AİLE/ANALİZ

 

Onlar, Bundan Sonra Hangi Söze İnanacaklar?

Elif NİSA

 

İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir; sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze (hadise) iman edecekler? (Câsiye 45; 6)

 

Kur’an, indirildiği andan itibaren sadece dönemine değil tüm zamanlara hitap eden ve tüm insanlığa yol gösteren kitaptır. Evrenseldir ve her kime ulaşmışsa muhatabı da odur.

 

Kur’an, “Biz Kitap’ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık…” (Enam 6; 38) ayetiyle dikkat çekildiği gibi noksansızdır ve insanlara gereken her konuyu açıklar.

 

Rabbimiz, Kur’an’dan eşi benzeri olmayan, eksiksiz, doğruyu yanlıştan ayıran bir nur olarak bahseder. Onun ipine sarıldığımızda bizleri en doğruya ulaştıracağı bilgisini verir. Allah, “her konudan nice örnekleri değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız” buyurur ve Kur’an ayetlerini yine bizzat kendi verdiği örneklerle açıklar.

 

(Kur’an,) Ayetleri muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından birer birer (bölüm bölüm) açıklanmış bir Kitap’tır. (Hud 11; 1)

 

Bizler, Allah’ın ahirette sorgulanacağımızı haber verdiği Kur’an’da bildirdikleri ile sorumluyuz. Kur’an’da bildirilmeyen bir konu Müslümanların sorumluluğunda değildir. Allah insanları sadece Kur’an ile haber verdiği emir ve yasaklardan sorumlu tutar.

 

Sorumlu olduğumuz ve sorgulanacağımız kitabımız Kur’an, Peygamberimiz (as)’a levhalar, tabletler ya da yazılı sayfalar halinde verilmedi. Peygamberimiz aldığı vahyi, vahiy kâtiplerine yazdırdı. Yazıya geçirilmesi Allah’ın isteğinin bir sonucuydu.

 

Hadislere gelince; Kur’an’da Peygamberimizin sözlerinin yazılmasının Allah tarafından istendiğine dair bir ayet yoktur. Kur’an, Allah’ın koruması altındadır. Allah bize Kur’an’ın korunacağı bilgisini verir ancak hadislerle ilgili böyle bir bilgi yoktur.

 

Hiç şüphesiz, zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz. (Hicr 15; 9)

 

Peygamberimiz (as) Kur’an’ın en mükemmel uygulayıcısıdır. Tüm hayatı boyunca Kur’an’a uygun olarak yaşamıştır ve bizler için en mükemmel örnektir. Tüm uygulamaları, Kur’an’la mutabık sözleri ve müjdeleri bizim için son derece değerlidir.

 

Ancak hadis kitaplarına sonradan eklenmiş, Peygamberimiz (as)’ın sözleri ve uygulamalarıyla hiç ilgisi olmayan bir kısım açıklamalar bulunduğu da bir gerçektir. Bu sözlerin sahih hadislerden ayırt edici özelliği, Kur’an ile çelişiyor olmasıdır. Kur’an ile örtüşmeyen sözlerin, “Ey insanlar, ateş tutuşturuldu ve karanlık gecenin parçaları gibi fitneler yakınlaştı. Allah’a yemin ederim ki aleyhimde tutunacak bir şeyiniz yoktur; Kuran’ın helal kıldıkları dışında bir şeyi helal kılmadım. Kuran’ın haram kıldıkları dışındakileri de haram kılmadım. (İbni Hişam, Siret 4) buyuran Peygamberimiz (as)’a ait olması mümkün değildir.

 

Rivayet zinciri ile günümüze gelen birçok hadis, hem Kur’an’la hem bilimsel gerçeklerle hem mantık ilkeleriyle ve hem de diğer hadis rivayetleriyle çelişir. Bütün bu rivayetlerin doğru olduğunu ispatlamak elbette mümkün değildir. Aralarında uydurulmuş olanlar vardır.

 

Bir hadisin gerçekten Peygamberimiz (as)’ın sözü veya uygulaması olup olmadığını bilmek için Kur’an’a bakmamız gerekir. Eğer bir hadis, Kur’an ile mutabıksa, doğru kabul ederiz. Eğer söz konusu hadis, Kur’an ile çelişiyorsa, bu konuda artık tereddüt yoktur; doğru kabul edilemez.

 

Bugün bir kısım İslam toplumları için sorun, Kur’an’ı adeta terk edip yerine ‘mevzu hadisler’i yol gösterici edinmeleridir. Yani, Hz. Muhammed(as) tarafından söylenmediği halde kimi cehaletle ve kimi kasıtlı olarak onun hadisiymiş gibi anlatılan sözleri. Peygamberimiz (as)’dan aktarılan ve Kur’an’ın ruhunu yansıtan muhteşem hadislerin arasına karışmış uydurma hadisler, bir kısım Müslüman topluluklarda Kur’an’ın yerini alan ve yeni ve sahte bir din gelişmesine temel sebep oluşturan ana kaynaklardır.

 

Bu sistemin uygulamaları yüzünden kendilerince İslam’a ve Kuran’a eleştiriler yöneltmeye çalışanlar, “Müslüman” kimliğindeki pek çok kişinin gerçek İslam ve Kur’an ile neredeyse hiçbir bağlarının olmadığını göremeyip yanılıyorlar.

 

Her dönem peygamberlerin tebliğ ettiği hak dine ilk karşı çıkanlar devrin sözde âlimleri, kendilerini din adına hüküm koyucu görenler ve toplumda yerleşik din dışı gelenek ve örflerin devamından çıkar sağlayanlar olmuştur. Peygamberimiz Kur’an’ı tebliğ ettiğinde de karşısına en çok engel çıkaranlar dönemin müşrikleri yani bağnazları idi. Allah’ın dininin kolaylığını, insanların üzerinden ağır zincirleri kaldırmasını, insanları yanlış kurallar ve örfler içinde boğulmaktan kurtarmasını, düşünüp araştırmayı emretmesini, merhameti, hoşgörüyü, sevgiyi, anlayışı hâkim kılmasını, tüm insanların eşit olmasını, kadına değer vermesini bir türlü kabullenemediler. Taassup sistemlerinin sarsılmaması için, Peygamberimiz (as)’a hâşâ Kur’an’ı değiştirmesi için baskı bile yaptılar. İşte ayetler;

 

Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi. Eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık, andolsun, onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin. Bu durumda, biz sana, hayatında kat kat, ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık; sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın. (İsra 17; 73-75)

 

De ki: “Ben, sizin Allah’tan başka tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim.” De ki: “ben sizin hevalarınıza uymam; yoksa bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan olurum.” (En’am 6; 56)

 

Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: “bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir.” De ki: “Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım.” (Yunus 10; 15)

 

Birbirinden farklı, hatta biri diğeriyle çelişen binlerce hadisin varlığı ve sahihliği, bazı hadis âlimleri arasında da muhalefete sebepti. Hadis âlimleri ve mezheplerin sahih saydığı hadisler arasında sayısız ayrılık varken, hadislerin asla reddedilemez olduğunu iddia edenler de ortaya çıkmıştır. Bu kişiler öncülüğünde, örneğin Buhari ve Müslim’deki tek bir hadisi bile inkâr edenin kâfir olacağı safsataları yayılmıştır. Daha da ileri giderek, hadislerin Kur’an ayetlerinin hükmünü kaldıracağını dahi iddia edenler çıkmıştır.

 

Sonuç olarak, Kur’an ile sağlamasını yaparsak;

 

Dinin hükümler yalnızca Allah’ın indirdiği kitaplarla belirlenir.

 

Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz? Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var? Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı. (Saffât 37; 154-157)

 

Her dönem Allah tarafından korunan ve tahrif edilemeyen tek kaynak Kur’an’dır.

 

Batıl, ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kur’an,) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)’tan indirilmedir. (Fussilet 41; 41-42)

 

Allah’ın elçileri sadece Allah’ın indirdiği kitapta yazanlarla hüküm verebilirler.

… Allah’a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah’a ve O’nun sözlerine inanmaktadır… (A’raf 7; 158)

 

Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah’ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için onlardan sakın… (Maide 5; 49)

 

Kur’an Allah’ın kelamıdır. Allah bizimle Kur’an’dan konuşur, bizi oradan muhatap alır. Kur’an şifadır, berekettir, karanlıktan aydınlığa çıkaran nurdur.

 

Kur’an samimi her Müslümanın kutsalıdır. “Kur’an yeterlidir” ifadesini çağımızın en büyük fitnesi olarak gören din adamlarına söylemek isterim ki Kur’an’ı kendince yetersiz görmektir fitne olan. Allah, Kur’an’ın eksiksiz, noksansız, tamamlanmış olduğunu haber verirken, bu gibi ifadeler haşa Allah’a ve “Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık” hükmüne kafa tutmak gibidir adeta.

 

“Hadisin Kur’an’a ihtiyacından fazla, Kur’an’ın hadise ihtiyacı vardır” iddiası ise dehşet vericidir. Üstelik Rabbimiz, “doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur.” (En’am 6; 115) buyururken.

 

Kur’an Müslümanlığını sapıklık olarak görmek İslam dışıdır. Kur’an’ı yaşamak Peygamber (as)’ın sünnetidir. Asıl sapıklık, ona atfedilen yüzlerce uydurulmuş hadisi, hurafeleri ‘din’ gibi görmek, bunlara uyup, Kur’an’ı terk etmektir. Çünkü hadisler değil, Kur’an Allah’ın koruması altındadır.

 

Allah’ın Kitabı ve Onun hayata geçirilmiş hali olan Peygamberimiz (as)’ın uygulamaları inanan insanlara yeter. Kendilerince Kur’an’ı yorumlayan bu kimselere sormak gerekir; Kur’an’ın gerçek anlamda uygulanması sırasında hangi eksiklikle karşılaşmışlardır?

 

Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin” buyuran Allah, böyle yapanların Kendisine karşı yalan uydurmuş olacaklarına dikkat çeker. Ve “Allah’a karşı yalan uyduranlar ise asla kurtuluşa ermezler.” (Nahl 16; 116)

 

Rabbimiz, hiçbir bilgiye dayanmaksızın Kendisine karşı yalan uyduran kimseleri zalim olarak nitelendirir ve sorar: “Yoksa Allah, bunları sizlere tavsiye (emr)ettiği zaman şahid miydiniz?” (En’am 6; 144)

 

Kur’an Müslümanlığı ifadesini –haşa- Peygamberimizi dışlamak olarak anlamak iftiradır, en başta Kur’an’a terstir. Birçok ayet Peygamberimizin görevini çok açık haber verir. Maide 5; 67/ Rad 13; 40 / Ankebut 29; 18 ve 50 / Neml 27; 92 / Gaşiye 88; 21. ayetlerde Peygamberimiz (as)’ın görevinin sadece apaçık tebliğ olduğu haber verilir. O öğüt vericidir, uyarıcıdır. Resûlullah’ın görevi Kur’an’ı tebliğ etmek, toplumu bilgilendirmektir.

 

“Allah’tan başka İlah olmadığına ve Benim O’nun elçisi olduğuma şehadet ediyorsunuz değil mi? Öyle ise müjdeler olsun. Bu Kur’an öyle bir iplik ki, bir ucu Allah’ın elinde, bir ucu da sizin elinizdedir. Ona yapışınız. Ondan sonra dalalet ve tehlikeye asla düşmezsiniz.”  (Ramuz El-Ehadis, 1. Cilt, s. 7, no.4)

 

Allah Kur’an’ı doğruyu yanlıştan ayırmamız için indirmiştir ve yaşamımıza dair her konu onda vardır; artık içimiz rahat etmelidir. Kur’an kalbimizi açar; bedenimizin ve ruhumuzun şifasıdır. Kur’an aklı ortaya çıkaran, mantıklı düşünmeyi sağlayan, Allah’ın beğeneceği insan modelini geliştiren, cennet terbiyesi veren hayat kılavuzudur.

 

Peygamberimiz (as) ahirette kavmini, “benim kavmim, bu Kur’an’ı terk edilmiş bir kitap olarak bıraktı” diyerek şikâyet edecektir. (Furkan 25; 30)

 

Her Müslüman Kur’an Müslümanı olmalı Peygamberimiz (as) gibi. Hiç kimse Kur’an’ın da buyurduğu gibi, Allah’ın dinde ortağı olamaz. Çünkü Rabbimiz, “Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.” (Kehf 18; 26)

 

Gerçek Müslümanlık, her dönemde içinde yaşanan toplumun bâtıl dininden kopup, katıksız olarak Allah’a ve O’nun emirlerine yönelmektir. Kur’an’a sarılmalı, ölçü ve yol olarak yalnızca Kur’an ve Peygamberimizin (as)’ın Kur’anî yaşam tarzı benimsenmeli. Sonsuz azaptan sakınmak için karmaşık, engebeli ve tali yollara sapmamalı, Kur’an’ın aydınlattığı dosdoğru yol üzerinde yaşamalı.

 

“Kur’an’a sımsıkı bağlı olunuz ve onu kılavuz ve rehber edininiz. Zira o, âlemlerin Rabbinin kelâmıdır. O’ndandır ve O’na döner. (Sizi de O’na çeker.)” (Ramuz El-Ehadis, 2. cilt, s. 317, no. 10)

 

Kur’an bugünle iç içedir. Allah indirdiği Kur’an’ı belirli bir dönem için değil, tüm zamana hükmetmek için göndermiştir. Doğru yolu gösteren, rahmet yolunu açan, Müslümanlara müjdeler veren bir İlahî nur, beşerî bir kaynağa muhtaç değildir. Bugün de yıllar sonra da insanlar için şifa, hidayet, rahmet, hayat kılavuzu ve tek kurtuluş yoludur.

 

 

 

 

Spot:

Rivayet zinciri ile günümüze gelen birçok hadis, hem Kur’an’la hem bilimsel gerçeklerle hem mantık ilkeleriyle ve hem de diğer hadis rivayetleriyle çelişir.

 

Bugün bir kısım İslam toplumları için sorun, Kur’an’ı adeta terk edip yerine ‘mevzu hadisler’i yol gösterici edinmeleridir. Yani, Hz. Muhammed(as) tarafından söylenmediği halde kimi cehaletle ve kimi kasıtlı olarak onun hadisiymiş gibi anlatılan sözleri..

 

Kur’an Müslümanlığını sapıklık olarak görmek İslam dışıdır. Kur’an’ı yaşamak Peygamber (as)’ın sünnetidir. Asıl sapıklık, ona atfedilen yüzlerce uydurulmuş hadisi, hurafeleri ‘din’ gibi görmek, bunlara uyup, Kur’an’ı terk etmektir. Çünkü hadisler değil, Kur’an Allah’ın koruması altındadır.

 

Gerçek Müslümanlık, her dönemde içinde yaşanan toplumun bâtıl dininden kopup, katıksız olarak Allah’a ve O’nun emirlerine yönelmektir.