Takva kalbin eylemi… Takva müminin kıvamı… Yumurta tavuk misali, iman takva sahiplerine nasip olur ve imana erenler takva elbisesine bürünerek korunurlar… Ateşten ve ateş yolunun çığırtkanlarından… Azap sıcağından korunup rahmet kucağına sığınırlar.

Peygamber duası takva

Kur’an-ı Kerim daha ilk sayfasını açtığınızda kendini tanımlarken takvadan söz eder. “Şu Kitap, şüphe yok bunda, müttakiler için hidayet rehberi…”

Habib-i Kibriya Muhammed Mustafa (s) ise sabah akşam şöyle dua ederlerdi:

اَللَّهُمَّ اِنِّى أ سْئَلُكَ الْهُدَى وَ التُّقَى وَالْعَفَافَ وَالْغِنَى

“Allahım, senden hüdâ, tuqâ, ifaf ve ğınâ isterim…” Yani hidayet, takva, iffet ve müstağnilik isterim, hiç kimseye muhtaç olmamayı dilerim.

Kitap “hüden li’l-muttakin” olunca, Peygamber (s) hidayet ve takva isteyince bu iki kelime arasındaki irtibat ister istemez dikkatleri celbeder.

Hidayet ve takva ayrılmaz ikilidir. Biri varsa ötekisi de gelir. Biri yoksa diğeri de savuşur.

İffet ve istiğna da aynen böyle bir kombinasyon teşkil eder. İffet olmadan istiğnaya ulaşılmaz. İffet başkasının olana göz dikmemektir. İstiğna ise zenginlik demek olmayıp, muhtaç olmamak, istememektir. Her müstağni zengindir; ancak her zengin müstağni olamaz. Gözü delik nice zenginler biliriz. İffet sahibi yalnızca ‘fakir ama onurlu” değil; aynı zamanda ‘zengin ama onurlu’ kimsedir de…01

Şeref mikyası takva

Takva ölçü. Her tür ayrımcılığı hâk ile yeksân eden bir ölçü. İnsaniyetin metre ve kilosu… “İnsanlar, Allah katında en şerefliniz en ittikalı olanınızdır” buyuruyor Kitap. Bu hitabıyla ırk, cinsiyet, yaş, statü, para ve bilgi gibi insanların kıymet verdikleri bütün ölçülerin fevkindeki ilâhî ölçüyü ilan ediyor.

Nihayetinde insanın sahip olduğu her ne varsa… Doğuştan getirdiği veya sonradan kazandığı ne varsa… Bütün bunlar onu takvaya sevk ettiği ölçüde kıymet kazanıyor. Benim namazım kalbimin kıvamını ne derecede etkiledi? Zekâtım, haccım, cihadım takvamı pekiştirdi mi? Soru budur. Bilgim beni takvaya yaklaştırdı mı?

Oruç tutmanın illet-i gâiyesinin takvaya ermek olduğunu ferman buyuruyor Kitap. Takvaya erdirmeyen oruç aç ve susuz kalmaktan ibaret.

Öz kızını cahiliyenin ayrımcı geleneğine kurban eden Ömer, burnu kesik bir köleye itaat etmeye razı olacak kıvama takva mikyası sayesinde ulaşıyor. Ebu Zer, cahiliye alışkanlığının etkisiyle ‘kara kadının oğlu’ diye ayıpladığı Bilal’den takva ölçüsüne başvurarak özür diliyor. Hem de başını mescidin eşiğine koyup, ‘Bilal gelip yüzüme basmadıkça başımı kaldırmam’ diyerek…

Ebrâr libâsı takva

Rehber-i reh-i takva, ashâb-ı Muhammed Mustafâ (s) takva öğrencileri ve takva rehberleridir. Onların takvası ‘olmak’ temellidir; yapmaktan önce… Onların takvası imanın takviyesidir. Onların takvası dinde aşırılık değil, itidaldir. Takva orta yoldadır.

Ashâb-ı Mustafâ’dan birkaç kişi ruhban hayatına özenince öğretmenlerin öğretmeni namaz vaktini dahi beklemeden mescide gitti. Onu minberde görenler, görmeyenlere haber verdiler. O konuşacak diye toplaşıp bekleştiler. Nihayet herkes mescitte cem olunca Allah’ın Elçisi (s) fem-i saadetlerini açtı:

“Ey insanlar! İçinizden birilerinin şöyle şöyle yaptığını işittim. Ben sizin için güzel bir örnek değil miyim? Ben gecenin bir kısmında uyurum; bir kısmında da ibadet ederim. Bazen oruç tutar, bazen iftar ederim…” Kıssa malumdur.

Cilalı imaj çağında takvayı marka haline getiren bir nesil ashâb-ı Mustafâ’yı (s) nasıl anlayabilir ki? Onların takvası ne çok namaz kılmak ne evlenmeyi terk etmek ne de aç-susuz kalmaktı. Onların takvası uyumak, ancak gecenin bir kısmında kalkıp divana durmaktı. Onların takvası evlenmek, ancak harama uçkur çözmemekti. Onların takvası oruç tutmak, ancak sahuru geciktirip iftarda acele etmekti.

Cihar yâr-ı güzînin birincisi, mağarada ikinin ikincisi Nebiyy-i Zîşân’ın dâr-ı bekâya irtihalinin ardından müminlerin işlerini görüp gözetmek, kelimelerini tevhid etmek üzere halife ve başkan seçildi. İkinci gün sırtında küfeyle pazarın yolunu tutunca Hazret-i Fâruk, Sıddîk-i Ekber’in yoluna çıktı ve bundan böyle kendisine ve ailesine yetecek kadar bir maaş alması gerektiğini söyledi. Yoksa müminlerin işlerini göremezsin dedi. Önde gelen ashâb istişâre ettiler ve Ömer’in reyini muvafık buldular. Sıddîk, bu maaşı kabul etmekten başka çâre bulamadı.

Hazret-i Sıddîk’in kilitli bir sandığı vardı. İçinde ne olduğunu kimse bilmez; ancak kendisi benden sonraki halife tarafından açılacaktır derdi. Emr-i hak vaki olup iki yıl sonra Sıddîk dahi dâr-ı bekâda yâr-ı gârının sohbetine yeniden mülâki olduğu vakit Ömer’e bey’at edilmişti. Ömer sandığı açtı. Sandıkta bir mektup ve bozuk paralar vardı. Emirü’l-müminin mektubu okudu ağladı. Ağladı okudu…

“Benden sonraki halifeye… Müslümanların beytü’l-mâlinden almış bulunduğum maaşın zarûrî kısmını harcadım. Artanı buradadır. Harcamış olduklarım dahi hesap edilip mirasımdan alınsın, bakiyesi vereseme paylaştırılsın.”

Hz. Ömer “Ya Ebâbekir, kim senin gibi olabilir ki!?” diyordu.

Onların takvası ne sakaldaydı ne cüppede…

Sahabiye hanımlar imajlarını tamamlayan bir aksesuar olarak değil, kalplerine giydirdikleri takva elbisesinin dışavurumu olarak örtündüler.

Onlar namazlarını burak edinip miraca yükseldiler. Oruçlarını kalkan edinip cehennem ateşinden korundular. Zekâtlarını cömertçe ödeyerek özgürlüklerini satın aldılar. Haramlardan kaçınıp farzlara mülazemet göstererek takvalarını perçinlediler. İbadetleri takvalarının doğal sonucuydu. Namazı zayi eden sonraki nesiller aslında hayatı çarçur ediyorlardı.

Şiir:

“Dervişlik olaydı tac ile hırka
Biz dahi alırdık otuza kırka”

Tâ Hâ!
Biz sana bu Kur’ân’ı güçlük çekip
üzülesin diye indirmedik.
Ancak kalbi ürperenler için bir uyarı olsun diye
Yeri ve yüce gökleri yaratan
katından bir indirilişle!
Rahman ki kurulmuştur tahtına
O’nundur göklerde ne var, yerde ne varsa
toprağın altında da olsa…
Dilersen yükselt sesini!
O bilir gizlinin en gizlisini
Allah, kendinden başka tanrı olmayan
Ona has esma-i hüsnâ
Ulaştı mı sana kıssa-i Mûsâ?
Hani bir ateş gördüğünde seslenmişti ehline:
– Siz bekleyin burada!
Bir ateş yalımı ilişti gözüme
Ya bir yakımlık köz alır; yol sorarım ya da.
Oraya gelince nidâ olundu: “Yâ Mûsâ!”
“- Yâ Mûsâ! Ben muhakkak Rabb’inim senin!
Çıkar ayağındaki iki pabucu da!
Çünkü sen, mukaddes vadidesin: Tûvâ!
İşte seni seçtim, kulak ver vahyolunana!
Muhakkak ki Ben, yalnızca Ben
Allah’ım; Benden başka tanrı yok!
O halde kulluk et bana!
Ve kıl namazı, beni hatırla!
Kuşkusuz o Saat [kıyamet] kopacaktır da
neredeyse gizliyorum onu
herkes ulaşsın diye çalıştığına…
Her çalışmanın karşılığı ya ödül, ya cezâ!”
(Tâ Hâ, 20/1-15)

Fatih OKUMUŞ