Giriş

Sanat eserini hatla dekore etme geleneğinin dokuz temel uygulama alanından biri, Hz. Peygamber’e ilişkin çeşitli sözlerin hemen her vesile ile idraklere sunulmasıdır ki, bu makalede geleneğin bu yönü özetlenmeye çalışılacaktır.

Çevremizdeki tarihî mabet, çeşme, saray, kütüphane, okul, sancak, kılıç, kandil, sürahi gibi dinî–dünyevî hemen bütün sanat eserlerinde rastladığımız güzel yazılar bu sanat eserlerine sanatkârane bir nitelik kazandırmakta, onların üzerinde bir mücevher gibi parlamaktadır. Dinî bir içerik taşısın taşımasın hat; cansız yapı ve eserlere ruh vermekte, anlam kazandırmakta, böylece, sanat eserleri birer medya vazifesi görmektedir. Müslümanlara has bir uygulama olduğu düşünülen “sanat eserlerini güzel yazı ile dekore etme” geleneğinin, gazete, dergi, radyo–TV ve Internet gibi iletişim araçlarından yoksun devir ve toplumlar açısından ne kadar önemli olduğu açıktır. Bu hatlar sayesinde inanç ve düşünceler taşa, mermere, ahşaba, çiniye, deriye, kumaşa, metale, alçıya, cama… kazındığı gibi, kitlelere belli mesajlar iletilmekte, cansız yapılar canlanmakla kalmayıp bereket ve kutsiyet kazanmakta, süslenip güzelleştirilmekte, hatta İslâmlaştırılmaktadır. İslâmlaştırılmaktadır. Sanat eserlerine nakşedilen âyet-i kerime, hadis-i şerif ve kelâm-ı kibarlar dikkate alındığında, tarih boyunca ne tip bir insan –ve toplum– inşa edilmeye çalışıldığı; İslâm ve Kur’ân adına kitlelere ne tür mesajlar verildiği daha iyi anlaşılabilecektir.[1]

İmdi; sanat eserlerinde rastladığımız Hz. Peygamber konulu ibareler iki çeşittir. Bunları tamamen birbirinden ayırmak mümkün değilse de yine de şöyle bir taksim yapılabilir:

G1. PEYGAMBER’İN ŞAHSÎ ÖZELLİK VE EDİMLERİNİ KONU ALAN İBARELER

Sanat eserini hatla bezeme geleneğinin kendisini gösterdiği en belirgin alanlardan biri budur: Bir yapı/eser ile ilişkili kişiye (bânî/patron) telmihte bulunan, onu hatırlatan âyetler, o eserin çeşitli yerlerine; giriş kapısına, duvarlarına, kuşaklarına ya da buralara asılan levhalara nakşedilebilmektedir. Bunlar daha ziyade Hz. Peygamber’le alâkalı mekân ve eşyada görülür. Belâğat “mukteza-yı hâle göre konuşmak” olarak tanımlandığı gibi, dekorasyon geleneğinde de bir mekân hat ile bezenecekse, o eserle ibare (hat) arasında bir irtibat kurulmaya çalışılır. İşte, Hz. Peygamber’le alâkalı bir mekân ve eşya da hat ile dekore edildiğinde, bu iş için Peygamber konulu ibarelerin seçilmesinden doğal bir şey olamaz. Nitekim Hz. Peygamber’in hayatını geçirdiği mekânların kapıları, mihrapları, minberi ve kuşak yazıları, ayrıca buradaki çeşitli örtüler Hz. Peygamber’i konu alan âyet ve ibarelerle süslenmiştir[2].

G2. DİNÎ BİR KAYNAK OLARAK PEYGAMBERİ KONU ALAN İBARELER

Hz. Muhammed’i son hak dinin ileticisi olması hasebiyle ilgilendiren bu tür ibareler ise Peygamber’in şahsıyla hiçbir irtibat aranmaksızın, hemen her fırsatta karşımıza çıkabilir. İslâm’a bağlı olduğu iddiasındaki fertlerin, toplum ve devletlerin dinî –ve ideolojik– temelini oluşturan kelime-i tevhid ve kelime-i şehadet hatları bunun en bariz örnekleridir. Hz. Muhammed’in “Allah rasûlü” olduğunu vurgulayan bu ibareler, devlet dairelerinde, minberlerde, mihraplarda… kendisine geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Dikkat edilirse, burada “Muhammed” kelimesi, artık şahsî bir yâd edişle değil, Hz. Peygamber’in, akidevî bir esas, dinî bir kaynak ve en temel iman ilkesi oluşu itibariyle yazılmaktadır (Malûm, herkes bir şekilde yüce Allah’a iman ettiğini söylemektedir; ayrışma “Hz. Muhammed’e iman”da yaşanmaktadır).

Bu makalede söz konusu ibareler bir başka açıdan taksim edilerek; ‘âyet-i kerimeler’, ‘Hz. Peygamber’in isim-sıfatları’, ‘tevhid ve şehadet kelimeleri’, ‘kelâm-ı kibarlar’, ‘salât ü selâmlar’ başlıkları ile özetlenecektir.

  1. HAZRET-İ PEYGAMBER’LE İLGİLİ ÂYET-İ KERİMELER

Hazret-i Peygamber’le ilgili bütün veciz âyetler mimarîde bir şekilde uygulanma imkânı bulmuştur. Bu âyetleri müstakil bir çalışmada ele aldığımız için, burada birkaç örnekle yetinmek istiyoruz:

ÖRNEK-1

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ : “(Rasûlüm!) Sen gerçekten muazzam bir yaratılışa sahipsin!” (Kalem 68/4)[3]

Bilhassa hilyelerde rastlanan bu âyette, Hz. Peygamber’in herhangi bir maraza müptelâ olmadığı, aksine, hem bedenî hem de ruhî-ahlakî olarak muazzam bir yapıya sahip bulunduğu anlatılmaktadır.

ÖRNEK-2

وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا : “Almakta olduğun mesajı da ağır ağır, tane tane oku. [Çünkü o sırada sana gerçekten ağır bir söz bırakacağız.]” (Müzzemmil 73/4 [ve 5])

Muhammedî vahiy tecrübesinin ilk yıllarında indirilen bu âyette aslında, Hz. Peygamber’den, vahyi dikkatle ve titizlikle; acele etmeden, bütün anlam ve çağrışımları ile alıp bellemesi istenmektedir. Bu emir elbette vahiy alındıktan sonraki okuyuşlarla da ilişkilendirilecektir; bu durumda artık, yazıya geçirilip ya da ezberlenip ‘tesbît’ edilmiş bulunan vahiylerin yavaş yavaş, sindire sindire, dikkatli ve etkili bir okuyuş ile okunması istenmiş olmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber, Kur’ân’ı tam bir ihlâsla okurdu; tilâvetindeki tatlılık, jest ve mimikleri, vurgu ve tonlamaları, yüzündeki ciddiyet ve tabiî okuduklarını bizzat hayatına geçirmesi bu etkiyi bir kat daha artırırdı. Hz. Peygamber Kur’ân’ı o kadar inanarak, o kadar samimi ve içten okurdu ki, Kur’ân’a inanmayan azılı müşrikler bile, ondan dinledikleri bazı azap âyetlerinde geçen tehditlerin gerçekleşivereceği korkusuna kapılarak; “Muhammed! Allah aşkına sus artık!” diye ağzını kapatmaya çalıştıkları olurdu.

ÖRNEK-3

إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ اْلأَبْتَرُ : “Sana Biz verdik bunca hayrı; o halde, sadece Rabbine yakar, O’nun için kes kurbanı… Asıl güdük, sana kin besleyendir. (Kevser 108/1-3)[4]

Bu surede, Hz. Peygamber’e ihsan edilen muazzam hayırlar; güzellik ve lütuflar vurgulanırken, bir yandan Peygamber teselli/teskin ve tebşir edilmekte, diğer yandan, ona verilen bu güzellikleri inkâr ederek kendisini ona kapatan, istifade etmeye yanaşmayan talihsiz kişi ve kesimler ellerinden neler kaçırdıkları hususunda ikaz edilmektedir. Bu, hayatın kaynağı olan güneşe sırtını dönüp; “Ben güneşten istifade etmeyeceğim!” demeye benzer.

ÖRNEK-4

عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا : “Bu sayede, Rabbin, bakarsın seni övgüye değer bir ikametgâha gönderir.” (İsrâ 17/79). Âyet, Hz. Peygamber’in, zalim putperestlerin baskısı altında yaşadığı Mekke’den, övgüye değer bir ikametgâha (Medine) gönderilmesi bağlamında inmiş olmakla birlikte, zihinlere ‘şefaat yetkisi’ anlamıyla yerleşmiştir[5].

ÖRNEK-5

وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا : “Peygamber size ne verdiyse onu alın; (almanızı) yasakladığı şeyden de uzak durun.” (Haşr 59/7)[6]

Âyet, Nadîr oğulları gazvesi akabinde, savaşmaksızın elde edilen malın-mülkün (fey’) taksimi sırasında gazilere verilen ya da almaları yasaklanan ganimet eşyasından bahsetmektedir. Daha sonra anlam sahası genişletilerek, Hz. Peygamber’in bütün emir/tavsiye ve yasaklarını kapsadığı düşünülmüş ve sünnete ittiba ile en çok alâkalandırılan âyet olmuştur.

ÖRNEK-6

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا  : Gerçek şu ki; Allah Rasûl’ünde, hepiniz için özellikle de, Allah’tan ve o ‘son gün’den yana korku ve ümidi bulunan ve Allah’ı hiç hatırından çıkarmayanlar için, güzel bir model vardır…(Ahzâb 21)[7]

Bu âyet Hz. Muhammed’in insanlık için güzel bir model teşkil edişi bağlamında iktibas edilmiştir. Tam ve kâmil bir insan olan Hz. Muhammed’de, aklı başında vicdan sahibi herkes için güzel bir model vardır. Gerek eş olarak, gerek baba olarak, gerek hâkim olarak, gerek komutan olarak, gerek devlet başkanı olarak, gerekse yer yer hata edebilen bir insan olarak… yani kendilerine gönderildiği insanlar gibi bir ‘beşer’ olarak[8], her açıdan insanlığa örneklik edebilecek bir yapıya sahiptir.

  1. HZ. PEYGAMBER’İN İSİM-SIFATLARI

İstanbul’da Nuruosmaniye Camii ile Bayram Paşa’nın türbesinde, Edirne’de Selimiye Camii’nde, Medine’de Mescid-i Nebevî’nin kıble duvarında Hz. Peygamber’i çeşitli isim-sıfat ve nisbeleri ile yâd eden ibareler mevcuttur. Örneği:

Muhammed Ahmed er-rasûlü’n-nebiyyü’l-ümmiyy eş-şâhidü’l-beşîru’n-nezîr el-mübeşşir el-münzir ed-dâ’ī ilâ’llāh es-sirâcü’l-münîr er-raûfu’r-rahīm el-musaddık el-müzekkir el-müzzemmil el-müddessir ‘abdullāh el-kerîm el-hakku’l-mübîn en-nûru’l-hâdî ilâ sırâtın müstakīm.

Bunlar Kur’an’da Hz. Peygamber’i konu alan isim-sıfatlar olup Edirne Selimiye Camii’nin arka cephesinde, üst katta Muhammed Sûresi’nin 2. âyeti ile birlikte yazılıdır. Hz. Peygamber’in ismi yazılarak o mekândakilere onun varlığı hissettirilmek istenmektedir ki, İslâm’daki resim–heykel yasağı ile son derece irtibatlı bir uygulamadır. Hıristiyan mabetlerinin Meryem Ana, İsa Mesih ve melek figürleri/ikonları ile bezenmesine, İslâm mabetleri ism-i nebî, çehâr yâr hatta yer yer aşere-i mübeşşere levhaları ile bezenerek karşılık verilmek istenmiş olmalıdır. Lâfzatullah’a ve Allah’ı konu alan diğer ibarelere ek olarak bu levhalarda, İslâm büyüklerinin zihinlerde canlandırılması amaçlanmakta, bu zevatın o mekândakiler tarafından sevilip sayıldığına, kutsandığına işaret edilmektedir. İşte, mabetlerde ve hususi meskenlerde rastlanan hilye-i şeriflerde, Hz. Peygamber, çizimlerle değilse de kelimelerle resmedilmektedir.

  1. TEVHİD ve ŞEHADET KELİMELERİ

Süleymaniye Camii’nin avlu cümle kapısı, Azepkapı Sokollu, Selimiye, Manisa Muradiye gibi birtakım camilerin mihrapları başta olmak üzere, hemen her yerde görebileceğimiz kelime-i tevhidlerle devletin İslâmî niteliği vurgulanmaktadır. Cihan devletine merkezlik eden Topkapı Sarayı’nda, Bâb-ı Hümâyûndan itibaren Bâbüsselâm (2. kapı), Hırka-i Saâdet girişi ve Kubbealtı’nda, ayrıca Harem’de beş altı değişik yerde kelime-i tevhide rastlanması çok mânidardır. Devletin temel inanç/akide ve ideolojisini yansıtan kelime-i tevhide hemen her yapıda rastlanırsa da bu alanda minberlerin özel durumları dikkat çeker. Siyasî otorite (sultan-halîfe) adına hutbe irad edilen minberler siyasî bir niteliğe sahip olduğu için, kapılarına devletin akīdesini yansıtan kelime-i tevhid yazılması gelenekselleşmiştir. Mihrapların –özellikle Ankara mihraplarının– da bu alanda özel bir yeri olduğunu belirtmek gerekir.

İslâm’a girişin temeli olması bakımından kelime-i tevhidden daha fazla öne çıkmış olan kelime-i şehadet ise sanat eserlerinde daha az görülür.[9] Kelime-i şehadet, kelime-i tevhidin farklı bir ifadelendirilişidir.

  1. SALÂT Ü SELÂMLAR

Öncelikle belirtelim ki; “salât ü selâm” Ahzâb Sûresi’nin 56. âyeti ile terimleşmiştir. Salât ü selâm, genelde “Allāhümme salli…” ile başlayan çeşitli cümleleri telâffuz etmekten ibaret bir dil alışkanlığına dönüşmüş vaziyettedir. Oysa ilgili âyetin bağlamı –ve Ahzâb Sûresi’nin geneli– dikkate alındığında salât ü selâmın şu anlama geldiği görülmektedir: “Hz. Peygamber hakkında daima hayırhâh duygular beslemek, hayır dualar etmek; onun aleyhinde bulunduğu izlenimi verebilecek en ufak bir tutum dahi sergilememek; onun şanına en ufak bir leke getirebilecek bir şeyi bile ‘söz’ konusu etmemek; düşmanlarının onun aleyhindeki incitici (ezâ verici) sözlerine kulak tıkamak, onlara prim vermemek, onları başkalarına taşımamak, özellikle de onun aile hayatı ile ilgili hiçbir olumsuz duygu ve düşünceye sahip olmamak…

Çeşitli sanat eserlerinde rastladığımız salât ü selâmlara şunları örnek verebiliriz:

اللهم صل على محمد صاحب التاج والمعراج : “Allah’ım! O tâcın ve mi’râcın sahibi Hz. Muhammed’e salât eyle.”[10]

اللهم صل وسلم على نبي الرحمة وشفيع الأمة محمد وآله وصحبه أجمعين : “… Allah’ım! Ümmetin şefaatçisi, rahmet peygamberi Hazret-i Muhammed’e ve onun bütün âl ve ashâbına salât ü selâm eyle.”[11]

اللهم صل على سيدنا محمد صلاة تنجينا بها من جميع الأهوال والآفات وتقضي لنا بها جميع الحاجات وتطهرنا بها من جميع السيآت وترفعنا بها عندك أعلى الدرجات وتبلغنا بها أقصى الغايات من جميع الخيرات في الحياة وبعد المماة : “Allah’ım! Hazret-i Muhammed’i öyle destekleyip öyle yücelt ki, bu sayede bizleri bütün dehşet ve afetlerden koru; bu sayede bütün ihtiyaçlarımızı gider; bu sayede bizleri bütün kötülüklerden temizle; bu sayede bizleri katında en yüce dereceye yükselt; bu sayede bizleri yaşarken de ölü iken de hayır namına varılabilecek en son noktaya eriştir.”[12]

  1. KELÂM-I KİBÂR VE ÇEŞİTLİ YAKARIŞLAR

Fidâke ebî ve ümmî yâ Rasûlâ’llāh: “Anam-babam sana fedâ olsun yâ Rasûlâllah!”[13]

Şefî’u’l-verâ fil-mahşer Muhammedün sāhibü’l-minber: “Mahşer günü mahlûkātın şefaatçisi; (o nurdan) minberin sahibi Muhammed!”[14]

Beleğa’l-‘ulâ bi-kemâlihî keşefe’d-dücâ bi-cemâlihî hasünet cemî’u hısālihî sallû ‘aleyhi ve âlihî: “Olgunluğu zirvede; güzelliği karanlıkları aydınlatmakta; bütün hasletleri güzel; ona ve ehline salât ü selâm edin.”[15]

Levlâke levlâk le-mâ halaktü’l-eflâk “Sen olmasaydın –var ya– sen, bu gök cisimlerini yaratmazdım Ben!”[16]

E min tezekküri cîrânin bi-zî-selemî mısrâları ile başlayan Kasīde-i Bürde[17]

Ğarîk-ı bahr-i ‘isyânım dahīlek yâ Rasûlâllāh: “Boğazıma kadar isyâna battım; sana sığındım yâ Rasûlâllah!”[18]

Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl / Muhammed’siz muhabbet ne hâsıl[19].

Âyînedir bu âlem her şey Hak ile kāim / Mir’ât-ı Muhammed’den Allah görünür dâim[20].

‘Varlık birliği’ ve ‘nûr-ı Muhammedî’ doktrinlerini çağrıştıran bir beyt… Bütün evrenin Hakk’ın bir yansıması olduğu, Hz. Muhammed’in ise Hakk’ın en kâmil anlamda tecellî ettiği varlık olduğu anlatılıyor.

Dedi Hān Ahmed ile bile İbrâhim târîhin / Suvardı âlemi dest-i Muhammed’le cevâd Allah[21]: “Sultan III. Ahmed ile Nevşehirli Damad İbrahim Paşa dediler ki: O cömertler cömerdi yüce Allah, evreni Hz. Muhammed’in eli ile suvarmıştır.”

SONUÇ

Sanat eserlerini güzel yazılarla dekore etme geleneğinde Hz. Peygamber’le alâkalı âyet, hadis vb. ibarelerin özel bir yeri vardır. Bu hatlarla, gerek Müslüman fertlerin gerekse onların meydana getirdiği toplum ve devletlerin Hz. Peygamber’e bağlılığı vurgulanmakta, kitlelere Peygamber sevgisi aşılanmaktadır. Bir yandan, Hz. Peygamber’in Müslümanlar için ifade ettiği büyük anlam üzerinde durulup, onun ehl-i kebâir Müslümanlara dahi Âhirette sahip çıkacağı (şefaat) vurgulanırken, buna karşılık, Müslümanların da Hz. Peygamber’den gerektiği gibi yararlanmaları; onun eşsiz hayatını (sîret) öğrenip, ondaki güzel modelliği (üsve-i hasene) görüp ona benzemeye çalışmaları, ona her hâl ü kârda bağlılık ve sevgilerini bildirmeleri (salât ü selâm) istenmektedir. İkinci olarak; sanat eserlerinde Kur’ân iktibas geleneğinde, eserle kişi arasında doğrudan ya da dolaylı bağlantılar kurulduğu tespit edilmiştir ki bunun en güzel örnekleri Hz. Peygamber’le ilgili olanlardır. Örneği: Mescid-i Nebevî’nin uzun kuşak yazısında; Hz. Peygamber’in ismini taşıyan 47/Muhammed Sûresi; Hz. Peygamber’e karşı takınılması gereken edebi konu alan 48/Hucurât Sûresi; Hz. Peygamber’in zaferini konu alan 109/Nasr Sûresi; Hz. Peygamber’in zihninin açılmasından bahseden 94/İnşirâh Sûresi tercih edilmiştir. Ravza’nın iç kuşağında ise Hz. Peygamber’in aile hayatına ilişkin âyetlerin en yoğun biçimde yer aldığı Ahzâb Sûresi yazılıdır. Bilhassa Türk kültüründe; Hz. Peygamber’e ait eşya ve yapıların uygun yerlerinde Hz. Peygamber’i konu alan ibarelerin yazılması gelenekselleşmiştir. (TSM HS Dairesi’ndeki Peygamber konulu hatlar, Hz. Peygamber’e ve yakınlarına ait kutsal eşya ile de hoş bir beraberlik oluşturur.) Hz. Peygamber konulu ibareler sanatkârların, mimar, hattat ve bânîlerin Peygamber aşkı hakkında da bir fikir vermektedir.

Bu ibarelerle Hz. Muhammed’in;

–bedenen ve ruhen muazzam bir yaratılışa sahip olduğu,

–Allah, Cebrail, melekler ve sâlih müminler tarafından desteklendiği,

–İsa Mesih tarafından müjdelendiği,

–son peygamber olduğu,

–âlemlere rahmet olarak gönderildiği,

–hem uyarıcı hem de müjdeci olarak gönderildiği,

–karanlık çağları ve zihinleri aydınlatan bir kandil olarak gönderildiği,

–vahyin kesildiği zamanlarda içinin daraldığı,

–Müminlere karşı şefkatli ve merhametli olduğu,

bir ‘insan’ peygamber olarak, insanlara Allah’ın âyetlerini okuduğu, onları arındırdığı, onlara kitabı ve hikmeti öğrettiği,

–Allah’tan ve ‘son gün’den yana korku ve ümit taşıyan herkes için güzel bir model teşkil ettiği,

–insanlara düşkün olduğu; onların sıkıntısını kendi sıkıntısı saydığı,

–mi’râc ve makām-ı mahmûd sahibi olduğu; genel olarak bütün mahşer halkına, özel olarak da ehl-i kebâir müminlere şefaat edeceği belirtilmekte ve ona salât ü selâm getirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Müslümanın, peygamberine iman ve bağlılığının önemi aşikârdır. Dolayısıyla, Hz. Peygamber’e bağlılığı pekiştiren âyet, hadis ve ibarelerin kalıcı birer mesaj olarak sanat eserlerinde ölümsüzleştirilmesi son derece önemli, güzel bir uygulamadır. Yalnız, ibarelerin tamamı bu nitelikte değildir; bunların önemli bir kısmında, Hz. Peygamber bağlamında aslında Müslümanlara çeşitli mesajlar iletilmiştir.

Bu mesajları şöyle sıralayabiliriz:

–Dini temel emir ve yasakları olan ittikā, salât, zekât, istikāmet, itaat,

–Hz. Muhammed’e iman ve bağlılık,

–Hz. Muhammed’e [yani, temel öğretisi olan Kur’ân’a ve sahih Sünnete] ittibâ,

–Hz. Muhammed hakkında tam bir hayırhahlık (salât ü selâm),

–Zor ve güç durumlarda yalnızca Allah’a güvenip dayanmak,

–Allah’a küsmemek, darılmamak, O’nunla alâkayı asla kesmemek,

–Danışarak yönetmek (şûra),

Savaştığı kâfirlere karşı tavizsiz; Müminlere karşı ise merhametli olmak…

Bu geleneğin temelinde, resim ve heykel yasağı yatmaktadır. Resmî öğretiye göre, canlıların resim ve heykeli yapılamadığı için, Peygamberin bir mekândaki –zihnî/ruhanî– varlığı kitlelere sadece hatlarla gösterilebilmiştir. Hz. Ali mahreçli ‘tavsif’lerin yer aldığı hilye-i şerif geleneği de yine bu çerçevede son derece dikkat çekici bir uygulamadır.

Murat SÜLÜN

[1] Geniş bilgi ve fotoğraflar için bkz. Murat Sülün, Sanat Eserine Vurulan Kur’ân Mührü, İstanbul: Kaynak Yy. 2006.

[2] Geniş bilgi için bkz. Murat Sülün, “Haremeyn’deki Belli Başlı Mabetlerde Yazılı Âyetlere Dair Mülâhazalar – I ve II” (MÜİFD, İstanbul 2003, XXIV, 107-130; XXIV, 103-125.

[3] Emirgân Camii’nin mihrabının üzerinde; Bursa Ulu Camii sütunlarında (farklı istifte iki tablo).

[4] Konya’da Şerafeddin Camii’nin ön çeyrek kubbesinin altındaki küçük kemerde.

[5] Bkz. Murat Sülün, “Makām-ı Mahmûd Âyetine Farklı Bir Yaklaşım”, AÜİFD, 50/2, 13-38.

[6] Mescid-i Nebevî’nin Türbe’ye açılan kapısı yakınında.

[7] Mescid-i Nebevî’nin kıble duvarında.

[8] Yalnız, Hz. Muhammed elbette bir beşerdir, ama diğer taşlar arasında –meselâ– yakut ya da elmas neyse, peygamber de öyle müstesna bir yere sahiptir. Nitekim Muhammedun beşerun lâ ke’l-beşer bel huve ke’l-yâkūti beyne’l-hacer cümlesi hat levhalarında kendisine sıkça yer bulmaktadır.

[9] Örneği: Sultanahmet ve Üsküdar Yeni Valide camilerinin avlu cümle kapılarında, Valide Atik Camii’nin son cemaat yerinde, Kadırga Sokollu Camii’nin mihrabında, Bursa Ulu Camii’nin mihrap bordürlerinde.

[10] Manisa’da Hafsa Sultan Camii mihrabında كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ ifadesinin altında.

[11] Konya’da Mevlâna Müzesi’nin girişinde, Besmelenin fazileti ile ilgili 1329 tarihli bir levhada.

[12] Konya’da Şerafeddin Camii’nin soldaki kesintili kuşak yazısında.

[13] Bursa Ulu Camii’nde, sağ cephede.

[14] Altunizade Camii’nin minber kapısında.

[15] Beyazıt Camii’nin kıble duvarında, mihrabın solundaki 3 levhadan ilkinde. Sadece كَشَفَ الدُّجَى بِجَمَالِهِ kısmı celî, diğer kısımlar ise daha küçük yazılmıştır.

[16] Mescid-i Nebevî örtülerinde, Kasımpaşa Camii’nde ve çeşitli hilye-i şeriflerde.

[17] TSM Hırka-i Saadet Dairesi Dest-i Mâl odasında, TSM Harem girişinde, TSM Veliahd Dairesinde, TSM Şehzadeler Mektebi duvarlarında, TSM Enderun Kütüphanesi pencereleri ile Ayasofya Camii’nin şadırvanında.

[18] Fatih Camii minberinin sağında, kıble duvarında.

[19] Konya’da Mevlâna Müzesi’nde Horasan erlerine ait sandukaların bulunduğu kısımda.

[20] Konya’da Mevlâna Müzesi girişinde.

[21] Üsküdar Meydan Çeşmesi’nin deniz tarafına bakan cephesinde.