Meryem: “İffet Ve Namus” Simgesi

Hz. Meryem kendini mabed hizmetine vermiş, takva sahibi ve dindar bir kadındır. Erkeklerden sakınan, iffetli birisi olduğundan "betül" adıyla da adlandırılır.

Tarih : Mart 08, 2016
Sayı : Eylül-Ekim 2015
Konu : İrfan
Yazar :Kadir CANATAN

Âl-i İmran Sûresi’nde anlatıldığı üzere, Kur’an’da “İmran ailesi”ne önemli bir yer verilmiştir. İmran, Hz. Meryem’in babasıdır. Hem Kur’an hem de ataerkil gelenek onu ailenin reisi olarak tanımlar ve onun maiyetindeki kişilerden bahseder. O ve onun ailesi insanlığa bir model olarak sunulur. Meryem’in ismi ve hikâyesi, dağınık olarak Kur’an’ın birçok yerinde geçtiği halde, 19. sûre onun adına tahsis edilmiştir. Bu gerçekten istisnai bir durumdur. Çünkü Kur’an’da erkek adıyla birçok sûre (Yusuf, İbrahim, Muhammed, Yunus vs.) bulunmakla birlikte, kadın isminin geçtiği tek sûre budur.

Meryem Sûresi, Mekke döneminde indirilmiştir. Habeşistan’a giden ilk kâfile Hz. Meryem ve İsa’dan bahsettiklerine göre bu sûre kâfilenin gidişinden önce, yani Hicret’ten yedi veya sekiz yıl önce vahyedilmiştir. Toplam 98 âyetten oluşan sûre, sadece Meryem’den bahsetmez. Sûrenin başında ilk önce Hz. Zekeriya'nın hikâyesi kısaca anlatılır ve ardından Meryem’in hikâyesi başlar. Meryem’in hikâyesi bittikten sonra da kısa kısa bazı peygamberlerden (İbrahim, Musa, İsmail ve İdris) bahsedilir. Sûre bitmeden önce tekrar Meryem’in hikâyesine döner ve İsa’nın doğasına ilişkin görüşlere yer verilir (88-92 âyetler).

Başka sûrelerde Meryem birçok yönüyle anlatılırken Meryem Sûresi onunla ilgili olarak üç konuda bilgilendirme yapmaktadır. İlk olarak onun vahiy meleği ile karşılaşması ve gebeliği ele alınır. Meryem ailesinden ayrılmış ve kendini mabette bütünüyle dua ve tefekküre vermiştir. Hiç kimsenin kendisini rahatsız etmesini istememektedir. Fakat bir gün ona “eli yüzü düzgün bir beşer kılığında” vahiy meleği görünür. Meryem, genç bir kadın olarak onu görünce irkilir ve kendisine yaklaşmasına müsaade etmez. Fakat beşer kılığındaki melek ona “Ben yalnızca Rabbinin bir elçisiyim, O Rab ki sana tertemiz bir oğul armağan ediyor” şeklinde bir müjde verir. Bu defa Meryem bir kez daha şaşırır ve şöyle sorar: “Bana daha hiçbir erkek dokunmamışken, nasıl bir oğlum olabilir?” (19:20). Bu soruya verilen cevabı duyunca, insan neden Meryem Sûresi’nin Hz. Zekeriya’nın hikâyesiyle başladığını anlamaktadır.

Çünkü onun hikâyesi ile Meryem’in hikâyesi arasında paralellikler bulunmaktadır. Kulu Zekeriya Rabbine içinden seslenerek bir evlat diler, fakat bu dileğinin yerine geleceği kendisine bildirilince o da Meryem’inkine benzer bir tepki verir: “Ey Rabbim, karım kısır olduğu halde ve ben de yaşlanarak bütünüyle güçsüz bir duruma düşmüşken, benim nasıl bir oğlum olabilir ki?” (19:8). İlginçtir, her iki soruya da verilen cevap aynıdır.

Zekeriya’ya verilen cevap şudur: Vahiy meleğinin ağzından “Rabbin diyor ki: ‘Bu Benim için kolaydır, tıpkı daha önce seni yoktan var ettiğim gibi.” (19:9).

Meryem’e verilen cevap ise şöyledir: Vahiy meleğinin ağzından “Rabbin diyor ki: ‘Bu Benim için kolaydır’ (19:20).

Burada insan zihninin işleyişi açısından ciddi bir sorun karşımıza çıkmaktadır. Doğal olarak işleyen yasalara göre Zekeriya yaşlı bir erkektir ve bir çocuğunun olması ihtimal dâhilinde değildir. Bu ihtimali neredeyse imkânsız kılan bir başka etken de eşinin kısır olmasıdır. Yine aynı şekilde Meryem, kendisine erkek eli dokunmamışken ve kendisi de iffetsizlik yapmamış olduğu halde nasıl çocuk sahibi olabilir? Bunlar elbette şaşırılacak olaylardır. Bu tür olaylara insan zihni pek yatkın değildir. Çünkü akıl, sözlük anlamı olan “bağ” kelimesinden anlaşılacağı üzere, olaylar arasında bağ kurarak olayları açıklamaya çalışır. İnsanlar güncel deneyimlerinden bilirler ki, yaşlı ve kısır insanlardan çocuk olmaz ve yine bilirler ki, eşi olmayan ve zina da etmemiş bir kadın da çocuk doğuramaz! İşte, bu yüzden problematik olan bu iki olay, hem ilgili şahısları hem de çevresindekileri şaşırtır ve dehşete düşürür.

Anlaşılan o ki Allah, olağanüstü olayları vesile kılarak hem sevdiği kullara nimetler veriyor hem de onları ve çevresindekileri sınava tabi tutuyor. Bu tür olaylar karşısında insanlar genellikle iki tür tepki veriyorlar: Ya sıkı sıkıya akıllarına ve gözlemlerine güveniyorlar ya da bu olaylar üzerinden üstün bir gücün tüm bu olaylara müdahil olabileceği sonucuna varıyorlar. İşte din felsefesinin temel bir sorunu ve bu sorun karşısında ortaya çıkmış inançlar (teizm ve deizm) buradan türemektedir. Teistler, Allah’ı hem yaratıcı hem de olaylara müdahil görürken, deistler O’nu yaratıcı ama müdahil olarak görmüyorlar. Kur’an bu olayları anlatarak açıktır ki deistik bir inancın karşısına teistik bir inancı koymaktadır.

İslam’da, Allah’ın evrendeki kanunlarına (Sünnetullah) aykırı olarak gerçekleşen olaylara mucize denilmektedir. Mucizeler, adet-dışı olaylardır. Daha çok peygamberliklerinin ispatlanması için peygamberlerin gösterdiği harikulade olaylardır. Bu olaylar şüphesiz ki Allah’ın onlara tanıdığı bir imkândır. Kaynağı bizatihi peygamberler değil, onlara bu fırsatı sağlayan Allah’tır. Çünkü peygamberler bile âdetullah ya da sünnetullah olarak bilinen kanunlara söz geçiremezler. Mucizeler görünüşte peygamberler eliyledir ama gerçekte Allah’ın tasarrufuyla gerçekleşen olaylardır.

Kural-dışı olaylar (yani mucizeler) iki taraflı kesen bıçak gibidir. Bir yandan peygamberler ilahi bir misyonla geldiklerini bunlarla ispat ederler, öte taraftan da bu olaylar toplumda felsefi ve teolojik tartışmaları da harekete geçirir. Eğer evrende kanunlar varsa, mucizeler nasıl olabiliyor? Aslına bakılırsa, mucizeler aynı madalyonun iki yüzü olarak görülebilirler. Eğer evrende düzenli olarak işleyen kanunlar varsa, buna aykırı olarak meydana gelen olaylara mucize denilir. Kanunlar yoksa ve her şey düzensiz bir şekilde cereyan ediyorsa o zaman mucizeden de bahsetmek mümkün değildir, çünkü her olay kendi başına mucizedir. Mucizenin kural, düzenliliğin kuralsızlık olduğu bir dünyada mucizeler değil, düzenlilikler olağanüstü görünürler. Netice olarak mucize, düzenli bir dünya tasavvurunu gerektirmektedir.

Kural-dışı oluşumlar, sadece felsefi ve teolojik sorunlar yaratmıyorlar, aynı zamanda toplumsal sorunlara da yol açıyorlar. Meryem Sûresi’nin ele aldığı ikinci konu, kavminin ona verdiği tepkidir. Toplum, kural dışı davranışları bir sapma olarak görür ve sapkın eylem sahiplerini dışlar. Çocuğu olduktan sonra Meryem’in başına gelen de böylesi bir durumdur. Meryem toplumun tepkisini almadan önce bunu düşünür ve şöyle der: “Keşke bu durum başıma gelmeden önce ölseydim de unutulup giden birisi olsaydım!” (19:23). Nitekim düşündüğü başına gelir ve bir süre sonra çocuğuyla beraber kavmine döndüğünde onlar: “Ey Meryem!” dediler, “Sen gerçekten tuhaf bir iş yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi; ne de annen iffetsiz bir kadındı!” (19:27). Açıktır ki kavmi onu iffetsizlikle suçlamış ve bunu ondan beklemediklerini beyan etmiştir.

Fakat Meryem’in onlara verdiği cevap karşısında bu kez kavmi şaşırıp kalmıştır. “Bunun üzerine Meryem, çocuğuna işaret etti. Nasıl olur da dediler, beşikteki çocuk konuşur? Fakat o beşikteki çocuk: “Bakın!” dedi “Allah'ın kuluyum ben. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı. Ve nerede olursam olayım, hayırlı kılmıştır beni, yaşadığım sürece bana namaz kılmayı, zekat vermeyi de emretti. Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır.” (19:29-33).

Doğaldır ki Hz. Meryem’in babasız çocuk doğurması pek çok insana garip gelmiş ve onun iffetsizlikle suçlanmasına neden olmuştur. Oysa kavmi işin içyüzünü bilmemektedir. Meryem seçilmiş bir kadındır. “Hani melekler, “Ey Meryem! Allah, seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.” (Âl-i İmran, 3:42). Bu sebeple Hz. Meryem, kendi kavmi içinde iffetsiz, Allah ve ona iman edenler nezdinde de iffetin sembolü olan bir kadındır. Onu “iffetin simgesi” olarak nitelememizin de sebebi budur.

Müslümanlar Hz. Meryem’i iffetli, tertemiz ve seçilmiş bir kadın olarak görürken, Hıristiyanlar onu “Bâkire Meryem” olarak anarlar. Katolik kilisesi, Meryem'in bekâretinin ölene kadar muhafaza edildiğine ve öldüğünde bedeniyle beraber cennete çekildiğine inanırken, Protestanlar ise Günahsız Doğum'a inanmakla beraber, Meryem'in ebedi bekâretini ve göğe çıkışını İncilsel bir dayanağı bulunmadığı gerekçesi ile reddederler. Yeni Ahit, Meryem’in ailesi ve erken dönem hayatı için çok az şey söyler. Meryem, annesi tarafından daha doğmadan erkek olacağı varsayımı ile Süleyman Mabedi'ne (Beyt-i Makdis) adanmıştır. Meryem'in bugünkü İsrail topraklarında yaşadığı, Beytüllahim'de babasız olarak İsa'yı dünyaya getirdiğine inanılır.

Hıristiyan kaynaklarda Meryem hakkında iki tür görüş bulunmaktadır. Bir kesim onun ömür boyu bakire kaldığına inanırken, bir kısmı da bunu reddeder. İkinci kesime göre Meryem'in hayatı boyunca bakire kaldığına dair doktrinin Tanrı Sözünde hiçbir dayanağı yoktur. Meryem, İsa'yı dünyaya getirdiğinde kesinlikle bakireydi, ancak Meryem hayatı boyunca bakire kalmamıştır. O ve Yusuf evlenmişler ve İsa'nın doğumundan sonra, "birleşip" çocuk sahibi olmuşlardır.

Meryem Sûresi’nde gündeme getirilen üçüncü konu ise, Hz. İsa’nın doğası hakkındaki tartışmalardır. Hz. İsa’nın kural-dışı olarak babasız dünyaya gelmesi çeşitli tartışmaları tetiklemiştir. Nasıl annesi hakkında farklı düşünceler ve algılar ortaya çıkmışsa, onun kimliği ve statüsü hakkında da farklı fikirler ortaya atılmıştır. Meryem Sûresi’nin son kısmı, “Rahmân, bir çocuk edindi” (19:88) diyenlerin fikrine bir itirazı dillendirmektedir. “Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız. Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir! Hâlbuki Rahmân’a bir çocuk edinmek yakışmaz. Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman’a kul olarak gelecektir.” (19:89-93).

Meryem Sûresi’nin Mekke döneminde geldiği dikkate alınırsa, Arapların bu fikri savunan kişilerle iç içe oldukları söylenebilir. Bu fikri savunanlar ya Hıristiyanlardır ya da bu fikri onlardan alıp Müslümanlarla tartışma içine giren Arap paganlardır. Hz. İsa’nın doğumunun olağanüstü olması, onu izleyenler arasında “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” (Tevbe, 9:30) fikrine yol açmıştır. Onlardan geri kalmayan Yahudiler de, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” (Tevbe, 9:30) görüşüne kapılmışlardır. Bu iki fikrin ortaya çıkması, teolojik tartışma ve rekabetin bir ürünüdür. Tarihte birçok inanç grubu, bazı gerekçelerle kendi peygamberlerini yüceltmişler ve tanrılaştırmışlardır. Bu yüceltme fikrinin gerisinde bir iyi niyet olsa da, bu tür fikirler tam da peygamberlerin halkları içinde mücadele ettikleri ve önlemek istedikleri inançlardır. Çünkü peygamberler bir aracı ve bir göstergeden (âyet) başka bir şey değildirler. Onlar, dikkatleri kendilerine değil, kendilerini görevlendiren Allah’a çekerler. Bu anlamda onlar tevhidî bir inanç ve dünya görüşünün tebliğcileridirler.

Hz. Meryem neden önemli bir figürdür?

Her şeyden önce o çok saygın bir soydan gelmektedir. İsrailoğullarının ileri gelenlerinden ve âlimlerinden biri olan ve Davud’un soyundan gelen İmran'ın kızıdır. İmran ailesi örnek ve model bir ailedir. Kur’an’da, daha önce ele aldığımız üzere bu ailenin adıyla anılan bir sûre (Âl-i İmran Sûresi) bulunmaktadır.

İkinci olarak Hz. Meryem kendini mabed hizmetine vermiş, takva sahibi ve dindar bir kadındır. Meryem, zaten "dindar kadın" anlamına gelmektedir. Erkeklerden sakınan, iffetli anlamında "Betül" adıyla da adlandırılır. O, iffetli kadınların simge ismidir. “İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan Meryem’i de an. Biz ona rûhumuzdan üfledik, hem onu hem oğlunu cümle âlem için bir ibret yaptık.” (Enbiyâ Sûresi, 21/91; Tahrîm Sûresi, 66/12). Hz. Meryem’in böyle simge bir isim olmasının gerisinde nebevi bir terbiye yatmaktadır. Hz. Meryem, bir peygamberin koruması altında yetişmiştir. ZekeriyyaPeygamber, onun için mescidde özel bir yer (mihrab) tahsis etmiştir. O burada sürekli ibadet ve dua ile meşgul olurdu.

Üçüncü olarak Hz. Meryem, tarihte önemli bir rol oynamış olan büyük peygamberlerden biri olan Hz. İsa’nın annesidir. Ona gebe kaldığı haberini melekler vermiştir: "Bir zaman melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Allah seni kendi tarafından bir emirle meydana gelecek olan bir çocukla müjdeler ki, onun adı Meryemoğlu İsa Mesih'tir. Dünya ve ahirette şeref sahibi ve Allah'a yaklaştırılanlardan olacaktır. İnsanlara, beşikte iken de konuşacaktır. O, salih kimselerden olacaktır" (Âl-i İmran, 3/45-46).

Dördüncü olarak Hz. Meryem babasız bir çocuğun annesi olarak büyük bir teste tabi tutulmuş ve bu testi geçmek için gerekli sabrı göstermiştir. Cebrail, ona oğlu olacağını bildirince, hayretini ifade etmekten kendini alıkoyamamış ve kendisine hiç bir erkek eli değmemiş, iffetli bir kimse olduğu halde bunun nasıl mümkün olabileceğini sorar. "Benim nasıl çocuğum olabilir. Bana hiç bir beşer dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim" dedi" (Meryem, 19-20). Aslında bu sözlerle, o sadece babasız çocuk doğurma deneyimini değil, bunun toplumu tarafından nasıl karşılanacağını da düşünüyordu. Hamileliği sırasında kavminden uzakta yaşadı, fakat bir gün geldi ki bu mutlu olayı kavmiyle paylaşmak zorunda kaldı ve kavminin her türlü eza ve cefasına göğüs gerdi.

İncillerde verilen bilgilere göre Hz. Meryem, İsa'yı alarak Yusuf’la birlikte Mısır'a gider. Mısır'a gidişin sebebi; kâhinleri kendisine Beyt-i Lahm'de doğan bir çocuğun bütün Yahudileri hâkimiyeti altına alacağını haber vermeleri üzerine, Kudüs'te zalim bir hükümdar olan Herodos'unBeyt-i Lahm'de doğan bütün çocukların öldürülmesini emretmesidir. Bunun üzerine Yusuf'a rüyasında Hz. Meryem'le çocuğu alıp Mısır'a gitmesi emredilmiştir (Sâbunî).

Son olarak Hz. Meryem dünya kadınlarına üstün kılınmıştır. Meleklerin ağzından: "Ey Meryem! Allah seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı." (Âl-i İmran, 3:42). Bazı hadislerde Hz. Meryem’in yanında örnek olmaları ve faziletleri bakımından Hz. Hatice, Hz. Fâtıma ve Hz. Âsiye bildirilmiştir. O, şüphesiz dört simge kadından biri, belki de en birincisidir. 

1.    HZ. MERYEM KENDİNİ MABED HİZMETİNE VERMİŞ, TAKVA SAHİBİ VE DİNDAR BİR KADINDIR. ERKEKLERDEN SAKINAN, İFFETLİ BİRİSİ OLDUĞUNDAN "BETÜL" ADIYLA DA ADLANDIRILIR.

2.    BABASIZ ÇOCUK DOĞMASI ELBETTE ŞAŞIRILACAK BİR OLAYDIR. BU TÜR OLAYLARA İNSAN ZİHNİ PEK YATKIN DEĞİLDİR. ÇÜNKÜ AKIL, OLAYLAR ARASINDA BAĞ KURARAK OLAYLARI AÇIKLAMAYA ÇALIŞIR.

3.    HZ. MERYEM BABASIZ BİR ÇOCUĞUN ANNESİ OLARAK BÜYÜK BİR TESTE TABİ TUTULMUŞ VE BU TESTİ GEÇMEK İÇİN GEREKLİ SABRI GÖSTERMİŞTİR.

4.    YÜCELTME FİKRİNİN GERİSİNDE BİR İYİ NİYET OLSA DA, BU TÜR FİKİRLER TAM DA PEYGAMBERLERİN HALKLARI İÇİNDE MÜCADELE ETTİKLERİ VE ÖNLEMEK İSTEDİKLERİ İNANÇLARDIR.

5.    PEYGAMBERLER BİR ARACI VE BİR GÖSTERGE(ÂYET) OLUP DİKKATLERİ KENDİLERİNE DEĞİL, ALLAH’A ÇEKERLER. ZİRA ONLAR TEVHİDÎ BİR İNANÇ VE DÜNYA GÖRÜŞÜNÜN TEBLİĞCİLERİDİRLER. 

Como tomar Cialis Levitra efectos Kamagra 100 mg Viagra y Cialis Viagra Original Kamagra Oral Jelly Viagra Lida daidaihua Viagra Original Kamagra Fizzy Cialis Levitra Generico Sildenafil generico Levitra Original Cialis Gel 20 mg Propecia Generico Viagra Soft Levitra bucodispersable Perfect Slim Cialis Soft Levitra 20mg Perfect Slim Levitra Generico Levitra Soft Cialis Generico Levitra Soft Cialis precio Priligy Generico Xenical Generico
sac a main chaussure sport Vetement nike chaussure adidas chaussure lunette de soleil Chaussure nike Chaussure adidas
sildenafil preis Red Viagra kaufen Potenzmittel Original Testpakete Cialis Black kaufen Cialis kaufen Cialis 5mg tadalafil kaufen Kamagra Oral Jelly Levitra Original Red Viagra Viagra rezeptfrei Cialis Generika Kamagra kaufen Viagra kaufen Cialis rezeptfrei Levitra Professional kaufen Viagra Flavored kaufen Brand Viagra kaufen Viagra Super Active kaufen Cialis Original Cialis Super Active Viagra Original Viagra with Dapoxetine kaufen Viagra Fur Die Frau Kamagra Effervescent
Acheter Propecia Acheter Priligy Viagra Suisse Cialis Suisse Acheter Levitra Acheter Cialis 5mg Acheter Levitra Orodispersible