İki yıla yakın ağır bir kuşatmadan sonra 23 gün boyunca yoğun bir saldırıya maruz kaldınız. Gazze halkı bunca yoksunluğa rağmen nasıl direnebildi bu topyekun saldırıya?

Çalışma ve Sosyal Yardım Bakanı Ahmed el-Kurd:

Evet, sadece akılla bakıldığında insan hayret ediyor, nasıl direnebildi bu insanlar diye. Yirmi ay boyunca ağır bir kuşatmanın ardından yoğun bir saldırı geldi. Esasen o yirmi ay da büyük bir savaş idi. Zira, bizi sessizce öldürüyorlardı. 20 ayda tedavi imkânlarından yoksun kaldığı, dışarıdan ilaçları getirilemediği için 350 insanımız can verdi. Bu savaş değil mi? Diğer taraftan, hayat durdu, okullar kapandı, üniversiteler kapandı. Çünkü petrol yoktu, ulaşım sağlanamıyordu. 20 aylık kuşatma zarfında 3500’den fazla işyeri kapandı. Bu kuşatma bizi derinden yaralayan ağır bir savaştı. Ama dünya bunu göremedi. Ardından bu yoğun bombardıman geldi.

Sessiz savaşın ardından gelen bu gürültülü savaş, bizim de müşahede ettiğimiz gibi hayatı daha da ağırlaştırmış. Bu son saldırılar nasıl başladı ve nasıl sonuçlandı?

Uçaklarla, füzelerle, gemilerle, tanklarla, başkaca yeni silahlarla saldırdılar. Halkımızın kendi elleriyle yaptıkları basit silahları dışında ne topu var ne de başka ağır silahı. Ğazze’nin henüz düzenli bir ordusu da yok. Halkımızı aslanlar gibi savunan yiğit gençlerimiz oldu.

Son saldırıların yol açtığı zararları özetleyebilir misiniz?

Bu son saldırılar birkaç açıdan büyük hasarlar verdi halkımıza: 1366 insanımız şehid edildi. 6 bine yakın insanımız da yaralandı. 5 binden fazla mesken tamamen yıkıldı. İnsanlar üzerlerindeki kıyafetten başka hiçbir şey kurtaramadılar. Bir ömür didinip edindiklerini bir anda yitirdiler. 20 bin ev kısmi hasar gördü, tamire muhtaç. 45 cami tamamen yıkıldı, bir o kadarı kısmi hasar gördü. Minarelerin çoğunu kırdılar. Adalet, Finans, Ekonomi ve İçişleri Bakanlıkları yerle bir edildi. Bazı bakanlık binaları da kısmen hasar gördü. Hastaneler, okullar, ambulanslar, parlamento, üniversite… hepsini vurdular. Tankların girdiği bölgelerde taş üstünde taş bırakmadılar. Siz de görmüşsünüzdür.

Bombardımanlar daha çok geceleri yapıldı, bütün dünya canlı yayında izledi. Bu yüzden mi bu kadar kurum binası yıkıldığı halde şehid sayısı daha fazla olmadı. İnsan kaybı daha çok meskenlerde oldu galiba?

İnsanlar binaları boşaltmaya fırsat bulamadan tepelerine bomba yağdı. Sadece Semmuni ailesinden 41 kişiyi apartmanı başlarına yıkarak katlettiler!

Gazze halkının bu kadar ağır bombardıman karşısında nasıl direnebildiğiyle ilgili sorum yeterince cevaplanmadı sanki…

Biz Allah’ın bizimle olduğuna kalpten inanıyoruz. Bu direnişi sadece akılla anlamak zor. Bu saldırılardan sonra da bu halk var olmaya devam edecek. Asla pes etmeyecek. Allah’ın lütuf ve keremiyle bu halk var olmaya devam edecek. Biz Allah’ın desteğini açık açık görüyoruz.

Kuşatma, ardından havadan, denizden ve karadan, uçaklarla, gemilerle, tanklarla, topyekun saldırı ve katliamlar… Ne yaptılarsa bu halk direndi. Caddeye çıktığınızda insanların moralinin ne kadar yüksek olduğunu, nasıl mütebessim bir çehreyle dolaştığını görüyorsun. Halinden şikâyet eden yok. Neden derseniz, biz bu topraklarda Müslümanların sınırlarını koruduğumuzun, ribat görevi yaptığımızın bilincindeyiz.

Allah Rasulü’nün bu topraklar hakkında müjdelediği gibi bütün dünyadan buraya bereket yağdığını siz de görüyorsunuz. Ama, halkımızı gelen bu yardımlardan daha çok memnun eden insanların gelerek bizi ziyaret etmesidir. Öte yandan, halkımızın direnme gücünü artıran önemli bir etken olarak yardım kuruluşlarının desteklerini zikretmeliyim.

Türkiye’den de bir hayli yardım kuruluşu Gazze’ye yardım ulaştırdı, değil mi?

Elbette, Türkiye’den onlarca yardım kuruluşu geldi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Avrupa ülkeleri gibi farklı ülkelerde yaşayan Müslümanlar bize yardımlar gönderdi. Sağolsunlar, bize karşı cömert davrandılar.

Filistin halkının zor şartlara alışkın olmasının da bu direnişte bir etkisi olduğu söylenebilir mi?

Evet, Filistin halkı lükse kaçmadan hayatını sürdüren bir halk. Hayatını idame ettirmek için çok fazla bir şeye ihtiyaç duymaz. Bakarsın gece otelde kalır, parası bitince de gündüz toprakta oturur. Bunu dert etmez.

Elektrikler kesilince mum yaktık. Mum bitince odun yaktık. Demek istediğim odur ki, Filistin halkı çok dayanıklı, çok sabırlı. Benzin gelmediği zamanlarda arabaların nasıl çalıştırıldığını biliyor musunuz? Zeytin yağıyla! Kısaca söylemek gerekirse Filistin halkı zor şartlara dayanıklı bir halk. Elbette bunu Allah Te’ala’nın yardımı ve bereketiyle başarabiliyorlar.

Türkiye’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos çıkışını nasıl buldunuz? sorusuna verilen cevaplar:

Kitapçıdaki tezgâhtar: Allah’ın selamı üzerinize olsun. Biz bütün Filistin halkı olarak, çocuklarımızdan yaşlılarımıza varana kadar hepimiz, bizim için yaptıklarından, özellikle İsrail’e karşı dik durduğundan dolayı Erdoğan’a çok çok teşekkür ediyoruz.

Binaların en fazla yıkıldığı Cibaliye’de yardım kuyruğunda bekleyenler:

Başbakan Erdoğan’a dürüst davrandığı ve yiğitçe karşılarına dikildiği için şükranlarımızı sunuyoruz. Keşke Filistin sınırı Türkiye’ye bitişik olsaydı. Bu güzel duruşundan ve yiğitliğinden dolayı Erdoğan’a da Türkiye halkına da çok teşekkür ediyoruz, Allah sizden razı olsun. Cezayirli misafir doktor: Selam sana Erdoğan. Ben Cezayirliyim, şu an Ğazze’de yaşıyorum. Seni çok seviyorum. Allah için tüm Müslümanlar seni çok seviyor. Binası yerle bir edilen Beni Suheyle Belediyesi’nin başkanı: Müslümanların, özellikle Filistinlilerin dertleriyle en samimi şekilde ilgilenen Erdoğan oldu. O yüzden kendisine şükranlarımızı sunuyoruz. Türkiye halkına da saygılarımızı sunuyoruz. Zira, gerek kuşatma altındayken, gerekse saldırıya uğradığımızda hep yanımızda oldular. En son Erdoğan’ın Perez’e haddini bildirmesi bizleri ziyadesiyle memnun etti.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü yetkilisi: Gerek Başbakan Erdoğan’ın gerekse Türkiye halkının duruşu gerçekten saygıdeğer bir duruş. Göğsümüzü kabarttınız.

Başbakan Erdoğan sadece Filistinlilere değil bütün Müslümanlara bir zamanlar İslam devletinin var olduğunu hatırlattı. Hepimize bu İslam devletinin, Osmanlı’ın birer parçası olduğumuzu hatırlattı. Allah’tan niyazım odur ki; Türkiye halkını, Türkiye yöneticilerini hilafeti ihyaya muzaffer eylesin, bizi Osmanlı’nın şemsiyesi altında yeniden toplasın.

Ğazze’de ağır bir dram yaşandı. Ama, Filistin halkı hâlâ ayakta. Ğazze sadece Filistinliler için direnmedi, tüm Müslümanlar adına direndi. Zira Ğazze, Müslümanların üçüncü mukaddes mekânları olan Mescid-i Aksa’yı savunuyor. Bu bilinçle Ğazze’nin evlatları, çocukları, kadınları ve yaşlıları direndi ve kazandı. Savaşın başarısını şehidlerin sayısıyla ölçmek doğru değil. Zira, ölüm hak olduğuna göre biz Filistin halkı şehid olarak ölmeyi yeğliyoruz. Dolayısıyla savaşın sonucunu şehid ve yıkılan evlerin sayısıyla ölçmek yanlıştır.

Tüm bu olaylar, demokrat geçinip haktan hukuktan dem vuranların bir devlet değil suç örgütü olduğunu bütün dünyaya gösterdi. Bu saldırıları bize reva gördüğü için bütün Müslümanlar onları kınadı. Hatta, bütün dünya kınadı. Mesela İspanya savaş suçu işlediğinden dolayı İsrail’i Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne verdi.

İsrail daha önce de bize defalarca saldırdı. Birçok toprağımızı gasp etti. Bu topraklardan bir kısmını geri aldık. Asla pes etmeyeceğiz. Ülkemizi koruyacağız, Müslümanların mukaddes mekânlarını koruyacağız.

FETHİ GÜNGÖR