GEZİ-YORUM

Tuna’nın İki Yakası: Budapeşte

Afra Nur KAYABAŞI

 

Kısa Tarihi; Macaristan’ın başkenti olan Budapeşte, Avrupa’nın en güzel şehirlerinden kabul edilmiştir. Budapeşte, Tuna Nehri’nin iki kıyısında bulunan Buda ve Peşte’nin birleşiminden oluşmaktadır. Milattan önceki dönemden itibaren Keltler, Romalılar, Hunlar, Doğu Gotlar, Avarlar ve Macarlar tarafında işgal edilen bölge, 13. yüzyılda Moğollar tarafından yakılıp yıkılmıştır.

Macar payitahtı Kanuni Sultan Süleyman, Budin’i 1526’da aldıktan sonra bölgeyi tampon bölge olarak muhafaza etme kararı aldı. Bu sırada boşta kalan Macar tahtına Erdel voyvodası Janos Szapolya mı yoksa Ferdinand’ın mı geçeceği konusunda Macar asilzadeleri ikiye bölündü. Ferdinand Szapolya’yı yenip Budin’i aldı. Bunun üzerine 1529’da Kanuni harekete geçerek meşhur Viyana seferini başlattı. Osmanlılar Budin’i geri alarak Szapolya’nın taç giymesine sebep oldu. Ertesi sene Ferdinand Budin’i yeniden kuşattı. 1532 Alaman seferi ile Kanuni, Habsburglara üstünlüğünü kabul ettirdi. 1540’da Szapolya’nın ölümü üzerine 1541’de Süleyman Budin’de gerekli merasimleri yaptıktan sonra Budin beylerbeyliğini tesis etti. Bu tarihten 1686’ya kadar bölge Osmanlı hakimiyeti altında kaldı.

Budapeşte; 1873’de Buda, Pest ve Eski Buda birleştirilerek oluşturulmuş bir şehirdir. I.Dünya savaşından sonra Avusturya-Macaristan imparatorluğu yıkılmış, II.Dünya Savaşında ise şehir ciddi tahrip görmüştür. 1989 yılında cumhuriyet ilan edilmiş ve Macaristan 2004 yılında Avrupa birliği üyesi olmuştur.

 

Budapeşte Köprüleri; Şehrin Buda ve Peşte diye ikiye ayrıldığını söylemiştik. İki bölgeyi birleştiren 8 adet köprü bulunmakta. Bunlardan en meşhurları Aslanlı Köprü, Elizabeth Köprüsü, Margaret Köprüsü ve Özgürlük Köprüsüdür.

Budapeşte para birimi ve resmi dili; Macaristan para birimi Macar Forinti’dir. Resmi dili; Macarcadır.

Budapeşte’de ulaşım; Budapeşte’de tarihi ve gezilecek mekanlar birbirine çok yakın olduğu için biz şehri genellikle yürüyerek gezmeyi tercih ettik. Şehir içi metro hatları ve otobüs hatları da mevcut. Metro duraklarından satın aldığınız biletler ile toplu ulaşımı kullanmak da seçenekler arasında.

İstanbul’dan gerçekleştirdiğimiz uçuşumuz ile Budapeşte’ye indikten sonra havalimanından otobüs ile merkeze geldik. Kısa bir yürüyüşten sonra hostelimize varınca kendimizi hemen Tuna Nehri’nin kenarına atarak çayımızı yudumladık. Gündüzünü henüz görmeden, gecesini görmek dahi şehrin büyüsüne kapılmak için yeterli oldu.

Budapeşte yazımızda şehrin Buda ve Peşte olarak iki kısma ayrıldığından ve aralarından Tuna Nehrinin geçtiğinden bahsetmiştik. Şimdi beraber şehrin Buda tarafını gezelim.

Gellert Tepesi ve Citadel; Şehrin en yüksek tepesi olduğu söyleniyor. Metro ve otobüslerle ulaşım sağlanıyormuş ama biz yürüyerek çıkmayı tercih ettik. Siz de bizim gibi yapmayı düşünüyorsanız yanınıza su almayı ihmal etmeyin. Tepede 14 metre yüksekliğinde Özgürlük Heykeli bulunuyor. Komünizme ait şehirdeki tek hatıra bu heykeldir. Nazi işgalinden kurtulmanın sembolü olarak yaptırılmıştır. Tepede bir tane de kale mevcut. Bu kale, Habsburglar tarafından Macar kurtuluş savaşı sonrası şehri kontrol için yapılmıştır. Ayrıca buradan şehrin manzarası harika görünüyor. Tepeden yürüyerek aşağı indiğinizde Gellert’in elinde haç tutan heykelini de göreceksiniz. Bize, şehre hâkim olmanın sembolü olarak yapılmış gibi geldi. 

 

Matthias Kilisesi; Kilise, Tirinty Meydanında yer alıyor. 13.yy’da inşa edilen yapının günümüzdeki hali 19.yy’da yapılmıştır. Macar krallarının birçoğunun taç giyme töreni bu kilisede yapılmış. Özellikle Franz Joseph ile eşi Elizabeth’in taç giyme töreninin burada yapılmış olması önemli. Türkler Buda’yı ele geçirdiklerinde bu kiliseyi camiye çevirmişler, sonrasında tekrardan kiliseye çevrilmiştir. Dış mimari yapısından oldukça etkilendiğimiz kilisenin iç kısmına girdiğimizde kilisenin büyüsüne kapılıyoruz. Namı kadar varmış, iyi ki gelmişiz dedirtiyor bize. İçeride müzik orkestrasının çalışmasına denk geldik ve kilisenin duvarlarında yankılanan müzik ile birlikte kilisenin üzerimizdeki etkisi arttı. 

 

Balıkçı Tabyası; Orta Çağ’da buraya yakın bulunan balıkçı pazarından ötürü Balıkçı Tabyası adını alan bölge 1902 yılında tamamlanmış. Yedi küçük kule, 896 yılında Karpat Havzası’na yerleşen 7 Macar kabilesini sembolize etmektedir. Şehrin manzarası buradan da çok güzel görünüyor. Balıkçı Burcu ücretli lakin birçok yerinden şehrin manzarası ücret ödemeden izlenebiliyor. 

 

Buda Kalesi; Bölgede Budapeşte Tarih Müzesi, Macaristan Ulusal Galerisi ve Milli Kütüphane bulunmakta. Tirinity Meydanından yürüyerek kısa sürede Buda Kalesine ulaştık. Otobüs ve Füniküler ile kaleye çıkmak da mümkün. 13.yy’da yapılan kalenin günümüzdeki haline ulaşması çok uzun süreçte gerçekleşmiş. Türkler bölgeyi ele geçirdiklerinde kale, harabe vaziyette imiş. Sonradan tekrar inşa edilen kale bunun üstüne çok kere yıkılmış, yeniden imar edilmiştir. Günümüze ise kalenin temelleri ulaşmıştır. Yine buradan da şehrin güzel manzarasını izlemek mümkün. 

Şehrin Buda ve Peşte olarak iki kısma ayrıldığından ve aralarından Tuna nehrinin geçtiğinden bahsetmiştik. Şimdi ise şehrin Peşte tarafını beraber gezeceğiz;

 

Zincir Köprü; 1840-49 yılları arasında yapılan bu köprü, Budapeşte’nin ilk asma köprüsüdür. Yapıldığı dönemde iki ayrı şehir olan Budapeşte’de Tuna nehrini aşmak için feribotlar kullanılıyormuş. Köprü geçici süreliğine yapıldığından ötürü sadece yazları kullanılıyor, kışları kaldırılıyormuş. Efsaneye göre köprünün mimarı kendisine o kadar çok güveniyormuş ki köprüde bir hata bulan olursa intihar edeceğini söylemiş. Köprüyü gezen küçük bir çocuğun aslanlardan birisinin dilinin olmadığını fark etmesinden sonra heykeltıraşın utancından Tuna nehrinden atlayarak intihar ettiği söylenir. Köprüde yürüyerek Tuna nehrinin ve Budapeşte’nin müthiş görüntüsüne kendinizi bırakabilirsiniz. 

 

Dohany Sokağı Sinagogu; Avrupa’nın en büyük sinagogu olan bu yapı 1854 – 1859 yılları arasında Viyanalı mimar Ludwig Förster tarafından yapılmış. 3000 kişilik kapasitesi bulunuyor. Sinagogun içi büyüklüğü ile oldukça etkileyici. Yanında bulunan Yahudi Müzesi ile birlikte geziliyor. Siyonizmin kurucusu Theodor Herz’in evi Yahudi Müzesi olarak kullanılıyor. Sinagogun bahçesinde I.Dünya savaşında ölen Yahudiler için Kahramanlar Tapınağı yapılmış. Birçok Yahudi’nin mezarı burada bulunmakta.

 

Terör Müzesi (House of Teror); Andrassy caddesinde bulunan bu müze, 2002’de ziyarete açılmış. Bina, Alman işgali sırasında Nazilerin komünist döneminde karakol olarak kullanılmış. Bugün müzede Sovyetlere ve Nazilere ait birçok sembol malzeme bulunmakta. Müzeye girdiğinizde sizi bir tank karşılıyor. Tankın yanındaki duvar yüzlerce insanın yüzlerinden oluşan fotoğraf silsilesi ile kaplanmış. Farklı farklı odalardan oluşan müzede birçok işkence aleti ve fotoğraflar sergileniyor.

Kahramanlar Meydanı; Terör Müzesi’nin ardından meşhur Andrassy Caddesini takip ederek Kahramanlar meydanına ulaşıyoruz. Meydan, Unesco Dünya Mirası listesinde bulunmakta. Meydanın sol tarafında Güzel Sanatlar Müzesi, sağ tarafında ise Sanat Sarayı bulunuyor. Meydandaki sütunların altında Macar tarihinin önemli kahramanlarının heykelleri sergileniyor. Meydanın arkasında büyük bir bahçe bulunuyor. Küçük bir de göl var. Kale kapısından içeri girdiğinizde karşınıza mimarisi oldukça estetik olan binalar çıkıyor. Vajdahunyad Kalesi de bu parkta bulunuyor. Bu kale, Macaristan Devleti’nin bin yıl kutlamaları için yaptırılmıştır. İçine girmedik fakat dıştan oldukça etkileyici bir kale. 

St. Stephen Bazilikası; Bazilika ilk Macar kralı I.Stephen’in adını taşıyor ve Budapeşte’nin en büyük kilisesi. 8500 kişilik kapasiteli olan bazilikadan içeri girdiğimizde altın yaldızlı süslemeler ve bazilikanın muhteşem detayları dikkatimizi çekiyor. Kubbesinde kralın hayatından sahneler bulunuyor. Ayrıca Bazilika’nın tepesine çıkarak Budapeşte’nin etkileyici manzarasını da izleyebilirsiniz. 364 basamaklı tepeye çıktıktan sonra Budapeşte’nin müthiş manzarası ile karşılaşıyoruz. 

 

Parlamento Binası; Budapeşte’nin sembollerinden birisi olan Parlamento binasının yapımı 1902’de tamamlanmış. 691 odası, 96 metre yükseklikte ve 20 km uzunluğunda merdivenleri bulunan bu yapı, dünyanın en büyük parlamento binalarından. Stephen Bazilikası ile aynı yükseklikteki bina Budapeşte’nin en yüksek yapıları imiş. İkisinin eşit yükseklikte olması ise din ve devlet işlerinin arasındaki dengeyi sembolize ediyormuş. Binanın içi 45 dakikalık turlar ile gezilebiliyormuş. Biz giriş saatini kaçırdığımız için giremedik. Bahçesi de oldukça büyük olan Parlamento binasının karşısında Etnografya Müzesi bulunmakta. 

 

Demir Ayakkabılar (Shoes on Danube); Parlamento Binasının önünde Tuna Nehri boyunca bulunan ayakkabılar, 1944-45’de Nazi askerleri tarafından öldürülen Yahudileri temsil ediyor. Öldürülen Yahudilerden ayakkabılarını çıkartmaları ve Tuna Nehri’ne atlamaları istenmiş. Nehre atlayan Yahudiler kurşuna dizilmiş ve arkalarından ayakkabıları nehir boyunca kalmış. Bugün, bu şekilde öldürülen Yahudilerin ayakkabıları katliamın anısı olarak sergilenmekte. 

 

NE YERİM?

Budapeşte, yemek kültürü ile bizim kültürümüze yakın bir kültüre sahip. Langoş, Gulaş gibi yemekleri en meşhurlarındandır. 

Langoş; Bildiğimiz annelerimizin hamur kızartarak yaptığı, bizim de pişi dediğimiz yemeğin aynısı. Üstüne kaşar peyniri rendeleyip sonrasında da istediğiniz malzemeleri kumpir misali üzerine istiyorsunuz. Oldukça lezzetli ve güzel bir tadı var.

 

Makara; Şekerli hamuru tahta bir silindire sararak pişiriyorlar. Sonra üzerine isteğinize göre tarçın, ceviz vs koydurabiliyorsunuz.  

 

New York Cafe; Dünyanın en iyi kafelerinden birisi olma namını taşıyan bu kafe, günümüzde otel olarak kullanılıyor. Giriş katı ise müthiş bir kafe. Rezervasyon ile gidiliyormuş ama biz akşam üzeri rezervasyon yaptırmadan gittik. Kapıda biraz bekledikten sonra garson bizi gelip aldı ve masamıza kadar bize eşlik etti. Ardından kahvelerimizi söyledik ve güzel müzikleri eşliğinde kafenin ihtişamını izledik. 

Tuna nehrinin iki yakasına kurulmuş olan şehir, nehrin müthiş manzarası ve mimari güzelliklerin ihtişamlığı ile Avrupa’nın en güzel şehirlerinden olma özelliğini her saniye bize hissettirdi.