Sual: Kur’an-ı Kerimle nerede ve nasıl karşılaştınız? Hayatınızı değiştiren bu aşk hikâyesinde ilk göz teması ne zaman kuruldu? Bazı romantik Müslümanlar, Kur’an-ı Kerim’in okurlarını seçen ve onlarla özel sohbetler yapan bir kitap olduğunu düşünürler. “Kitap” sizinle konuşmaya ne zaman başladı?

HOFMANN: 1964 yılında, Bern (İsviçre) Alman sefaretinde çalıştığım sırada, bir şekilde Kur’an’ın farkına vardım. Max Henning tarafından yapılmış, ilk kez 1901’de basılmış Almanca bir mealdi. Benimkisi bu mealin Annemarie Schimmel’in önsözüyle birlikte, Reclam Publishers tarafından Stuttgart’da 1960 yılında yapılmış cep boy bir basımıydı. Bu kitabın alelâde bir kitap olmadığını hemen fark ettim ve ona, hürmetimden ötürü, kitap raflarının en üstüne bir yer ayırdım. Çünkü Kur’an bana, olağanüstü bir otorite lisanıyla hitap etmişti. Bu nüsha, 1998’de İstanbul-Çağrı Yayınları için gözden geçirerek yayına hazırladığım, 1992 ve 2004 yıllarında hac refikim olan nüshanın ta kendisiydi.

Sual: Batılı bir aklın Kur’an-ı Kerim’le tanışmasında, onun mesajını kavramasında karşılaşabileceği en önemli güçlükler nelerdir? Batı dillerinin sözlüklerindeki “kutsal”, “kutsal kitap”, “peygamber” ve “vahiy” ile İslam’ın sözlüğündeki kelime, terim ve kavramlar arasındaki fark nedir?

HOFMANN: Kur’an okurken, batılıların karşılaştığı en büyük zorluklar, onun Kutsal Metinler diye adlandırılan gelenekten çok farklı oluşuyla ilgilidir. Yahudi ve Hıristiyan geleneğindeki metinlerin aksine Kur’an sadece tek bir yazar tarafındandır ve birbirini izleyen hikâyelerden oluşmaz. Aşâ-i Rabbânî ayininin (komünyon) aksine, o aynı hadiseleri farklı yerlerde farklı zaviyelerden ele alır ve tekrarlar. Alman şair ve düşünürü Johann Wolfgang von Goethe bu durumu çok güzel özetlemiştir: “Bu kitapta birçok benzer ifadeler ve aynen tekrarlar bulursunuz. Bu kitapta ne kadar tekrarlarla karşılaşırsak karşılaşalım, bu bize asla itici gelmediği gibi hâlâ bize cezbetmeye, şaşırtmaya devam eder ve bizi kendisine saygı duymaya icbar eder.(Noten und Abhandlungen, West-östlicher Divan). Arapça konuşmayan batılıların Kur’an’ın edebî güzelliğini idrak edebilmeleri de doğal olarak mümkün değildir.

Bugünün sekülarist (laikçi, tek dünyacı FO), ateist değilse bile de facto agnostik Avrupasında “kutsal”, “peygamber”, “vahiy” gibi kelimeler kulağa acayip geliyor. Gerçekten de, eğer fizik ötesi aşkın bir hakikat yok idiyse, bütün dinler folklordan öte bir hakikat ifade etmeyecekti.

Sual: Hz. Meryem’in babasız bir çocuk dünyaya getirebileceğine inan(a)mayan bir zihin; Hz. Muhammed’e (sav) inen vahyi de anlamlandırmakta güçlük çekiyor. Peygamberi Kur’an’ın yazarı olarak algılıyor. Batılı bir zihne Kur’an-ı Kerim’in Allah kelâmı olduğunu nasıl anlatabiliriz?

HOFMANN: İslam’ın inanç deklarasyonu (kelime-i şehadet) iki esasın ikrar ve tasdikinden ibarettir: Tanrı’ya iman ve Muhammed aleyhisselamın peygamberliğine iman. Bu, hissiyâtı tatmin eder; çünkü her iki hakikat de (bir Müslüman için) sınanamaz ve test edilemez. Onlara ancak iman edilir.

Gerçi Kur’an, Hz. Muhammed’in Sünnetindeki dil profilinden aşikâr bir biçimde farklılık gösterir. Kur’an, Kitab-ı Mukaddes’in aksine, tek bir tane bile tarihî ve bilimsel hata barındırmaz. Yine de bütün bunları gündeme getirmeniz bir batılıyı iknaa kâfi gelmeyecektir. Bu böyledir.

Sual: Kur’an-ı Kerim üzerine bir kitabınızda, “…Tabiî Müslümanların Kitâb-ı Mukaddes’i hem kabul etmeyip hem de onun belli bir bölümünü delil göstermeleri de doğru değildir. Tesniye (18,15) ve Yuhanna’nın (14,26 ve 16,13) Muhammed (a.s.)’ın peygamberliğini önceden haber verdiği şeklinde yorumlanması gibi” diyorsunuz (Hofmann, M.W. Kur’an, 2005: Çağrı-İstanbul, s. 76). Oysa bizzat Kur’an-ı Kerim birçok yerde Kitâb-ı Mukaddes’e atıflarda bulunduğu gibi, Hz. Meryem’in oğlu Hz. İsa (as)’ın dilinden “…ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak geldim…” ifadesi Kur’an-ı Kerim’de de yer almıştır (Saff, 61:6). Sizce bazı Müslüman araştırmacıların bu gibi ayetlerin delâletiyle Kitab-ı Mukaddes’te araştırma yapıp bu ayetlerdeki bilgilerin karşılıklarını orada bulmaya çalışmaları yanlış mıdır?

HOFMANN: Evet, doğrusu bir kısım Müslümanların, bir yandan muharref bir vahiy olarak Kitab-ı Mukaddes’i reddederken, bir yandan da mesela Hz. Muhammed’in peygamberliğini Eski Ahit’ten yola çıkarak ispatlamaya kalkışmaları çelişkidir, tenakuzdur. İki farklı istikamette birden yürüyemezsiniz. Kur’an Kitab-ı Mukaddes’e işaret ettiğinde hassaten Müjde’ye (el-İncîl) ve Musa’nın beş kitabına (Tevrat) atıfta bulunur. Ancak bunlar artık tespit ve teşhis edilebilir halde değildirler. Çünkü “seçilmiş halk” doktrinini yerleştirmek için Yahudiler ve Hz. İsa’nın tanrısal doğasını kabul ettirebilmek için Hıristiyanlar tarafından değiştirilmişlerdir.

Sual: Gerek batıda ve gerekse doğuda yaşayan “modern” insanı Kur’an-ı Kerim’le buluştururken hangi mesajlar özellikle vurgulanmalı ve hangi üslûplar kullanılmalıdır?

HOFMANN: Kur’an, ister batılı ister doğulu olsun, bütün bir insanlığı cezbeder. İnsanın başıboş bırakılmadığını, yüce bir otorite tarafından verilen normlara tabi olduğunu iş’ar eder. Bu cümleden olmak üzere, Kur’an insanlık için bir ders kitabı, bir seyahat rehberi, bir yol haritasıdır. Biz özgür irademizle bu kılavuzluğu görmezden gelebilir veya kabul etmeyebiliriz; ancak bu sadece bizi tehlikeye atar.

Sual: Son olarak Kur’an-ı Kerim ve sanat konusunda neler söyleyebilirsiniz?

HOFMANN: Müslümanlar görsel sanatlara karşı hevesli değillerdir. Diğer taraftan kendilerini soyut sanatta azamî estetik seviyede geliştirmişlerdir. Özellikle Kur’an’ı, metnine lâyık bir güzellikte hatta dökmede, bütün bunlara ilaveten “arabesk” sayesinde…

Dr. Murad W. Hofmann kimdir?

O bir mühtedi Alman… Kur’an’ın arayıp bulduklarından, seçip konuştuklarından biri… 1931 Aschaffenburg doğumlu. Gençlik yıllarını II. Dünya Savaşı’nın bombardımanı altındaki ülkesinde geçirdi. 1950 yılında Newyork-Schenectady Union College’de yüksek tahsiline başladı. 1957’de Münih Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra avukatlık yaptı. Aynı fakültede hukuk doktoru oldu. 1961 yılında Bonn’daki Diplomasi Okulunu bitirdikten sonra Federal Almanya Hariciyesine intisap etti. Sırası ile Brüksel’deki NATO Enformasyon Dairesi Başkanlığı (1983-1987), Cezayir (1987-1990) ve Fas Büyükelçiliği (1990-1994) görevlerinde bulundu. Bütün bunların yanında Almanya Müslümanları Merkez Konseyi’nin (ZMD) danışma kurulunda görev alan mücadeleci bir Müslüman entelektüeldir.

1980’de İslam tarafından seçilen Hofmann 1982’de ilk umre ziyaretini, 1992’de ilk hac ziyaretini yaptı. İslam ve Kur’an-ı Kerim üzerine yazdığı kitapları ve verdiği konferansları ile ünlendi.  “Efrâdını câmi ve ağyârını mâni” üslûbu, geniş tetebbuâta dayanan, fakat “sehl-i mümteni” mesleğini ihtiyar ederek meselenin özünü ihsas ettiren ifâde tarzı dikkat çekicidir. Eserleri başta Almanca olmak üzere İngilizce, Fransızca, Arapça, Türkçe, Malayca, Boşnakça ve Arnavutça yayımlanmaktadır: İslâm Felsefesinin Rolü, Gerçek Alternetif Olarak İslâm, İslâm’a Felsefi Bir Yolculuk, Mekke’ye Seyahat, Üçüncü Binyılda İslâmî Siyasetin Oluşumu, Üçüncü Binyılda Yükselen Din İslâm, Müslüman Bir Alman’ın Günlüğü… Hofmann ayrıca Max Henning’in Der Koran’ı üzerinde uzun yıllar çalışarak Almanca meali yeniden yayına hazırlamıştır. Eser Türkiye’de Çağrı Yayınları ve Almanya’da Diederichs Verlag tarafından defalarca basılmıştır.

Kendisini gıyaben tanımakla birlikte eserlerinden hiçbirini görmemiştim. 29 Mart 2008 günü, İmam Malik Hazretleri hakkında bir konuşma yapmak üzere Dordmunt Selam Vakfı’na gittiğimde, her seferinde olduğu gibi birkaç kitap hediye edildi. Bunlardan biri de Hofmann’ın “Kur’an” isimli risâlesiydi. Kitabın büyük kısmını trende okudum ve eve döndüğümde aynı gece okuyup bitirdim. Derli toplu ve sıhhatli bir bakış sahibi bu eserin öğrencilerim için de yararlı olacağını düşünerek, kitabın İngilizcesini VU Amsterdam Teoloji Fakültesi birinci sınıf Kur’an ve Sünnete Giriş dersi için okunması zorunlu literatüre ekledim. Kendisiyle bir röportaj yapma arzusu da bu kitabı okuyunca oluştu.

Söyleşen: Fatih Okumuş, Amsterdam Vrije Üniversitesi Teoloji Fakültesinde İslam dersleri öğretim görevlisi.