SÖYLEŞİ

 

BAYRAKTAR BAYRAKLI HOCAMIZ İLE ALLAH TASAVVURU ÜZERİNE SÖYLEŞTİK

 

Değerli Kur’an’î-Hayat okuyucuları, Allah tasavvurundan kopuş deyince haliyle Bayraktar Hocamızın sohbetleri, vermiş olduğu vaazları, cami hutbeleri ve eserleri aklımıza geliyor. Kendisinin bu konuda yaptığı çalışmaları var ve üniversitede öğrencilere vermiş olduğu dersleri var. Biz de bu çalışmalarına uygun sorular hazırlayıp sizler adına kendisine ileteceğiz. Öncelikle sizleri hiç tanımayan okuyucularımız adına biraz çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Nelerle meşgulsünüz?

 

Efendim ben 1947 Rize ilinin Güneyce nahiyesinde doğdum. İkizdere kazasının Güneyce nahiyesinde. İlk okulu orada bitirdim. Sonra hafızlığımı yine aynı Abdülhamit’tin kurdurduğu hala devam eden bir kuran kursu var, o Kuran Kursu’nda hafızlığımı bitirdim. Ondan sonra İmam Hatip’e başladım 1961-1968’de İmam Hatip bitirdim. Aynı zamanda Eyüp Lisesi’nden diplomamı aldım. Sonrasında o diplomamla üniversitede sosyoloji bölümüne gittim. Marmara İlahiyat yüksek İslam enstitüsüydü o zaman, ilahiyat değildi. Yüksek İslam enstitüsüne girdim. Ondan sonra yüksek İslam enstitüsünü bitirdim. Üniversitede doktoramı yaptım sonra buraya -Marmara Üniversitesi- asistan oldum. Doktorumu orada bitirdim, yardımcı doçent olarak buraya intibak ettim. 1986’da doçent oldum. 1993’de profesör oldum. O gün bugündür Kur’an’la uğraşıyorum. 21 cilt tefsirim var, mealim var aynı zamanda, bir de 18 adet oldu sanırım kitaplarım var. Geçenlerde şöyle bir hesapladık bunu, Kur’an hakkında on yedi bin sayfa yazmışım. Bir kitabım sadece Farabi’yle devlet felsefesidir. O doktoramdır. Onun dışındaki çalışmalarımın hepsi Kur’an’la alakalıdır. İşte böyle bir geçmişim var.

 

 

Sizin ‘Allah Tasavvuru’ adlı eseriniz bağlamında sormak istiyorum, Allah tasavvuru deyince aklımıza ne gelmeli? Siz Allah tasavvurunu tam olarak nasıl tarif edersiniz?

 

Şimdi Kur’an perspektifiyle İslam alemine baktığımız zaman; bütün bu sorunlar, problemler, bölünmeler yani mezhepleşmeler, cemaatleşmeler, tarikatlaşmalar dinden bir uzaklaşma meydana getirdiği gözüküyor. Kur’an’dan uzaklaşılmış. Bu uzaklaşma nereyi yaraladı diye ben tefsirimde yazarken hep bu açıdan baktım. Baktım ki insanların Allah tasavvuru yanlış olmuş, insanlar Allah tasavvurundan kopmuşlar onun için Kur’an’dan uzaklaşıyorlar, dinden uzaklaşıyorlar. Sorun orada başlıyor insanların Allah tasavvurunda problem var. Ben bu sebeple böyle bir isimde kitap kaleme aldım. Peki nedir o problem? Bu sebeple kitabı iki bölüm yaptım; eserin bir bölümü takdis bir bölümü tesbih başlığındadır. Şimdi bu takdis ve tesbih kelimelerini melekler Bakara suresinin 30.ayetinde kullanıyorlar. Allah’a diyorlar ki, “ya Rabbi sen yeryüzünde fesat çıkaran kan akıtan birini mi yaratacaksın, ama biz seni taktir ve tespih ederiz” yani lüzum yok, seni taktir ve tesbih istiyorsan o adamı yaratma demek istiyorlar, manası bu. İnsanın yaratılışına itiraz ettiler yani kan akıtması ve fesat çıkarması dolayısıyla. Şu anda İslam alemi olarak melekleri çok rahatsız ediyoruz, çünkü çok büyük günahlar işliyoruz. İşte bu sefer de nedir tespih, nedir takdis diye yazdım. Takdis, Allah’ı olumlu sıfatlarıyla anmaktır, yani mesela “Gul huvallâhu ehad/Allah tektir”, “Allâhu’s-samed/Samed’tir” diyoruz. Ne demek bu? O hiçbir varlığa muhtaç olmadan varlığını devam ettirendir diyoruz. Bunlar olumlu sıfatlardır. İşte ihlas suresinin bu ayetleri Allah’ı takdis ediyor fakat “lem yelid ve lem yûled/doğurmadı doğrulmadı”, “ve lem yekun lehû kufuven ahad/denkliği yoktur” derken de tespih ediyorsun. Öyle değildir, böyle değildir dediğin zaman Allah’ı tesbih ediyorsun ama şöyledir, şöyledir dediğin zaman o zaman da takdis ediyorsun. Yani aynı surenin içerisinde hem takdis var hem tesbih var, bu müthiş. Mesela Haşr suresinin son iki ayeti de böyledir. Orada hem takdis hem tesbih var. Tesbih o ayetlerin yüzde kırkıdır, takdis yüzde altmışıdır. Onun için sabah ve akşam namazlarından sonra Haşr suresinin son ayetleri okunur, namazlardan önce İhlas okunurdu, sebebi budur. Yani hem takdis yapıyorsunuz hem tesbih yapıyorsunuz.

İslam alemi Allah’ı hakkı ile takdis ve tesbih ediyor mu peki?

Maalesef İslam alemi Allah’ı takdis ve tesbih etmeyi bir hakkın yapamıyor. Yani Allah’ın Subhan oluşunu ortaya koyamıyoruz biz ve onun Subhan oluşuna göre veya takdis oluşuna göre hareket etmiyoruz. Allah Enfal suresi 24.ayetinde diyor ki, “Allah öyle bir Allah’tır ki/yehûlu beyne’l mer’i ve kalbihî/kişi ile benliği arasına sızar/girer”. Şimdi bu takdistir. Allah’ı tanımlıyoruz. Allah kendisini tanımlıyor, “Ben kişinin benliğiyle gönlü arasına sızarım nüfus ederim” diyor. Şimdi İslam alemi bunu bilmiyor kızım, bunu hocaları da bilmiyor. Yani şu ayeti kelimeye göre bir iman düşüne biliyor musunuz? Yani benim benliğimle kalbim arasına Allah nüfus ediyor diye iman eden bir adam ahlaksızlık yapabilir mi?  Yani bunu niye Allah bana söylüyor, bu ayet bana neyi ifade edecek diyor. Allah, ben senin gönlünden geçirdiğini de biliyorum, senin benliğini de biliyorum, senin çapını da biliyorum, ona göre davran diyor. Fakat bizim ahlakımızda böyle bir ayet yer almıyor ki. İslam alemi olarak Allah’tan koptuk yani Kuran’dan koptuk, dinden koptuk, Allah tasavvurundan koptuk. Öte tarafta Kaf suresinin 16.ayetinde diyor ki; “İnsanı ben yarattım nefsinin ona verdiği vesveseyi bilirim. Ben ona şah damarından daha yakınım”. Ne demek bu, bunu niye söylüyor Allahuteala. “Senin içinden geçirdiğin vesveseyi bile biliyorum ben çünkü sana şah damarından daha yakınım”, diyor. Peki kendisine şah damarından daha yakın olduğunu hisseden, buna inanan bir Müslüman bu ahlaksızlıkları yapar mı? Bu dedikoduları yapar mı? Bu münafıklıkları yapar mı? Bu çifte standarttı oynar mı? Bu ayet bizim hayatımızda yok, imanımızda yok, öğretilmedi.

Peki sizce kabahat kimde?

Kabahat bizde, biz hocalarda. Nihayetinde Allah tasavvurunun temelleri olan bu ayetleri birisi öğretecek, ben kabahati hocalarda buluyorum çünkü bu topluma onlar şekil veriyorlar, onlar nasıl din öğretiyse öyle öğrendi bu insanlar. Benim babama, anneme, bana da yanlış din öğretildi bende sonradan anladım bu işi, yani hep yanlış öğretiliyor.

Bunun halk nezdinde örnekleri ile karşılaşıyor musunuz?

Bana çok telefon geldiği için halktan biliyorum, hatta ben bunun için Bursa’ya gittim konferans verdim. Mesela sakat veya down sendromlu evladı olan ebeveynler telefon ediyor, hocam Allah bana bu belayı verdi, O zalimdir falan diyerek bir sürü sorularla/dertlerle geliyorlar. Böyle bir Allah tasavvuruna ne cevap vereceksin? Ne diyeceksin? Ben onlara Neml suresinin 88.ayeti ile cevap veriyorum ve orada iş bitiyor.  “Allah her şeyi mükemmel yaratır”. Demek ki bu Allah’tan değil diyorum. O an biraz düşünüyorlar fakat anlıyorlar. Burada yamuk olan bakışı çözüyorsunuz, kader anlayışını çözüyorsunuz. Örneğin, ‘bu alın yazım mıydı?’ diyor kadın. Onun kaderi olduğuna iman eden birisi suçluyu yaratıcıda görmez mi?  Şimdi Allah tasavvurunu nasıl düzelteceksiniz? Oysa benim Rabbim her şeyi mükemmel yaratır, bitti. Bunu bildiniz mi kabahat kimdedir onu da bilirsiniz. Allah’a kabahat yükleyemezsiniz.

 

Ben bu vatandaşa kabahat bulmuyorum, sokaktaki adamda kabahat bulamazsınız, benim anamda, babamda, kabahat bulamazsınız. Yanlış bir din yaşatmışlar anneme, babama, bana da yanlış din öğrettiler. Kur’an’ı Kerim’de Allah kendisini nasıl anlatıyor biz bunu bilmiyoruz ki.

Toplumun kutsalla olan ilişkisinde de bir Yahudileşme ve Hristiyanlaşma temayülü vardır diyebilir miyiz?

Tabii ki, Allah tasavvuru mükemmel olmayınca şirke sapıyorsunuz, peygamberle Allah’ı karıştırıyor, Peygambere Allah diyorsunuz. Hristiyanlar da Yahudiler de böyle yaptılar biz de böyle yapıyoruz. Tevbe suresindeki 31.ayet lüzumsuz mu? Allah ne diyor? “O Yahudi, Hristiyanlar, ilim adamlarını, din adamlarını benden başka tanrılar edindiler.” İşte biz bu ayeti İslam alemine koyalım bu şirk denen illeti bitiririz. Zira mezhepler bizim tanrımız oldu, büyük alimleri tanrı edindik, İmam-ı Azam İslam aleminin tanrısıdır, İmam-ı Maturidi tanrısıdır. Evet şakası yok, tarikat şeyhleri tanrılardır, küçük küçük tanrılar var. Şimdi neden bu ayet işlemiyor. Bu bir Allah tasavvurudur, benim yanımda başka bir tanrı olamaz diyor Allah. Başkasına kutsallık veremezsin hatta o kadar ki Bakara 165’de bunun duygusal eğitimini de yapıyor. “İnsanlardan bazıları vardır. Allah’tan başkasını Allah’ı sever gibi severler, iman edenler ise Allah’ı daha fazla severler”. İşte bu, işin duygu boyutunun tabanını anlatıyor. Yani sevgi bir duygudur ve bu duyguyu terbiye edeceksin çünkü sevgi insanı şirke götürür, yöneldiği objeye göre değişir sevgi, objeye göre kutsallık kazanır, değer kazanır ve insanı şirke götürür. Sevgi denen alan; buzlu bir alana benzer, ayağını sağlam basmazsan yıkılır, her tarafını kırarsın sevgi böyledir. Sevgi böyledir.  Ayet devam ediyor. Onların bu dünyada Tanrı edindikleri ile mahşerde aralarındaki bağ kopacak, birbirine düşman olacaklar diyor Allahu Teala. İşte bu Allah tasavvurudur. Bugün biz bu Allah tasavvurundan kopmuşuz.

 

Bu kopmaya nereden başlamışız hocam?

 

Bu kopmaya ta sahabe döneminde başlamışız. Sahabe döneminde Hz. Ömer öldürüldü, Hz. Osman öldürüldü, Hz. Ali öldürüldü. İşte asıl mafya orada başlamış.

Mesela Amenerrasulü’de “ente mevlana” diyoruz, yani Allah söylüyor bunu. “Ya rabbi sen bizim Mevlamızsın/velimizsin”. ‘Veli’ koruyan, yardım eden demektir. Ama biz bu ismi kalktık bir adama verdik, ‘Mevlana’ diyoruz. Bu şirktir. Allah’tan başka Mevlana olamaz. Olamaz kardeşim ya. Böyle bir Allah tasavvuru olur mu ya? Bak nasıl kopuyoruz görüyor musun? Biz konuşurken bile hata yapıyoruz. Biz konferans verirken bile Celaleddin Rumi desen adam tanımıyor, Mevlana diyeceksin ki tanısın. Hiç sormuyoruz ama Mevlana Celalleddin Rumi benim nasıl mevlam olur, benim mevlam Allah’tır. İşte bu yüzden Allah tasavvurumuz yerlerde sürünüyor, İslam aleminin özelde Türkiye’mizin Allah tasavvuru yerlerde sürünüyor. Kabahat kimde ama? Gene aynı şeyi söylüyorum. Kabahat hocalarda. Şimdi düşün hoca olduğunu iddia eden adam diyor ki; ‘uçağa bindik, giderken türbülansa girdi uçak. Çağırdım, ‘Ya Rabbi bizi kurtar’ dedim, kurtarmadı. Yardıma gelmedi. Çağırdım ‘ey gavs!’. Gavs geldi bizi kurtardı.’ Şimdi bu adam topluma hocalık yapacak, topluma Allah tasavvurunu anlatacak, mümkün mü? Bu adamlar toplumu şirke sürüklüyor. Arkasından on binlerce insan gidiyor. Böyle bir Allah tasavvuru olabilir mi? Allah’tan daha üstün bir Allah olabilir mi? Böyle bir dünya var mı ya?

Tam burada sormak istiyorum. Toplumumuzda özellikle dindar kesimde hocalar arasındaki görüş farklılıkları sanki bir taraftarın takım tutması gibi algılanıyor. Bir hocanın talebesi diğer hocaların fikirlerine karşı tavuk karası bir gözle bakıyor. Bunun ideolojik tarafgirliği bir yana bir de bu iki zıt kutubu birleştirmeye çalışan ortacılar tabiri caizse tarafsızlar, fikirsizler, risk almak istemeyenler var. Bu ideolojik ve katı tarafgirlik aynı Allah’a iman ettiğini, aynı kitabı okuduğunu, aynı peygamberi anladığını iddia eden insanlar arasında nasıl oluyor da mesafeyi bu kadar açabiliyor? Tasavvurda nasıl bu kadar farklılaşabiliyor?

Şimdi bunun çözümü var kızım. Bu senin sorduğun soruyu Kur’an’da Allah cevaplandırıyor. Biz değil. Bizim o yetkimiz yok. Senin sorduğun soru çok ciddi bir soru. Bunun bir tanesi Nahl 64 diğeri Nisa 105’dir. Diyor ki: “Bu kitabı sana sadece şunun için gönderdim; Allah’a, peygambere, ihtilafa bir şerh düşenlerin ihtilafını çözesin diye”. Nokta. Sorduğun sorunun cevabını Allah 1400 sene evvel vermiş. Yani demiş ki, bu adamlar Kur’an’ı Kerim’i böyle okumuyorlar, böyle ellerine almıyorlar, oysa bu bir çözüm kitabıdır. Yani hocaların, insanların ihtilaf ettikleri, münakaşa ettikleri, tartıştıkları konuları çözecek olan kitaptır bu diyor. Bunun için istisna cümlesi kuruyor. Ha istisna cümlesi ne demek biliyor musun? Sadece ve sadece demektir. Yani vurgu var; sadece bunun için göndermişler bu kitabı. Bize kimse diyemez, sen Kur’an’ı Kerim’i yanlış tarif ettin, yanlış tanımladın. Hayır efendim. Özellikle hocalar Kur’an’a gelmiyoruz, onun için ihtilaf ediyoruz. Hakem olarak Kur’an’ı tayin etsek iş bitecek. İkinci ayeti söyleyeyim sana; Nisa 105’de; “Bu kitabı sana hak ile indirdik.” Niçin? “İnsanlar arasında sana gösterdiğim şekilde hüküm vermen için.” “Erakallah” diyor Allah. Burada gösteriyor, çok ciddi bir şey bu. Yani Hz. Muhammed’de o gözle bakacak. Allah’ın gözüyle bakacaksın meseleye. Kur’an sana ne diyorsa ne gösteriyorsa, sen öyle fetva vereceksin. Biz öyle bakmıyoruz ki meseleye, fetva vermiyoruz ki kızım. Biz tabi ki ihtilaf edeceğiz, birbirimizi öldürmeye kalkacağız. Tarihte hocaları öldürdük, peygamberleri öldürdük. Allah Hz. Muhammed’e diyor ki benim gösterdiğim şekilde hüküm vereceksin. Kur’an’ı Kerim’i bilmeyince sen nasıl Allah’ın gör dediği şekilde göreceksin, göremezsin.

Hocalar aynı Kur’an’ı okumuyorlar mı hocam?

Dışarıda insanlar da soruyor bu soruları, hocalar niye bir araya gelemiyorsunuz diyorlar. Çünkü hepimizin Kur’anî bilgisi eşit değil ki kızım. Biz Kur’an’a teslim olmuyoruz ki, biz mezheplere teslim oluyoruz, tarikatlara teslim oluyoruz. Kur’an’a teslim olsak Kur’an bizim problemlerimizi çözecek, bizim ihtilaflarımızı çözecek. Biz teslim olacağız Kur’an’a. Biz birbirimize teslim olmayacağız, Allah’a teslim olacağız.

Allah’a teslim olmanın alameti nedir?

O’nun Kur’an’ına teslim olacağız. Kur’an’a teslim olduk mu bitti. Bizim sorunlarımızı o çözecek. Yani. Nahl 64 ve Nisa 105’e inanacağız. Mücadele suresinin 7.ayetinde diyor ki Allah; “üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü benim, dört kişinin gizli konuştuğu yerde beşincisi benim, altıncısı benim. Nerede olursanız olun sizinle beraberim”. Bu ayet bizim hayatımızda yer almıyor. Allah’ı böyle tasavvur etmiyoruz. Biz günah işlerken Allah’ı yanımızda hissetmiyoruz. Biz yolsuzluk yaparken, hırsızlık yaparken, zina ederken, dedikodu yaparken, söz taşırken, yalan konuşurken, emanete ihanet ederken Allah’ı yanımızda istemiyoruz. Şimdi bu ayetleri bilen bir siyasetçi, bir yönetici kapalı kapılar ardında kötü iş yapar mı? Bu ayetlerin hepsini bir araya getirdiğin zaman bir Allah tasavvuru çıkıyor meydana. Kur’an’ın tanıttığı Allah tasavvuru. İşte o tasavvur yok bizde. Biz Allah’ı yanımızda hissetmiyoruz.

Mekke toplumunun Kahire ekseriyetinde Allah inancı vardı. Allah inancına sahiplerdi. Hatta ayetlerde de ifade edildiği gibi kendileri, gökleri ve yeri yaratan bir Allah inancına sahiptiler. Fakat onları müşrik yapan bir fark vardı. Peygamber hayatlarına müdahil olana kadar her şeye eyvallah diyorlardı. Ne zaman ki Allah resulü hayatlarına müdahil olmaya başladı ne zaman ki iyilik aktif hale gelip de Mekke toplumu içerisinde yaygınlaşmaya başladı o zaman rahatsız oldular. Neydi bu rahatsızlıklarının sebebi? Cahiliyenin Allah veya İlah tasavvurundaki yamukluk nereden kaynaklanıyordu?

Şimdi Mekke toplumu müşrik. Kendi halleriyle gayet rahat yaşıyorlar. Ama Allah onlara bir ip uzattı. Onları o şirk o zulümden kurtarmak için vahiy gönderince hemen yılanlar ayağa kalktı. Rahatsız oldular.

Rantları mı bitecek korkusu?

Şimdi buna çeşitli açılardan bakacağız. Bir tanesi hac yapılıyor orada putları ziyaret ediyorlar. Lat, Menat, Uzzalar geliyor, para bırakıyorlar. Şimdi bu hac ibadeti olmasa Suudi Arabistan’da imam bulamazsın. Allah bunu çok güzel bir misalle anlatıyor. Neml suresinde Hz. Salih’le ilgili olarak, “Semud kavmine kardeşleri Salih’i gönderdim”, dedi ki, “Allah’a tapın”. Onlarsa “derhal hasımlaşan iki grup haline geldi.” Bir yerde kötüler varken iyi oraya gelince hemen hopluyorlar, hemen ayağa kalkıyorlar. Müşriklerin bu tepkisi hem ekonomik hem de kendilerini Allah’a yaklaştıracak putlarına karşı çıktıkları için psikolojikti. “Bu adam tanrılarımızı teke mi indiriyor?” Demek ki bütün peygamberler tarihinde tevhid inancının bir zorluğu olmuştur. O tevhid inancı zamanla şirkleşiyor. İnsanlar ona şirk koşuyor. Hz. İbrahim’den gelen Araplar tevhid inancıyla geldiler. Hz. İbrahim ve İsmail onlara tevhid inancını teslim etti. Fakat zaman içerisinde Hz. Musa’ya dedikleri gibi bizim peygamberimize de dediler aynısını, “bizim rabbimizi görmemiz gerekmez mi?” Yani insanoğlu görmek istiyor. Tanrı olacak varlığın kendisine hükmetmesini istemiyor, kendisine Hükmetmeyecek bir tanrıyı arıyor. Bu sebeple araya aracı koyarak mesafeli duruyor.

Hem olsun hem rahatsız etmesin.

Evet. Karışmasın benim işime diyor. Putlar kendi işlerine karışmayan çok güzel tanrılar. Tam da bizim halimiz bu. Allah’ı hayatımıza karıştırmıyoruz ya. Aydınlık felsefesi öyle ya. Deizm de böyledir. Ben Allah’a inanıyorum ama benim için o yukarıda kalsın, benim hayatıma karışmasın, benim hayatımı belirlemesin. İnsan kendini hayatına müdahale edeni sevmiyor.

 

Uydurulmuş dincilere inanmasındansa deist olması daha iyi değil mi aslında hocam?

Yani e bir yerde öyle geliyor.

Yani aklını kiraya vermesindense…

Ama bu sefer dinsiz oluyor.

Oradan dine girmek daha kolay olmaz mı?

Ha işte onu sıfırlaya bilse, araştırabilse, onun elinden tutan biri olabilse, oradan Kur’an’a gelebilse amenna. Bir defa bizler dini doğru anlatamıyoruz çocuklara. Gençlere doğru anlatamıyoruz. Şimdi verilen din dersi, okullarda okutulan din dersi din dersi değil kızım.

Türkiye’deki eğitim müfredatını özellikle ilahiyatlarda ve imam hatiplerdeki din kültürü eğitimi dersinde Allah’ın birebir öğrencileri bir ders formatında anlatılmasını uygun buluyor musunuz?

Çocukların Allah hakkında sorular sormaya başladığı yer üç yaştır. Üçle altı yaş arasında yoğun sorular geliyor. Ve babayı Allah’la mukayese ediyor. İşte o yaşlarda çocuğa Allah tasavvurunu doğru öğretmek lazım. Önce küçük küçük bağlantılarla, gittikçe bunun dozun arttırarak anlatmak lazım. Tıpkı Kur’an’ın insanı terbiye metodunda uyguladığı yöntem gibi. Allah iman esaslarını Mekki ayetlerle on senede oturtmaya çalıştı. Dolayısıyla bu süreç yavaş yavaş ama olmalı.

Yanlış olan şu; din dersi seçmeli mi olsun mecburi mi olsun diye tartışılıyor. Allah seçmeli olamaz. Bunu bir gazete yazdım daha önce. Ya Rab dedim, seni seçmeli istiyorlar. Seni seçmeli yapıyorlar. Benim için annem babam seçmeli olabilir mi? Seçmeli olamaz. Beni doğuran seçmeli olamıyor da yaratan nasıl seçmeli olacak? Bu konuları devlet de ele alamaz. Yani devlet herhangi bir tarikat tutarak, herhangi bir cemaati tutarak, herhangi bir grubu tutarak bu din eğitimini veremez.

Sizce tarafsız mı olacak?

Tarafsız olacak. Tarafsız mıdır değil midir ben tartışmıyorum. Siyasete giremem. Ama tarafsız olmalı ve din eğitiminde taraf olunmaz, mezhep olunmaz. Şu grup bu grup olunmaz. Din eğitimi veriyorsun sen kardeşim. Bitti. Nokta. İnsana Allah’ını vereceksin. Allah’ını öğreteceksin. Dinini öğreteceksin. Burada taraf olmaz. Siyaset taraf tutunca alttaki cemaatlerde, tarikatlarda, mezheplerde taraf tutar.

Siyasetçiler oy toplamak için din derslerine Aleviliği de koyalım, şunu da koyalım, bunu da koyalım diyorlar. Yav iyi de din dersinde Aleviliğin ne işi var. Din dersinde Kur’an olur, Hz. Muhammet olur. Bitti. Nokta. Orda başka bir şey olamaz. Orada mezhebin, meşrebin, sünniliğin, Vahhabiliğin, Aleviliğin, Şiiliğin, Mutezile’nin, Eşari’nin ne işi var. Bunun adı din dersi. Allah bize Kur’an’la din dersi vermiyor mu. Sen de onu vereceksin. Demek ki Allah yetmiyor sana, öyle mi? Yetmiyor ki Kur’an’da olmayanlar var diye sünnette, mezhep görüşünde, kıyasta Kur’an’da olmayanı arıyoruz. Allah eksik din mi göndermiş? Bu nasıl Allah tasavvuru ki sana eksik din gönderiyor. Ki o eksikliği sen dolduracaksın, öyle mi? Allah’ın aklı kesmedi senin aklın kesecek, öyle mi? Şimdi bu Allah tasavvurunun düşüne biliyor musunuz? İşte bu sebeple Allah soruyor; “sana indirdiğim, onlara okunan kitap yetmedi mi?” diyor. Sen diyorsun ki yetmedi. Sen şimdi bu ayeti inkâr mı ediyorsun?

Dolayısıyla kızım bu hayat, bu dünya hayatı bizim dünyamız, insani bir dünya. Bizim dünyamız Allah’tan kopuk bir dünya olamaz. Biz kopsak bile Allah bizden kopmaz. Yani böyle bir hayat Mümkün değildir. Sekülrizm, mekülerizm, laiklik filan. Bunlar masal. İnsanlara dini doğru kodlarla öğretmek lazım. Allah’ın Esma’sı üzerinden onu tanıtmak lazım. Bu çok önemli. Eğer dünyada bir din konsaydı, o dini Hz. Muhammed koyardı. O büyük bir deha idi. O bile koyamadı. Dini mübini ona Allah bildirdi. Sen de bu dini tatbik edeceksin dedi. Dolayısıyla Allah’sız bir hayat olamaz. Müşrikler bile puta Allah diyorlar. Onlar bile Allah’ı biliyorlar da putlara tapındıkları için müşrik oluyorlar da tek bir Allah’a inandığını iddia eden insanlar nasıl eyleme dönük işlerde bu kadar kopuk ve uzak bir Allah tasavvuru yaşıyorlar. Bunu sormak, bunu sorgulamak lazım.