselmeye bir parça
Ata binen süvariye
İlk dayanak ve ilk adak
Şehit gidişine kasaba taşlarının katılışı
İsa da gelmişti
Arkasında bir fosfor çizgi
Musa da gelmişti
Mermer levhalar dikilmişti
İbrahim de gelmişti
Çevresi ateş bir çemberdi
Zeytindi sağı Kudüs’ün
Solu volkandı

Hızırla Kırk Saat, 32. Bölüm

Ateşe söz geçiren neydi
İbrahim’in etinde kemiğinde

“Taha Sabır Kentinde/Kaçış
ve Dönüş, Taha’nın Kitabı.”

İbrahim’e mahsus
Ateş hikmetini emmiş
Emiş emmiş ve ezberlemiş

Gül Muştusu, X. Bölüm

Ve Kudüs şehri. Artık yer şehri, toprak şehri.
Bakır yaprakların, çelik gövdelerin,
acımasız yüreklerin.
Demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların.
Kurşundan çiçeklerin şehri.
Gülle kusuyor ana rahmi
Bomba parçalıyor beynini bebeğin.

Ve kim tarafından bütün bunlar
Roma’nın, Babil’in, Asur’un ve Firavunların
Ve nice milletlerin zulmünü görenler tarafından
Zalime olan öcünü mazlûmdan almak
Zalim olmak ve en zalim olmak
Ve artık ne İbrahim ne Yakup ve ne Musa var
Tersinden okunan Tevrat hükümleri
Karaya boyanmış Mezmurlar

Alınyazısı Saati, ilk şiirden