Bu yazı asıl maksadı olan sözü söylemek için derginin bu sayısının genel konusuna aykırı gibi gözüken bir girişe muhtaçtır. Mevcut eğitimi çeşitli yönleri ile sürekli eleştiriye tabi tutarız. Eleştirdiğimiz noktalar  bireysel ve yerel farklıkları, geçmiş deneyimleri, mevcut potansiyeli, ihtiyaçları, istekleri, iradeyi hiçe sayarak herkes için uygun olduğunu varsaydığı tek bir sistem önermesi, bunu belirli bir yaşa kadar zorla uygulaması ve bu yolla eğitimi güçlü bir baskı aracı haline dönüştürme üzerinde yoğunlaşır ve devam eder;

– Zorunlu eğitim bir tür esarettir.

– Eğitim ve öğrenim sürecini bir mekâna bağımlı kılar.

– Bu anlamda okul eğitimi aslında bir tür yalıtma ve hapis uygulamasıdır.

– İçinde bulunanlara biçimsel olarak tek tip giysiyi, içerik olarak da benzer-eş tutum ve davranışları dayatır.

– Diğer yandan uymayanlar için cezayı ve çeşitli yaptırımları gerektirir.

– Uygulamasında egemenlik, disiplin, tek tiplilik, ikna, özgürlüğün kısıtlanması, gözetleme en temel unsurlardır.
Günümüzde “okul”, yaşamın vazgeçilemez bir kurumu olarak giderek kökleşmiş ve güçlenmiştir. Eğitim ise, öznesi olan öğreneni, kendi iradesi dışında “şekillendirilecek” bir varlık olarak görerek neredeyse hiçe saymaktadır.

Bu eleştirel yaklaşımdan sonra yapılacak şey alternatif yöntem ve model oluşturma çabalarıdır ki burada mevcut eğitim sisteminden ayrılan ilkeler devreye girer ve bu arayışın geçmişi kimilerince 200 yıl öncesine, kimilerince de ortaçağa kadar uzanır. Ve bu alternatif eğitim yöntemlerinin uygulandığı okullarda “insan” merkezdedir.

Alternatif eğitim tarihinin felsefî temellerinden birini J.J. Rousseau’nun “Emile”de karakterize ettiği ve “özgür insan”ı hedefleyen eğitim anlayışı ile Leo Tolstoy’da (1828-1910) buluyoruz. Tolstoy “İasnaia Poliana” okulunda kendi başına, disiplinsiz ve cezası eğitimi anlayışının hâkim olduğu bir sistem geliştirmiştir.

Alternatif okulları, tarihi geçmişi ile geleneksel okullardan ayırt eden genel nitelikler ise şöyle sıralanabilir:
Çok seslilik
: Alternatif okullar ideal öğrenme toplulukları değillerdir. Öğrenciler öğretmenleriyle, öğretmenler ailelerle, aileler okul müdürleriyle aynı fikirde değillerdir.
Felsefi temel: Alternatif okullar ana akım eğitimden temelde farklı olan hayat ve öğrenme felsefelerinden beslenirler.
Çeşitlilik: Çeşitliliğe sahiptir. Geleneksel özel ve kamu okullarından farklı olarak bir modelin tüm toplumlara uygun olduğu zihniyetini paylaşmaz. Her alternatif kendi eğitim ve öğretim metotlarını ve yaklaşımlarını yaratır ve sürdürür.
Küçük olmaları: Alternatif okullar genellikle 10-400 öğrenciye sahip küçük okullardır.
Bireysel eğitim: Alternatif okullar her öğrenci için eğitim sürecini değiştirirler.
Öğretmen- öğrenci ilişkisi: Alternatif okullar öğrenci ve öğretmen arasındaki ilişkiyi yöneten geleneksel sosyal normlardan uzaklaşırlar.
Bireysel farklıklara verilen önem: Alternatif okullar kişisel olmayan bir tarafsızlıktan çok bireysel farklılıklara değer verirler.
Seçim şansı: Öğretmen ve öğrenciler alternatifte gönüllü olarak bulunmalıdır. Alternatif okul mutlaka öğrencinin bulunmak istediği bir yer olmalıdır
Her öğrenciye açık olmak: Gerçek bir alternatif okul tüm öğrencilere açık olmalıdır: sözde ortalamanın altında, ortalama ya da “zeki”, ilerici, politik, “alternatif”, sözde azınlık, ya da sadece farklı. Katılacakları sınırlandırmakla, alternatif eğitimciler ve vatandaşlar, aslında alternatiflerin bütün öğrencilere yardım etme potansiyelini sınırlandırır ve geleneksel sistemin yetersizliklerini sürdürürler
Süreklilik: Öğrenciler bir alternatifte olmayı seçebilmenin yanında orada kalma tercihine de sahip olmalıdır.

Alternatif eğitim ve öğrenme biçimleri aynı şeydir. Herkes farklı öğrenir fikri alternatif görüşün temel katkılarından birisidir. Büyük öğrenci gruplarına aynı konferansın, aynı kitaptan aynı görevlerin, aynı testlerin verildiği geleneksel yaklaşımlar bütün öğrencileri aynı sayar.
Gerçek bir alternatif okulun müfredat / öğrenme / değerlendirmesi: bireyselleştirilmiş, farklılaştırılmış, kişisel hıza uygun, esnek, özelleştirilmiştir (aynı amaç için öğrenciye en uygun alternatifleri sağlayan). Eğer program öğrenci öğrenme sitilleriyle ilgili bir öğrenme çevresine sahip değilse bir alternatif değildir
Paylaşarak karar verme: 1970’lerin başından itibaren, öğrencilerin ve ailelerin kararlarda paylarının olması, alternatif programların ana bir karakteristiği olarak okulu etkilemiştir.

Birçok açıdan alternatif programları geleneksel okullardan farklı yapan şeyler bunlardır.

Buradan yola çıkarak ayrıntılarda farklılıklar görülse de temelde alternatif eğitimin uygulandığı okullarda;

– Bir meslek değil, temelde insan olmayı öğretilmeli.

– Eğitim ayrım gözetmeksizin herkese sunulmalı

– Eğitimin sürekliliği konusunda otoriter dayatmacı bir tarz sergilenmemeli

– Okul insanı toplumdan ve kökeninden koparmamalı ve soyutlamamalı.

– Bu anlamda yabancılaştırıcı ve tek-tipleştirici bir işleve sahip olmamalı.

– ‘Herhangi bir konu bütünü görülmeden anlaşılamaz ve öğretilemez’ prensibince hayattan kopuk ve dünyasal gerçeklikten kopuk bir eğitim sunmamalı,

– Öğrenciye “hayır” diyebilme hakkını vermelidir.

– Çocukların geleceğini kendimiz için belirlememe prensibine sahip olmalı,

– Eğitim sürecinde okulların, öğretmenlerin, kurumların ve toplumun ihtiyaçları dikkate alınırken eğitimden yararlananın ihtiyaç ve yetenekleri de ön planda tutulmalıdır.

-Okullar çocukların mutlu oldukları ve her zaman gitmek istedikleri bir yer olmalıdır.

– “Özgür ve açık bir eğitim”de her şeyden önce çocukların kendi kaderlerini tayin etme hakları tanınmalı ve var etmelidir.

– İnsana saygılı bir toplum yaratmak için; topluma ve insana saygılı bir okul yaratılmalıdır.

– Eğitimde özgürlük, toplumsal özgürlük için gereklidir.

– İdealize edilen alternatif eğitim tek tip değil, çok seçenekli ve çok modelli bir eğitim olmalıdır.

Zira insanlar ancak mutlu olduklarında kendilerini gerçekleştirebilirler.

Yukarıdaki tesbitler üzerinden bir anket yapılacak olsa bu satırların altına imza atacak insan sayısı az olmaz, sonucunda herhangi bir diploma olmasa bile alternatif eğitimin hayata geçirilmesinden yana oy kullanır.

Fakat çocukları büyümeye ya da şahıs öğretim hayatının basamaklarını tırmanmaya başladıkça imzasını geri çekeceği bir sürü mazeret üretir.

İlk ve en geçerli mazereti alternatif eğitimin sonunda verilecek sertifika, belge veya icazetin resmi veya sivil toplum kuruluşları nezdinde işe yaramayacak olmasıdır. Belki yaşanılan ülkenin ve pek çok beldenin gerçeği de budur. Aslında kişi alternatif eğitim ile ilgili tesbitlere imza atarken bunu bilmektedir. Sıra bizzat bu sonucu satın almaya gelince fikri değişmese de tercihleri değişir.

Zira hassaten bu ülkenin genel geçer kabulünde kişinin ne kadar kaliteli bir bilgisi olursa olsun elinde iş yeri sahiplerine götüreceği bir diploma yoksa dikkate alınmaz, bilgisi ölçmeye tenezzül edilmez, bu bilgisinin kendisini takdir etseler bile formel bir görünümü olmadıkça icazeti kayda değer bulunmaz. Her şeye rağmen alternatif bir eğitim yolunu seçmiş ise kişi ve bu eğitim sonucu aldığı referansları değerini bileceğini düşündüğü kimselere götürdükçe bir o yanağına bir bu yanağına tokatları yemeye başlar:

– Bu tür bir eğitimi seçerken hangi ülkede yaşadığınızı hiç düşünmemiş miydiniz?

– Güzel ama maalesef sizi bu ispatla kabul edemeyiz.

– Hemen resmi bir diploma elde edecek bir yol bulun ve sizi değerlendirmeye alalım gibi…

Eğer kişi alternatif eğitimini sosyal bilimlerde almış ise, hassaten dini öğrenme adına almış ise ve bilgiyi kullanmak isterken muhtemelen ileri süreceği sözler “ihtisas seviyesinde bilgimi büyütmek istiyorum, sadrımdaki bilgileri insanlara aktarmak istiyorum, karşılığında herhangi bir makam veya ücret istemiyorum, diplomayı önemsemiyorum” ise aklını yemiş olabileceği düşünülecektir.

Veya; mevcut bilgileri ile orijinal bir sonuç çıkaracak şekilde zihin egzersizi yapıyorsa eğer, kişiye reddiye getirirken ileri sürülecek ilk şey bir diplomasının bile olmadığıdır. İş bu raddeye geldiğinde icazet veya benzeri belgenin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

Alınan bu geri iletimler kişiye bir daha içinde “alternatif” kelimesi geçen hiçbir metine imza atmamayı da öğretebilir.

Bu sistemin içinde doğan ve büyüyen bizler nezdinde informel eğitimin kabul edileceği, hocalardan alınan icazetlerin el üstü tutulacağı, “alaylı olmak” deyiminin yaşanabilir olabileceği ihtimali çok yüksek bir şansa sahip gözükmüyor. Erkeklerin bu yolu seçmeleri ise söz konusu bile edilemeyecek kadar talepten yoksun. Bunun en büyük delili, nadir de olsa bu yolu tutacak bir talibin kendi hemcinsleri için bir seçenek bulamaması,velev ki oluşturuldu bir süre sonra ekibin dağılmasıdır.

İnadına bu yolu seçenler az da olsa var ama, yok olmasına ramak kalmamış olması duamızdır.

Ebu’l Ala Mevdudi

Bu kadar şeyi gözler önüne sürdükten sonra kendilerini bezeyen ilimleri alternatif metotlarla alarak bize Rabbimizi anlatan hayat rehberlerimizden Ebul Ala el- Mevdudi’yi gündeme taşıyalım. Kendisi ve bütün akrabası Aligarh’da tahsil etmiş olmasına rağmen, sonraki, hayatında İngilizleşmiş olduğunu gördüğü racalardan ve onların adamlarından soğumuş, bu sebeple de oğlunu İngiliz mekteplerine göndermek istememişti. Ve tabii bu okullara göndermeyip genç Mevdudi’ye kendi evinde hem klasik ve hem de modern tahsil yaptırdı.

Geniş İslami bilgisi ve modern düşünce tarzı, onun, İslamiyet’i en sistematik bir şekilde tanıtmasını sağladı. Açık bir üslupla en karışık meseleleri dahi basit ve anlaşılır şekilde okuyucuya verebiliyordu. Muasırlarının aksine, İslam nizamını doğrudan doğruya ve çok açık bir şekilde ortaya koymayı başardı.

Ebu’l Ala Mevdudi küçük yaşta babasının yardımıyla İngiliz sömürgesi altında müfredat oluşturan devlet okullarına gönderilmeyip evlerinde bölgenin en iyi hocalarından aldığı derslerle yetişti. Babası her alanda uzman hocaları Mevdudi’ye ders vermeleri için özenle seçmişti. Evde aldığı özel eğitim sayesinde daha küçük yaşta üniversite öğrencileri ile yarışacak düzeye gelmişti. Ailesi bu zeki çocuğa nazar değmesinden korktuğu için fazla dışarı çıkarmıyordu. Farsça, Urduca, Arapça, tarih ve edebiyat derslerinin yanı sıra yaşadığı şehrin en iyi âlimlerinden tefsir, fıkıh, hadis ve kelam üzerine dersler almıştı. Daha on bir yaşında iken Arapça’dan Urduca’ya çeviri yapmaya başlamıştı. 20’li yaşlarda iken Molla Sadra’nın “el-Esfarü’l Erbaa”sının Urducaya tercüme edilmesine yardım etti. Mevdudi alt kıtanın ünlü Diobend âlimlerinden hadis ve fıkıh alanında “âlimlik” icazeti de almıştır. İşte Üstad Mevdudi’nin küçük yaşta aldığı temeli sağlam eğitim ve başarısı, ona, allame İkbal başta olmak üzere birçok âlimin takdirini kazanma imkânı tanımıştır.

Mevdudi özel ders aldığı hocalarından ciddi manada etkilenmiştir. Islahiye Medresesinde aldığı eğitimin onun üzerinde büyük etki oluşturmuştur. Alt kıtadaki âlimlerden Şah Veliyullah Dıhlevi başta olmak üzere Ebul Kelam Azad, Seyyid Süleyman en-Nedevi ve Muhammed İkbal Mevdudi’nin etkilendiği kişilerin başında gelmektedir.

Dönem dönem modern eğitim kurumlarında da okumuş olan Mevdudi bu kurumlardan sadece birinde eğitim alanlara göre daha avantajlı olmuştur.Bu onun mücadelesini etkilemiş, aldığı bu iki eğitim sistemi arasında kendisine bir orta yol çizmiştir. Her iki tarafında sorunlarına yakında vakıf olmuş ve ümmetin sorunlarını anlamasına da ciddi manada vesile olmuştur. Kendisi de buna yer yer kitaplarında işaret etmektedir.

Yaşadığı asrın sorunlarından da uzak kalmayan Mevdudi, Hilafet hareketinin kurucuları Mevlana Muhammed Ali Cevher ve kardeşinin çıkardığı gazetede kaleme aldığı yazılarla Hind halkının Osmanlı’ya destek vermesi için ateşli yazılar kaleme almıştır. Güçlü hitabetinden dolayı meydanlarda daha 16-17 yaşlarında iken konuşmalar yapmıştır.

Kendine has bir üslubu olan Mevdudi’nin yazdığı her yazı büyük yankı uyandırıyordu. Yazıları Urduca önemli edebi metinler arasında yer alır. Mevdudi, yazılarıyla hem İslam’a ve Müslümanlara hizmet ettiğini hem de ekmeğini kazandığını söylüyordu. Genç yaşta başladığı gazetecilik mesleği onun birçok yönüyle yetişmesini sağladı. O dönemde kaynayan tüm İslam coğrafyası üzerine yazılar kaleme aldı. Gazetecilik sayesinde İslam dünyasının sorunlarıyla yakından ilgilendi ve bu konuda sıcak sorunlara çözümler üretti.

“İslam’da Savaş Hukuku” adlı kitabı 17 yaşında kaleme almıştır. Muhammed İkbal, bu kitabın herkes tarafından okunmasını salık vermiştir. Süleyman en Nedvi de kitabın basımını üstlenmiş ve bedava dağıtılmasını sağlamıştır. Mevdudi’nin daha genç yaşlarında kaleme aldığı bu kitabı okuduğunuzda onun zekâsının enginliğini ortaya çıkar.

Mevdudi ayrıca düzenli grup çalışmalarını desteklemiş ve İslam davetçileri ve fikir adamlarının bilincini derinleştirmek üzere çalışmalar yapmıştır. Medine’de ki İslam Üniversitesi projesinin fikir babasıdır.

Daha 15 yaşında İslam dünyasının gözbebeği olarak tüm dünya gençlerine örnek olan Mevdudi, küçük yaşlardan itibaren sözüyle, kalemiyle, duruşu ve hareketiyle İslam’ın zaferi ve Müslümanların kurtuluşu için çırpındı. 75 yıllık hayatını İslam dinine hizmetle geçiren ve önüne çıkan tüm engeller karşısında yılmayıp yoluna devam eden bu büyük mütefekkir, İslam dünyası ve gençler için bugün daha çok önem arz etmektedir.

Dilek SERDAR