Ta’lîm-İ Esmâ

Esmâ, en sevgili Muhammed’in muhabbetidir..

Tarih : Mart 07, 2016
Sayı : Temmuz-Ağustos 2013
Konu : Yakarış
Yazar :Ali KOÇAK

Mustafa İslâmoğlu hocamız, Ekim 2008 yılında başladığı Esmâ-i Hüsnâ derslerini, 9 Haziran 2013 tarihinde Hıtâmuhu Misk programı ile tamamladı. Akabe Vakfı’nda gerçekleştirilen bu dersler, “açık ve sivil bir üniversite” olarak binlerce insan tarafından büyük bir iştiyak ile takip edildi. Bu yazı, Allah tasavvurumuzun inşası için verilen bu emeğe teşekkür kabilinden kaleme alınmıştır.

ESMÂ, EN SEVGİLİ MUHAMMED’İN MUHABBETİDİR.

HER MÜSLÜMAN ESMÂ-İ HÜSNÂ EKSENLİ BİR ÂLEM TASAVVURUNA SAHİP OLMALIDIR.

ESMÂ’YI SADECE EZBERLENEN BİR METİNDEN İBARET GÖRMEK, BİR AKIL TUTULMASIDIR.

ESMÂ, MÜSLÜMAN DÜŞÜNCESİNİN BÜTÜN KIVRIMLARINA NÜFUZ ETMESİ GEREKEN HAKÎKAT ŞUALARIDIR…

ESMÂSIZ, HAYATIMIZ CANSIZ, HAYRETİMİZ ŞAŞKIN, UMUDUMUZ KARARSIZ, TEFEKKÜRÜMÜZ DERİNLİKSİZ KALIR.

ESMÂ’YI İHSÂ ETMEK, TEZEKKÜR EDEREK FITRATA İŞLENENİ HATIRLAMAK; TA’AKKUL EDEREK HAKİKATLE BAĞ KURMAK; TEDEBBÜR EDEREK TEDBİR ÜRETMEKTİR.

ESMÂYI İHSÂ, İNSÂN-I KÂMİL’İN SIRATIDIR.

HER ESMÂ BİR SORUMLULUK; HEM ESMÂ BİR TERBİYEDİR.

Hirâ’dayız…

Yüreğimiz göğün kapısına dayanmış.

Tüm kâinat Cebrail olmuş bizi içimizden ve dışımızdan sıkarak, ‘Oku!’ diyor!

Ve Allah, tenezzül buyuruyor:

İkra’! Bismi rabbik!…

***

Allah adıyla, Allah adına okumanın anahtarı oluyor esmâ:

Soluklarımız Allah... O şevkle iniyoruz Hirâ’dan şehre...

Rabbimiz, eşyanın ismini Âdem’e öğrettiği gibi bize de esmâ’sını ta’lîm ettiriyor.

Kâinat bir esmâ düzeni... Dünya yeniden dönmeye başlıyor!

İnsan bir esmâ demeti... Kalbimiz yeniden atmaya başlıyor!

Şimdi, burada, Mekke’de, Kâbe’nin yanıbaşında hüsnâ bir rahlenin beytindeyiz.

Hepimiz yeryüzünün inşası için Esmâ-i Hüsnâ’nın eşiğindeyiz…

***

Esmâ, hakikati anlamamızda karanlığı yırtarak, dünyaya ulaşan gün ışığı gibi.

Esmâ, kâinat gibi, eşya gibi, insan gibi, âyet gibi Allah’ın varlığına ve kudretine atıf yapıyor. Esmâ, Allah'ın zatını idrâkten aciz olan akla bahşedilen ilahî tenezzülât.

Esmâ, Allah'ın arşından insanın arzı olan bilincine indirilmiş merdiven...

Esmâ, insanlığın felahı için uzatılmış gök ipi…

Esmâ, kainat korosunun zikri...

Allah lafzı, esmâ tesbihinin imâmesi, tüm esmâ da, Allah ism-i a’zâmının şerhi…

Ve Allah’ın Esmâ-i Hüsnâ’sı, diğer tüm isimlere ruh üflüyor.

***

Vahiy, Allah’ı tanıtan en iyi kılavuz:

Biz istesek de Allah’ı, O’nun şânına lâyık şekilde isimlendiremeyiz.

Buna ne kelime dağarcığımız, ne zihnî melekemiz, ne de tasavvurumuz yeter.

Varlık içerisinden tecellî ettiği esmâsını vahiy yoluyla bildiren Allah, esmâsının hakîkatini de yine vahiy yoluyla öğretiyor bize:

“Artık O’nu, size gösterdiği gibi anın!” (Bakara, 198).

Esmâ, vahyin dudaklarının kaynağa değdiği duraklar…

Esmâ, Kur’an ekininin ıtırları...

Esmâ, bir tefekkür yumağı...

Biz, Allah’ı ancak O’nun kendisini bize tanıttığı gibi tanıyabiliriz. Bu sebepledir ki, Esmâ-i Hüsnâ, vahyin iniş sürecinde belli bir ta’lîm usulüne sahip.

Kur'an 23 yılda yaşanan bir hayatın içine, o hayatı inşa etmek için nâzil oldu. İlahî bir inşâprojesi olan Kur'an, bu inşânın yapıtaşları olarak sözü kullandı. Kullandığı sözün zirvesinde ise Esmâ-İ Hüsnâvardı.

Allah’ım! Senin en güzel isimlerinin iniş seyrinde, ilâhi hitâbının mücadele alanı Mekke’nin ve mücahede alanı Medîne’nin tabîatını hayat yürüyüşüme de tezahür ettir.

***

Allahanlamdır, Allah imkândır…

Allah insana şahdamarından daha yakındır.”

Allah, bir tek ilah, bir tek Rab’dır.

Allah’ım!

Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım isteriz.

Sadece Seni tesbih eder, Seni tekbir eder, Seni ta’zîm ederiz!

***

Titreyen bir gönül ve derin bir teslimiyet duygusu içinde Sana yalvarıyoruz!

Sensin terbiyesinde şefkatli ve biricik olan er-Rabb. (Fatiha 1).

Bütün Mekkelerde kavgamız bu...

Ey âlemlerin Rabbi; adın dilimize persenk olmuş…

Çünkü Sensin, özünde çok rahmet sahibi, işinde çok merhametli er-Rahmân, er-Rahîm. (Fatiha 2). Bizi, rahmetinden ve merhametinden mahrûm eyleme!

Sensin varlığın mutlak sahibi el-Mâlik (Fatiha 4). Sen ki, insana adaleti, kendine rahmeti farz kılmışsın, bizi adaletten ayırma.

***

Sen en büyük kerem sahibi, el-Ekrem’sin. (Alak 3). Ya Ekrame’l-Ekramîn! Senin keremin hudutsuzdur.

Sen, eşsiz ve benzersiz ma’bûdumuzsun, ulûhiyyetin kaynağı el-İlâh’sın. (Müzzemmil 9). Gökte de, yerde de İlâh Sensin!

Sen, sonsuz güven veren el-Vekîl’sin. (Müzzemmil 9). Bize öyle bir tevekkül ver ki, asla Senden başkasına kul olmayalım!

***

Ey günahları sınırsızca bağışlayan, sonsuz mağfiretin kaynağı el-Ğafûr, (Müzzemmil 20), Hiçbir günah Sen’in bağışından daha büyük değil. Sana Nuh peygamberin duâsıyla sesleniyoruz:

Bu geminin yol alması da, demir atması da Allah’ın adıyla olsun…” (Hud 41).

Muhakkak ki Sen, üstün ve yüce olan el-A'lâ’sın (A’lâ 1). Bizi yüce davana sâdık kalanlardan eyle!

Ey herşeyden haberdar olan el-Habîr, (‘Âdiyât 11), bize hakikatin sesini duyacak bir gönül kulağı ver!

***

Allah, mülkünde mutlak otorite sahibi el-Melik’tir. (Nâs 2). Bizi memlûke muhtâc eyleme Allah’ım!

Allah, mutlak bir, sonsuz tek olan el-Ehad’dır. (İhlas 1). Parçalanmışlığımızı birleştir Allah’ım.

Allah, her şeyin dayandığı ilk sebep ve son gaye es-Samed’dir. (İhlas 2). Şirkin bizi parçalamasına izin verme Allah’ım!

Allah, sonsuz şeref kaynağı el-Azîz’dir. (Burûc 8). İzzet Senindir, Seninledir.

Allah’ım!

Sen bir yetimi azîz edersen o “âlemlere rahmet” olur.

Sen bir evi azîz edersen, o “beytullah” olur.

Sen bir şehri azîz edersen, o “şehirlerin anası” olur.

Sen bir beşere azîz edersen, o “insan” olur.

***

Ey tüm övgülerin tek mercii olan el-Hamîd! (Burûc 8). Sana övgümüzü övüncümüz eyle!

Verdiğine de, aldığına da sonsuz hamd olsun!

Sevgiyle yaratan, ey çok seven ve çok sevilen el-Vedûd! (Burûc 14). Biz var ettiğini severiz, Sen sevince var edersin!

Gönlümüzde muhabbet, cümlemizde meveddet tohumunu eksik etme!

Sana İbrahim peygamberin diliyle yalvarıyoruz: “Artık kim davetime uyarsa işte o bendendir; kim de karşı çıkarsa biliyorum ki, Sen Ğafûr’sun, Rahîm’sin!” (İbrahim 36).

***

Ey fiilinde dâim ve aktif olan el-Fa’âl! (Burûc 16). Bizi zamanın, mekânın, tarihin, hâlin mef’ûlü değil, faili eyle!

***

Sen her şeyi kuşatan el-Muhît’sin. (Burûc 20).

Sen her şeyi gören, dilediğini gösteren el-Basîr’sin. (İnsan 2).

Sen her şeyi bilen, dilediğini bildiren el-'Alîm’sin. (İnsan 30).

Sen hep hikmetle hükmeden el-Hakîm’sin. (İnsan 30)...

Kalbimizin gözünü aç, bizi hüzünden âzâd eyle!

Sana Yûsuf peygamberin diliyle yöneliyoruz: “Rabbim! Sen zâlimlerin tuzaklarına karşı beni korumazsan, hîlelerine kapılır da kendini bilmezlerden biri olup çıkarım!” (Yûsuf 33).

***

Ey gücünün mahkûmu değil, hâkimi olan el-Kâdir! (Kıyâmet 40).

Sen ki, yarattıklarından bir an bile gâfil olmayan er-Rakîb’sin. (Kâf 18).

Her an, her dâim, her şekilde yaratan el-Hallâk’sın. (Yâsin 81).

Senin kudretine sınır çizilemez. Yakarışlar Sana’dır, övgülerin tamamı Sana.

***

Ey her şeye şâhid olan eş-Şehîd! (Burûc 9). Bizi eşyânın hakikatine vakıf eyle!

Ey eşsiz ve benzersiz yol gösterici olan el-Hâdî! (Furkân 31). İrademizi dirayetsiz bırakma!

***

Ey yardım edip destekleyen en-Nasîr! (Furkân 31). Üzerimize sabır yağdır!

Sana Mûsâ peygamberin diliyle yakarıyoruz: “Rabbim! Göğsüme genişlik ver, kolaylaştır işimi; çöz düğümü dilimden; ki anlasınlar beni!” (Tâhâ 25-28).

***

Her şeye bir ölçü takdir eden el-Kadîr (Furkân 54) Sensin.

Hayatın kaynağı ve mutlak diri el-Hayy (Furkân 58) yine Sensin.

Azamet ve cömertlik sahibi, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm (Rahmân 27) muhakkak ki Sensin. Keremini cemâlinle, celâlini izzetinle gösterirsin.

***

O, yokluk çekirdeğini yarıp varlığı çıkaran, eşyaya fıtrat koyan el-Fâtır’dır. (Fâtır 1).

O, mahlûkâtı takdirine uygun yaratan, beşeri insan kılan el-Hâlık’tır. (Fâtır 3).

O, kendine ve herkese yeten el-Ğanî’dir. (Fâtır 15).

O, şükre sınırsız karşılık veren eş-Şekûr’dur. (Fâtır 30).

O, eşsiz hoşgörü sahibi, acelesi olmayan el-Halîm’dir. (Fâtır 41).

***

Sevgili Nebi’nin, İslam dâvâsına ömür katacak insan aradığı çok günler oldu...

O Allah, insana kendisinden daha çok ihtimam gösteren el-Hafî’dir. (Meryem 47).

O Allah, anlamın kaynağı el-Hayr’dır. (Tâhâ 73).

O Allah, sınırsız bağışlayıcı el-Ğaffâr’dır. (Tâhâ 82).

O Allah, varlığı sevk ve idare eden el-Qayyûm’dur. (Tâhâ 111).

O Allah, hakîkatin kaynağı el-Haq’dır. (Tâhâ 114)...

***

Ey benzersiz azamet sahibi el-'Azîm! (Hâkka 33). Bizi kahır tecellilerine medâr eyleme, lütuf tecellilerine mazhar eyle...

Ey erdemin eşsiz kaynağı el-Kerîm! (İnfitâr 6), bizi aldananlardan/gururlananlardan etme.

Ey her şeyi hakkıyla duyan es-Semî'! (Şu’arâ 220), dilsizlerin dilini, yanık gönüllerin sessiz çığlıklarını duyan sadece Sensin!

Sana Meryem’in diliyle yalvarıyoruz: “Rabbim adağımı benden kabul et!” (Âl-i İmran 35).

Şefkat ve merhamet iktidarının sahibi el-Muqtedir Sensin. (Kamer 42).

Mutlak ve mükemmel idareci el-Melîk Sen!... (Kamer 55).

***

Ey eşsiz, benzersiz, tek olan el-Vâhid! (Sâd 5); hem karşılıksız veren el-Vehhâb’sın (Sâd 9), hem boyun eğdiren el-Qahhâr (Sâd 65), hem dost olan ve dost olunan el-Velî’sin (A’râf 155), hem de yaptığının acısını tattıran el-Munteqim! (Secde 22).

***

Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım, kalbimizi İslam üzerinde sabit kıl, ki senden gelecek her hayra muhtacız.”

Sen,el-Kebîr’sin (Ra’d 9) sonsuz büyüksün,

Sen,el-Mute’âl’sın (Ra’d 9) aşkın varsın,

Sen,el-Qâim’sin (Ra’d 33) eşsiz aktif öznesin,

Sen,el-Berr’sin (Tûr 28) sonsuz iyilik sahibisin,

Sen,el-Latîf’sin (Mülk 14) nezâketle lûtfedensin.

Bütün niyetlerimiz Sana âyandır.

***

Varlığı eşsiz ve benzersiz şekilde sevk eden el-Mursil’dir Allah (Kasas 45),

varlığın mîrâsı zatının olan el-Vâris’dir Allah (Kasas 58),

biricik yoldaş ve sırdaş el-Mevlâ’dır Allah (Yunus 30),

her şeyi koruyup gözeten el-Hafîz’dir (Hûd 57).

Bizi emaneti muhafaza edenlerden eyle Allah’ım...

***

Yer demir gök bakır Mekke günlerinde, o Allah, çok yakın el-Qarîb (Hûd 61), duâlara icabet eden el-Mucîb (Hûd 61), mutlak güç-kudret sahibi el-Qavî (Hûd 66), şânı pek yüce el-Mecîd olandı. (Hûd 73).

Biz senin gücüne değil, zât’ına kulluk ederiz.

***

Allah, zorlu boykot günlerinde eşsiz ve benzersiz yardım kaynağı el-Muste'ân’dı (Yusuf 18), kulun gücünün bittiği yerde yardıma yetişen el-Ğâlib’di (Yusuf 21):

Allah’ım! Tâif dönüşünde kan revan içinde kalan, âlemlere rahmet Muhammed aleyhisselamın diliyle yalvarıyoruz Sana: “İlâhi! Rabbimiz Sensin! Senden başka kulluk edecek kapımız yok!”

***

Allah varlık ağacının tohumunu eken el-Fâliq’dır. (En’âm 95).

Allah yoktan var eden el-Bedî'dir. (En’âm 101).

Allah’ım! Senin esmân, gönüllerdeki nakış, ruhlardaki şifâdır.

***

Ey benzersiz dürüst es-Sâdiq (En’âm 146), bizi sâdıklardan ayırma!

Ey en çok şefkatli er-Raûf (Nahl 7), vicdanımızı şefkatle sula!

Ey kuluna dayanak olan el-Kefîl (Nahl 91), bizi adananlardan kıl!

Ey mutlak ve sonsuz yüce el-'Alî (Lokman 30), bizi benliğimizin süflî tutkularına mahkûm eyleme!

Ey kapalı kapıları hayra açan el-Fettâh (Sebe 26), Sana Şuayb Peygamberin diliyle yakarıyoruz: “Rabbimiz! Bizimle insanlar arasındaki engelleri kaldır!”

***

el-Kâfî(Zümer 36) olan Allah’ım! Bize yâr oluşun kâfi, Sana kul oluşumuz iftihardır.

er-Rafî’(Mü’min 15) olan Allah’ım! Bizi an, bizi unutulanlardan ve unutanlardan etme!

el-Muhyî(Fussilet 39) olan Allah’ım! Ölü idraklerimizi dirilt!

el-Munzir(Şûrâ 51) olan Allah’ım! Nisyana dalmış yüreklerimizi uyandır!

***

Yarattığı her türlü rızkı yaratıklarına her dâim dağıtan er-Rezzâk’sın (Zâriyât 58), sadece Sana muhtaç olmak en büyük zenginliktir.

Her durumda metânetini koruyan el-Metîn’sin (Zâriyât 58), kalbimize sekînet indir!

Affı sınırsız, bağışı sonsuz olan el-'Afuvv’sun (Hac 60), fakrımızı ancak Sana arz ederiz.

***

Şimdi bir hicret sonrası Medîne’deyiz, Peygamber şehrinde. Rabbimiz! Bizim de yürüyüşümüzü hicret, coğrafyamızı Medine kıl...

Ve Sana Âdem peygamberin diliyle yalvarıyoruz: “Rabbimiz! Biz kendi kendimize zulmettik; eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, kesinlikle kaybedenlerden oluruz!” (A’râf 7:23).

Çünkü Sen et-Tevvâb’sın (Bakara 37), öz eleştiriyi her dâim kabul eden, bilinç yenileyene yönelen, kullarını adam olmaya yönlendirensin.

Sana Eyyûb peygamberin diliyle sesleniyoruz: “Bu dert gelip beni buldu, ama Sen merhametlilerin en merhametlisisin!” (Enbiya 83).

Zîrâ Sen el-Vâsi’sin (Bakara 115), her şeyi kuşatan, asla kuşatılamayansın; imkânları genişletensin.

Sana Süleymân peygamberin diliyle yöneliyoruz: “Rabbim! İç dünyâmı öyle bir düzene koy ki, bahşettiğin nimetlere lâyıkıyla şükreden biri olayım.” (Neml 19).

Nitekim Sen eş-Şâkir’sin (Bakara 158), lûtfuna da, kahrına da sonsuz şükrolsun!

***

Allah, hem öncesiz-ilk, hem sonrasız-sondur, hem dünyânın hem de âhiretin hâkimidir, Allah hem el-Evvel, hem el-Âhir’dir. (Hadîd 3).

Allah, hem âşikâr olan, hem de sırrına erilmeyendir, hem şahâdet âleminin hem de gayb âleminin sahibidir. Allah hem ez-Zâhir, hem el-Bâtın’dır (Hadîd 3).

***

Ya Rabb, esmâ’nı ve ef’âl’ini el-Mubîn (Nûr 25) isminle akleden kalbimize nakşeyle!

Kalblerimizi, akıllarımızı, ruhlarımızı en-Nûr (Nûr 35) isminle aydınlık eyle.

Ümmetin kayıp çocuklarını el-Câmi’ (Âl-i İmran 9) isminle sırat-ı müstakîm’de cemeyle.

***

Rabbimiz! Haşr Sûresi’nde buyurduğun isimlerinle tasavvurumuzu yeniden dirilt.

Allah kutsallığın kaynağı el-Kuddûs’tur (Haşr 23). Sahte kutsallıklara hayır!

Allah felâhın membaı, barışın kaynağı es-Selâm’dır (Haşr 23). Kin ve nefrete hayır!

Allah mutlak güven veren ve itminânın kaynağı el-Mu'min’dir (Haşr 23). Özgürlük ve güvenliğe evet!

Allah koruyucu otorite ve mutlak değer koyan el-Muheymin’dir (Haşr 23). Hikmet ve erdeme evet!

Allah insanı irâdesini kullanmaya mecbûr eden, varlığı yasalarıyla amacına meftûn eden el-Cebbâr’dır (Haşr 23).

Allah büyüklüğünün hakkını bilenlerin ve tevazu gösterenlerin ödülünü veren el-Mutekebbir’dir (Haşr 23).

Allah ilk-örneksiz ve hep kusursuz yaratan el-Bârî'dir (Haşr 24).

Allah sûretleri eşsiz ve benzersiz tasarlayan, her sûrete bir sîret giydiren el-Musavvir’dir (Haşr 24).

***

Hesabı tüm hesapların üzerinde olan Allah, varlığı da bir hesap ile yaratmıştır. Şüphe yok ki O, kudret elinin değdiği her şeyde parmak izi olan el-Hasîb’dir (Nisa 6).

Varlık üzerinde esmânın tecellisi yol azığımız ve ruhlarımızın gıdasıdır. Nitekim o esmânın sahibi Allah el-Muqît’dır (Nisâ 85).

***

Allah’ım! En güzel nitelikler, tüm mükemmellikler Sana mahsustur.

***

Esmâ, hayatın ve tarihin kalbine ekilen tevhîdî bir tohumdur:

Esmâ Âdem’in tevbesi,

Esmâ İdrîs’in rahlesi,

Esmâ Nûh’un gemisi,

Esmâ İbrâhim’in hicreti,

Esmâ İsmâil’in teslimiyeti,

Esmâ Yakûb’un metâneti,

Esmâ Yûsuf’un ehliyeti,

Esmâ Mûsâ’nın asâsı,

Esmâ Dâvûd’un sadâsı,

Esmâ Süleymân’ın adâleti,

Esmâ Lokmân’ın hikmeti,

Esmâ Şu’ayb’ın hitâbeti,

Esmâ Eyyûb’un sabrı,

Esmâ Yûnus’un dönüşü,

Esmâ Zekeriyyâ’nın hizmeti,

Esmâ Yahyâ’nın şehâdeti,

Esmâ Meryem’in iffeti,

Esmâ Îsâ’nın sâfiyeti,

Esmâ, en sevgili Muhammed’in muhabbetidir.

Her bir müslüman da, Esmâ-i Hüsnâ eksenli bir âlem tasavvuruna sahip olmalıdır.

***

Esmâ’yı sadece ezberlenen bir metinden ibaret görmek, bir akıl tutulmasıdır.

Esmâ, Müslüman düşüncesinin bütün kıvrımlarına nüfuz etmesi gereken hakîkat şualarıdır…

Esmâsız, hayatımız cansız, hayretimiz şaşkın, umudumuz kararsız, tefekkürümüz derinliksiz kalır.

Anlıyoruz ki Esmâ’yı ihsâ etmek, tezekkür ederek fıtrata işleneni hatırlamak; ta’akkul ederek hakikatle bağ kurmak; tedebbür ederek tedbir üretmektir.

Esmâyı ihsâ, insân-ı kâmil’in sıratıdır.

Her esmâ bir sorumluluk; hem esmâ bir terbiyedir.

***

Hirâ’dan Rafîk-ı A’lâ’ya, sevgilinin izinde, esmâ aşkına bir yürüyüş...

Mekke’de, Hicret’te, Medine’de, bütün bir İslam coğrafyasında müslümanların imbiğinde ve asırlar sonra, sâdeliğin içine derinliği koyabilen rahmanî bir rahlenin dilinde…

Her şeyin Esmâ'dan başlayıp yine Esmâ'nın avuçlarına döküldüğünü, her yerde ve her şeyde Esmâ'yı soluduğumuzu hatırlamaya her zamankinden çok şimdi muhtacız…

***

Allah’ım! Acziyetimiz îtirafımızdır, Sana kulluğumuz iftihârımızdır.

Allah’ım! Bizi esmânın künhüne vâkıf, tecellîsine nâil eyle.

Allah’ım! Kalbimizin sızısını esmâna şahit yaz.

Ey insan! Mukaddes yolculuğun sonu misktir.

Haydi, “İkra’, bismi rabbik!...”