Her basiret sahibi açıkça şunu görür ki; İslam ümmeti, bu gün geçirmekte olduğu fikrî donukluk, ruhî çöküntü ve ilmî durgunluk nedeniyle bir buçuk asrı aşan o uzun tarihi boyunca daha evvel hiç karşılaşmadığı en kötü günlerini yaşamaktadır. Zira İslam ümmeti devasa cüssesine ve muazzam potansiyeline rağmen; hayatın siyasî, idarî, fikrî, ilmî, epistemolojik ve ekonomik alanlarında başkasına muhtaçtır. Öyleyse bu ümmetin bir yandan elinden tutup hakkı ve doğruyu gösterecek birine diğer yandan da liderlikte ve saygınlıkta kendisine layık yerini tutması için onu yeni bilimsel ve epistemolojik ufuklara kavuşturmak üzere uyanıp ayılabilmesi için kendisini derin uykusundan uyandıracak birine ihtiyacı vardır. Bu da ancak, ümmetin hayatın tüm isteklerini ve yönelimlerini belirlemeyi ve yine insanlığı hayatın ve düşüncenin tüm alanlarında yeni ufuklara kavuşturmayı sağlamak üzere Allah’ın kitabına dönüşüyle gerçekleşir ki, bu sayede insanlık evreni Kur’an’ın rehberliğinin kendisine bahşettiği hakların ve saygınlıkların tamamından istifade etme imkânına kavuşur. Buna göre Müslümanlara düşen görevler şunlardır:

  • Bitmek ve tükenmek bilmeyen Kur’an’ın o duru kaynağına dönmek için ellerindeki her türlü imkânı kullanmaları gerekir. Bu da, Kur’an’la yeniden buluşmakla olur. Tarihin önemli bir dönemecinde oluşacak olan bu buluşma, binlerce kriz ve sorunlarla dolup taşan modern hayatın tüm problemlerinin çözümlerini üreten çağdaş bir ilişki biçimiyle Kur’an’la ilişki kurmamızla gerçekleşebilir. Ümmet yaşamında hayati bir konuma sahip olan bu ilişki; hayatın ve çağın gerçekleriyle uyumlu olabilen realist bir anlama ile mümkün olabilir. Bu anlama aydın, doğru, düzenli ve disiplinli ilmî temellere dayanan ve takipçilerinin yolunu aydınlatan bir anlama olacaktır. İşte bizim “yeni yöntem”den kast ettiğimiz de budur.
  • “İlimlerin metodolojisi” meselesi bu asırda daha sıkı bir şekilde âlimlerin dikkatini çekmiştir. Bütün çağdaş ilimler için metodoloji birliği fikrinin kabul edilemeyeceği sonucuna vardılar. Metodolojiler değişiktir. Her ilmî disiplinin kendisine göre bir metodolojisi vardır. Müslüman âlimler bilimsel/metodik çalışmalarıyla bu gerçeği bundan kaç asır önce tescil ettiler. Onların birçok ilim dalı için köklü ilmî metodolojiler tesis ettiklerini görmekteyiz. Mesela; fıkıh ilmi için bir metodoloji, tefsir ilmi için bir metodoloji, hadis ilmi için bir başka metodoloji. İbn Sina ve emsalleri kendi felsefî görüşleri için bir metodoloji geliştirdiler. Hatta İmam Suyuti (ö. 911 h) nahiv ilmi için; el-İktirah fi Usuli’n-Nahv (Nahiv Metodolojisinde Bir Öneri) adlı kitabıyla nahiv için çerçevesi ve ana hatları belli olan bir metodoloji geliştirmiştir. Buradan ‘İslam Bilimleri Tarihinde Metodoloji’ konusunun önemine dair bir tartışmanın gereksiz olduğu sonucuna varıyoruz. Öyleyse “İslamî Metodoloji”, köklü bir metodoloji olup bolca belirleyici çizgiler taşıyan, bapları ve fasılları bulunan ve tarihî köklere sahip olan bir metodolojidir. Bu husus hiç kimsenin tartışmayacağı bir gerçektir.
  • Ancak biz Müslümanlar için önem arz eden husus, modern ilimlerin kaynağından temel unsurlarını alan, yaşanan epistemolojik hayatın realitesinden dal budak salan bugünkü muasır metodolojiden elimizde yeterince bir azığın olmamasıdır ki, onunla modern dünyaya meydan okuyabilelim veya onunla âlemin önüne çıkalım. Keza sıkıntısını çekmekte olduğumuz düşüşten ve geri kalmışlıktan bizi kurtarabilecek bir yönteme veya metodolojiye de sahip değiliz. Bu bağlamda zannımızca metodolojiye en fazla muhtaç olan alanların başında kitap ve sünnetle ilişki alanları gelir ki, zaten onların dışında başka bir kurtuluşumuz da yoktur.
  • Kur’an-ı Kerim’le ilişki kurma meselesi özelde Müslümanlar için genelde de bütün insanlar için hayati bir öneme sahip olmasına rağmen ilgilenenleri azdır. Meseleyi akademik bir metotla değil; pratik bir şekilde ele alan Merhum Muhammed Gazzalî’nin içinde olduğu âlimlerden küçük bir azınlığın dışında kimsenin konuya yaklaştığını görmedik. Akademik bir şekilde konuyu ele almadığı için de Gazzalî’nin kelamından metodik bazı kuralları çıkarmak kolay değildir. Prof. Dr. Muna Ebu’l-Fadl hanımefendi konuya akademik bir şekilde yaklaşmış ise de konunun daha fazla detay ve kuşatıcılığa muhtaç olduğu kesindir.
  • Âlimlerin metodolojiye karşı olan görüş ve tutumlarında metodolojinin iki eğilim gösterdiğini görmekteyiz: a) Teorik, ilmî ve akademik eğilim, b) Realist, uygulamalı eğilim. Örneğin “Usul-ı fıkıh şu şu hükümleri kavrayıp istinbat etme metodolojisidir” dedikleri zaman bu ilmî eğilimi kast etmektedirler. Bunun mukabilinde “İslamın estetikle ilgili metodolojisi şudur” dedikleri zaman da bu amelî eğilimi kast etmektedirler. Bizim buradaki çalışmamız daha ziyade “Kur’an’la ilişkinin metodolojisinin” akademik yönüyle ilgilidir.

Evet! Modern ilmî ve fikrî hayat kervanıyla yürüyebilecek yeni bir metodolojinin inşası bazı usullerin belirlenmesini, yeni bazı çerçeve ve kavramların geliştirilmesini, hedeflerin netleştirilmesini ve mahiyetini oluşturacak akademik çalışmaların üzerine bina edilebileceği ilmî bir zeminin tespitini gerektirmektedir ki, böylece metodoloji istenen hedefine ulaşabilsin.

Geliştirmeye çalıştığımız bu metodolojinin zeminiyle ilgili olarak şunu söyleyebiliriz: Kur’an İlimleri eski içeriği ile kadim zamanlarda yaşanan realite  itibariye Kur’an tefsiri için bir zemin oluşturabilirdi. Günümüzde ise insanî düşünce ufukları alabildiğine genişlemiş, boyutları tahmin edilemeyecek düzeyde insanî kültür hacmi de büyümüştür. İşte bu reel durum bizim Kur’an’la ilişki metodolojimizi yeniden ele almamızı gerektirmektedir. Bu hususta önerimiz şudur: yeni gelişen birçok ilim disiplinini bir dal olarak kadim Kur’an ilimleri formuna katmaktır. Bu sayede Kur’an ilimleri, içinde yaşamakta olduğumuz çağın verileriyle uyumlu olabilecek yepyeni bir yapıya kavuşmuş olacak ve istenen hedefi de gerçekleştirecektir.

Bundan hareketle Kur’an İlimlerinin yeni formunda şu bilim dallarının yer almasının gerekliliğine inanmaktayız: Kur’an’ın semantiği, Kur’an’ın üslubu, Kur’an’da konu bütünlüğü, Kur’an sosyolojisi, Kur’ani siyak/bağlam, Kur’an psikolojisi, Kur’an antropolojisi, Kur’an’ın ana konuları, Kur’ani epistemolojinin felsefesi, Kur’an’daki uygarlıklar, metodik tefsir eleştirisi ve Kur’an medeniyeti.

Bu ilmî disiplinlerin Kur’an bağlamında kurulması, İslam ümmetini istenen global bir verimliliği gerçekleştirecek çağdaş bir okuyuş biçimiyle Kur’an’ı yeniden okumaya ehil kılacaktır. Bu husus da ilgili ilim dallarının kural ve kaidelerinin farklı alanlarda uzman olup derin birikimi olan ilmî bir heyet tarafından kurulmasıyla mümkündür.

Akademik anlamıyla Kur’an Metodolojisi, ana iskeletinin oluşması hususunda bizi bazı zorunlu şeylerle karşı karşıya getirmektedir:

  • Araçlar, b- Kavramlar, c- Bütüncül bakış, d- Genel çerçeve, e- Hedefler.

 A- Araçlar 

Kendisine ulaşılmak istenen amaçlar bir takım özellikler ve ayırıcı nitelikler taşır. Bu ayırıcı niteliklerin durumuna göre de hedefe ulaştırıcı araçlar değişmektedir. Araçlar ne kadar doğru, realiteyle uyumlu ve istifadeye elverişli olursa istenen hedefe ulaştırması da o kadar kolay ve yakın olur. Bundan ötürü araçların realist ve kolayca istifade edilebilir mahiyette olması, felsefi yaklaşımlarla zorlaştırılmaması, istifadeyi sınırlandıracak ve küçük bir azınlığa hasr edecek laf kalabalığından arındırılması gerekir. Kur’an’la yeniden ilişki kurmada ele alınması kolay ve realiteye daha uygun gördüğümüz araçlar şunlardır:

1- Dil/Lügat: Hem eski hem yeni zamanlarda bireysel ve toplumsal düzeylerde Kur’an’la kurulan ilişki kuşkusuz Kur’an dili olan Arapça’yı bilmeyi gerektirir. Sonra bu bilginin de -ihtiyaç sınırlarını aşmaması şartıyla- kişinin Kur’an yolculuğunda karşılaşabileceği sorunları giderebilir düzeyde olması gerekir.

2- İlmî Altyapı: Kur’an’ın bilimsel ve epistemolojik ufukları oldukça geniş olduğundan toplumun farklı kesimlerine Kur’an’ın mesajlarını ulaştırırken taşı tam gediğine koyabilmemiz için kendisiyle olan ilişkilerimiz; bizim sosyal bilimlerden, özellikle de yaşamla direk uğraşan canlı bilimlerden sağlam bir zeminimizin olmasını gerektirmektedir.

3- Selef ve Eski Müfessirlerin Görüşleri: Düşünsel zenginliğimiz ve ilmî gelişmelerimiz ne olursa olsun biz Allah’ın kelamıyla uğraşırken selefin görüşlerinden elbette müstağni olamayız. Ancak muhtaç olduğumuz hepsi değil; genelidir. Zira selef-i salihten Şatıbî ve emsali gibi bazıları, Allah’ın kitabından değerli yorumlar çıkarmaya ve Allah’ın kitabını yorumlama veya onunla ilişki kurma konusunda faydalı bazı kuralları tespit etmeye büyük ölçüde muvaffak olmuşlardır. Şu halde bizim bu çok ve zengin olan görüşlere karşı takınacağımız tavır onları rasgele toplamak değil seçici olmaktır.

4- Arabî İlimler: Kur’an’ı anlayarak okumak isteyen kimseler ve özellikle de Arap olmayanlar Kur’an’ın açık âyetleri arasında turlar atarken Arapça’yı anlamak isteyenlerin asla bigane kalamayacakları bazı dil gramer kaidelerinden bir nebzesini bilmeden anlaması ve gerekli mesajları alması mümkün olmayan birçok âyetle karşılaşmaktadır. Ayrıca, Kur’an’ın beyanî i’cazı’nın vecih ve özelliklerinin ortaya çıkarılması da, ancak, belagat ilimleriyle mümkündür. Ancak her hal ü kârda bunların ihtiyaç fazlası olmamaları ve sadece ihtiyaç miktarıyla yetinilmesi gerekir.

5- Sünnet: Allah’ın kitabını anlamada sünnetin rolü tartışılmaz. Ne var ki, modern problemlerimizi giderecek düzeyde Allah’ın kitabıyla ilişki kurmaya çalışırken yapmamız gerekenler şunlardır: Nebevî tefsiri kuşatan nebevî şartları, sosyal, siyasal, idari, iktisadi, diplomatik ve hatta psikolojik şartları ve münasebetleri bilmemiz gerekir. Bütün bu münasebet ve şartları ve Rasulullah’ın (sa) Kur’an’ı tefsir ettiği düzeyleri ve ortamları bildiğimizde bizim Kur’an’ı yorumlarken kıyaslamalarda bulunmamız, hayatımızda karşılaştığımız problemlerin çözümlerini Kur’an’dan çıkarmamız mümkün olur. Benzer bir durumu sahabe tefsirine karşı da uygulayabiliriz.

6- Esbab-ı Nüzulü Ayıklama: Allah’ın kitabını anlamada yardımcı olan en önemli hususlardan biri kuşkusuz “esbab-ı nüzûl”dur. Âyetlerden azımsanamayan bir kısmının anlaşılması esbab-ı nüzûlün bilinmesine bağlıdır. Öte taraftan esbab-ı nüzûlun geniş bir alanı olduğu gibi bolca rivayetleri ve farklı eğilimleri de vardır. Bugün hala esbab-ı nüzûl, müfessirlerin çalışmalarında büyük bir alan kaplamaktadır. Bu nedenle esbab-ı nüzûlle ilgili birçok husus vardır: Bir kısmı rivayetleriyle ilgilidir, bir kısmı tarihîyle ilgilidir, bir kısmı delalet ve bir kısmı da çokluğuyla ilgilidir. İşte bütün bu hususlar, Kur’an’la ilişkinin bir aracı olarak esbab-ı nüzûl ile uğraşan bizleri iyiyi kötüyü birbirinden ayırmak için esbab-ı nüzûlü yeniden ayıklamaya mecbur kılmaktadır. Böylece bu yeni yöntemimizde bizim için önemli olup bizi ilgilendiren ile tarihsel şartlara bağlı olanı da tanıma imkanına kavuşmuş oluruz.

B-Kavramlar

Bütün metodolojilerde en önemli kilometre taşı, aklın o metodoloji ile ilişki kurarken ışığında çalıştığı, ona göre hareket ettiği ve onun amelî ve tatbikî yönünü temsil ettiği kavramları belirlemektir. Diğer bir ifade ile ilgili kavramlar o kadar önemli ki, onlara ulaşmak için uğraşmak o metodolojinin gayesini teşkil eder. İslamî metodolojinin özünü oluşturan kavramların neler olduğu hususunda bu alanla uğraşanların farklı yaklaşımları vardır. Bize göre metodolojimizin esasını ve temel taşını teşkil eden kavramları şu ana başlıklarda hülasa etmek mümkündür:

  • Kozmik sistemin büyük yaratıcıya olan ihtiyacı,
  • Birey, aile ve toplum hayatını düzenlemek, yani insanın halifeliği,
  • Risaletin gerekliliği,
  • Ahiretin zorunluluğu,
  • İnsanın İcatçılığı.

İşte modern zamanlarda Kur’an-ı Kerimle ilişki kurarken göz önünde bulundurmamız gereken ana kavramlar bunlardır. Bunlardan birçok dal budak türer ve çok fazla ayrıntıyı kapsar ki, bunların toplamından İslam medeniyetinin yapısı oluşmaktadır.

Bu kavramlar ve bunların ihtiva ettiği alt başlık ve ayrıntılar ışığında Kur’an’la ilişki kurduğumuzda modern hayatın problemlerini çözecek çarelerin Kur’an’ın iki kapağı arasında yer aldığını görürüz. Sadece bu değil; belki şunu da görürüz: evrene olan isabetli ilmî bakış Kur’an’ın göstermiş olduğu bakıştır. Ancak bu bakışın ışığında insan, bozgunculuğun ve bozmanın olmadığı, kevnin ve insanın fıtratının tahrif edilmediği, hayvan bile olsa başkasının hakkına tecavüzün bulunmadığı bir biçimde evreni insanoğluna musahhar kılma nimetini elde edebilir. Örneğin bu kavramlardan “insan hayatını tanzim etme” kavramını ele alıp onun ışığında Kur’an’ı okuduğumuzda şunu görürüz: O apaçık olan ilahî âyetler, en iyi ve en duru uygarlık temellerini kapsamakta ve bununla insanlığın tahayyül bile etmediği bir uygarlık yapı iskeletini içermektedir. Bu uygarlık yapı iskeletinin en önemli unsurları şunlardır: Buluşçu bir yapı, toplumda buluşçu ruhu geliştiren faktörler, ses yüksekliğinden tutun sosyal dayanışmaya kadar var olan tüm bireysel, toplumsal ve ailevî ahlakî umdeler, ailenin oluşturulması ve aile bağlarının güçlendirilmesi, kardeşlik, adalet, şura, özgürlük ve tüm boyutlarıyla eşitlik gibi devletsel ve toplumsal yapıyı güçlendiren en önemli umdeler, farklı kesimler arasında erdemli insanî ilişkileri güçlendirme, devlet politikası v.b bütün insanî düzeylerde iyilik ruhunun yayılması, fert ve cemaatin sorumlulukları, toplumda kötülüğün yayılmaması için tüm kötülük ve fesatla mücadele etme ve toplumun üzerinde rekabet geliştirme, epistemolojik bakış, nedensel bakış, savaş ve barış nizamı, toplumundaki siyasî çerçeveler, kadın haklarından çocuk, ebeveyn ve vatandaş hakkına kadar tüm boyutlarıyla insan hakları, iktisadî düzen, birey ve toplumu gelişmeye ve ilerlemeye doğru harekete geçiren medyanın temel ilkeleri, azgın ve ehl-i batılla mücadele ve cehaletin bütün yönleriyle mücadele etme. İşte, İslam medeniyetinin iskeletini oluşturan önemli temeller bunlardır. Biz bu unsurlardan herhangi birisini, hitap şekli, bağlam düzeni, terkip içerisindeki konumu, aynı konuda gelen diğer âyetlerin medlulleriyle olan bağlantısı gibi tüm Kur’ani boyutlardan araştırarak ele aldığımızda uygarlığın zengin ve engin boyutlarıyla karşılaşır ve daha önce var olandan daha geniş bir medeniyet ufkuna kavuşmuş oluruz.

Kur’an’a Bütüncül Bakış

Metodolojimizin en önemli unsurlarından birisi, Kur’ani konulara bütüncül olarak bakmaktır. Yani biz herhangi bir Kur’ani konuyu elde etmek istediğimizde öncelikle konun tüm Kur’ani boyutlarını elde edebilmemiz için konun Kur’an’da geçen tüm materyallerini göz önüne getirmemiz, sonra Kur’ani kullanımlara –parçalamadan- derinlemesine bakmamız ve bundan sonra da Kur’ani kullanımlar boyunca okuyucuya verilmek istenen mesajları ve dersleri yakalama noktasında ciddi bir zihni çaba harcamamız gerekir. Ayrıca bu küllî bakışla şurada ve burada olup konuyla ilişkili olan bağlamsal durumları ve âyetin inişine eşlik eden tarihsel hususları –varsa- tespit etme imkanını da yakalamış oluruz. Bundan hareketle de konu birliğinin metodolojimizde büyük bir yer tutmasının gerekliliğine inanıyoruz. Zira konu birliği, önemli insanî anlamlar ve derin medeniyetsel kavramlar içermektedir. Böylece bizim Kur’ani bakışımız birlik kazanır ve Kur’an konuları hakkında düşünsel bir zenginliğe kavuşmuş oluruz.

Öte taraftan bizim Kur’an’a olan bütüncül bakışımız, “Kur’an’la ilişki” bağlamında bizi öncekinden daha az önemli olmayan diğer Kur’ani bir çalışmayla yüz yüze getirmektedir: Kur’ani manalardan herhangi birini ele aldığımızda ve bundan yeni veya değişik bir anlam yakalamaya yeltendiğimizde bizim söz konusu olan anlamla ilgili tasavvurumuzun Kur’an’ın aynı anlam hakkında bize sunduğu tasavvuruyla uyumlu olması ve bizim Kur’an’ın bütününde var olan genel Kur’ani mantıkla sağlam bir bağlantı içerisinde olmamız gerekir. Öyleyse çağdaş bazı müfessirlerin işlerine geldikçe yaptıkları gibi bizim Kur’an’a olan bakışımızı parçalamamız gerekir.

D-Genel Çerçeve

Bu metodolojinin genel çerçevesi, Kur’an’ın içerik, mesaj, hitap, hidayet ve i’caz yönünden evrensel oluşudur. Kur’an’ın bu yönlerden evrenselliği, kitabın tamamını kuşatan genel bir çerçevedir. Bu çerçeveyi ne kadar daha fazla sağlamlaştırırsak bizim medeniyetsel temellerimizin evrenselliği de o derece açık ve köklü olur.

E-Hedefler:

Kur’an’la ilişkinin ana hedefi, birinci olarak, Allah’ın kitabının derinliklerinden medeniyet temellerimizi tespit etmenin yollarını tanımak ve öğrenmektir. Çünkü biz bu medeniyeti, Batı medeniyetinin kokuşmuş ilkelerinden bizar olup boğulma noktasına gelen modern dünyaya sunacağız.

İkinci olarak, İslam âlemini kuşatan zillet ve horlanmışlıktan kurtarma potansiyeline sahip olan güç ve enerji kaynaklarımızı tanıyacağız.

Üçüncü olarak, modern hayatın problemlerinin çözümlerini Allah’ın âyetlerinin katmanlarından çıkarma ve istifade etme yollarını öğreneceğiz. Bu öğrenme ameliyesi de ancak en yakın yoldan öğrenmeyi ve hedefe ulaşmayı kolaylaştıracak metodolojik bazı temellerin konulmasıyla mümkündür.

Velhamdu lillahi Rabbilâlemin.