Takva, kısaca Allah’a karşı sorumluluk bilinci içinde bulunup günah olabilecek davranışlardan kaçınmak, korunmak; günaha bulaşıp ona batmaktan korkmak ve özenle ondan sakınmak demektir. İnfak ise hayır yolunda tüketmek, sarf etmek, harcamak ve bitirmek anlamlarına geldiği gibi, malın iki yüzünü göstermek, yani bir tarafını kendin kullanırken diğer tarafını ihtiyaç sahiplerine vermek demektir ve münafık sözü de aynı kökten gelir. İnfak malla da olabilir, başka şeyle de ve zorunlu da olabilir, isteğe bağlı da.[1]

Kur’an-ı Kerim’in Mushaf düzeninde ikinci sûre olan Bakara Sûresi’nin başında takva ve infak kelimeleri Kur’an’ın hidayet rehberliği, doğru yola ulaştırma ve hayat rehberi konusunda birbirleriyle bağlantılı olarak yer alırlar. Şöyle ki; Kur’an takva ehli için bir hidayet rehberidir, infak ise muttakiliğin önemli; olmazsa olmaz bir şartıdır. Başka bir ifade ile takva Kur’an’ı anlamanın, infak da takvanın şartıdır. Şöyle de söyleyebiliriz takva sağlam bir sistemdir, infak da bu yapının çok önemli ve zorunlu elemanlarından birisidir. Buradan şu sonucu da çıkarabiliriz: kişi için esas olan muttaki olmak, infak ise bu yolda bir araçtır…

Muttaki kavramı ve takva sahibi olmak konusunda toplumumuzda bilindiği gibi geleneksel yaygın bir kanaat var. Burada bu kanaat ve takva anlayışları üzerinde durmayacağım. Ancak şöyle bir egzersiz yapabiliriz: Aşağıda göreceğimiz gibi, âyette “Kitap muttakiler için yol göstericidir” İfadesi geçecek. Devamını okumadan, “takva sahibi” kimdir diye sorsak, kolayca tahmin edilebileceği gibi, değişik ve bir dizi cevap alırız. Bu cevapların çoğu kitabi değil kulaktan dolma ve taklidi olur. Yani herkes kendi kültür haritasına göre bir şeyler söyler ve işin ilginç yanı bunların çoğu anlamsız bir gizemlilik içerir. Oysa kendimiz hiç konuşmadan âyetlerin devamını okursak gayet açık, net, sade ve her müslümanın kolayca anlayıp hayatında gerçekleştirebileceği beş şartla karşılaşacağız.

Söylediklerimizi ilgili âyetlerde görelim: “1- Elif. Lâm. Mim!  2- İşte bu Kitap; kendisinde hiçbir kuşkuya yer yoktur, Muttakiler için yol göstericidir. 3-Onlar gaybe inanıp, salâtı ikame ederler ve kendilerine verdiğimiz geçimliklerden ihtiyacı olanlar için harcarlar. 4- Sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar, ahirete de kesinlikle inanırlar. 5-Rablerinin gösterdiği dosdoğru yol üzerinde yürüyenler ve gerçek anlamda kurtuluşa erenler işte onlardır.” (Bakara 2/1–5).

Âyetlerde açıkça görüldüğü ve yukarıda da değindiğimiz gibi, Kitap muttakiler için hidayet rehberidir. Peki, muttaki kimdir? Bu sorunun cevabı başka hiçbir şeye ihtiyaç bırakmayacak kadar devamındaki âyetlerde açık ve net bir şekilde belirtilmiştir.

Takva ehli olmanın şartları:

  • Gaybe inanmak,
  • Salâtı ikame etmek,
  • İnfak etmek,
  • Kur’an’a ve önceki kitaplara inanmak,
  • Ahirete kesin olarak inanmak.

İşte bu beş hasleti üzerinde taşıyanlar “Rablerinin gösterdiği dosdoğru yol üzerinde yürüyenler ve gerçek anlamda kurtuluşa erenlerdir.”

 Şimdi ittikanın beş şartını yerine getirmek bakımından birbirleriyle karşılaştırarak pratikte açığa çıkma durumlarını kısaca inceleyelim:

  • Gaybe inanmak: Kalp ve gönül ile hissedilip gerektiğinde sözle dile getirilebilen soyut bir eylemdir.
  • Salâtı ikame etmek: En genel anlamıyla günün belli vakitlerinde akıl ve beden işbirliğiyle belli davranışları yapmaktır.
  • İnfakı en sona bırakırsak,
  • Kitaplara inanmak: Birinci maddedeki gibidir.
  • Ahirete kesinlikle inanmak: İnanca konu olan ahireti görmüş gibi yakinen/kesinlikle ona inanmak, bu da sonuçta akıl, kalp ve gönül ile yerine getirilen soyut bir eylemdir.

Yukarıda sonraya bıraktığımız infakı biraz daha erteleyerek bu dört madde üzerinde yorum yapmaya çalışalım; ittika sisteminin bu dört ana elemanından üçünün tamamen insanın zihin zemininde cereyan ettiği apaçık görülüyor. Dolayısıyla mal ve bedensel bir bedeli yok denebilir. Yani üç konudaki inancımızı kalp ve gönlümüzde kabul edip vicdanımızla da hissettikten sonra lisanımızla dile getirdiğimizde deyim yerindeyse işlem tamamdır. Bu noktada şunu da söylemekte yarar var; elbette malımız ve canımızla harcadıklarımızın sahip olduğumuz imanın gücünde ve davranış olarak pratiğe yansımasında bir etkisi vardır. İşte tam şimdi ittikanın temel elemanlarından olan ‘infak’ maddesine gelmiş bulunuyoruz.

Kur’an-ı Kerim’de 100’den fazla âyette takva ve muttakilerden, 150’den fazla âyette de infak ve nafakadan söz edilmektedir. Ayrıca aynı anda hem takvaya hem de infaka vurgu yapan âyetler de bulunmaktadır, konumuz bağlamında bu âyetleri görmekte yarar var:

“Rabbinizin mağfiretine ermek ve muttakiler için hazırlanmış gökler ve yeryüzü genişliğinde olan cenneti kazanmak için birbirinizle yarışın. Onlar ki bollukta da darlıkta da infak ederler; öfkelerini kontrol altında tutarlar ve insanların hatalarını bağışlarlar; zira Allah iyilik edenleri sever(Âli İmran 3/133, 134).*

“Şu halde ne kadar gücünüz yetiyorsa Allah’a karşı o kadar sorumlu davranın: hem (O’nu) dinleyin, hem (O’na) itaat edin! Ve kendi hayrınıza olmak üzere infak edin! Kim kişiliğinin (zaafı olan) açgözlülükten (infak ile) korunursa, ebedi kurtuluşa nail olanlar işte onlardır” (Teğabun 64/16).*

İnsan için esas olan ‘muttaki olmak’ konusunda infak etmenin gereği ve önemi bu âyetlerde de apaçık görülmektedir.

İnanıyorum demek kolaydır. Ancak maldan vermek o kadar kolay değildir. Bu nedenle belki de muttaki olabilmek için en zor iş infaktır diyebiliriz. Çünkü insanoğlu mala çok düşkündür, onu pek çok sever (Fecr 89/20). Cenneti kazanma yarışında birçok etap ve konu vardır. Fakat bollukta ve darlıkta muhtaçların ihtiyaçlarını sevilen mallarla karşılamak en değerli ve en zor olanıdır. Bunu becerebilen sarp yokuşu aşmış demektir (Beled 90/10–16).

Karşılaştırmak bakımından takva ile ilişkisi bulunan, daha doğrusu yine takvanın şartlarından olan orucu da bu bağlamda düşünebiliriz. “Siz ey iman edenler! Oruç tıpkı sizden öncekilere olduğu gibi size de yazıldı, belki bu sayede takvaya erersiniz” (Bakara 2/183).*  Dikkat edilirse burada da orucun takva için, infak gibi önemli bir destek elemanı/araç olduğu görülebilir. Bir diğer yönüyle infakın Kur’an’ın anlaşılması ile ilgisi olduğu gibi orucun da Kur’an’ın nüzulü ve yine rehberliğiyle ilgi ve ilişkisi var (Bakara 2/185).

MUSTAFA DEMİR

————-

* Yıldızla işaretlenen âyet mealleri Mustafa İslâmoğlu’nun ‘Nüzul Sırasına Göre Hayat Kitabı Kur’an/Gerekçeli Meal-Tefsir’ adlı eserinden alınmıştır.

[1] (Râğıb el-İsfahani, Müfredat, Kur’an kavramları sözlüğü, Çeviren ve notlandıran, Yusuf Türker, Pınar Yayınları, 1. basım 2007-İstanbul. Bekir Topaloğlu-Hayrettin Karaman, Arapça-Türkçe Yeni Kamus, 8. baskı, Elif Ofset, İstanbul 1980).