Riba Ticaret Ve Bankacılık Üzerine

Alışveriş ve faizle ilgili olarak Ayete konu olan husus yapılan muamelede ki kazanç (artı değer) kısmıdır. Neticesi aynı olan söz konusu “kazanç”tan hareketle “Alım satım da tıpkı faiz gibidir” ifadesini benimseyip uygulayanlardan bahsetmektedir.

Tarih : Agustos 04, 2017
Sayı : Temmuz-Ağustos 2017
Konu : İnceleme
Yazar :Fehmi YAĞLI

 

"Riba (artı) yiyenler -kabirlerinden- şeytan çarpmışkimselerin cinnet nöbetinden ayılışıgibi kalkacaklardır. Bu hal onların. 'Alım satım da tıpkıfaiz gibidir' demeleri yüzündendir. Halbuki Allah alım satımı helal. faizi haram kılmış­ tır. Bundan sonra kime rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse geç- mişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar. Allah faizi tüketir (faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah küfürde ve günahta ısrar eden kimseleri sevmez... Ey iman edenler! Allah'tan korkun. eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terkedin. Şayet böyle yapmazsanız Allah ve Resulü tarafından açılan savaştan haberiniz olsun. Ancak tövbe edip vazgeçerseniz ana paranız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz" (el-Bakara 2/ 275-279).

Alışveriş ve faizle ilgili olarak Ayete konu olan husus yapılan muamelede ki kazanç (artı değer) kısmıdır. Neticesi aynı olan söz konusu “kazanç”tan hareketle “Alım satım da tıpkı faiz gibidir”  ifadesini benimseyip uygulayanlardan bahsetmektedir.

Bu konuda kafa yoran söz söyleyen alimlerin faizli muamele ile alım satım işini birbirinden ayıran özelliklerden birisinin de; alışverişte kaybetme riskinin varlığı faizde ise kaybetme riskinin olmayışını ileri sürmeleridir. Halbuki ayet her iki yöntemle de elde edilen kazançtan bahsetmektedir. Yöntemlerde ki riskli veya garantili kazançtan bahsetmemektedir. Kaldı ki kaybetme riski olan zarar her iki kazanç yönteminde de bulunmaktadır.

O halde bu ayetin hassasiyet gösterilmesini istediği ribanın ne olduğunu, alışverişi ribadan farklı kılan unsurları tespit etmenin ne kadar önem arz ettiği ortadadır.

Ayetin indiği cahiliye döneminde ki faiz uygulamasının  vadesinde ödenmeyen borcun ek vadesinde ki artıdeğer olduğu net ortada iken aradan geçen zaman içerisinde İslam Alimlerinde ki görüşfarklılıklarıve izahatlar diğer bir çok konuda olduğu gibi faiz konusunu da teferruata boğmuştur.

Bu dünya da insanoğlunun birinci sırada ki önceliği canlılığını sürdürebilmesi için rızkını temin etme telaşı ve çabasıdır. Bu telaş ve çaba insan topluluklarında ki iktisadi hayatı ortaya çıkarmıştır. Tarihi süreçte toplumların iktisadi düzenlerinde her ne kadar amaç aynı olsa da muamelelerde farklılıklar olmuştur. Çağımızda ki ekonomik sistemle, ikibin yıl önce ki toplumun ekonomik sisteminin işleyişi yöntem ve uygulamalarında farklılıklar vardır. Öyle uygulamalar olabilir ki geçmiş toplumların iktisadi hayatında fertlere ve toplumun geneline zarar veren bir uygulama bugün ki çağın insanlarına ve fertlerine fayda verebilir. Bu durum da değişmeyen kural şudur ki: Bir uygulama, ferde ve topluma zarar veriyorsa umutsuz ve mutsuz kapalı geçim sıkıntılarıyla uğraşan topluluklar haline dönüştürüyorsa kötüdür (şeytanidir). Aksi her uygulama güzeldir (rahmanidir).O halde bir muamelede riba mı alışveriş mi söz konusu olduğunu tespit etmek için Kuran ayetleri üzerinde kafa yorup İnsanların geçim sıkıntılarını gidererek mutlu ve umutlu hale neden olacak muamelelerin islam toplumuna ve taraf olan müslüman kimselere sağladığı fayda ve zarar çerçevesinde tespit etmek gerekir.

Günümüz dünya ekonomik hayatının işleyişinde ki iktisadi kalkınmayı, gelir dağılımını, kamusal harcamaları, tasarrufların ekonomiye kazandırılması ve ülkenin maddi kazanımlarının hakça paylaşımını sağlayarak fertlerin geçim sıkıntılarını giderecek, mutlu ve umutlu bireyler haline dönüştürecek devletin finansal işlevlerinin yürütülmesinde ki ana unsur olarak bankacılık sistemi kullanılmaktadır.

Toplumsal refahı yaygınlaştırma vazifesi bulunan Devletin, bugün ki dünya iktisadi nizamın işleyişinde kullandığı araçların başında bankaların geldiği her kesimce malumdur.

İslam toplumlarının faiz (riba) müessesi diye mevcut dünya nizamında ki bankacılık sistemine direnmesi dünyanın iktisadi kalkınmasına ayak uyduramamasına sebep olmuştur. Dolayısıyla ekonomisi geri kalmış, toplum olarak dünya da ki iktisadi kalkınmaya ayak uyduramadığından halkları sefalete mahkum bırakılmış mutsuz ve umutsuz bireyler haline dönüşmüştür. Adeta İslam Toplumunu mevcut küresel sistemde ölüme terk etmiştir. Bu nedenle kuralları kapitalist zihniyette ki küresel güçler tarafından konulan mevcut iktisadi dünya düzeninde yaşamak mecburiyeti olan İslam Toplumunun iktisadi hayatı için günümüzde “zaruret hali” şartları geçerlidir demek mümkündür.

Bu duruma sebep olan; insanların değer verdiği dini kanaat önderleri Müslümanları “kaderi ilahi” diyerek, “bu dünya Müslümanın cehennemi kafirin cenneti; ahiret ise kafirin cehennemi, Müslümanın cenneti” diyerek teselli ve teskin etme yoluna gitmişlerdir.

Peygamberimizin son zamanlarında inen ve kesin hükümle haram olan “Riba”, Kuranda ki “domuz eti” benzeri Müslümanlarca net tanınan dini bir kural olmadığından bugüne kadar ki islam alimlerinin görüşlerinin çeşitliliği bilinen bir gerçektir. Kaldı ki Kur’an domuz eti haramlığında ki “zaruret hali”nin helale dönüştürdüğü bir Dinde: “bilhassa bankalar aracılığıyla yapılan rastgele her muamele için ribadır ve haramdır” demenin zorluğu ortadadır. Riba ayetini Kuran’ın bütünlüğü içerisinde derinlemesine incelendiği zaman günümüz dünyasında ki ekonomik sistemin işleyişinde Kuranda bahse konu olan “riba” (artı değer) kelimesi; amacı halkının ekonomik refahını artırmak olan Devletin piyasa ekonomisini kontrol ve düzenleme aracı olarak kullandığı bankacılık sisteminde ki parasal işlemlerin de dahil edilip edilemeyeceği üzerinde tekraren durulması gerektiği inancı taşımaktayım. İslam alimlerinin genelinin ittifak ettiği bankalar aracılığıyla alınan ve verilen paralar üzerinden piyasa da oluşan enflasyon oranında ki artı değerlerin faiz olmadığı yönünde ki görüşleri vardır.

Bir toplumda kazanç elde etmeye konu bir muamelenin sonucu, kötü neticeler doğuracaksa, taraflar birbirine zarar verecekse, birbirleriyle kavgalı hale gelecekse, hürriyetinden mahrum bırakacaksa (geçmiş çağlarda ki ifadesiyle köleleştirecekse) , canından olma riski varsa işte bu muameleden dolayı alınacak fazlalık Allah’ın yasakladığı  ribadır demek mümkündür. Bu durumun tam aksine kazanca konu muamele taraflar arasında yıkıcızararlara sebebiyet vermiyorsa, kişinin ve toplumun iktisadi hayatına katkısağlayan fazlalığa (artı değer) Allah’ın c helal kıldığı alışveriş demek mümkündür. Ortaya konan bu genel kurala göre Allah’ın cc  tavsiye ettiği insanların birbirlerine asalak yöntemlerle yük olmaksızın işhayatının bir ucundan tutmak suretiyle mutlu ve umutlu insan topluluklarına dönüştürecek ekonomik muamelelerden hasıl olacak artı kazanımlara riba değil alışveriş demek mümkün olacaktır. O halde değer ifade eden bir teminat karşılığında devletin yetkilendirdiği bankalardan alınan  kredileri ribanın değil ticaretin konusu olarak değerlendirmenin mümkün olup olmayacağı üzerinde durulmalıdır. Alınan kredinin karşılığında verilen teminatın gerektiğinde kredi veren banka tarafından satıp başka bir değere dönüştürme kabiliyeti bulunduğu için bu kredi ilişkisinde ki fazlalığın ribanın değil alışverişin konusuna girebileceği; bu konu üzerinde Kur’ani çerçevede kafa yoran tefekkür eden insanlar tarafından incelenmelidir.

Bir toplumda ekonomik açıdan değer ifade eden cins veya miktar bakımından aynıkıymetin iki kişi arasında yapılan alım-satımda ki fazlalığın riba, farklı cins veya miktarda ki kıymetlerin alım satımlar da ki fazlalıkların ise ticaret olduğu Peygamberimizden gelen rivayetlere dayandırılmaktadır. Bazı alimlerin Peygamberimizden gelen bu rivayetlere dayandırarak yaptıkları tespite göre yapılan ticari muamelelerin taraflarından birisi para diğer mal ise kaç liradan işlem görürse görsün faizin konusuna girmez demişlerdir. İktisadi hayatta bu kural çerçevesinde yapılan ticari muamelelerin riba mı ticaret mi olduğunu tespit etmek zor olmasa gerektir. Burada ki zorluk banka aracılığı ile toplumun iktisadi sistemi içerisinde kullanılan paranın da aynı şekilde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir.

Düz bir mantıkla bakıldığında banka aracılığı ile insanların verip aldıkları paraların aynı cins, miktar ve değer olarak kabul edilip edilemeyeceği hususudur.

Çağımızın iktisadi hayatında vatandaşın mal ve hizmet olarak ürettiği her hangi bir kıymetin piyasa da arz-talep çerçevesinde gerçekleşen işlemlerde ki devlet gücüne “Para” denir. Diğer bir ifadeyle toplumun iktisadi hayatında insanlar arasında arz ve talebe konu az çok değer ifade eden her ne ise; sahip olduğu değeri devlet gücü (otorite) sayesinde elde ettiği için  ona “para”demek mümkündür. Bu durumda aktif piyasa da “para” etrafımızda ki ederi ve talebi bulunan her türlü mal ve hizmettir. Alışverişlerde alım satıma aracılık yapan “para” nın cins miktar ve değeri hiç bir zaman aynı olması mümkün bulunmadığından bankalar (devlet) aracılığı ile kullanılan paranın toplumda hakça paylaşımın sağlanması için gerekli bir argüman olduğu görülecektir. İnsanlar, devletin yasak etmesine rağmen kendi aralarında parayı bir hizmet ve mal gibi katlamalı artı değerle alıp satmaları  Kuranda da yasaklanan “riba”olduğu aşikar ortadadır. Hem devletce hem de Kuranda yasak olmasına rağmen insanlar kendi aralarında yaptıkları katlamalı artı değer karşılığı “para” alıp satmalarından mantıkla bankalar aracılığı ile kullanılan “para” ile kıyas yapmak doğru olmasa gerektir.

Bankaları, Devletin kendisi ve izin verdiği parasal güce sahip iş adamları kurabilir. İş adamları iktisadi faaliyetleri sebebiyle ihtiyaç duydukları paraları veya elde ki fazlalıkları toplumun diğer fertleri ve iş alemiyle paylaşmak için kendi bankası veya devlet bankaları aracılığıyla yürütür.

Vatandaş sahip olduğu ihtiyaç fazlası atıl vaziyette ki paralarını bankalar aracılığı ile diğer insanlarla paylaşır. Kuranın emri de bu yöndedir. Kendi alın teri helal kazancı sayesinde elde ettiği paraları ihtiyacım yok diye rastgele dağıtması insan fıtratına aykırıdır. Dinde böyle bir zorunluluk olmuş olsa kimse ihtiyacından fazla kazanma yoluna gitmez. Dolayısıyla toplumun refahını ve mutluluğunu sağlamak için iş hacmi artmaz, toplumsal fakirlik söz konusu olur.

Toplumda herhangi bir hizmet, ticaret veya üretiminin karşılığı olarak paraya ihtiyaç duyan vatandaş da bankalardan bu ihtiyacını giderir. Kullanılan ve adına kredi denilen bu para sayesinde artı kazanç elde eder. Bu kazancı elde etmesine vesile olan kullandığı para için bir miktar geri ödeme yapar. Dolayısıyla bankalar aracılığı ile kullanılan para ile yapılan toplumda ki iktisadi faaliyette hiç bir zaman alım satıma konu olan aynı muamelede cinsi, miktarı değeri aynı olan bir şey söz konusu olamaz.

Yüce Allah (cc) yeryüzü nimetlerini insanoğluna rızık olarak karşılıksız verirken, yeryüzü nimetlerinden fazlasıyla istifade eden zenginlerin kazandıklarını diğer insanlara karşılıksız dağıtmalarının mümkün olmadığı fakat Allah’ın tavsiyesi olarak insanların bir birbirleriyle paylaşmaları yardımlaşmaları tavsiye edilirken bu durumun sosyal hayatta fiiliyata geçmesinin mutlaka bir formülünün bulunması gerekmektedir. Aksi halde insanların yaşam standardında yüksek derecede farklılaşma olur ve netice itibariyle toplumsal felakete sürüklenirler. Yüce Allah (cc) insanoğlunun kendi aralarında ki hakça paylaşım ve kardeşçe yardımlaşmanın sistemini sorumluluk çerçevesinde bulmalarını kendilerine bırakmıştır.


[1]Mali Müşavir, Bağımsız Denetçi