Sözlükte “yaklaşmak, Allah’a yakınlaşmaya vesile olan şey” anlamlarına gelen kurban, İslamî bir terim olarak, ibadet maksadıyla belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.[1] Türkçe’mizde kurban, Arapça’daki “udhiye” kelimesinin karşılığıdır. Udhiye, sözlükte kurban olarak kesilen veya Kurban Bayramı günlerinde Allah rızası için kesilen, Cenab-ı Allah’a yaklaşma ve yakınlaşma vesilesi sayılan hayvana denir.[2]

Hemen hemen bütün dinlerde kurban uygulaması mevcut olmakla birlikte, şekil ve amaç yönüyle aralarında farklılıklar bulunur. Kur’an’da, Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerinden söz edilir.[3] Bir başka ayette de ilahî dinlerin hepsinde kurban hükmünün konulduğuna işaret edilir.[4] İnsanlık tarihi boyunca bütün semavî dinlerde kurban ibadetinin mevcut olduğu bilinmektedir. Ancak zaman içerisinde, başta Yahudilik ve Hıristiyanlık olmak üzere bazı semavî dinlerdeki kurban anlayış ve uygu lamaları değişikliğe uğramış, tahrif edilerek bozulmuştur. Semavî dinlerin dışındaki dinlerde de, şekil ve gaye yönüyle farklılıklar bulunsa bile, kurban ibadetinin mevcut olduğu bilinmektedir.[5]

Kurban, insanın Allah’a yaklaşmasına/yakınlaşmasına vesile olan bir ibadettir. Kurban, Allah yolunda fedakârlığı, Allah’a teslimiyeti, sadakati ve şükrü ifade eder. Kurban ibadetinde bu mana vardır.[6] İnsan, kurban kesmekle Hz. İbrahim (as) gibi Allah’a ve O’nun emirlerine olan sımsıkı bağlılığını ve gerektiğinde O’nun rızasını kazanmak için her türlü fedakârlığa hazır olduğunu; Hz. İsmail (as) gibi kayıtsız şartsız teslimiyeti, büyük bir sabır örneğini göstermiş olur. Bu nedenle bütün ibadetlerde olduğu gibi kurbanda da hâlis niyet ve ihlâs esastır.[7] Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır” buyrulmuştur.[8] Bu bağlamda kurban ibadetinde; Allah’ın rızasını kazanma, Allah’a tazim/hürmet duygusunu hissetme, ibadet aşkının ve heyecanının duyulması ve bu çerçevede kurbanlığa ve kurban kesme işlerine büyük bir özen gösterilmesi gerekir. Ayrıca kurban kesen ve kesilmesine yardım eden kimselerde de, takva amacı ve bilinci bulunmalıdır ki, kesilen kurbanlar Rabb’imiz katında değer bulsun, makbûl olsun;[9] Hz. Âdem’in oğulları kıssasında olduğu gibi, Rabb’imiz ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder.[10] Buradan da rahatça anlaşıldığı üzere, diğer ibadetlerde olduğu gibi, kurbanda da bizi Rabb’imizin rızasına ulaştıracak temel unsur takva; yani ibadetlerin gösterişten uzak, Allah rızası için samimiyetle ve ihlâsla yapılmasıdır. Nitekim Peygamber’imiz (s) bir hadislerinde, “Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyeti neyse eline geçecek olan da odur”[11] buyurmuşlardır.

Kurban kesen insan, Allah’ın koruması ve himayesi altına girmekte, şeytanın ve nefsinin tehlikelerinden kurtulmaktadır. Nitekim bu hususu Peygamber Efendimiz şöyle müjdelerler: “Ey insanlar! Kurban kesiniz, ondan akan kan nedeniyle Allah’tan mükâfatınızı bekleyiniz. Şüphesiz, kurbanın kanı yere düştüğü zaman, kişi Allah’ın himayesine girer.”[12] Kesilen kurbanın her kılına bir sevap verildiği gibi, akıtılan kanın da taşıdığı mânâ şu Hadis-i Şerif’te belirtilmektedir:“İnsanoğlu Kurban Bayram’nda, Allah katında kan akıtmaktan daha makbûl bir amel işlememiştir. O kesilen kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnakları ile Allah’ın huzuruna gelecektir. Kesilen kurbanın kanı yere düşmeden, Allah katında yüksek bir mertebeye çıkar. Artık kurbanlar hakkında gönlünüz hoşnut olsun.”[13]

Kurban, İslâm’da sosyal yardımlaşma ve dayanışma örneğinin en iyi ve en somut şekilde görüldüğü bir ibadettir. Yeryüzünde her gün yüz binlerce hayvan kesilmekte ve bunlardan çoğunlukla, zengin kimseler yararlanmaktadır. Hâlbuki kurban ibadetinde, kesilen kurbanlardan daha çok, fakirler ve ihtiyaç sahipleri yararlanmaktadır.[14] Zira bir hadiste de işaret buyrulduğu gibi[15] kesilen kurbanın eti üçe taksim edilir; üçtebir kısmı fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine verilir, üçtebir kısmı aile fertleriyle yenilir, üçtebir kısmı ise komşulara, akrabalara ve misafirlere ikram edilir. Kurban, zenginlerde infak, paylaşma ve cömertlik duygularını geliştirir, fakirlerde ise zenginlere karşı oluşan önyargıları yok eder; zenginlerle fakirler arasında karşılıklı sevgi, saygı ve muhabbet duygularını geliştirerek toplumsal huzuru ve barışı sağlar; yine bu bağlamda kurban “sosyal adalet”in gerçekleşmesine katkı yapar.[16]

Kurban, insanın yardım etmesini kolaylaştırarak dünya malına olan tutkunluğunu önler. Fakirlere bir dayanak olur, onları hayata bağlar. Kurban; toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, kurulan sofralarla komşuluk ilişkilerini pekiştirir, yapılan ev ziyaretleriyle zenginleri ve fakirler kaynaştırır, böylece aralarındaki muhtemel haset duygusunu tedavi eder.[17]

Kurban, toplumun tamamını kucaklayan potansiyel bir güç kaynağıdır. Onunla ekonomik hayat canlandığı gibi, yine kurban neticesinde oluşan imkânlarla ihtiyacı olanların ihtiyaçları giderilerek içtimaî bir dengelenme sağlanır. Kurbanlık hayvanları yetiştirenler, alanlar, satanlar, nakliyesini ve kesim işini yapanlar, derisini alıp satanlar, kasaplar, yem tüccarları vs. birçok insan bu vesile ile para kazanmakta ve geçimini temin etmektedir. Ayrıca kurban ibadeti, yeni hayvan soylarının yetiştirilmesine imkân sağlayarak hayvancılığın gelişmesini önayak olur.[18]

Sonuç itibariyle şunları söyleyecek olursak, İslâm’da sosyal yardımlaşma ve dayanışma örneğinin en iyi şekilde görüldüğü kurban ibadeti, aynı zamanda İbrahimî duruşun ve İsmailî teslimiyetin sembolleştiği bir ibadettir. Kurban, Allah yolunda infakın, cömertliğin, fedakârlığın ve takvanın bir nişânesidir. Biz Müslümanlar, kurban keserek Rabb’imizi hoşnut etmenin ve O’na tazimde bulunmanın sevincini yaşar; Hz. İbrahim’in (as) ve Hz. İsmail’in (as) aziz hatıralarını yâd eder; Rabb’imize bize böyle bir ibadeti bahşettiği için sonsuz hamd ü senâ ederiz.

MEHMET DERİ

[1] Ali Bardakoğlu, “İslâm’da Kurban” mad., Diyanet İslâm Ansiklopedisi, C. 26, TDV Yay., Ankara 2002, s.436.

[2] Mehmet Soysaldı, Kur’an ve Sünnet Işığında İbadet Tarihi, TDV Yay., Ankara 1997, s. 289; Saffet Köse, “Kurban” mad., Şamil İslâm Ansiklopedisi, C. 5, İstanbul 2000, s.18.

[3] Maide 5/27.

[4] Hacc 22/34

[5] Ahmet Güç, Çeşitli Dinlerde ve İslâm’da Kurban, Düşünce Yay., İstanbul 2003, s.37

[6] Seyfettin Yazıcı, Lütfi Şentürk, İslâm İlmihâli, 11. baskı, DİB Yay., Ankara 2004, s.322

[7] Zeki Duman, Beyanu’l-Hak Kur’an Tefsiri, Fecr Yay., Ankara 2006, s.3

[8] Hacc 22/37.

[9] Duman, age., s.533

[10] Maide 5/27

[11] Buharî, İman, 41; Müslim, İmare, 45

[12] İbni Mâce, Edâhî, 2

[13] bni Mâce, Edâhî, 3; Tîrmizî, Edâhî, 1.

[14] Hamdi Döndüren, İslâm İlmihâli, Erkam Yay., İstanbul 2001, s.620.

[15] Buharî, Edâhî,16; Müslim, Edâhî, 28, 29, 33; Ebu Davud, Edâhî, 9

[16] Musa Hub, Her Yönüyle Kurban, Işık Yay., İzmir 2006, s.32

[17] Hub, age., s.33

[18] Süleyman Uludağ, İslâm’da Emir ve Yasakların Hikmeti, TDV Yay., Ankara 1989, s.101.