Can ile tenin enfes bir terkibi olan insan, aynı zamanda varlık kafesinde ruh yolculuğuna seyr ü sefer yapan bir seyyahtır. Bu yolculuğun mesafesi ve zamanı, sefer adaylarının gönül enerjilerine ve kudretlerine bağlıdır. Beşeriyet kafilesinin temsilcilerinin ortak ibadetlerinden biridir, oruç. Güzellikleri ve zenginlikleri kendisine bir vakte kadar da olsa yasaklayan başka bir kulluk ifadesi var mıdır? Gerçek Güzel’e vâsıl olmak için vuslatın teyyaresidir, oruç. Görünen ve hâlkedilenlerin dünyasından görünmeyen âlemlere seyahattir, oruç.

Susuzluktan yarılan, parçalanan ve dağılan toprağın aksine oruç, kalbi ve gönlü besleyen ve bezeyen bir “kudret helvası”dır. Onun sahurunda “bıldırcın eti” taam edilir. Gündüzünde ruhlar ve gönüller varlık alanına geçerek, nefsin ve şehvetin azdırdığı ve kışkırttığı kulu, kendine, ruhuna ve nihayetinde Terbiye Edeni’ne taşır. Habib’ini terbiye eden Rabb’i, gündüzün kudreti zayıflayan ama iradesi kavileşen sâkini gibi, onu gönül bahçesinde misafir eder. Bu misafirden çıkan zahirde kem, hakikatte misk nefesler, ötelerin ötesinde mükâfatını ebedîleştirecek hediyeleri kazanacaklar. Çorak ve nebattan azâde sahraların rengini ve çehresini alan dil, bitmeyen sözleri söyleyen lisana dönüşecektir.

Rutubetten cilt değiştirmiş benizler, başka görünmeyen âlemlerin temsilcilerinin çehrelerini hatırlatır. Hâkimler Hâkimi’ne itaat edip de secde edenlerin yüz hatları, orucu hayat iksiri kabul edenlerde harmoni içindedir. Susuz ve nemsiz damaklara dayanan dil, zikri lâyık olan Bir’i tezekkür etmekten mustağnidir. Zira, kalp ve yürek, dile bu tarif edilemeyen ve fehmedilemeyen ruhî haz ve zevki bırakmaz, terk etmez.

Zekâ ve beynin merkezi olan baş ve dünya gözleri, orucun hayâ ve edebiyle perdelenir. Artık kir, pis, kem ve kerahet bu gözlere zayiat veremez. Gönül ve ruh gözleri hakikatler âlemine nazarlarını dikerler. Onların seyahatleri, yön ve menzil değiştirir. Artık madde denizinin sahte, sanal, aldatı ve ayartıcı ışıkları, kalp ve gönül gözlerine ayna olamaz, buhulanır ve sırlanır. Zahirî dünyaya perdelenen gözlerle aynı mekânların sâkini olduğu farzedilen akıl, zihin ve beyin; maddenin ve hazzın tahriş, tahrik ve tâciz kelepçelerinden halâs olmanın (kurtulmanın) mutluluğuna uyanmış ve irkilmiş bir keskinliğe kavuşarak yaşarlar/ tecrübe ederler.

İnsan ömrünün en verimli, bereketli ve uğurlu savm ayları, diğer ayları âdeta kendisine kıskandırır. Ezeli ve ebedî Kelam’ın yer katına nüzûl ettiği bu ay, Sultanların Sultanı gibi, ayların da sultanıdır. Oruçlu ağızların seslendirdiği Kadîm Kelam, var olan bütün mahlukâtın “hayat ağacı” gibidir. Olmanın ve var olmanın hazzını insana hatırlatan Kur’ân, oruçlunun lisanında ve nefesinde, uyanışın ve dirilişin işaretleri ve simgeleri haline kalp olur. Oruçlu gözler, oruçlu diller gibi kurumaz. Onların en sulak, üretken ve döl veren vakitleri, orucun verdiği hararetle kızışır, kaynar, çağlar ve azgın pınarlara dönüşür. Ağızları ve haz merkezleri kapalı olan âbidlerin, gözlerinin ve gönüllerinin önündeki bütün setreler nihayetsiz bir saate ve mekâna açılır. Kapalı ve örtülü gizli bilinmeyen mahrem alanlar, savmın nuru ve narıyla izale olurlar; bunun sonunda hakikî âleme açılan yeni kapılara ve pencerelere mâlik olurlar. Her türlü bed, çirkin ve tahammül edilemeyen sesin muhatabı kulaklar; orucun nefaset ve nezaketiyle tatlı ve güzel sadâların işitildiği mekânlar ve merkezler olur. Ramazan ayının bereketli ve verimli olan günlerinde, İlâhî hitâbın doğrudan işitme vasıtalarıyla bedene girmesi, insana tarif edilemeyen duyguları yaşatır. İnsan, insan olduğunu hatırlar ve diğer varlıkların fevkinde olmanın şerefini hisseder.

Oruçlu günlerin salâtları bir başkadır. Namaz, kulluğu anlatan en nadîde bir yalvarış ve yakarıştır. Salât, savm ile zamandaş olduğunda kulluğun zirvesine ulaşılır. Gönül ve ruh; açlığın, susuzluğun etkisiyle iradenin hâkimiyetine girer. Bu noktada ihtiras ve şehvetin kudretinden artık söz edilemez. Mutlak İrâde’ye teslim olmuş kalp ve beyin, her türlü ayartmaların oyunundan kurtulur; keskin ve derin bir murakabe düzeyine vâsıl olur.

Bedeni taşıyan ve sırtlayan diğer organlar, oruçlunun vücudunun beslenmeyen bedenine takatsiz bir şekilde ilâve olurken, Hâkimler Hâkimi’ne itaatin onurunu yaşarlar. Ayaklar, Yaratan’a eğilmekten daha fazla bir haz alır; kollar ise secdenin Hakk’a en yakın olmanın gururunu tadarlar. Ramazanın insanı ve toplumu ağırlaştıran atmosferi/havası, cemiyetin bütün fertlerini tımar eder. Böylece rezaletlere yol açan kapılar kapanır, erdemlerin neşv ü nema bulması için fırsatlar hâsıl olur. Şahdamarından yakın olan Rahim’in varlığı, tüm beden ve ruhu sarar, sarmalar. Nihayetinde hakikâtler dünyasının misafiri olunur. Saadet ve imanın lezzeti, en nefis şekilde oruç zamanlarında tadılır. Oruçlu, Ramazan’ın kendisine bahşettiği yetenek ve kabiliyetlerin farkına varıp ruh bilincine eriştiği zaman erdemli hayatın sabır dervişliğine nâil olur. Asrî zamanların, insanı mekanikleştiren aceleci ve nezaketsiz hali, orucun verdiği ruh disipliniyle hayra kalp olur. Artık kınayan, buğzeden, hakaret eden mecâlsiz kalır; buna muhatap olan kınanan, buğzedilen ve hakarete maruz kalan ve bunlara karşılık vermeyen ise, zafer kazanan pehlivanın tecrübe ettiklerini yaşar. Zulme ve tazyike karşı sâim olduğunu ilan eden ve karşılık vermeyen oruçlu, âdeta görünmeyen bir dokunulmazlık zırhıyla koruma altına girer, özgürlüğüne kavuşur.

Sabrın anahtarı olan orucun, en doyumsuz anları; sahur ve iftar anlarıdır. Sahur, nefis ve şeytanla mücadelede güç almanın ve donanımlı olmanın vaktidir. O an, duaların ve isteklerin hiçbir zaman reddedilmediği zamanlarla bir olunca, ruh yolculuğunun harikulade halleri yaşanır. Sahurun hitamında Kadim Kelâm’dan okunan Hakk Teâlâ’nın vahyi, yeni bir dirilişin habercisi olur. Güneş’in insanın bedenini ısıtan ve ışıtan şavkıyla birlikte oruca başlamanın birinci merhalesi tamamlanır. Gün boyunca yapılan her iş, orucun inşâ ve ihyâ ettiği/dirilttiği ruhla ziyadeleşir ve bereketlenir. Orucun ikinci önemli merasimi, iftardır. Şer merkezleri, güneşin şavkıyla aydınlanan gün boyunca oruçluya zarar ve ziyan veremez. İlâhi Kudret’in emriyle bedeni beslenme kaynaklarından mahrum eden sâim, ilk mükâfatını iftarla kazanır. Ebedî tatların ve hazların mekânı olan cennetler, oruçlunun öteler ötesi hayatında ulaşacağı nimet ve lütuflara nâil olunacağı merkezlere dönüşecektir.

Orucun ve oruçlunun şerefesi, teravihtir. Cemiyetle ve cemaatle zenginleşen kulluk ruhu, tek oturumda eda edilen çok rekâtlı namazla arınmanın zirvesini tecrübe eder. Artık oruç, onun için on bir ayda yaşananların bir murakabesi ve check up’ıdır. Ruh ve gönlün terbiye, tezkiye ve kontrolü, ramazandaki orucun kudretli desteğiyle kemâlât seviyesine vâsıl olur. O makam ve mertebede, insanın kendisi, varlığı ve çevresindekiler varlık âleminde yok olur; ancak Var Eden’in varlığında dirilmenin ve dirilişin dayanılmaz hazzını ve hafifliğini yaşar/tecrübe eder.

Bayram Ali ÇETİNKAYA