DENEME

 

SAYMA

Işıl CINGILLIOĞLU

 

Ah sayılar… Kur’an saymayı emreder mi? Ya da Kur’an neyi saymamızı ister?

Her şeyin bir değeri var. Bu değeri nicelik açısından sayarsak, rakamsal bir ifade ile sayısını söyleriz. Kaç adet? Az mı, çok mu?

Eğer değeri nitelik açısından sayacak olursak, rakam ile değil, varlık ve saygınlık ifade ederiz. Var sayarız, yok sayarız, önem veririz veya ‘hiç’ der geçeriz. Bu varlar-yoklar, önemliler-önemsizler, değerliler-hiçler, sayı değerinden bağımsız, hayata bakışımızla alakalıdır. Az-çok nitelemelerimiz, iman matematiğinde turnusol kağıdımızdır.

O halde sayalım:

‘’İllallah’’ ile başlayalım. Nedir tevhidin eş değeri? Sayılardan 1 değil elbet. Nitelik olarak teklik, yeganelik, eşsiz benzersizlik, mutlak birlik. Sayının işaret ettiği parçalanamayan bölünemeyen bir kudreti ve otoriteyi idrak edebilmek ve o ihtişamı hiçe saymamak, ona ortak koşmadan, o bir ve bütüncül iradenin hükmüne razı olmaktır tevhit.

Kur’an’da kaç sure, kaç ayet var? Kur’an’ın sayısal mucizeleri, Kur’an’da altın oran, Kur’an’ın matematiksel şifreleri… Bunları sayalım mı? Kur’an’ı yok saydıktan, etkisiz eleman saydıktan sonra, onunla insan arasına setler çekip; onu ulaşılmaz, erişilmez, anlaşılmaz, yaşanmaz, kimilerine göre gereksiz, hatta geçersiz saydıktan sonra sayılarla oyalan dur, neye yarar ki?

Kur’an’da sayı yok mu? Evrenin kaç günde yaratılması, Hz. Adem’in çocukları, Nuh’un yaşı, gemisindeki hayvanların adeti, Hz. Yusuf’un ne zaman yaşadığı, Firavunun, Nemrut’un kronolojik karşılığı, Ashab-ı Kehf’in kaç kişi olduğu, ne kadar uyuduğu? Cennetin katları, cehennem zebanilerinin sayısı…

Sayı kullanımlarına ve kullanılmamalarına bakınca, nicel tanımlamanın kasten geri planda tutulduğunu göreceksiniz. Kur’an’da kimlikler, tarihler, konumlar saklıdır. Somut ve maddi ederler değil, soyut ve manevi değerler öne çıkarılmıştır. Kişilikler, örneklikler, ibretlikler, vizyonlar, misyonları ve ilkeler vurgulanmıştır. Detay yok denecek kadar azdır.

Örneğin Kevser-Ebter denklemi konmuştur. Tekasür krizinden bahsedilmiştir. Sayıyı ister azaltın ister çoğaltın, Allah’ın derdi sayılar olmamış, azlığın çokluğun insana nasıl dokunduğuna bakmıştır Rabbimiz. Çok oğul, çok mal, çok güç, çok iktidar kulu şımartınca, insana itiraz gelmiştir. İnsanı nesneleştirince, oyalayınca, aldatınca, ezince, kibre ve istiğnaya bulayınca, Allah maddi çoklukları yermiştir. Süleyman’ınki övülürken, onun duası çağları aşıp bize ulaştırılırken, Karun’un Allah’tan bağımsız olarak sadece kendini referans gösteren niceliği, kendisi ile birlikte yerin dibini boylamıştır. Nice nitelikli azlar, nice niteliksiz çoklara galip gelmiştir. Nice peygamberler gelmiş, nice kavimler geçmiştir… Ama Allah’ın onlar hakkında bize verdiği bilgi hep nitelik bilgisi olmuştur. Sayıları, yılları, yaşları, boyları…vs değil.

Biz ise Bakara’da eleştirilen İsrailoğulları gibi detaylara yoğunlaşmışız. Şekil ve sayı fetişine tutulmuşuz. Sevap oranları; niyet, ihlas ve ihsan çarpanlarını unutturmuş.

Yapmamaya 40 bahane/ 40 hile-i şeriye, yaptığımıza 40 kılıf /40 alkış…

Bayılıyoruz sevap saymaya… Orucun kaçıncı günündeyiz, bugün kaçıncı teravihe kaç sevap verilecek, bunu kovalıyoruz.

Oruç tutmuyoruz, sayı tutuyoruz sanki.

Allah orucu kendini tutabilme talimi olarak verir bize. Kendini tutabildiğin kadar tutarsın orucu. İraden, iyilikleri çoğaltmak, ahlak üretmek için kullanma becerini ölçer. Açlığına, öfkene, şehvetine, bencilliğine ne kadar dur diyebildiğine bakılır. Orucun emredilme gerekçesi, kaç birim açlık, kaç birim yoksunluk hissettiğinin sayısal değer üzerinden tespiti değildir. Kendini tutabilene ‘insan’ denir. Kendini tutmayı öğrenene…

Nasıl algıladın açlığı? Ne kadar arttı duyarlılığın aça, fakire, yetime karşı? Ben merkezci, bireyci, bencil, imaj çağının görme ve görünme telaşından ne kadar sıyrılabildin? Her arzu ettiğine anında uzanmamanın terbiyesini takındın mı? Bedeni hazların tutsaklığından özgürleştirmenin tadını tattın mı?

Kendini tutabildin mi? Kendine ayna tutabildin mi? Bedeninin ihtiyaçlarını kesip ruhunu doyurabildin mi? Haz ve hız, menfaat ve çıkar odaklı bakıştan, hayr merkezli bir bakışa geçebildin mi? Ne kadar paylaşma isteği duydun, ne kadar sorumluluk aldın pratikte?

Kaç gitti, kaç kaldı diye mi saydın sahuru iftarı? Kaç kötülük gitti senden, kaç güzel huy geldi? Saydın mı? Kaç tövbe, kaç dua sığdırdın, kaç u dönüşü yaptın, kaç niyet, kaç söz, kaç plan, program var heybende? Nasıl başladın, nasıl bittin?

Başladığın yerde misin?

Namaza tavrımız da şekil ve sayı ile… Öyle değil mi? Kaç rekât, kaç farz, kaç sünnet, kıble yönü, rükuda eğilme açın kaç derece, okunan surelerin sıra numarası şaştı mı? Kötülükten alı koyan, sâlih amelle ayrılmayan, yetimi itip kakmaktan men eden, yoksulu doyurmaya teşvik eden, Allah’lı olmayı bize hatırlatan, umudumuzu artıran, direncimizi artıran namaz nerede? Kendimize ve ait olduğumuz kâinata, günün dağdağasından uzak, bir ve bütüncül bakmamızı sağlayan bir hazır olma/huzurda olma duygusundan kaç fersah uzaktayız? Bize haber verilen; kaç kişiyle, nerede, kaç vakit kılarsak kaç bonus puan toplarız?

Tüm bunları söyleyenlerin Allah’ın söylemediğini söylediklerinin farkında mıyız?

‘İmanın şartları kaç?’, ‘İslam’ın şartı kaç?’, ‘32 farzı say!’ sorularıyla muhatap olmayanınız var mı? İmanın şubelerini, ümmetin fırkalarını, bilmem daha nice sayıyı duymayan var mı? Şu kadar tesbihe şu kadar sevap, şuna şu kadar huri, buna bu kadar günah silme minvalinden sayılarla karşılaşınca, ne hissettiniz? Bunlar böyle Kur’an’da listelenmiş mi? Yoksa kimin, nereden elde ettiği bu ‘sevap-günah kuru’nu dert edinmesek daha mı iyi? Bunca rakamın içinde yine de bir trene binip ‘’boş da olsa çekilebilen bir vagon olma müjdesi’’ ile karşılaşılınca, bu sayısal dindarlığın çoktan sayısal lotoya dönmüş olması, sizi de rahatsız etmiyor mu?

Say sen kardeşim…

Bütün sayıları say. Topla, çarp. Kendine dokunma!

Sen yokluktan var edilişini yok say. İnsan olma potansiyeline dair hiçbir öz farkındalık, özgüven ve özeleştiri getirme. Halbuki insan anılmaya değer bir şey değilken, çok uzun bir süre geçmiş idi. Nedir bu anılmaya değer olmak? Kim anılmaya değer buldu seni ilk? Bundan sonra da kim ansın? Nasıl anılmak istersin? Ölüm eşitlerken tüm sayıları, sayısal değer ve değersizlikleri, ne para eder mahşerde?

Boş ver şimdi bunları. Ne kendi içinde ne de dışındaki dünyada taş üstüne taş koyma, değer üretme… Nasıl anılmak istiyorsan Rabbince, öyle yaşama.

Sen say kardeşim… Kendini tutmadan, tutamadan, aklını vicdanını çalıştırmadan, iradeni inkar ederek yaşa, ve insanlık tasla.

Bari Allah’ın üzerindeki nimetlerini say desem… Rabbinin kelimelerini say. Ritmik say, saymakla baş edemeyeceğini bile bile. Şikâyet sayma ama nolur! Yokların, azların, hiçlerin, dertlerin; eksiklikler, ötekiler, onlar, bunlar ve hatalar… Hep iştahla saydığın, sıraladığın ne varsa, sayma onları artık.

Bir dur…! Rabbini say, sev, güven O’na! İmânı en büyük imkân say.

Rahmetin kucağında olduğunu var sayma; gör, bil! Büyük güvenirsin o zaman, çok seversin.

Sonra ahireti hesabı yok sayma, kendini ahiret bilincine ve borçluluk hislerine göre yaşamaya ayarla. Sayıya değil, emeğe değer vermeyi öğren. Emek ver. Ne kadarsan o kadersin. Sen de soyut yücelt kendini. Rabbinin işaret ettiği yola gir, hakikate güvenle, ahlak ve sorumluluk ilkesinden ayrılmayarak, değer katıp, ıslah edici ameller üreterek, iyi, güzel ve doğruyu sahiplenip destekleyerek, kötü, yanlış ve zararlıyı da bertaraf ederek, yeryüzünün merhamet çıtasını kendi ellerinle yukarılara çekerek bereketlendir ömrünü. Allah’ın muradını sayıya endeksleyenlere inat sen öze, içeriğe, maksada odaklan. ‘Hallâk’ olan Allah her an bir işte, her işi kusursuz, her işi ölçülü, her işi latif. Kulu olarak bu kesintisiz kerem ve şefkat altında sana yakışanı yap, sen de ince düşün, güzel eyle, kalite koy ortaya.

Yolun kilometresini sayma, sen o yolun sahibini say, say ki O seni herkesten daha önce, daha çok, daha sahici sayar ve sever. Önce O’nu say. Seni adam yerine koyuşunu gör. Seçim senin demiş. Rabbinin iradene saygı duyuşunu, tercihinde özgür olmanı azımsama. Bunları servetin bil de şükreden azlardan yazılmaya azmet.

Sayı sayma kardeşim.

Var say, bir say Rabbini.

Hamd et, bütün hamdlerin ona mahsus ve Ona ait olduğu bilinciyle.

Rahmet ve merhameti gör alemde, teşekkür ve övgüler doldur akleden kalbine.

Sonra sen taşı ve taşır o merhameti bizatihi kendinden.

Saymayı değil, saygıyı, sevgiyi yücelt. İncitme, hor görme, tüketme, yok etme…

Allah’ın her bir şeyi koyduğu yere saygı duy, razı ol, doğru kullan, heder etme!

Yücelteni, değer kaynağını, anlamı seve seve. Bak ve gör…

Sev ve güven, güven ve sev.