Oruç ve diğer ibâdî emirlerin, dînî rükünlerin birçoğu; dünya hayatı için birer koruyucu hekimlik fonksiyonu görmektedir. Tüm ibadetler dünyada sağlık, sıhhat, huzur ve mutluluk muştular. Kişinin kendini, ailesini ve etrafını stresten, saldırganlıktan, depresyondan emîn, güvenilir ve barışık kılar. Husûsen de Rabb’i ile barıştırır. Orucun farz bir ibadet olduğu ve tutulmasının insanın hem beden hem de ruh sağlığı için birçok faydasının olduğu ile ilgili olarak birçok ayet, hadis görebildiğimiz gibi aynı zamanda eski kutsal metinlerde ve eski birçok âlimin kitabında bu konuya açılmış özel bölümler bulunmaktadır.

“Siz ey iman edenler! Oruç tıpkı sizden öncekilere olduğu gibi size de yazıldı; belki bu sayede takvâya erersiniz: Sayılı günlerde… Sizden kim hasta ya da yolcu olursa, tutmadığının sayısı kadar diğer günlerde (oruç tutar) ve (bunlar arasından) ona gücü yetenler üzerine, bir yoksulu doyuracak fidye gerekir; Kim daha fazla hayır isterse kendisi için daha yararlı olur, ama -eğer bilirseniz- oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır..” (Bakara 2/183- 184).

“Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız; seyahat ediniz ki zengin olasınız.” (Şerhu’l-Müsned 9/218, Mecme’u’z-Zevâid 5/324, Tergîb 2/83, Nihaye 3/12).

Allah İncil’de Hz.İsa’ya şöyle vahyetmiştir: Ey İsa! İsrailoğullarına şunu haber ver ki, benim rızam için oruç tutan kimsenin vücuduna sıhhat veririm, ecrini büyük eylerim.” (Kitabu’l-Ummal, Tesdîdü’l-Kavs). “Oruç; mideyi, bağırsakları ve kalbi dinlendirir. Vücuttaki fazlalıkları eritir. Hem rûhî, hem bedenî bir devâdır.” (İbnu’l-Kayyim, Mukaddime, s.382). “Oruç, Allah’ın düşmanı olan şeytanı kahreder. Şeytanın kullandığı vâsıta şehvettir. Şehvet de yemek içmekle kuvvetlenir. İşte oruç, şeytanın vâsıtasını zayıflatır.” (İmam Gazâlî). Namazdan sonra oruç; bütün ümmetlere emredilmiş; bedenen ve ruhen yapılan bir ibadet türüdür. Oruç egonun, yani nefsin aşırı tepki ve isteklerine karşı aktif ve pasif mücadeledir. Öfke, sınırsız tüketme, aşırı cinsel dürtüler, müskirât, bencillik, gıybet, magandalık gibi birçok psikolojik bozukluğun tedavisinde etkin bir ilahi reçetedir.

“İnsanoğlunun yemek yemesinin temel nedeni enerji elde ederek organizmanın ihtiyaçlarını karşılamaktır. Modern çağda insanoğlu yemek yemeyi bir eğlence aracı haline getirmekle obesitenin önünü açmıştır. Oruç ayı; yeme değil, yememe ayıdır. Birçok kötü davranışımızın terapisinde muhteşem bir iyileştirme ayıdır. Üretmek, vermek ve kendini her dakika ilahi huzurda hissetme ayıdır. Yani tam da Allah için yaşama ayıdır. Onun içindir ki Allah (c), tüm ibadetlerin ecrini beyan etmişken oruç ibadetinin ecrini saklı tutmuş, ecrini de bizzat kendisinin vereceğini beyan buyurmuştur. Oruçlu iken ibadet, tefekkür, zihni ve hatta bedenî üretim daha verimlidir. Hem ruh hem de biyolojik organizma daha diri ve daha uyanıktır. Dolu mide, bütün biyolojik sistemleri yorar; her tür aksiyonu kıstılar, tembelleştirir ve uyutur. Ramazan ayı, bir mümin için rehabilitasyon ayıdır. Muhteşem bir Nebevî reçetedir ve biz hekimler de bu reçeteyi tescil ve tasdik ederiz. Hem koruyucu hem de tedavi edici hekimlik açısından oruç; ruh ve bedende mevcut ve ileride olabilecek illet ve patolojilere karşı etkili bir biyo-sosyo-psikolojikdir. Son 30 yıldır, dünya hayli zenginleşti. Hiçbir asırda bu kadar gıda bolluğu yaşanmamıştı. Toplumlarda obesite gibi aşırı beslenme hastalıkları çok arttı. Dünya tarihinde ilk kez aşırı beslenme yüzünden çocuklar; anne ve babalarından erken ölmeye başladılar. Batıda genç nüfusun bile %40’ı obes. Obesitenin tedavisi için mide küçültme, mideye halka taktırma, cerrahi bypass yaptırma gibi komplikasyonlu, hatta ölümcül yöntemlere başvurular hızla artıyor. Türkiye gibi ülkelerde erkek nüfusunun %25’i, kadın nüfusunun %45’i artık obestir ve çoğu yüksek kolesterol, şeker ve koroner arter hastalığı ve yüksek tansiyonla boğuşuyor.

Hipertansiyon, koroner arter hastalıkları, buna bağlı kalp ve beyin infarktüslerinin en önemli nedeni damar sertlikleridir. Bunun da en önemli nedeni aşırı gıda, yani aşırı kalori tüketimi sonucu obesite ve diyabet gelişmesi veya kan kolesterol ve trigliserit (lipid, yağ) seviyelerindeki artıştır. Bu hastalıkların hepsi için verilen perhiz ve reçeteler zor ve pahalıdır. Oysa Ramazan ayı doğal bir perhizdir. Oruç tutmak, diyet yapmaktan daha kolay ve ucuz bir yöntemdir. Fazla kalori, yağ, karbonhidrat, protein ve tuz tüketimi sadece obesitenin değil; kanserin dahi ana sebepleri arasında sayılabilir. Alternatif tıpta bunların tümü açlıkla tedavi edilmektedir. O şekildeki açlık bizce pek makul değilken; doğru oruç son derece makuldür. Bunların tümünün tedavisi pekâlâ sahih sünnete uygun oruç ile mümkün. Bedenin ve ruhun en iyi talim ve terbiyecisi oruçtur.

Modern insanın en temel korkularından birisi aç kalmaktır. Hâlbuki oruç sanıldığı gibi bir aç kalmak değildir. Oruç kişiyi bedenden ruha, somuttan soyut değerlere taşıyan bir binek gibidir. Oruca alışık olmayanlar için sadece ilk iki gün zor olabilir. O da birkaç saat içindir. Bir iki saatlik sabır ve tahammülden sonra oruç, herkes için letâiflerle dolu; sevinç sofraları ile ödüllendirilen, ruha ve bedene haz veren, kul ile Rahman arasında diyalog ve hatta dostluk kurduran anlamlı bir yürüyüşe dönüşür. Dost için, sevgili için biraz açlık ve susuzluğa katlanmak, muhabbeti pekiştirir. Oruçta susayan kişi suya özlemle dolar. Özlemek ve özlenen şey güzeldir. Özlenene kavuşmak daha da güzeldir. Özlenen şey için çekilen zahmet de güzeldir. Oruçlu kişi, özlediği şey yemek içmek ise, bilir ki bir iki saat sonra suya da ekmeğe de kavuşacaktır. Sevgilisine, yavrusuna kavuşmak kadar olmasa bile iftar sofrasına kavuşacak, mutlu olacak, itminana erecek şükürler edecek, o dahi Rabbi ile bağı pekiştirecektir. O şükrü de Rabbi ayrıca ödüllendirecektir. “Ramazan ayı Allah’ın ayıdır” hadisini hatırlarsak; Rahman daha başka neler bahşedecek; hayal bile edemeyiz. Buna sevinilmez de ne yapılır? Hamdedilir, şükredilir. Böyle bir aya ve onu Yaratan’a ancak hamd ü sena edilir. Hamd; büyük duadır. Ramazan ayı sürekli egosunun peşinden giden insana yaşamla barışık bir ruh halini kazandırır. Rahman’ın (c) verdiği her şeye şükretmek vermediklerine de hamdetmektir. Oruç bazıları için biraz zor bir süreçtir. Açlıkla, susuzlukla, nefisle mücadele zordur. Ancak, Ramazan ayında ve özellikle bir Müslüman aile veya cemaat içinde tutuluyor ise oruç; zorluk biter; birden dayanışmacı, muhabbetli bir eylem birliğine dönüşür. Oruçsuz bireyler dahi işin manevi havasına girerler; onlar dahi bu sosyal ve psikolojik birlikteliğe; en azından iftar sofrasına sevinçle dahil olurlar. Toplumdaki güven ve sevgi artışı, birçok toplumsal hastalığın tedavisinde temel ilaçtır.

Oruç tutan kişiler, inançları gereği hoş görüyü her zamankinden daha çok kuşanırlar. Pozitif atmosfer herkesi kuşatır. Dolayısı ile Ramazan ayı geldi mi; herkes ondan bir pay, bir ikram, bir esinti alır. Payını ya bir iftar sonrasından, ya komşudan uzatılan sıcak bir tabak yemekten, ya canlanan ticaretten, ya bayramından veya el öpen çocukların coşku ve sevincinden alır. Velev ki o dine iman etmemiş olsun.

Hayata dair temel değişiklik kararı almak için de ideal bir aydır Ramazan. İman yetimleri dahi; en azından bir günahını, bir kabahatini, mesela içkisini gizler, erteler, eksiltir veya terk eder. Belki tefekküre dalar, belki iyiler kervanına aktif olarak katılır. Orucun en şaşırtıcı rehabilitasyonu sigara tiryakileri ve alkoliklerle ilgili olanıdır. Bu ve diğer maddelerin müptelası kişiler; oruçta o zararlı maddeleri sürpriz şekilde terk ederler; en azından azaltırlar, ara verirler. Oysa hekimler; bir tiryakiye ve alkoliğe; sigarayı, içkiyi veya bağımlılık yapan diğer maddeleri yasak ettiğinde çoğu delirium krizine girer. Ama ne hoştur ki, oruç ayı ve ortamı, tiryakiyi de, sarhoşu da, serkeşi de delirium zuhur etmeden iyi eder; saldırganlık, serkeşlik biter, kişi adeta melekleşir. Hem de vizitesiz, ilaçsız iyileşir.

Oruç tutacaklara kolay bir yöntem

Birincisi; baştan oruçtan maksadın yememek olduğunu, kendimizi tutmak olduğunu idrak etmeli. Sahurda, ortalama bir kahvaltıda ne yiyorsak onun dahi asgarisini yemeli, fazlasını değil. Zorlamadan, bolca sıvı ve az tuzlu ayran içmeli. Açlık korkusu ile kesinlikle fazla gıda alınmamalı. Yoksa oruçtan beklenen maksat hâsıl olmaz. Hem gereksiz yemek; sahurdan sonra tekrar uykuya yatanlara sıkıntı verir, mideyi ekşitir, gastrit yapar. Sahurdan maksat ibadettir, seher vaktini değerlendirmektir, oruç ibadetine niyetlenip oruçtan ne beklediğini tartıp açık bir bilinçle başlamaktır; tabaklar dolusu yemek değildir. Oruçluyum diyerek iş temposunu düşürmek gereksizdir, yanlıştır. Rutin iş ve meşguliyet aynen sürdürülür. Hatta aşırıya kaçmamak şartı ile spora devam edilir. Öğle ikindi arası, birkaç saatliğine açlık hissi ve bir miktar halsizlik olması doğaldır. İşte o birkaç saati kolaylaştırmak, en azından unutturmak için okuma, yazma, tefekkür, vird, zikir, nafile bir ibadet; masa başı bir rutin iş; açlığı giderir. Hatta şaşılacak bir eylem hafif spor, bahçe işi, tamir işleri gibi hafif bedeni bir meşguliyet; 10 dakikada açlık ve susuzluğu unutturur. Çünkü ekstra meşguliyet, karaciğerde yedekte bekletilen glikojen depolarının hızla devreye girmesine yol açar. O andan itibaren endojen kalori yani enerji kullanımı başlar. Bir anda 200-300 kalori kazanımı olur ve açlık geçer. Ardından yağ dokusunda saklı yüksek kalori kaynağı olan lipid mobilizasyonu başlar. Bütün bunların kullanımından açığa çıkan metabolik bir ürün olan su; kısmen de olsa su ihtiyacını ve dolayısı ile susuzluk hissini giderir. Böylece lipoliz, yani yağ dokusu erimesi, yani kilo kaybı başlar. Yatan bir kişide ise, bu kayıp kas dokusundan da olur. Bu da kuvvet kaybı ve takatsizliğe sebep olur. Oruçlu veya aç kişi rutin iş, eksersiz ve bedeni hareketlerini kısıtlamaz ise, kas yıkımı değil, adipo doku yani yağ dokusu yıkımı olur; bu da obesite tedavisi için arzu edilen bir şeydir.

İftarda dikkat edilecek faktörler

İftarda su, meşrubat ve 2-3 hurma ve birkaç zeytinle ve yarım tabak çorba ile oruç açılıp 10-12 dk. kadar ara verilmeli; namaz veya benzer bir şeyle meşgul olunmalı. Bundan maksat; alınan karbonhidrat, yani şekerin kana geçmesine ve açlık hissini gidermesine ve enerjiye dönüşmesine fırsat vermektir. Yutulan karbonhidratlar ortalama 13 dakikada kana geçip glikoza dönüşerek hücrelere girer ve hemen tokluk hissi başlar. Ara verilmeyip yemeğe devam edilirse, tokluk hissi başlayana dek gereğinden fazla gıda yutulur. Genelde yemeğin çoğu veya ihtiyaçtan fazlası; hemen ilk dakikalarda yenir. Lâkin aşırı doluluk nedeni ile mide sindirime geçemez ve hemen tokluk hissi oluşamaz. Bu durumda tokluk hissi ancak 20-30 dk. sonra oluşur ki o zaman da iş işten geçmiş olur. O andan itibaren aşırı dolgunluk ve gerginlik hissi, sindirim zorluğu başlar. Kişinin neşesi kaçar, zindelik yerine halsizlik başlar, yerinden kıpırdayamaz olur, uyku basar.

Dumping sendromu olanlarda; özellikle ilk başta yenen tatlılar hemen 12 parmak bağırsağına geçerek aşırı insülin salınımına ve o da terlemeye ve tansiyon düşmesine, aşırı halsizlik ve bulantıya yol açar. Tatlı yenecekse yemekten sonra yenmeli ve 1 saat süre ile üzerine su içilmemelidir. Sahih sünnete uygun tutulan oruca organizma yaklaşık bir haftada alışır. Üçte bir veya yarım kapasite ile çalışmaya alışan mide ve diğer organlar; ilk ay 5 kg. kadar kayıp verir ve fazla kilolar bitene kadar ayda 5 kg. kayıp verme devam eder. Fazlalıklar atıldıktan sonra, organizma artık biyolojik bilince veya dengeye kavuşur, kilo kaybını durdurur. Fazlalık olan her bir kilo verildiğinde kişi 1 yıl gençleşir; 5 kilo verebilirse 5 yıl gençleştiğini hisseder. Buradaki ön şart, kişinin açlık ve işten geri kalma korkusu ile asla fazla gıda almaması; önceki toplam gıda tüketiminin en az yarısının altına düşebilmesidir. Ne var ki, ülkemizde böylesine sünnete riayet eden kişi sayısı yok denecek kadar azdır. Hele obesler hiç riayet etmemektedirler. Sorun; kültür, gelenek ve irade sorunudur. Bazı kazanımlar elde edilse bile; Ramazan geçince orucun, onun güzelim letâiflerinin unutulması, daha da fazla tüketime gidilmesi sorunudur. Bu yüzden gastrit, kolit, kabız olanlar az değildir. Gastritin birinci sebebi, fazla gıda tüketimidir, abur cubur yemektir. Gastrit, yıllar boyu mideyi yorduğu takdirde, hele de işin içine alkol ve kızartmalar da giriyorsa; kanser ihtimali artar. Tedavisinde ön şart abur cubur ve fazla yemeyi durdurmaktır. Normal ve az yemelerde midenin asidi, gıdayı ve bakterileri temizler. Özellikle Helicobacteri pylori gibi gastrit yapıcı mide bakterilerinin giderilebilmesinin şartı, midenin yarıdan fazlasının boş bırakılması ve acıkmadan yememektir. Daha da doğru olanı acıkınca bir iki saat sabretmektir; hidroklorik asit ve pepsinojenin; mikropları yok etmesi için bir iki saat yemeyip beklemektir. Fazla gıda tüketimi; hem daha fazla bakteri yutmak, hem de mide- bağırsak mukozalarında yuvalanmış bakterileri sindirmede mide asit ve pepsineojeninin, istiap haddi aşıldığı için, yetersiz kalması demektir.

Özetle Nebevî sünnete uygun oruç ve haddi aşmayan planlı açlık; damar hastalıklarına, alkolizme, madde bağımlılığına, psikopatik kişiliğe, obesiteye, hatta kansere dahi şifadır.

Tebrikler sana ey oruç! Biz hekimlerin başaramadığını başardığın için tebrikler. Bizi tut! Orucun hikmetini hâlâ anlayamamış, özellikle de lüzumsuz yere hastalarına oruç bozduran hekimleri, tiryakileri, azgın nefislerimizi, sarhoşlarımızı, serkeşlerimizi, psikopatlarımızı tut.

Ey şifa veren oruç, hoş geldin aramıza.

Selam mübarek Ramazan’a.

Nihat BENGİSU