MEDYA ANALİZ

SOSYAL OPTİMİZASYON

Alim KINIK

 

İnsanların ma’ruftan, şûrâdan kopuşunun sebepleri ne olsa gerek?” diye sorduğumuzda karşımıza dört başı mamur bir cevap çıkmayabilir.

Öğrenmeye kapalı insanlar sürü psikolojisi içinde hareket etmekte ve taklidi bir hayatın peşinde gitmektedirler. Öğrenmeye açık insanlar ise uzmanlaştıkça ‘taraf’laşmakta; dünya görüşü kemikleşmiş bir hayatın müptelası olmaktadırlar.

Ma’ruf, ‘urf’ kökünden gelir; urf, kıllar üst üste bindiği, peş peşe dizildiği için at yelesine denilmektedir. Ma’ruf kavram olarak, aklen mümkin, şer’an meşru, kalben mutmain, örfen münasip olandır.

Şûrâ ise ‘şvr’ kökünden gelir; şevr, arıların iş birliği ile bal üretmesi anlamını vermektedir. Şûrâ kavram olarak, kolektif bir çabayla, meşveret ile ortak aklı harekete geçirmektir.

Asl olan, İlahî kelamın insanî muamelatın temeline koyduğu marûfu (süreklilik arz eden) ve şûrâyı (yenilik arz eden) günlük hayatın içinde kullanmak olmalıdır.

 

***

Mesele ‘şûrâ’dan kopuş olunca önümüze bir avuç dolusu kelime yığılıveriyor; şûrâ, istişare, meşveret, müşavere, emanet, ehliyet, liyakat, adalet, isar, sorumluluk; Emr-i bi’l-ma rūf ve nehy-i ani’l-munker; mar’uf-münker, mefasid-menafid, iktidar-muhalefet, cemaat-cemadat, eşraf-mevali, havas-avam; farklılık, özgünlük, orijinallik, gelenek/örf, coğrafya, renk, yerellik; otorite/rizm, lider/karizma, itaat, atalar kültü, azizler kültü, kitle/kalabalık, halk/millet, meclis, parti, saltanat, demokrasi, teokrasi, laiklik, üst akıl; holiganlık, fanatizm, ötekileştirme, asabiyet, yabancılaşma, taklit/mukallit, makinalaşma, teknolojileşme; medya, sanal ağ, insanölçer, yapay zeka…

Şûrâ pratiğinin tarihsel seyrini, değişimini, dönüşümünü, uygulandığında etkisini, uygulanmadığında eksikliğini bu kavramların asgarisini sistemde tutarak irdelemek gerekir.

***

Bugüne geldiğimizde, sosyal bir kavram olarak tedavülde bulunan şûrânın karakterinde yatan esasların, güncel jargonla çeşitlilik, özgürlük, şeffaflık, katılım ve işbirliği olmalıdır… Bunlar toplulukların manipüle edilmemesi için asgari müşterekler olarak görülmelidir.

Toplumun kendisinde ve barındırdığı her bir yapıda çeşitlilik, renklilik, farklılık korunmalı; düşünceler tek tipleştirilmemelidir. Farklı fikirler ve bilgiler çok önemlidir, çeşitlilik azalınca baskının artması kaçınılmazdır. Uzmanlaşmak veya derinleşmek elbette mümkün olmalıdır.

İnsanların özgünlüklerini, orijinalliklerini törpüleyemeyen bir özgürlük alanı olmalıdır. İnsan kitlenin-cemaatin içinde kaybolmayacak şekilde bağımsız yaşayabilmelidir.

Kaynaklar, referanslar, kodlar, maliyetler şeffaf olmalıdır. İndirgenmemeli ve yüceltilmemelidir; tekdüzeleştirilmemeli, dayatılmamalıdır. Mahremiyet alanları zorlanmamalıdır.

Hayatın bütün alanlarına katılım multidisipliner, çok kültürlü, çok kutuplu, çok sesli, çok renkli bir zeminde olmalıdır. Yeni platformların, halkaların, meclislerin, ağların, pencerelerin… düşüncenin neşet edeceği toprakların/mekanizmaların oluşmasına niyet edilmelidir.

İşlerin yapılışında, meselelerin ele alınışında, sorunların çözümünde iş birliği çerçevesinde hareket etme farkındalığı yaygınlaştırılmadır. İş bölümleri kimseyi köreltmemelidir.

Otoriter, despot, dayatmacı, indirgemeci (hiyerarşik) yapıların etkisinden/nüfuzundan uzak alanlar / uygulamalar çoğaltılmalıdır. Ki hiyerarşik yapılarda kolektif aklın etkin hale gelmesi bastırılmaktadır.

Öğrenmeye açık, yeni fikirlere açık, farklı seslere açık tahammüller geliştirilmelidir.

***

Peki, “kitlesel bir akıl (şûra) mümkün müdür?” Elbette bu mutlak manada mümkün değildir.

Bugün içinde yaşadığımız ağ toplumunda, ortak akıl, ortak beğeni ya da ortalama olan gerçekten her durumda en iyi belirleyici olmayabilir. Bu konuyla bağlantılı olabilecek bir örnek olarak, 1999 yılında gerçekleşen “Kasparov Dünya’ya Karşı” maçı verilebilir. İnternet üzerinden yapılan satranç karşılaşmasına 75 ülkeden 50 bin kişi katılmış; her bir hamlenin çoğunluğun oyu ile yapıldığı maçı satranç ustası Garry Kasparov 62. hamlede kazanmıştı. Bu örnek bize kolektif akıl ile uzman aklının alanlarının belirlenebileceğini gösterebilir. Dolayısıyla kolektif akla atfedilen önem uzman aklı dışlayan bir yaklaşım olarak almamak gerekir.

Charles Mackay’ın kolektif budalalıklardan bahseden Kitlelerin Çılgınlığı kitabının asimetrisi olan ‘Kitlelerin Bilgeliği’ kitabında James Surowiecki, kitlesel aklın kullanılabileceği meseleleri bilişsel, eşgüdüm, işbirliği olarak üçe ayırmaktadır. Surowiecki, bazı şartların oluşması durumunda topluluklardan akl-ı selim sadır olacağını kaydetmekte ve bilimsel çalışmalardan örnekler vermektedir. Surowiecki’nin ortak aklın doğru sonuçlara varabilmesi için oluşturduğu çerçeve; toplulukta tüm görüşlerden insanların olması, hiyerarşik/merkezi bir yapının olmaması, serbestçe fikir üretebilme ortamı ve bir karar verme mekanizmasının olması/oluşturulmasıdır…

Kitabın satır aralarından kendimize çıkardığımız pay, kolektif kararlar, toplumlara yukardan aşağı empoze edilmeyip aşağıdan yukarı oluşan, özgür insanların kendi başına davranabildiği ve karar alabildiği yerlerde ortaya çıkmaktadır.

Otoriter ve homojen toplumlarda, tutucu/bağnaz, taklit makinası insanlardan oluşan gruplarda şura/istişare veya bilgelik beklenemez. Körü körüne taklit herkese zarar vermektedir. Sürü halinde hareket eden kitlelerden erdem sadır olmaz.

Sığ cemaatler, yüzeysel yapılar çürümeye mahkumdur. Çünkü akıllı yapılar farklı fikirlerden oluşurlar. Kolektif kararlar ya fikir birliği (uzlaşma) ya da uyumsuzluk (çatışma) ile alınanlardır; çeşitlilik grupların yıkıcılığını dengelemektedir.

***

Bu meyanda önemli bir sorun da iktidar mekanizmasının kendisini ‘şûrâ’ üstünde ontolojik bir yapı olarak dayatmasıdır. Egemen söylemler, sözün/fikrin ölçüsünü kendi zihniyetleri görmektedir/dayatmaktadır.

Tarih boyunca, iktidar(lar)ın halklara birşeyler (hizmet, hak, alan vb) veriyor gibi göründüğü her yerde daha fazlası (itaat, vergi, … vb) alınmış ya da alınacaktır. İktidar farklı kitleler tarafından seçilmiş olsa da tek parti bloklarında istişare muhal olmuştur.

Egemen zihniyetlerin (hükmettiği ve hükmetmek istediği) farklı tezlere, karşıt düşüncelere, marjinal yapılara karşı tek tip paradigma ile baskı yaptıkları görülmektedir.

Buna mukabil kurucu zihinlerin bu paradigmaya karşı farklı tezler, alternatif düşünceler ile karşı çıktıkları, mücadele ettikleri görülmektedir.

İktidar, düşünceyi tek tipleştirmek isterken zihniyetini şuraya, istişareye, paylaşmaya kapalı tutmaktadır… Muhalefet ise çoklu bir yapıda, şuraya, istişareye ve paylaşmaya açık hareket etmek istemektedir.

Ama bu refleks iktidara gelince/iktidarı ele geçirince ekseriyetle son bulmaktadır. Seçkinler de herkes gibi partizandır/pragmatisttir. Halihazırda oluşmuş siyaset teorileri maalesef bu pragmatizmi desteklemektedir.

***

‘Şûrâ’nın temelinde bulunan unsurlardan biri de akıl-ahlak konumlandırmasıdır.

Ortak akıldan kopuş, ahlaktan kopuşu beraberinde getirmektedir, çünkü ahlakın kaynağı maruf olana uygunluktur.

Çok benzeşen gruplar/insanlar öğrenmeyi sürdüremez; insanların bilgiyi kullanırken araştırmaya da zaman ayırmaları gerekir. İnsan özgür olduğu kadar hatasını başkasına izafe etmez.

Taklit, hem kendi bilimsel sınırlarımıza bir tür rasyonel tepkidir hem de ‘bölünmüş bir benliğin’ ve psikolojik bir çöküntünün dışa vurumudur.

Farklı muhalif seslerin susturulması aynı zamanda o toplum/toplulukta bir vicdan körelmesi yaratmaktadır. Oysaki emanetleri ehliyeti olana vermek bir liyakattir.

***

Toplumumuz henüz Eric Hoffer’ın Kesin İnançlılar eserinin iklimi tadında seyrederken internet mevsimine girmiş bulunuyoruz. Kalabalıkların negatif yansıması, öfke dalgalanmaları, linç ve yağma kültürünü burada da rahatlıkla görülebilmektedir. Kalabalıklar, enformasyon çavlanı altında otorite/zihniyet optimizasyonu gerçekleştirmekte, kolayca infiale kapılabilmektedir. Sanal ortamda daha çok propaganda malzemesi paylaşılmakta, bu da kitleleri bir aptala dönüştürmektedir. İnsanlar (yanlış bile olsa) çoğunluğun görüşlerinden etkilenmekte, bilgi değil önyargı paylaşılmaktadır. Köreltilen kitleler ise her zaman sorunun kaynağı olmaktadır. Siber kültür, Gustave Le Bon’un kitlelerin nasıl sürüleştiğini anlattığı ‘Kitleler Psikolojisi‘ kitabının tezini gerçeklemeyi deneye dursun, lakin izdihamın, israfın, şiddetin, aşırılığın bedeli ağır olacaktır.

***

İnsan farkındalığın değerini anlamaya odaklanmalıdır. Sorunu tespit etmek eleştiri, soruna çözüm üretmek ise özeleştiri olarak görülmelidir. İstişare etmek sorunu çözme yerine var olan çözümlerden birini tercih etmek tembelliği olmamalıdır.

Vardır elbet bir çözüm: ya arı topluluğunun iş birliğini yaparız, ya sığırcık sürüsü gibi eşgüdüm ile hareket ederiz, ya karınca sürüsünün değirmen çarkından dönmeyi sürdürürüz, ya maymun türünün taklit hastalığını tekrarlarız… Koloniler halinde yaşayan farklı canlıların hayatından daha çok olumlu ya da olumsuz örnekler çıkarabiliriz.

Bir toplum içerisinde her bir insan öncelikle tezini en güzel biçimde dile getirmelidir; bunun beraberinde başka sözlerin hepsini de dinlemelidir; sonra her ne yapılacaksa bir delille yapılmalıdır ve herkes düşüncesinin/eyleminin sorumluluğunu üstlenmelidir.