Gece, başlangıç ve en uzun süreçtir Müslüman bireyin ve İslâmî toplumun oluşumunda… Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim’deki sûrelerin iniş sırası incelendiğinde ilginç bir durum göze çarpar. Hz. Osman, Cafer Es Sadık ve İbn-i Abbas’ ın yaptıkları iniş sırası sıralamasında 9, 10, 11 ve 12. sûreler sırası ile Leyl, Fecr, Duha ve İnşirah’tır.  Kim ne derse desin, bu dizilişte bir plânın bulunduğu ve bu plânın bir amaca yönelik olduğu apaçıktır. En azından ben böyle düşünüyorum. Bu dizilişte Kur’an’ın tedrici indiriliş yönteminin yanında, olayların akışı içinde merhale gerçeği ortaya konmaktadır. Yani oluşum,  aşama aşama ortaya çıkmaktadır. Kur’an’ın kılavuzluğunda ve Allah’ın insanlar arasından seçip görevlendirdiği Rasulü Hz. Muhammed’in (s) önderliğinde oluşan ilk İslâm toplumunun oluşum süreci dikkatle incelenirse, burada sûre adları ile sembolleştirdiğimiz aşamaların sırasıyla geçildiği kolayca görülür.

Aşamaların ilk durağı olan Leyl, süreç itibarıyla daha uzun süreyi kapsamaktadır. Leyl (gece) ilk üç sûrede önemli bir yer işgal eder. Dördüncü (İnşirah) sûrede ise sadrın şerh edilmesi ve Zikrin yüceltilmesi söz konusudur. İnşirah aşaması ödülün verildiği töreni andırıyor. O halde ödülü alabilmek için Leyl, Fecr ve Duha aşamalarında neler yapmak gerekir? Bunları, âyetlerle Kur’an’dan görelim ve daha sonra dördüncü aşama üzerinde duralım…

Birincisi, Leyl aşamasında:

“Ey büyük bir iş yüklenen! Az bir kısmı hariç olmak üzere geceleyin kalk. Yarısı kadar, ya da ondan biraz eksilt. Daha da çoğalt onu ve düşünerek, belli bir yöntem ile Kur’an oku. Muhakkak biz sana, ağır bir sorumluluk getiren söz yüklüyoruz. Elbette gece kalkmak, etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından da daha sağlamdır. Çünkü gündüz senin uzun uğraşıların vardır. Gereksiz konulara girip oyalanmadan, Rabbinin adını anıp tamamen O’na yönel. O doğunun da batının da Rabb’idir; ondan başka ilah yoktur: öyleyse kendini yalnızca O’na emanet et. Onların dediklerine karşı sabırla diren ve onlardan güzellikle ayrıl. O yalanlayıcı, zevk ve sefa düşkünü nimet azgınlarını bana bırak ve onlara biraz süre tanı.” (Müzzemmil 73/1–11).

Âyetlerden açıkça görüldüğü gibi Allah (c) Rasulü’nü (s) ilk aşamada daha sonra gelecek günlerdeki gelişmeler için hazırlıyor. Bu âyetler özelde Rasulullah içindir. Ancak genelde bütün Müslümanları kapsar. Gece hazırlık, gündüz ise uygulama zamanıdır. Burada kullandığımız  “gece” kavramı tedrisatın yapıldığı bütün süreci içine almaktadır.

“Ey örtünüp, bürünen! Kalk! Kalk seni bekleyen büyük işi yerine getirmek, senin için hazırlanmış ağır yükü omuzlamak için… Kalk, yorgunluk, güçlük, gayret ve sebat seni bekliyor. Kalk, zira uyku ve istirahat zamanı artık geçti. Kalk ve bütün bu işlere hazırlan ve hazır ol. Bu sözler hakikaten ağır, korkutucu ve Rasulullah’ı (s) yatağından, sükûnet ve huzur içindeki evinden çıkarıcıydı. Aynı zamanda da hayatın kaygan ve sıkıntılı yollarına, insanların kalplerindeki kabul ve ret arasındaki devamlı tehlikelere de atıcıydı. Şurası muhakkak ki, sadece kendi hayatlarını yaşayanlar müsterih yaşarlar, fakat böyleleri basit yaşar, keza basit ölürler. Bu büyük davayı yüklenenlere gelince; uyku,  yumuşak yatak, huzurlu yaşayış bunlarda ne gezer? Rasulullah (s) işin hakikatini ve varacağı noktayı çok iyi biliyordu. Bundan dolayı da kendisini uyumağa ve sakin olmaya davet eden Hz. Hatice’ye şöyle söylemişti: “Ey Hatice, artık uyku devri geçti.” Evet, uyku devri geçmişti. Bundan sonra hayat uyanıklık, yorgunluk, meşakkatli ve uzun mücadeleden ibaret olacaktı. Bu ilahi öğütler, büyük vazifeye hazırlanmak için birer vesile idi.” (Prof.Dr. Seyyid Kutub, Fizılali’l-Kur’an, cilt 15, s.334, Hikmet Yayınevi, İstanbul).

“Rabbin senin ve seninle birlikte bir topluluğun gecenin üçte ikisinde, yarısında ve üçte birinde kalktığını elbette biliyor. Geceyi ve gündüzü Allah takdir ediyor. Onu hesap edemeyeceğinizi bildi ve rahmetiyle size yöneldi. O halde Kur’an’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun! Allah içinizden hasta olanları, yeryüzünde gezerek Allah’ın lûtfûnu arayan diğerlerini ve Allah yolunda Cihat edenleri bildi. Onun için O’ndan kolayınıza geldiği kadar okuyun! Salâtı ikame edin, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç sunun. Kendiniz için verdiğiniz hayırları Allah katında, verdiğinizden çok daha hayırlı ve karşılık olarak çok daha yükseğiyle bulursunuz. Allah’tan mağfiret dileyin. Gerçekten Allah Gafur’dur, Rahim’dir.” (Müzzemmil 73/20).

Bu âyette açıkça görüldüğü gibi, hazırlık aşaması bir kişiyi aşmış bulunmakta ve artık olay toplumsal boyutlarda ele alınmaktadır. Hatta burada gündüz yapılacak çalışmalarla ilgili olarak belli bir tedrisat programı içinde, birlikte bir çalışma yapmanın gerekliliği vurgulanıyor ve örnekleniyor. Gece aşamasında yapılacak olanları âyetlerden görmeyi sürdürüyoruz: “Oysa kim karşılıksız verir ve Allah bilinciyle davranırsa, en güzel olanı onaylayıp desteklerse, işte ona rahatlık ve mutluluk yolunu kolaylaştırırız. … Ama yüce ve yüksek sorumluluk bilinciyle hareket eden kimse o(ateşten)ndan uzak tutulacak. O ki malını gönülden verir ve arınıp gelişir. Bu yaptığı, herhangi birinden gördüğü bir hayra karşılık değildir. Sadece Yüce Rabbinin rızasını kazanmak için verir. O da günü gelince kesinlikle razı edilecektir” (Leyl 92/ 5–7, 17–21).

“Ve O, öğüt almak veya şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü bir birini izler yaptı. Rahman’ın has kulları olan kimseler yeryüzünde tevazu ile yürürler. Cahiller kendilerine laf atarsa  “selâm” deyip geçerler. Yine onlar, gecelerini Rableri için secde ederek ve kıyam ederek geçirirler.” (Furkan 25/62–64).

“Güneşin kaymasından,  gecenin kararmasına kadar salâtı ikame et ve fecrin Kur’an’ını/sabah okumasını da. Muhakkak sabah okuyuşu derinlemesine anlama (gereği gibi algılama) bakımından daha uygundur. Gecenin bir kısmında sana mahsus bir salât ikame etmek için kalk. Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.” (İsra 17/78, 79).

Müslümanca bir hayata adımını atan kişi için Leyl süreci her dakikanın altmış saniyesi de dolu geçmesi gereken bir aşamadır.  Bu süreçte elde edilecek birçok Müslüman’ca davranış ve ilkeler kişiyi fecir aşamasına ulaştıracaktır. Belki ebedi kurtuluş yolu başlamış olacaktır. Âyetlere dikkat edilirse, çok ahenkli ve dengeli bir şekilde bilgi ve beceri kazandıracak tedrisat programı birlikte yürütülüyor. Gece Kur’an eğitimi gören Müslüman, Allah için malından harcıyor. Kur’an ile bilgilenip, infak ile tezkiyelenen, terbiyelenen muttaki kişi, insanlarla olan ilişkilerde de en medeni boyutlarda davranış biçimi sergiliyor. Kendisine sataşanlara bile  “selâm”  deyip onlar için kurtuluş diliyor. Ne büyük olgunluk! İşte bu şekilde Leyl aşamasını tamamlayan Müslüman ve toplum fecir merhalesine ulaşıyor. O anlıyor ki, insanın Allah ile olan ilişkisi, insanlarla ve diğer varlıklarla olan ilişkisinde ortaya çıkıyor…

İkincisi, Fecr aşamasında:

Fecr, Leyl aşamasının başarı ile tamamlandığı dönemin bittiğinde başlayan ve kısa süren bir aşamadır. Adeta geçiş dönemidir, leylden inşiraha giden yolda Leyl ile duha arasında bir köprüdür. Fecr, müjdedir, aydınlığın belirtisidir, temelli olarak karanlıkta kalınmayacağının işaretidir. Fecr, mutluluğa açılan zaman kapısıdır. Fecr vaktinde yapılan ve en önemli kulluk görevlerinden olan salâtın ikame edilmesi ve Kur’an okuma eylemleri, bu vakitte uyanık olmayı gerektiriyor. “Güneşin kaymasından,  gecenin kararmasına kadar salâtı ikame et ve fecrin Kur’an’ını/sabah okumasını da. Muhakkak sabah okuyuşu derinlemesine anlama (gereği gibi algılama) bakımından daha uygundur.” (İsra 17/78).

Burada vurgulanan ve emredilen salâtın ikamesi ve Fecirde Kur’an’ın gerçek anlamda okunması/kıraat edilmesi yerine getirilirse, insan her türlü çirkinlik ve kötülüklerden korunmuş olur. Böyle bir insan ve bu insanlardan meydana gelen toplum,  aydınlığa ermiş bir toplumdur. Bunun yanında Fecr aşamasında Kur’an’ın insanlara eleştirileri var; “Siz yetime cömert davranmıyorsunuz. Yoksulun doyurulması için birbirinizi özendirmiyorsunuz. Mirası(emeksiz kazancı) haram-helal demeden açgözlülükle yiyorsunuz. Malı da pek çok seviyorsunuz.” (Fecr 89/17–20).

Demek ki, fecir aşamasında ve her zaman, yetime cömert davranmak, yoksulu doyurmak ve birbirini bu yönde özendirmek, mirası hak sahibine vermek, malı da pek çok sevmemek gerekiyor. İşte insan bu özelliklere sahip olunca gerçek anlamda tatmin olmuş ve Rabbini de razı etmiş olur.

 

Üçüncüsü, Duha aşamasında:

Duha aşamasında geçmiş durumların hatırlanması, şimdiki durum ile karşılaştırılması yapılıyor ve pratik bazı uygulamalar emrediliyor. Ayrıca bu aşamada, geleceğe umutla bakmak ve razı olunacağını bilmek gibi çok önemli bir dinamizm öğesi ele alınıyor. Bir de sürekli olarak Rabbin Nimeti’nin anlatılması gerektiği belirtiliyor. Burada kısaca özetlemeğe çalıştığımız konuları âyetlerle görelim:

“Sabahın aydınlığına (duhâya) dikkat et! Ve karanlığı iyice çöken geceye de dikkat et. Rabbin seni bırakmadı. Şüphesiz senin sonraki durumun öncekinden daha iyi olacaktır. Rabbin elbette sana verecek ve sen razı olacaksın. Sen bir yetim iken seni seçip barındırmadı mı? Ve sen yol bilmez biri iken seni seçip dosdoğru yola iletmedi mi? Sen muhtaç birisi iken seni seçip bu durumdan kurtarmadı mı? Öyle ise,  sakın yetimi hor görüp, ezme. Bir şey isteyeni, asla azarlayıp geri çevirme. Rabbinin Nimetini sürekli an ve bıkıp usanmadan anlat.” (Duha 93/1–11).

Müslüman kişi ve topluluk aşama aşama ilerlemesini sürdürür, onda zikzaklar, atlamalar yapmaz, İslâmi yolda taviz vermeden, Allah’ın istediği ve Rasulü’nün gösterdiği biçimde yürürse, böyle bir İslâm toplumunun sonu kesinlikle ilkinden daha hayırlı olur… Bir toplum eğer Müslüman olduğunu savunuyor ve kötü bir konumda ise; o toplum en kısa zamanda bütün disiplin ve dinamiklerini gözden geçirmelidir. Belli ki, yapıyı meydana getiren değer yargıları ve gidişatta bir aksaklık, önemli bir terslik var. Başka bir söyleyiş ve değerlendirme ile kişi ve toplum plânında İslâmi yoldan sapmalar var. Tarihte ve günümüzde bunun örnekleri pek çoktur. Duha Sûresi üzerinde yüzeysel de olsa çalışanlar, sûrenin Allah Rasulü’nü (s) ve O’nun şahsında bütün Müslümanları müjdelediğini görür.

Duha aşamasında artık anlatma, çevredekilere bir şeyler verme noktasına gelinmiştir. Ama ön plânda olup sürekli olan, Rabbin Nimeti’nin anlatılmasıdır. Allah Rasulü (s) için Rabbin Nimeti Kur’an olduğu gibi müminler için de başka bir şey değildir. O halde Duha aşamasında yapılması gereken, geleceğe umutla bakarak, günlük yaşayışımızda örnek davranış ve sözlerimizle Rabbin Nimeti’ni durmadan anlatmaktır.

Dördüncüsü, İnşirah aşamasında:

Buraya kadar sırasıyla Leyl, Fecr ve Duha aşamalarında yapılması gerekenleri, Kur’an âyetleri ışığında Kur’anî bilgi dağarcığımızın elverdiği ölçüde özetlemeye çalıştık. Bu aşamaların özelde Peygamber’in (s) geçtiği, genelde ise bütün müminlerin geçmesi gerektiği merhaleler olduğu da bilinmelidir. Özellikle Duha Sûresi’nin iniş sebebi ve peygamber’e (s) verdiği moral hiç akıldan çıkarılmamalıdır. Ayrıca her Müslüman istikrarlı İslâmi yaşantısı ile sonunun ilkinden daha hayırlı olacağını bilmelidir. Çünkü Kur’an her konuda olduğu gibi bu yönüyle de evrenseldir.

Bu nedenle Leyl, Fecr ve Duha aşamalarını Allah’ın istediği biçimde tamamlayan her Müslüman kişi ve toplum inşiraha erebilir. Nasıl ki Peygamber (s) ve ashabı her zorluğa göğüs gererek, hiçbir fedakârlıktan kaçınmayarak ve hiçbir tehlikeden çekinmeyerek İslâmi Yolda yürüdüler ve inşiraha erdilerse, aynı şekilde her zaman ve mekânda inşirah olayı bütün Müslümanlar için de mümkündür. Önemli ve gerekli olan; Hz. Peygamber’in (s) İnşirah Sûresi’nin kendisine vahyedildiği andaki durumun gerçek anlamda Müslümanlarda görülmesidir. Elbette sıradan bir Müslüman peygamber seviyesinde zorluk ve güçlüğe katlanabilecek tahammüle ve korunmaya sahip değildir. Ama Allah’ın nefislere ancak kaldırabileceği kadar yük yüklediği hatırlanırsa, yük hele bir omuzlansın, Allah (c) kolaylık verecektir, inşallah… İnşirah aşamasındaki âyetlere bakalım;

“Biz senin göğsünü açıp ferahlatmadık mı? Üzerindeki yükünü hafifletmedik mi? Ki o,  belini büken bir yüktü. Senin zikrini yükseltmedik mi? Şüphe yok ki her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Muhakkak her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyle ise zorluktan kurtulduğunda, hemen yeni bir işe tutun(sağlam durup nasibini gözet). Ve sadece Rabbine rağbet et.” (İnşirah 94/1–8).

Dikkat edilirse, Duha aşamasında Allah’ın Rasulü’ne verdikleri ile İnşirah aşamasında verdikleri arasında sıkı bir bağ vardır. Duha Sûresi’ne yeniden bakılırsa; burada hidayet ve hidayet üzere yürürken gerekli donanımlardan söz ediliyor. Yani, özellikle insanın maddi ve manevi ihtiyaçları karşılanıyor. Aynı şekilde ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının giderilmesi öğütleniyor. İnsanlara darılıp küsmeden, onları terk etmeden, geleceğe umutla bakmaları sağlanacak. Öksüzler barındırılacak, yol bilmezlere yol gösterilecek, fakirler doyurulacak. Bu işler zulmetmeden, azarlamadan Rabbin Nimeti en iyi şekilde anlatılarak yapılacak. Çünkü Yüce Rabbimizin sevgili Rasulü’ne uyguladığı sünnet böyledir. Rasulullah’ın da ashabına uyguladığı sünnet aynı oldu. Yani daha büyük işler için bu aşama geçildi ve İnşiraha erildi. İnşirahta neler var? İnsanın maddi ve manevi temel ihtiyaçları karşılandıktan sonra, iman ve basiretten alınan cesaretle, Rabbimizin zikrimizi yücelteceğine de güvenerek, güçlüklerle dolu bir mücadele var. Ancak mücadele boyunca sadece Allah’a rağbet edilirse, sadr şerh edilir, beli çatırdatan zorluk kaldırılır ve zikir yükseltilir.

 Sonuç

Zikir; hem Kur’an’dır, hem İslâm dininin bütünüdür; hem de şanları, isimleri sürekli Kur’an ile İslâm ile birlikte anılıp yüceltilen Rasulullah’ın itibarı, namı ve şanıdır. Sonra zikri yücelten Rasulullah’ın ashabıdır ve bu yolda mücadele eden şehitler, âlimler ve bütün Müslümanlardır. İnşirahta genişlik ve ferahlık veren bir aydınlık var. Ruhları, vicdanları, ufukları nura gark eden bir mutluluk var. Ne mutlu bu inşirahı duyanlara! İnsanın manevi kuvvetleri uyuşmuşsa, çalışma kudreti gevşemişse, bu duyuş ona yeni bir hız verir; ona yeni mücadele kudreti aşılar. Sadr göğüstür, makamdır, mevkidir. Rağbetimiz Rabbimize olursa, sonraki makamımız, mevkiimiz, nam ve itibarımız kesinlikle öncekinden daha iyi olacaktır (inşallah).

Mustafa DEMİR