“Söyleyenin sözü dinleyende nikâhtır.”

İbn Arabi’ye ait olan yukarıdaki epigraf, sözün değerine dikkatimizi çeken mühim bir tespittir. Gerçekten “söz” nedir? Sözü neden söylüyoruz, niçin dinliyoruz. Söyleyenin sözünün dinleyenin nikâhına (söz nikâhı) zarar vermemesi için nelere dikkat edilmelidir? Bu tür sorular üzerinde tefekkür etmek faydalı olacaktır şüphesiz.

Başta, sözün bize emanet edilmiş ilahi bir armağan olduğunu kabul etmeliyiz. Eğer böyle yapmazsak, sözün değerini düşürür, ulu orta yerde söyleyerek zayi ederiz. Dili şeker kılacak bir söz ile onu zehirleyen söz arasında ne kadar fark var değil mi? Kulağınıza değdiğinde kalbinizi yumuşatan, rahmet esintileri ile sizi kucaklayan bir söz ile işittiğinizde sizi karamsarlığa iten, yaşama sevincinizi azaltan söz hiç bir olabilir mi? Bu bakımdan şu ayeti kerimeyi sözün özü olarak devamlı aklımızda tutmalıyız: “Kimin sözü Allah’ın sözünden daha doğru olabilir?” Nisa, 122.

Söyleyenin sözü dinleyende nikâhtır. Ona ihanet etmek büyük cürümdür. Madem sözü Allah söylemiştir ve dinleyen de bizleriz, öyleyse dinleyenler olarak bir akit yapmışız demektir ve akdimize sadakat göstermek zorundayız. Allah’ın sözünü yüceltmek, yüce olan Allah tarafından bize yönelik bir lütuftur, yoksa bizim O’nun sözünü yüceltmeye ne kudretimiz yeter ne de buna mecalimiz olabilir! O’nun sözünü yüceltmek kendimiz açısından bir mana ifade edebilir ve O’nun sözünü yüceltirken aslında kendi aczimizin farkına vararak bir bilinç hassasiyetine erişiriz. Allah’ın sözü dinleyende (kullarda) bir kulaktan girip diğer kulaktan çıkıyorsa, burada söz nikâhının gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu şekilde sözün değeri azalmaz, bilakis dinleyenin kayıtsızlığı yüzünden kendisine karşılık büyük bir musibet olarak geri döner.

Söz acı bir zehirse dilinde kişinin, kendisiyle nikâhlandığı dinleyen bir ömür bu zehri zerrelerinde hissederek yaşar. Türlü türlü belâlara maruz kalır, huzursuz ve mutsuz bir şekilde hayatını sürdürmeye çalışır. Bu zehri bünyesine zerk edenin sözüne kıymet verdiği için, kolay kolay nikâhını bozamaz da. Zehirleyen ile zehirlenen aynı zehri bünyelerinde taşıdıkları için ikisi de iflas olmaz bir hastalığa yakalanmışlar demektir. Sağlıksız bir nikâh ile hayatlarını sürdürseler de, bu birliktelikten hayırlı sonuçlar çıkmaz. Meğerki Söz’ün asıl Sahibi, bu zehirli birlikteliğe katından bir rahmet indirirse o başka. Allah her derdin dermanını yaratmıştır, yeter ki derdi olanlar şifayı O’nun katından isteyebilsinler. Hz. İbrahim (a.s) öyle demiyor muydu: “Hastalandığımda O’dur bana şifa veren.” Şuara; 80.

Söz tatlı bir şekerse dilinde kişinin, kendisiyle nikâhlandığı dinleyen bir ömür saadet sürer. Rahman’ın, kelimeleri kendisine emanet ettiği şekilde yerinde kullanır. Söyleyen ile söylenen arasında temiz ve sırlı ilişkiler vardır. Allah’ın Cemal isminden yansıyan güzelliği söz ve davranış olarak karşılıklı olarak birbirlerine yansıtırlar. Karanlık yolları aydınlatırlar, zehirli suların kaynağını kuruturlar, cennetten pınarları kana kana içerler, içirirler. Dünyanın hengâmeleri onları sözün güzelliğinden alıkoyamaz, Söz’ün sadıkları olarak herkese dudaklarından dökülen inciler hediye ederler. Kabil’in dilinden zehirli bir ok gibi çıkan sözün, Habil’de ait olduğu yeri işaret eden değere dönüştüğünü bizzat Kerim Kitabımız bize haber veriyor. Bu bakımdan Söz’ün sadıkları, Habil’in yolundan gidenlerdir.

Sözü Rahman’ın evi olan kalplerinde misafir edenler, ona en büyük ihtiramı gösterirler. Boş sözlerden yüz çevirirler. Söyleyen ile dinleyen arasında ağyar olmaz, kendilerine söylenmiş sözün sadıkları olarak ilahi esintiler ile ruhlarını süslerler. Gıybet, dedikodu, boş sözler ile alakadar olmaz, insanlara onların layık oldukları ilahi ikramlarla ikramda bulunmaya çalışırlar. Dillerinde nazlı niyazlar ile Rablerine iltica eder, O’nun geniş kelime denizinde yüzer dururlar. Selam, onların dillerinde sözün efendisi olarak muhataplarının gönüllerine konuk olur. Sırtında söz torbası taşıyıp, içinde Allah’ın kullarının kalplerini okşayacak bir kelime barındırmayanların kendilerine kalacağı ağır bir hamallıktan ve beyhude bir çabadan ibarettir. Hâlbuki Söz’ün sadıkları, kendilerine emanet edilen kelimeleri izan ve insaf ölçülerinde kullanan bahtiyarlardır.

Ne mutlu o bahtiyarlara…

Vedat AYDIN