AİLE/ARAŞTIRMA

 

SABAH NAMAZINDAN, AKŞAM KUŞLARINA

 

Uzm.Dr.A.Tuba ARABALI TURGUTLU

(Çocuk Sağlığı ve Hast. Uzmanı)

 

Bir sala sesiyle uyandık sabaha, ahirete doğru bir göç haberi bu. Bir yolculuktan başkasına geçiş… İnsanlar konuşuyorlar arkasından “çok iyi insandı, kimseye dokunmazdı, kendi halinde yaşadı gitti…” Kimseye dokunmadan yaşamak, nasıl bir yaşamak? “Siz insanlar için ortaya çıkarılan, iyiliği emreden, fenalıktan alıkoyan ve Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz…” (Ali İmran 110), ”sizden öyle bir topluluk bulunmalıdır ki, (onlar herkesi) hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten vazgeçirmeye çalışsınlar. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.(Ali İmran 104) Dokunmadan yaşamamalı insan, dokunmalı hayata, birey olma bilincine sahip olmalı önce, yaşamın her yönünü sevmeli, eleştirmeli, ama şikâyet etmemeli… Kendi olmalı önce, bağımsız ama bağlı olmalı, dürüst olmalı… Merak etmeli insan kendini, çevresini. Her insan, her varlık öğrenmek için bir fırsat olmalı hayatta. Ve geride kalanları bir düşünce alıyor. Ya ben? İyi bir insan mıyım? Neler yapabilirim bir silkinme vesilesi belki de…

Allah Teâlâ bize Kur’an-ı Kerim’de ödüllendirilenleri tanımlıyor. İhsanda bulunanlar, iyilik yapanlar ve şükredenler ödüllendirilecek. Peki, mükâfatlandırılan bu insanların en önemli özellikleri nelerdir? Onlar iman edip, salih amel işlerler ve takva (sorumluluk) sahibidirler. Bu insanlar ne ile ödüllendiriliyorlar? Hüküm, hikmet, ilim ve hidayete eriştirilerek ödüllendirilirler. Yine ödüllendirilen insanlar kimlerdir? Onlar Allah’tan razıdır ve Allah’ın da onlardan razı oldukları kimselerdir. Bir başka ayette de. Cennet ile ödüllendirilenler sabretmelerine karşılık bu ödülü alıyorlar. (Furkan suresi 75. ayet) Ya ceza alanlar nasıl insanlar? Allah’ın nimetini değiştirenlere, yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlara, kötülükte bulunanlara ve zulmedenlere ceza veriliyor ayetlerde. Tahrîm suresi 7. Ayette de şöyle buyuruluyor. “Ey inkâr edenler, bugün özür beyan etmeyin. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz.” İnsana yaptıklarının karşılığı var.

Kendimizden başlayarak çocuklarımızı, sevdiklerimizi ve insanlığı iyilik halinde görmek istiyoruz. Nasıl yetiştirmeliyiz? Sorumluluk bilincini, vicdanının sesini dinleyebilmeyi nasıl öğretebiliriz? Soruları oluşuyor zihinlerde…

Zihinsel, psikolojik ve bedensel sağlıklı bireylerin olması, sağlıklı toplum için ilk şarttır aslında. Bir yerde büyümeye devam eden bir çocuk birey olma ve ait olma dengesini öğrenme aşamasındadır. Çocukluk dönemi insan hayatının en önemli dönemidir. Bu dönemde öğrenilen kalıplar nesilleri yönlendirir. Vicdanını harekete geçirebilen, yüreğini ve aklını dinleyip hareket edebilen bir topluluk yetiştirmek için biz yetişkinlerin çaba harcaması gerekiyor. Her insanın toplum içerisinde kabul görmeye ihtiyacı vardır. Çocukların da yargısız bir şekilde toplumda kabul görülmesi desteklenmesi onlardan sağlıklı bir toplum oluşması için önemlidir. Bu da koşulsuz geribildirim ile olmalıdır.

Öğrenmenin temelinde merak, ilgi, sevme, değer ve keşfetme isteği yatar. Çocuk bu isteklerle hiçbir zorlanma, uyarı ya da yaptırım olmadan, o işten keyif aldığı için ve sorumluluğu olduğu için o işi yapar. İslami ve insani bakış açısı insanı hem birey hem de toplumun değerli bir parçası olarak görür. Birey kendinin farkındadır, hayatında olup bitenlerin kendi davranışlarına bağlı olduğunu bilir. İstediğini elde etmesi tamamen kendi çabalarına bağlıdır. Yaşadığı duyguların sorumluluğunu üstlenir, duygularını sahiplenmesini ve onları yönetmesini bilir. Kendi duygularından dolayı başkalarını suçlamaz. Öz duygu farkındalığını kazanmış bireylerdir. Olumlu duyguları yaşamak için başkalarına bağımlı olmaya ihtiyaç duymazlar. Bu insanlar başkasından ziyade kendini analiz etmeyi bilir.

Çocuk beyninin ön lobu henüz gelişmemiştir ve bu nedenle çocuk her istediği olsun ister. Planlama ve düzenleme gibi yetenekleri gelişmemiştir. Bu gelişim sürecinde anne baba çocuğun davranışlarını onun için düzenler. Burada aile yavaş yavaş bu düzenleme işini çocuğa devretmelidir. Yani çocuğun bunu kendi kendine yapmasını öğretmelidir. Biz görsek de görmesek de, olsak da olmasak da çocuğun sorumluluklarını yerine getirmesini isteriz. Vicdanıyla baş başa olduğunun, Allah’ın onu sürekli gördüğünün ve ahiret inancının bilinciyle yaşamasını isteriz. Bunun için çocuğa değer kazandırmalıyız. Aileler çocuğa koşula bağlı ödül vaat ettiğinde, bir yandan da ceza vaat etmiş olurlar…

Ödül ve ceza çocuğa dışarıdan müdahaledir ve çocuğun iç isteklendirmesini zedeler. Çocuk sevdiği şeyleri ya da sorumluluklarını dışarıdan müdahale olmadan, içten gelerek ve isteyerek yaparsa o iş kendisi için daha değerli olur. Geribildirim, gelişim odaklı bir yöntem olduğundan motivasyonu arttırır. Küçük çocuklarda öğrenme daha çok yetişkinlerin davranışlarını gözlemleyerek ve model alarak oluyor. Çocuğumuz yapmasını istemediğimiz bir şey yapıyorsa öncelikle kendimizi bu konuda tartmalıyız. Farkında olmadan ben aynı davranışta bulunmuş olabilir miyim? Diye sormalıyız. Davranışlarımızla söylemlerimiz uyumlu olursa çocuklar da bu davranışı kazanabilir ve bu davranışı içselleştirebilir. İçselleşerek gerçekleşen davranışlar ve yerine getirilen sorumluluklar dopamin hormonu salgılanmasına sebep olur. Dopamin hormonu o işten keyif almayı sağlar.

Anne baba ve çocuk arasındaki ilişkide ne kadar kontrol varsa, güven o kadar az olur. İnsan anlaşılmak ister, bu güven ilişkisinin temelidir. İlişkilerde öznel yargı (sübjektif algı) yerine, nesnel gözlemler (Objektif algı) dile getirilebilir. Çocuk davranışının altında bir ihtiyaç yatıyor olabilir, bunu anne babanın keşfetmesi ilişkiyi destekler. Çocuk öğrenme sürecinde beyninde şemalar oluşturarak hayatı anlamlandırır. Bu şemalar ve duygularını beyninde bağlantılar. Sağlıklı bir ilişki kurmak için çocuğun duygusunu anlamak ve onaylamak gerekmektedir. En nihayetinde çocuğun içinde bulunduğu sorunu çözmek için ailenin rehberliğine ihtiyacı vardır. Empati kurarak ve güvene dayalı ilişkiler beyinde oksitosin salgılayarak mutluluğu tetikler.

Güneş batarken bir caminin avlusunda, ıhlamur ağacının gölgesinde kuşların seslerini duyduk… Ağaçlarda toplanıp belki de tecrübelerini paylaşırlar birbirleriyle… Kimi daha sesli kimi hareketli… Aile toplantısıdır kim bilir, oksitosin salgılarlar yatmadan önce son meselelerini hallederler, dertleşirler…