İlim yolunda aşılan yollar

 Şuayb Arnavut hoca, Şam’ın büyük dil âlimi Şeyh Bedrettin Hasenâ’nın tedrisinde yetişmiş, kendisinden Arap diline dair ilimleri okumuştur. İbn-i Akîl’in Şerhi, İbn-i Hâcib’in Kâfiyesi, Zemahşeri, İbn-i Hişam, Cürcâni gibi âlimlerin belagat kitaplarını bitirmiştir. Tüm bu ilimlerden sonra Arap diline olan vukûfiyeti artmış, Arap dilinin belagati üzerine önemli talebeler yetiştirmeye başlamıştır. Aynı zamanda birçok hocadan Fıkıh ilmi almış, Hanefi fıkhı üzerinde yoğunlaşmış, Hanefi fıkhına dair tüm detayları yedi sene içinde öğrenmiştir. Öğrendiği ilimleri Kuran ile harmanlayıp Şam’da kendine has bir üslûp oluşturmuştur.

Hadis ilmine olan ilgisi

 Şuayb hoca, hadis ilmine yoğunlaşıp, üzerinde tahkik derecesine geldiğinde otuz yaşındadır. Hadis ilmine olan sevgisi, onu hadislerin asıl kaynağına yönlendirmiş, hadis râvilerinden gelen nakilleri tek tek inceleyerek geliş sıhhatini, nakleden râvinin derecesini, hadisin Kuran’la olan münasebetini araştırmıştır. Büyük hadis külliyatlarını eleyerek, günümüze daha net ve ayıklanmış hadis kaynakları bırakmıştır.

Hadis üzerine o kadar yoğunlaşmıştır ki, Arap Dili üzerine yaptığı öğretmenliği bırakarak, tüm vaktini hadis ilmine vermiştir. Zamanla hadis tahkikçiliği alanında çığır açmış, alanının uzman ismi haline gelmiştir. Kurduğu medresede talebeler yetiştirip, birçok ülkeye ilmî araştırmalar görevlisi olarak yollamıştır.

Hocaları

 Şuayb Arnavut hoca ilim dolu bir insandır. İlk hocası, Şeyh Nâsiruddîn Elbânî‘nin babası Nuh Necâtî’dir. Nuh Necâtî ise İstanbul’da Osmanlı medreselerinde okumuş “koyu mutaassıp” bir Hanefî. O kadar ki, namazda ellerini kaldıran Şafii bir imamın arkasında namaz kıldığında namazını iade ediyor. “Üç sene ben de onunla birlikte namazları iade ettim, ama sonra ilim öğrenince bıraktım” diyor, Şuayb Arnavut hoca. Arnavutlar genelde, yapı itibariyle sert, selefiliğe müsait insanlar. Babası Hanefî ama babasında da o sert yapı fark ediliyor. Mesela, babasına oğlu Nâsıruddin Elbânî hakkındaki kanaati sorulunca, Şuayb el-Arnavut’un ifadesiyle babası aynen şöyle demiş, Ben ona beddua etmiyorum. Ama onu hatalı görüyorum. Yaptığı doğru da olabilir, yine de imam olursa arkasında namaz kılmam!”

 Elbânî hakkındaki kendi kanaatini sorduğumuzda, Elbânî’nin ciddi anlamda fıkıh tahsil etmediğini, meşguliyet ve ihtisasının hadis olduğunu, yayımlanan fetvalarında da birçok yanlışlar olduğunu anlatır.

“Hadisler hakkındaki değerlendirmelerine itimat edebilir miyiz?” diye sorunca, Değerlendirmeleri imamlarınki ile uyuşuyorsa evet, değilse senin araştırıp kendi vardığın neticeye bakman lazım, çünkü hataları az değil” diyor.

 İkinci hocası ise Vehbi Süleymân Ğavcî el-Elbânî’nin babası Süleyman hocadır. Onunla, Nâsiruddin Elbânî’nin babası arkadaşdırlar. O da İstanbul medreselerinde okumuş bir Hanefi’dir Zaten oğlu, Şuayb hocanın da arkadaşı Vehbi Süleyman Ğavcî de, şu an hayatta, Hanefi mezhebine bağlı bir âlimdir.

Hadis kitap tahkikleri kimin elinden çıkıyor?

el-Mektebet’ul-İslâmiyye, 1958’de Şam’da kurulan Hadis tahkik derlemelerinin yapıldığı bir kütüphanedir. Hadisleri düzeltme ve tahkiki yirmi yıla yakın sürmüştür. Gözlem ve uzun uğraşlar sonucu İslam’ın ana kaynak literatürüne çeşitli kitaplar eklenmiştir.

1982’de Amman’da Şuayb hocanın önderliğinde Mektebet’ur-Risale ilmi araştırmalar merkezi kurulmuştur. Geniş sayılacak bir kütüphanedir burası. Genç araştırmacılar orada çalışmış, hadis alanında dinî ilimlerden geçmiş öğrenciler olarak yetişmişlerdir. Birçok aşamadan geçerek elimize kadar ulaşan kaynak kitapların hadis tahkikleri, Şuayb hoca ve onun ve yetiştirdiği öğrencilerin elinden, bu kütüphanede çıkmaktadır.

Şuayb hoca bu kütüphanede öğrencilerine büyük bir hazine bırakmış, onlarla dostane bir ilişki kurmuş, talebelerine ‘babalık’ yapmıştır. Kendisinin başkanlığında oluşan kurulda tüm hadis ve tefsir kaynaklarında rivayetler yeniden gözden geçirilerek ayıklamalar yapılmış, dipnotlar eklenmiştir.

Kendisini nasıl tanıdık?

 Şuayb hoca dışarıdan bakınca sert mizaçlı, keskin, hocası gibi başka mezhep imamların arkasında namaz kılmayacak kadar olmasa da biraz ‘Haneficidir’. Fakat kendisini tanıdıkça bunun nedeninin içinde yetiştiği Arap toplumunun bir kalıntısı olduğu anlaşılır.

Ürdün-Amman’a ilim tahsil etmek için gittiğimde evim ve okulum arasında her gün yürüdüğümüz yarım saatlik bir yol vardı. O yol üzerinde geniş bahçeli, kalın duvarlı evler dikkatimi çeker, her geçtiğimde içlerinde kimler yaşıyor diye merak ederdim. Hadis alanında tez hazırlığı için Ürdün’e gelen bir ablamız, Şuayb el-Arnavut hocanın Ürdün’de oturduğunu, fakat adresini bilmediğini belirtti. Onun hocadan bahsetmesiyle, bende Şuayb Arnavut hocayı tanıma merakı oluştu. O ana kadar ismini niye hiç duymamışım diye çok hayıflandım. Adresini araştırmaya başladık, İlahiyat bölümündeki öğrenciler de dahil bir çok hocaya sorduk, lakin durum o kadar vahimdi ki, daha ismini söyler söylemez, ‘o kim ki’ diyorlardı. Şaşkınlığımızı gizleyemiyor, diplerinde olan koskoca âlimi nasıl tanımazlar diye kendi kendimize soruyorduk. Oysa biz de onlardan farklı değildik. Bir ay sonra, Şuayb hocanın evimizin iki sokak ötesindeki o güzel evlerden birinde, gelini ve iki torunuyla birlikte yaşadığını öğrendik. Ziyaretine gittik, misafiri olduk. Zamanla aramızda hoca öğrenci ilişkisinden çok, baba evlat ilişkisi gelişti. Torunları bizi ev hanesinden biri gibi görüyorlardı. Hocayı çok seviyor, onun dersine can atarak gidiyorduk. Ailelerimizin yakın olmamasından ötürü bize baba gibi sahip çıkar, sofrasını paylaşır, çayını bizimle içerdi. Eşi rahatsızdı Şuayb hocanın. Bundan dolayı evde mutfak işini kendi yapar, yemeklerini kendi hazırlardı. Düzenli, tertemiz bir evi vardı. Seksen yaşında bir âlim için gördüğüm bu manzara çok şaşırtıcıydı. Hocayı her hafta iki kez ziyaret edip, birlikte hadis dersleri yapmaya başladık. Kendisinden Hadis tahkiki hakkında derin bilgiler alır, aynı zamanda Arap ve Arnavut kültürü ile Türk kültürünü karşılaştırıp değerlendirirdik. Çok derin bir hadis bilgisi vardı Şuayb Arnavut hocanın…

Bir Arnavut’un mutfağına misafir olmak

 Mutfağında on iki çeşit, kendi eliyle kurduğu zeytinler, reçeller çok dikkatimi çekmişti. Yaşına rağmen her işiyle kendi meşgul oluyordu. Utanarak ifade edeyim ki, daha önce hiç denemediğim ev yapımı Arnavut böreği ve Şam usûlü içli köfte yapmayı kendisi öğretti bana. Birlikte yaptığımız her dersin sonunda, onların meşhur, içi hurmalı kurabiyeleri olan ‘Ma’mul’ ile Arap usûlü ‘mırra’ veya çay ikram ederdi. Sofrasını veya çayını reddetmek onu çok kızdırırdı. Bizi yolcu etmek için kapıya kadar gelir, mutfağından bir poşet dolusu meyveyi verir, ‘her akşam yiyip öyle yatın, yoksa hastalanırsınız’ derdi. Yine bir derste ‘yüzün sapsarı kesilmiş senin, sana bir ilaç yapalım’ diyerek bir hafta hurma pekmezi içirmişti bana. Şuayb hocanın göstermiş olduğu misafirperverliği ve iyilik (kendi babam dışında) hayatım boyunca unutamayacağım bir âlim portresi çizdi gözümde.

İlminin derinliği kendisine zerre kadar gurur ve kibir vermemişti

İlminin güzelliği, bilgisinden ziyade onda mütevazılık ve misafirperverlik olarak yansıyordu. İlim yolcusu olan tüm talebelere evladı gibi muamele eder, onların sağlıklarını kendi sağlığı gibi önemserdi. Hafızasında binlerce hadis ve şiir vardı. Her derste bir bölüm okur, onu şerh ederdi. Kendisinin ilkokul medresesindeyken ezberlemiş olduğu, İbn Malik’in bin beyitlik Arap gramerine dair şiirlerden oluşan kitabı bugün hâlâ hatırındaydı. Birçok talebeye burs ve harçlık verir, okul giderlerini, ihtiyaçlarını görürdü. Umre’ye, Hacc’a talebe gönderir ve karşılığında sadece okumaya yönlendirirdi.

İki güzel ve hoş sohbet insan: Üstad Şuayb Arnavut ve babam Mustafa İslâmoğlu

 Nasıl mı oldu? Şüphesiz Şuayb hoca ile yapılan en güzel dersler, içinde vahyin anıldığı derslerdir. Onun tatlı sohbeti, hoş üslûbu bir de babam hakkında soruları da olunca ders saati akşamı bulurdu. Yine bir tefsir dersinde iken yaptığım yorumlardan birine, hocam Şuayb Arnavut, ‘sen tefsir bölümü mü okudun?’ diye sordu’. “Hayır, benim babam müfessirdir. Ben de bir Kuran’ın talebesi olarak, onun açtığı yolun yolcusuyum” diyerek yorumlarımın babama ait olduğunu dile getirdim. Şuayb hocam, bahsettiğim farklı ve güzel yorumların sahibini oldukça merak ederek, ‘bir gün babanla tanışmak isterim’ dedi. Birkaç gün sonra babamla kendisini telefonda görüştüreceğimi söyledim. Aradık. Telefonda karşılıklı görüşmeleri oldu. ‘Ya Şeyh’ diyerek uzun bir sohbete başladılar. Karşılıklı dua ve selamlarla vedalaştılar. Onlar orada vedalaşırken asıl muhabbet ondan sonra başlıyordu. Şuayb hoca her dersimizde, ‘baban bu konuda ne düşünüyor’ diyerek onun fikri inşasını merak ediyor, ilmî kritikler yapıyordu bizimle.

İstanbul’a döndüğümde babam,  Şuayb hoca ile ilgili haberleri alıyor, “Kızım, sakın eteğini bırakmayın. Sık sık gidin ziyaret edin, o çok değerli bir zat” diyordu. O bizim için bir lütûftu.

Daha önce bize elma soyan, kendi elleriyle börek yapan, eve dönüş paramızı zorla cebimize koyan, para verip ailelerimize zorla tatlı aldıran, hediyelerini reddettiğimizde hiddetlenen, -babam dışında- böyle değerli bir hocam olmamıştı. Babamın bir ikinci örneği gibiydi Şuayb hocam.  Kendisini tanıdıkça ahlâk ve erdem temsili örnekliği ile hayatımı ne kadar kuşattığını fark etmiş, asıl yüceliğin bilgi sahibi olmak olmadığını onu tanıdıkça öğrenmiştim.

Şuayb hoca Türkiyelileri çok sever, Osmanlı’ya çok değer verirdi

Her çeşit ilme saygısı vardı. Arapçılık yapmaz, taassupçuluğu sevmezdi. Kütüphanesi onun için her şeydi. Kitaplarla her daim haşir neşir olur, onları hediye etmeyi çok severdi. Türkiye’ye dönerken bana Kurtubi’nin Tefsirinden, Zadu’l-Meâd’a kadar bir sürü kitap vermiş, kendisine nasıl teşekkür edeceğimi sorduğumda onları okuyup, babama selamını ileterek teşekkür edebileceğimi söylemişti.

Kadınların ilmi konularda kendilerini yetiştirmesine çok önem verir, anneler sorumluluklarını aksatmadığı sürece çocukların buna bahane olamayacağını söylerdi. “Ülkemizde başörtüsü problemi var” dediğimiz de bize, “ne olursa olsun okuyun, burada veya başka yerde kendinizi yetiştirin” derdi. Türkiye’ye döneceğimizi duyduğunda üzülmüş, ısrarla orada kalmamızı, yüksek tahsil yapmamızı istemişti. Şuayb Arnavut hoca, yeni nesil gençler tarafından örnek alınması gereken bir şahsiyettir. Fazileti, cömertliği ve saygınlığı küçük büyük herkese örnektir.

İbn-i Mesud’a ilim nedir diye sorulduğunda, “İlim çok hadis nakletmek, çok malûmat sahibi olmak değil, ilim; haşyet sahibi olmaktır.” demiş. Bugünün âlim tarifi, Şuayb Arnavut hoca üzerinden bir kez daha yenilenmelidir. O çocukluğunda hayalini kurduğu ilim dolu bir kütüphaneye sahip olmuş, tüm İslam âlemini ilmiyle zenginleştirmiştir.

Üzerinde tahkik yaptığı kitaplar şunlardır:

 el-Mektebet’ul-İslâmiye’de yayımlananlar:

– Şerhu’s-Sunne, Beğavi, 16 cilt

– Ravdatu’t-Talibin, Nevevi, Abdulkadir Arnavut ile birlikte, 12 cilt

– Muhezzeb el-Eğânî, İbn Manzur, 12 cilt

– El-Mubdi’ fî şerhi’l-Mukni’, İbn Muflih el-Hanbeli, 10 cilt

– Zadu’l-Mesir fi İlmi’t-Tefsir, İbn Cevzi, Abdulkadir Arnavut ile birlikte, 9 cilt

– Metalibu Uli’n-Nuha fi Şerhi Ğayeti’l-Munteha, Ruhaybani, müşterek, 6 cilt

– El-Kâfi fi fıkhı’l-İmam el-Mubeccel Ahmed b. Hanbel, İbn Kudame, müşterek, 3 cilt

– Menaru’s-Sebil fi Şerhi’d-Delil, İbn Davyan, 2 cilt

– El-Menazil ve’t-Teyyar, Usâme b. Munkız, 1 cilt

– Musnedu Ebi Bekr, Mervezi, 1 cilt

 Muessesetu’r-Risale’de yayımlananlar:

– Siyeru A’lami’n-Nubela, Zehebi, 25 cilt

– El-İhsan fi Takribi Sahihi İbn Hibban, Bi-Tertibi’l-Emir Alauddin Faris, 18 cilt

– Sunenu’n-Nesai el-Kubra, Hasan Çelebi ile birlikte, 12 cilt

– El-Avasım ve’l-Kavasım fi’z-zebbi an sunneti ebi’l-kasım, İbn Vezir, 9 cilt

– Sunenu’t-Tirmizi, 6 cilt

– Sunenu’d-Darakutni, Hasan Çelebi ile birlikte, 5 cilt

– Zadu’l-Mead fi Hadyi Hayri’l-İbad, İbn Kayyım, Abdulkadir ile birlikte, 5 cilt

– Tarihu’l-İslam, Zehebi, Dr. Beşşar Avad Ma’ruf ile birlikte, sadece 4 cildi yayımlandı

– Et-Ta’liku’l-Mumecced Şerhu Muvattai Muhammed, Ebu’l-Hasenat el-Leknevi, 4 cilt

– Musnedul-İmam Ahmed, 50 cilt olarak yayınlanan el-Mevsuatu’l-Hadisiyye el-Kübra içerisinde, – Muessesetu’r-Risale üstadın önderliğinde yayımlamayı planlıyor.

– El-Adabu’ş-Şeriyye ve’l-Men’u’l-Meriyye, İbn Muflih el-Hanbeli, Ömer Hasan el-Kayyam ile birlikte, 4 cilt

– Tabakatu’l-Kurra, ez-Zehebi, Dr. Beşşar Maruf ile birlikte, 2 cilt

– Mevaridu’-z-Zam’ân bi-zevâidi Sahih-i İbn Hibban, Heysemi, Rıdvan Araksûsî ile birlikte, 2 cilt

– Şerhu’l-Akide et-Tahaviyye, İbn Ebi’l-İzz, Dr. Abdullah et-Türki ile birlikte, 2 cilt

– Riyadu’s-Salihin, Nevevi, 1 cilt

– El-Merasîl, Ebu Davud, 1 cilt

Allah, Şuayb hocamız ve onun gibi ilim yolunda ömrünü kurban edenlerden razı olsun.

Şuayb bin Muharrem el-Arnavut

 1928 Şam doğumlu, seksen yaşında, orta boylu, hafif topluca, beyaz tenli bir insan. Yüzüne bakınca Arap olmadığı belli olan dünyaca ünlü bir hadis tahkikçisi. Aslen Arnavut olup 1926’da babasının dinî ilimlere olan sevgisi nedeniyle Şam’a göç etmişlerdir. Babası zamanla ilmini ispatlamış, Şam’da ilim adamlarının sevgisini kazanmıştır. Şuayb hoca babasının gölgesi altında İslamî ilimleri öğrenerek büyümüştür. Çocukluğundan itibaren temel ilmî bilgiler, onun zihin ve ruh dünyasını doldurmuş, Kur’an’ın ruhuna inmek için Kur’an hafızı olmuş, çocuk yaşta Arap diline dair çeşitli hocalardan nahiv, sarf, belagat ilmi almıştır.

Hatice İslâmoğlu ERDEM